Karunlaşmak: Mal, Güç, Kibir ve Ahiret Yurdu

Karunlaşmak: Mal, Güç, Kibir ve Ahiret Yurdu

Kur’an’da Karun kıssası sadece geçmişte yaşamış zengin bir adamın hikâyesi değildir. Karun, her çağda tekrar tekrar ortaya çıkan bir karakterdir. Bazen bir iş adamının kalbinde, bazen bir yöneticinin dilinde, bazen bir evin içinde, bazen kardeşler arasında, bazen de toplumun güçlü ve ünlü insanlarında kendini gösterir.

Kasas Suresi 76-82. ayetlerde Allah bize Karun’u anlatır. Karun, Hz. Musa’nın kavmindendi. Yani dışarıdan gelen yabancı biri değildi. Aynı toplumun içinden çıkmıştı. Fakat Allah’ın ona verdiği mal ve servet sebebiyle azdı, şımardı ve büyüklük tasladı.

Karun’un serveti o kadar büyüktü ki, hazinelerinin anahtarlarını taşımak bile güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Fakat Kur’an’ın dikkat çektiği asıl mesele servetin büyüklüğü değildir. Asıl mesele o servetin insanın kalbinde ne yaptığıdır.

Çünkü mal tek başına kötü değildir. Zenginlik haram değildir. Ticaret yapmak, çalışmak, üretmek, kazanmak yanlış değildir. Yanlış olan; malın insanı Allah’tan koparması, kibirli yapması, merhametsizleştirmesi ve insanlara tepeden baktırmasıdır.

Karun’a kavmi şöyle dedi:

“Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez.”
Kasas 28/76

Bu cümle, bugünün insanı için de çok büyük bir uyarıdır.

Allah mal sahibi olmayı değil, mal ile şımarmayı yasaklıyor. Güç sahibi olmayı değil, güç ile insanları ezmeyi yasaklıyor. İmkân sahibi olmayı değil, o imkânı Allah’tan bağımsız görmeyi yasaklıyor.

Ardından Karun’a şu nasihat yapılıyor:

“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap. Yeryüzünde bozgunculuk isteme.”
Kasas 28/77

Bu ayet bize çok önemli bir denge öğretir.

Müslüman dünyayı tamamen terk eden insan değildir. Ama dünyayı ahiretin önüne koyan insan da değildir. Çalışır, kazanır, üretir, ticaret yapar, ev alır, araç alır, ailesine bakar. Fakat bütün bunları yaparken unutmaz:

Bu mal benim ilahım değildir.
Bu para benim ebedi güvencem değildir.
Bu makam benim kalıcı sığınağım değildir.
Bunların hepsi Allah’ın bana verdiği bir imtihandır.

Allah sana iyilik yaptıysa, sen de iyilik yapmalısın. Allah sana imkân verdiyse, sen de imkânsıza el uzatmalısın. Allah sana mal verdiyse, sen de açın, yetimin, mazlumun sofrasına katkı sunmalısın.

Çünkü zenginliğin şükrü sadece “Elhamdülillah” demek değildir. Zenginliğin gerçek şükrü, o nimeti Allah’ın razı olacağı yerde kullanmaktır.

Yetimi görüp geçiyorsan, fakiri küçümsüyorsan, mazluma sırtını dönüyorsan, mal seni merhametsiz yapmışsa; o mal artık nimet olmaktan çıkar, fitneye dönüşür.

Karun’un cevabı ise kibir hastalığının en açık örneğidir:

“Bu servet bana ancak bendeki bilgi sayesinde verildi.”
Kasas 28/78

Yani Karun şöyle demiş oldu:

Ben kazandım.
Ben başardım.
Ben zekiyim.
Benim bilgim var.
Benim gücüm var.

Bugün de aynı cümleleri modern insanın dilinde duyuyoruz:

Ben yaptım.
Ben büyüttüm.
Ben kazandım.
Benim şirketim.
Benim markam.
Benim param.
Benim çevrem.

Elbette insan çalışır. Emek verir. Çaba gösterir. Akıl kullanır. Fakat insan emeğini ilahlaştırırsa, Allah’ın lütfunu unutur. Karun’un hatası zengin olması değildi. Karun’un hatası, zenginliği kendinden bilmesiydi.

Bugün de zengin, güçlü, ünlü, holding sahibi olan insanların imtihanı burada başlar.

Gazze’de çocuklar açken, bebekler bombalar altında can verirken, anneler evlatlarının parçalarını toplarken, mazlum insanlar su, ilaç, yiyecek ve güvenlik beklerken; malı, gücü, sesi ve imkânı olduğu halde susan insan, Karun kıssasının aynasına bakmalıdır.

Çünkü Allah malı sadece biriktirmek için vermez. Gücü sadece konfor için vermez. Şöhreti sadece alkış toplamak için vermez. Makamı sadece itibar için vermez.

Bunların hepsi birer imtihandır.

Bir insanın milyonları varsa ama Gazze’deki aç çocuğa eli gitmiyorsa; o servet onun için nimet değil, ağır bir hesaptır.

Bir ünlünün milyonlarca takipçisi varsa ama mazlumlar için tek cümle kurmuyorsa; o takipçi sayısı sadece şöhret değil, ahirette sorumluluktur.

Bir holding sahibinin depoları, fabrikaları, lojistik gücü, parası ve bağlantıları varsa ama mazlumlar için hiçbir şey yapmıyorsa; o imkânlar ahirette ona sorulacaktır.

Çünkü imkân arttıkça sorumluluk da artar.

Az verilenden az sorulur.
Çok verilenden çok sorulur.

Karun kıssası sadece zenginlere değil, topluma da ayna tutar. Karun ihtişam içinde kavminin karşısına çıktığında, dünyayı isteyen insanlar ona bakıp şöyle dediler:

“Keşke Karun’a verilenin benzeri bize de verilseydi.”
Kasas 28/79

İşte burada toplumun kalbi ortaya çıkar.

Bazı insanlar hakkı değil, gösterişi sever. Takvayı değil, serveti yüceltir. Ahlakı değil, vitrini beğenir. Bugün de lüks arabaları, büyük evleri, markalı kıyafetleri, sosyal medya vitrinlerini görünce etkileniyoruz. İçimizden “Keşke bende de olsa” diyoruz.

Ama sormuyoruz:

Bu mal helal mi?
Bu hayat bereketli mi?
Bu insan Allah’a yakın mı?
Bu servetin içinde kul hakkı var mı?
Bu gösterişin arkasında kibir var mı?

İşte ilim verilen kimseler burada devreye giriyor ve diyorlar ki:

“Yazıklar olsun size! İman edip salih amel işleyenler için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır.”
Kasas 28/80

Demek ki ilim sahibi insan sadece bilgisi çok olan insan değildir. Gerçeği doğru tartabilen insandır.

Cahil insan vitrine bakar.
Akıllı insan akıbete bakar.

Cahil insan servete hayran olur.
Akıllı insan servetin hesabını düşünür.

Cahil insan Karun’un ihtişamına bakar.
Akıllı insan Karun’un sonuna bakar.

Sonra Allah, Karun’u ve sarayını yerin dibine geçirir. Ne hazinesi onu kurtarır, ne bilgisi