İnsanın En Büyük Sınavı: En Çok İstediği Şey

Rûm 36–46 Işığında Denge, Rızık ve Teslimiyet

Hepimizin hayatta istediği şeyler var.

Birimiz evlenmek istiyor.
Birimiz çocuk sahibi olmak istiyor.
Birimiz işini büyütmek istiyor.
Birimiz daha fazla para kazanmak istiyor.
Birimiz borcunu kapatmak istiyor.
Birimiz huzurlu bir yuva istiyor.
Birimiz çocuğunun başarılı olmasını istiyor.

Bunların hiçbirinde başlı başına bir problem yok.

Problem, istediğimiz şeyin hayatımızdaki yerinin değişmeye başlamasıyla ortaya çıkıyor.

Çünkü insan bazen bir şeyi o kadar çok istiyor ki artık onu istemiyor; ona bağımlı hale geliyor.

“Olursa güzel olur” düşüncesi zamanla:

“Olmak zorunda.”

haline geliyor.

İşte tam burada insanın dengesi bozulabiliyor.

Rûm Suresi’nin 36–46. ayetlerini birlikte okuduğumuzda, aslında insanın bu psikolojisinin çok güçlü bir şekilde ele alındığını görüyoruz.


1. RAHMET GELİNCE SEVİNİYORUZ, SIKINTI GELİNCE HER ŞEY BİTMİŞ GİBİ DAVRANIYORUZ

Rûm 36’da insanların kendilerine bir rahmet ulaştığında sevindikleri, fakat kendi yaptıklarının sonucu olarak bir sıkıntıyla karşılaştıklarında hemen ümitsizliğe düştükleri anlatılıyor.

Bu ayet insan psikolojisinin çok önemli bir tarafına dokunuyor.

İşler güzel gidiyorsa:

“Allah bana yardım ediyor.”

Para kazanıyorsak:

“Her şey yolunda.”

Evliliğimiz güzelse:

“Hayat ne güzel.”

Çocuğumuz başarılıysa:

“Çok şükür.”

Ama işler biraz tersine döndüğünde bir anda:

“Ben şimdi ne yapacağım?”

“Neden benim başıma geldi?”

“Her şey bitti.”

“Bundan sonra düzelmez.”

demeye başlayabiliyoruz.

Peki neden?

Çünkü çoğu zaman huzurumuzu Allah’a değil, sonuçlara bağlamışız.

İş varsa huzurluyum.

Para varsa huzurluyum.

Eşim istediğim gibi davranıyorsa huzurluyum.

Çocuğum başarılıysa huzurluyum.

İstediğim gerçekleşiyorsa huzurluyum.

Böyle olunca da sonuç değiştiği anda iç dünyamız çöküyor.

Oysa ayet bize başka bir bilinç kazandırıyor:

Bolluk da hayatın bir parçası, darlık da.

Bizim sınavımız yalnızca istediğimizi elde edip etmemek değil; iki durumda da nasıl davrandığımızdır.


2. RIZKI SADECE KENDİ GÜCÜMÜZÜN SONUCU ZANNETMEK

Rûm 37 hemen ardından rızkın bazen genişlediğini bazen daraldığını hatırlatıyor. Bunun iman edenler için üzerinde düşünülmesi gereken bir işaret olduğu bildiriliyor.

Bu ayet iş hayatımıza çok önemli bir ölçü getiriyor.

Çalışacağız.

Üreteceğiz.

Plan yapacağız.

Müşteri arayacağız.

Ticaret yapacağız.

Mesleğimizi geliştireceğiz.

Ama bir noktadan sonra şunu unutmamamız gerekiyor:

Ben sebepleri oluştururum fakat hayatın bütün sonucunu kontrol edemem.

İşte insanın en fazla zorlandığı yer burasıdır.

Çünkü insan kontrol etmek ister.

“Bu müşteri kesin benim olmalı.”

“Bu işi kesin almalıyım.”

“Bu kişiyle kesin evlenmeliyim.”

“Çocuğum kesin bu okula girmeli.”

“Bu yatırım mutlaka kazanmalı.”

Fakat hayat bize defalarca gösteriyor ki her istediğimiz olmuyor.

Bazen olmaması da bizim için daha hayırlı olabiliyor.

Teslimiyet tam burada başlıyor.

Teslimiyet:

“Ben hiçbir şey yapmayacağım.”

demek değildir.

Teslimiyet:

Elimden geleni yaparım, bedelimi öderim, çalışırım, araştırırım; fakat sonucu ilahlaştırmam.

Olmadığı zaman dünyamı başıma yıkmam.


3. İNSAN SADECE KENDİSİ İÇİN YAŞAMAYA BAŞLADIĞINDA MİZAN BOZULUYOR

Rûm 38’de akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkının verilmesi isteniyor. Bunun Allah’ın hoşnutluğunu isteyenler için daha hayırlı olduğu bildiriliyor.

Burada çok önemli bir denge var.

Çünkü insan bir şeyi aşırı istediğinde çevresindeki insanların haklarını görmemeye başlayabilir.

Mesela adam işini çok seviyor.

Sabah iş.

Akşam iş.

Hafta sonu iş.

Tatilde iş.

Evde bilgisayar açık.

Telefonda müşteriler.

Kafasında projeler.

Para kazanıyor olabilir.

Şirketi büyüyor olabilir.

Ama bir soru soralım:

Eşinin hakkı ne oldu?

Çocuğunun hakkı ne oldu?

Annesinin, babasının hakkı ne oldu?

Akrabasının hakkı ne oldu?

Kendi bedeninin hakkı ne oldu?

Hatta kendi ruhunun hakkı ne oldu?

Derste anlatmaya çalıştığımız mizan tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Çalışmak kötü değildir.

Çok çalışmak da kötü değildir.

Fakat iş hayatın bütününü yutmaya başladıysa artık araç amaç haline gelmiştir.

Aynısı çocuk konusunda da olabilir.

İnsan çocuğunu çok sevebilir.

Ama çocuk hayatın tek merkezi haline gelirse eş unutulabilir, anne baba unutulabilir, insan kendisini bile unutabilir.

Demek ki sevmenin de, çalışmanın da, kazanmanın da bir dengesi var.


4. HER ARTIŞ GERÇEK KAZANÇ DEĞİLDİR

Rûm 39 çok çarpıcı bir ölçü veriyor.

İnsanların mallarında artsın diye verilen ribânın Allah katında artmadığı, Allah’ın hoşnutluğu gözetilerek verilenin ise gerçek anlamda değer kazandığı ifade ediliyor.

Buradan çok önemli bir hayat ilkesi çıkarabiliriz:

Her çoğalma, gerçek anlamda büyümek değildir.

Bankadaki paran artabilir.

Şirketinin cirosu artabilir.

Evlerinin sayısı artabilir.

Arabanın modeli yükselebilir.

Sosyal statün artabilir.

Ama aynı zamanda huzurun azalabilir.

Uykun bozulabilir.

Ailenle ilişkin zayıflayabilir.

Çocuğunu göremez hale gelebilirsin.

Sağlığını kaybedebilirsin.

O zaman şu soruyu sormamız gerekir:

Gerçekten kazandım mı?

Kur’an insanın başarı tanımını değiştiriyor.

Sadece:

“Ne kadar kazandın?”

diye sormuyor.

Aynı zamanda:

“Bu kazanç seni neye dönüştürdü?”

sorusunu düşündürüyor.


5. RIZKI VERENİ UNUTUP RIZIK VASITALARINI MUTLAKLAŞTIRMAK

Rûm 40’ta insanı yaratanın, rızık verenin, öldürenin ve yeniden diriltecek olanın Allah olduğu hatırlatılıyor. Ardından insanların Allah’a ortak koştuklarının bunlardan herhangi birini yapıp yapamayacağı soruluyor.

İşte burada bizim dersimizle çok önemli bir bağlantı ortaya çıkıyor.

İnsan bazen farkında olmadan:

işine,

parasına,

müşterisine,

patronuna,

eşine,

çocuğuna,

kariyerine,

hatta toplumsal statüsüne

Allah’a ait olmayan bir güç yüklemeye başlıyor.

“Bu müşteri giderse biterim.”

“Bu adam olmazsa yaşayamam.”

“Bu kadın beni terk ederse mahvolurum.”

“Bu işi kaybedersem hayatım biter.”

“Çocuğum başarılı olmazsa ben bittim.”

İşte tehlikeli nokta burasıdır.

Çünkü yaratılmış bir şeyi hayatımızın mutlak belirleyicisi haline getiriyoruz.

Halbuki müşteri rızkın kaynağı değil, rızkın sebeplerinden biridir.

İşimiz rızkın sahibi değildir.

Patronumuz rızkın sahibi değildir.

Paramız geleceğimizin mutlak güvencesi değildir.

Bunu fark ettiğimiz zaman insan rahatlıyor.

Çalışmayı bırakmıyor.

Ama korkunun kölesi de olmuyor.


6. RÛM 41: MUSİBETİ SADECE MİSTİK BİR OLAY GİBİ OKUMAMAK

Bu bölüm, dersimizin belki de Rûm Suresi ile en güçlü birleştiği noktalardan biridir.

Rûm 41’de insanların kendi yapıp ettikleri sebebiyle karada ve denizde bozulmanın ortaya çıktığı ve insanların yaptıklarının bazı sonuçlarını tatmalarının onların geri dönmelerine vesile olabileceği bildiriliyor.

Bu ayeti sadece şöyle anlamamak gerekiyor:

“Bir şey oldu, gökten bir ceza geldi.”

Hayatın içerisinde çok güçlü sebep-sonuç ilişkileri vardır.

Derste de üzerinde durduğumuz nokta buydu.

Mesela bir insan yıllarca ailesini ihmal ediyor.

Sonra:

“Eşimle neden aramız bozuldu?”

diyor.

Bir baba yıllarca çocuğuyla ilgilenmiyor.

Sonra çocuk büyüdüğünde:

“Neden beni dinlemiyor?”

diyor.

Bir insan sürekli borçlanıyor, kontrolsüz harcıyor.

Sonra ekonomik sıkıntı çıktığında:

“Neden bunlar benim başıma geliyor?”

diyor.

Bir işveren sadece daha fazla para kazanmak için çalışanının hakkını, ailesini, sağlığını, kendi sağlığını görmezden geliyor.

Yıllar sonra ruhsal ve ailevi problemler başladığında şaşırıyor.

Oysa bazen yaşadığımız sonuçlar, daha önce yaptığımız tercihlerin devamıdır.

İşte Rûm 41 bize çok önemli bir soru sorduruyor:

“Ben bugün yaşadığım bazı problemlerin hangi sebeplerini dün kendi ellerimle oluşturdum?”

Bu soru insanı suçlamak için değil, dönüş yolunu bulmak için sorulmalıdır.

Çünkü ayetin sonunda amaç dönüşe kapı açılmasıdır.


7. SADECE BAŞIMIZA GELENE DEĞİL, BAŞKALARININ SONUCUNA DA BAKACAĞIZ

Rûm 42 bize yeryüzünde dolaşıp geçmiş toplumların sonlarının nasıl olduğuna bakmamızı söylüyor.

Yani Kur’an sadece:

“Kendi tecrübenle öğren.”

demiyor.

Başkalarının tecrübelerinden de öğren.

Bugün bunu kendi hayatımıza uyarlayalım.

Bir yaşam biçimini savunuyoruz.

Peki sonuçlarına baktık mı?

Bir insan diyebilir ki:

“Ben hayatımı işe adarım.”

Peki bunu otuz yıl yapan insanların aile hayatına bak.

Sağlığına bak.

Çocuklarıyla ilişkisine bak.

Psikolojisine bak.

Birisi:

“Para her sorunu çözer.”

diyebilir.

Peki çok parası olan bütün insanlar huzurlu mu?

Birisi:

“Ben ne hissediyorsam onu yaparım.”

diyebilir.

Peki sürekli anlık hazlarının peşinden giden insanların uzun vadeli hayatına bak.

Kur’an’ın yöntemi çok gerçekçidir:

Sonuçlara bak.

Çünkü fikirlerin doğruluğu yalnız güzel cümlelerle değil, ortaya çıkardığı hayatla da anlaşılır.


8. DUYGULARIN DEĞİL, İLKELERİN YÖNETTİĞİ BİR HAYAT

Rûm 43’te geri dönüşü olmayan gün gelmeden önce insanın yüzünü dosdoğru dine çevirmesi isteniyor.

Bu bize şunu düşündürüyor:

Hayatımızın yönünü ne belirliyor?

Duygularımız mı?

İsteklerimiz mi?

Korkularımız mı?

Çevrenin baskısı mı?

Para mı?

Yoksa Rabbimizin koyduğu ölçüler mi?

Çünkü insanın duyguları çok hızlı değişiyor.

Bugün çok sevdiğimiz bir şeyden yarın nefret edebiliyoruz.

Bugün uğruna dünyayı karşımıza aldığımız bir şeyi birkaç yıl sonra istemeyebiliyoruz.

Bu nedenle insan yalnızca duygusuyla karar verdiğinde hata yapabilir.

Özellikle bir şeyi aşırı istediğimiz zaman.

Derste de söylediğimiz gibi, bir insan çok istediği bir evlilikte, işte veya başka bir konuda karşısındaki işaretleri göremeyebilir. Dışarıdan bakan bir kişi bazen onun göremediğini görebilir; çünkü olayın içindeki kişinin duyguları çok daha aktiftir.

Bu nedenle önemli kararlarımızda kendimize şu soruyu sormalıyız:

“Ben şu anda doğru olanı mı görüyorum, yoksa sadece çok istediğim şeyi mi görüyorum?”


9. SONUÇLARIMIZI AMELLERİMİZ HAZIRLIYOR

Rûm 44–45’te inkârın kişinin kendi aleyhine olduğu; salih amel işleyenlerin ise kendileri için hazırlık yaptıkları ve iman edip salih amel işleyenlerin Allah’ın lütfuyla karşılık görecekleri bildiriliyor.

Bu ayetler çok önemli bir sorumluluk bilinci getiriyor:

Hayat sadece başımıza gelenlerden ibaret değildir.

Bizim yaptıklarımız da vardır.

Salih amel sadece konuşmak değildir.

Sadece iyi niyet de değildir.

Hayatın içinde karşılığı vardır.

Evlilikte salih amel vardır.

Eşimizin hakkını gözetmek vardır.

Çocuk yetiştirirken salih amel vardır.

İş hayatında dürüst davranmak vardır.

Çalışanın hakkını vermek vardır.

Akrabayla ilgilenmek vardır.

İnsanlara destek olmak vardır.

Kendi nefsimizi kontrol etmek vardır.

Bir ilişkinin bozulmasında sürekli:

“Karşı taraf ne yaptı?”

diye bakmak kolaydır.

Bir de:

“Ben ne yaptım?”

diye sormak gerekir.

Çünkü insanın değişebileceği ilk kişi kendisidir.


10. TESLİMİYET ÇALIŞMAMAK DEĞİLDİR: RÛM 46

Rûm 46 bütün bu bölümün sonunda çok güzel bir denge kuruyor.

Allah rüzgârları gönderiyor.

Rüzgârlar rahmetin müjdecisi oluyor.

Gemiler hareket ediyor.

İnsan Allah’ın lütfundan rızkını arıyor.

Ve sonunda şükür geliyor.

Dikkat edin:

Ayet:

“Evde oturun, hiçbir şey yapmayın.”

demiyor.

Gemiler hareket ediyor.

İnsan rızkını arıyor.

Yani çaba var.

Hareket var.

Emek var.

Ama bütün bunların üzerinde Allah’ın kurduğu sistemin farkında olmak var.

İşte teslimiyet budur.

Çalışacağım.

Ama işi ilah edinmeyeceğim.

Para kazanacağım.

Ama parayı hayatın merkezine koymayacağım.

Eşimi seveceğim.

Ama eşime Allah’a ait bir makam vermeyeceğim.

Çocuğumu çok seveceğim.

Ama bütün hayatımı çocuğun etrafında yok etmeyeceğim.

Başarılı olmak isteyeceğim.

Ama başarısızlık geldiğinde hayatım bitti zannetmeyeceğim.

Ben gemimi yüzdüreceğim.

Rüzgâr için Rabbime güveneceğim.


RÛM 36–46 BİZE BİR HAYAT HARİTASI VERİYOR

Bu ayetleri bir bütün halinde okuduğumuzda ortaya çok anlamlı bir sıra çıkıyor:

Önce insanın bolluk ve sıkıntı karşısındaki ruh hali anlatılıyor.

Ardından rızkın bazen genişleyip bazen daralabileceği hatırlatılıyor.

Sonra insanın sadece kendisine kapanmaması, başkalarının haklarını gözetmesi isteniyor.

Ardından maddi artışın tek başına gerçek kazanç olmadığı gösteriliyor.

Sonra rızkın gerçek sahibinin kim olduğu hatırlatılıyor.

Ardından insanların kendi yaptıkları sebebiyle bozulmaların ortaya çıkabileceği bildiriliyor.

Sonuçlara bakmamız isteniyor.

Sonra yönümüzü düzeltmemiz söyleniyor.

Salih amele çağrılıyoruz.

Ve sonunda tekrar dünyaya gönderiliyoruz:

Çalışın.

Rızkınızı arayın.

Ve şükredin.

Muhteşem bir denge.

Ne dünyayı terk etmek var.

Ne dünyanın kölesi olmak var.


İNSANIN EN BÜYÜK SINAVI BELKİ DE EN ÇOK İSTEDİĞİ ŞEYDİR

Bazen insan fakirlikle sınanmaz.

Para isteğiyle sınanır.

Bazen yalnızlıkla sınanmaz.

Evlenme isteğiyle sınanır.

Bazen çocukla sınanmaz.

Çocuğuna aşırı bağlanmasıyla sınanır.

Bazen işle sınanmaz.

Başarı hırsıyla sınanır.

Bazen kaybetmekle sınanmaz.

Kaybetme korkusuyla sınanır.

Çünkü kaybetmekten çok korktuğumuz şey bizi yönetmeye başlar.

İşte insanın kendisine zaman zaman sorması gereken soru budur:

Ben neyi kaybetmekten çok korkuyorum?

Paramı mı?

İşimi mi?

Eşimi mi?

Çocuğumu mu?

Statümü mü?

İnsanların benim hakkımdaki düşüncesini mi?

Sonra ikinci soruyu sormalıyız:

Bunu kaybetmemek için doğru bildiğim şeylerden vazgeçiyor muyum?

Eğer cevap evetse orada durmamız gerekir.

Çünkü artık biz o şeye sahip değiliz.

O şey bize sahip olmaya başlamıştır.


ÖZGÜRLÜK HER İSTEDİĞİNİ ELDE ETMEK DEĞİLDİR

Gerçek özgürlük:

“Ben bunu istiyorum.”

diyebilmektir.

Ama ardından:

“Hayırlı değilse vazgeçebilirim.”

diyebilmektir.

Çalışabilirim.

Ama sonucu zorlamam.

Sevebilirim.

Ama kendimi kaybetmem.

Para kazanabilirim.

Ama paraya kul olmam.

Çocuğumu sevebilirim.

Ama hayatımdaki bütün insanları onun uğruna silmem.

İşimde başarılı olabilirim.

Ama bir gün işim giderse benim de yok olduğumu düşünmem.

Çünkü benim Rabbim işimden büyük.

Rızkım müşterimden büyük.

Hayatım paramdan büyük.

Ve ben sadece bugün gördüğüm sonuçlardan ibaret değilim.

Rûm 36–46’nın bize öğrettiği temel bilinç belki de şudur:

Elinden geleni yap.
Hakkı gözet.
Sonuçlardan ders çıkar.
Bozulan yeri düzelt.
Rabbine yönel.
Salih amel üret.
Rızkını ara.
Ama hiçbir dünyalığı hayatının rabbi haline getirme.

Çünkü insanın huzuru, her istediğinin gerçekleşmesiyle değil;

ne istediğini, neden istediğini ve gerektiğinde neden vazgeçebileceğini bilmesiyle başlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir