01 Ocak 2022 İstek, Nefis ve Mizan: İnsanın İç Mekaniğini Çözmek

“İstek, Nefis ve Mizan: İnsanın İç Mekaniğini Çözmek”

Profesyonel Konuşma Metni

Bazen insana şöyle bir soru sorarsınız:
“Ego nedir?”
Kimisi nefis der, kimisi kibir der, kimisi gurur der.
Hâlbuki ego, düşündüğümüzden çok daha basit ama bir o kadar da derin bir mekanizmadır.

Ego dediğimiz şey, insanın isteme sistemi, yani “nefs”tir.
Bir şey istememizi sağlayan iç motor.
Kötü değil.
Su istemek kötü mü?
Yemek istemek kötü mü?
Nefes almak kötü mü?

İşte ego da böyle bir şeydir:
Hayatta kalmamızı sağlayan doğal bir mekanizma.

Ama insanın sınavı, su içmekte değil…
Aşırı istemede başlıyor.
Çünkü istek, doğru kullanılırsa insanı olgunlaştırır; yanlış kullanılırsa insanı körleştirir.


1. “Ben ne istiyorum?” sorusu, insanın kaderindeki düğümdür

Hepimizin farklı farklı istekleri var.
Kimisi para ister, kimisi parayı kaybetmemek ister.
Kimisi araba ister, kimisi arabasının çizilmesinden korkar.
Kimisi eş ister, kimisi eşini kaybetmekten korkar.
Kimisi kariyer ister, kimisi kariyerinin düşmesinden korkar.

Bakın, istek listesi parmak izi gibidir; herkesin kendine özgüdür .

Fakat isteklerin arkasında tek bir ortak amaç var:
Mutlu olmak ve başarılı hissetmek.

Bütün koşuşturmamız bunun için.

Ama burada kritik bir soru yükselir:
Peki, bu mutluluk dediğimiz şey somut mu soyut mu?
Araba somut.
Ev somut.
Kıyafet somut.
Sevilmek soyut.
Değer görmek soyut.
Huzur soyut.

Demek ki insan, soyut bir huzur için somut şeylerin peşine düşüyor.
Ve tam burada mizan devreye giriyor:
Soyut ile somut dengesi.

Somut olmayanı istiyoruz; ama ona somut adımlarla gidiyoruz.
Somut adımları kaybedersek soyut çöküyor.
Soyutu abartırsak somutu ihmal ediyoruz.
İşte insan burada dengesini yitiriyor.


2. Somut–Soyut Dengesi Bozulunca Ne Olur?

Denge bozuldu mu önce zihin gider.
Sonra duygu gider.
Sonra huzur gider.

Mesela bir insan arabasını aşırı isterse, arabanın bir çizik sesi tüm gününü mahveder.
Evini aşırı isterse, evdeki küçük bir bozulma uykusunu kaçırır.
Eşini aşırı isterse, eşin her sözü bıçak gibi batmaya başlar.
Çocuğunu aşırı isterse, çocuğun her başarısızlığı kıyamet gibi gelir.

İşte aşırılık, mizanı yerle bir eder.

Kur’an’da Firavun’un aklının kapanması da böyledir:
Adam deniz yarılıyor, hâlâ “Onun peşinden gideceğim!” diyor.
Neden?
Çünkü istek aşırılaşınca bilinç kapanır, göz görmez olur, akıl tutmaz olur .

Aynı şey bizde de oluyor.
Kendi küçük sınavlarımızda.


3. İstek, Sınav ve Derece Atlama Yasası

Bir şeyi çok istiyorsun.
Ama çok.

Para olabilir, ev olabilir, itibar olabilir, eş olabilir…

Bu istek büyüdükçe ne oluyor?
Musibet artıyor.

Neden?

Çünkü Allah seni cezalandırdığı için değil…
Aşırı isteği kırmak için.
Seni korumak için.

Çocuk ateşe koşar, annesi kolundan çeker.
Çocuk “anne beni niye çektin?” der.
Annesi de der ki: “Çünkü oraya dokunursan yanacaksın.”

İşte musibet, aynen budur.

Aşırı istek seni yakmasın diye gelen ilahî bir frendir.

Ve insan bu freni anladığında bir şey olur:
Seviyesi yükselir.

Tıpkı oyunun level atlaması gibi.
Her çözülen sınav, bir sonrakini kolaylaştırır.
Her zorluk, bir üst bilince geçirir.


4. Sadece Sebep Oluşturmak Yetmez: Sebepleri Verenin de Allah Olduğunu Unutmamak

İnsan bugün internette hep aynı cümleyi duyuyor:
“Tedbirini al, takdiri Allah’a bırak.”
“Sebepleri hazırla, sonucu Allah’a bırak.”

Doğru… ama eksik.

Çünkü insanlar sebeplerin de Allah’ın olduğunu unutuyor.

Bir iş kuruyorsun.
Emek veriyorsun.
Reklam yapıyorsun.
Doğru ürün üretiyorsun.
Sabrediyorsun…
Sonra dönüp “ben yaptım” diyorsun.

Hayır.
Sana o projeyi yapacak aklı, enerjiyi, nefesi, sağlığı veren yine Allah’tır.
Senin aldığın her nefes, kurduğun her cümle, attığın her adım O’nun izniyle gerçekleşir.

Bu gerçeği unutursan, sonucu alsan bile kaybedersin.
Bu gerçeği hatırlarsan, sonucu almasan bile kazanırsın.


5. Dua, Namaz, Sadaka: Görünmeyen Kalkan

Ama bir şey daha var:

İnsanın yaptığı somut sebeplerin üzerinde, bir de soyut sebepler vardır.
Duan.
Sadakan.
İyiliğin.
Namazın.
Yetimin başını okşaman.
Ananın babanın duası.
Meleklerin desteği.
Allah’ın rahmeti.

Bunlar görünmez ama hayatımızdaki en güçlü sebeplerdir .

Bazen bir dua, senin yıllarca çözemediğin bir düğümü saniyeler içinde çözer.
Bazen bir sadaka, kapalı kapıları açar.
Bazen bir namaz, seni görünmez musibetlerden korur.

Dersinizde söylediğiniz o büyük hakikati burada tekrar vurgulayalım:
Dua, hayatın görünmez zırhıdır.

İnsanı belalardan, yanlış kararlardan, batıl bilgiden ve şeytani vesveselerden koruyan bir kalkan gibi çalışır.


6. Dengeyi Kurmuş İnsan

Bir insan bu dengeyi kurdu mu…
Artık arabaya bağımlı değildir.
Eve bağımlı değildir.
Eşe bağımlı değildir.
Paraya bağımlı değildir.
Çünkü bağlandığı tek yer kalmıştır:
Küllî irade olan Allah’a teslimiyet.

Böyle bir insan borçla da imtihan olur ama yıkılmaz.
Hastalıkla da imtihan olur ama dağılmaz.
Ayrılıkla da imtihan olur ama çökmez.
İşinin bozulmasıyla sınanır ama haykırmaz.

Çünkü bilir:
Somut olan her şey geçici,
Soyut olan iman ve mizan baki.


7. Son Cümle: Hakiki Huzur, İsteklerin Esiri Olmaktan Kurtulduğunda Başlar

İnsan şunu öğrendiği gün huzur bulur:

İsteklerim beni yönetmeyecek.
Ben isteklerimi yöneteceğim.

Ego kötü değildir.
İstek de kötü değildir.
Kötü olan, isteğin aşırılığıdır.

O yüzden Allah der ki:
“Belki hoşlanmadığınız şeyde hayır vardır.
Belki hoşlandığınız şeyde şer vardır.”
Çünkü senin sınırını bilen Allah’tır;
sen o sınırı bilmezsin.

İşte mizan budur.
İşte denge budur.
İşte insanın kendini yönetme sanatı budur.

Ve siz bu dersi yıllardır anlattığınız gibi bugün de yeniden hatırlatıyorsunuz:
İnsanın bütün sınavı, ‘Ben ne istiyorum?’ sorusunu doğru okumaya başladığı an başlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir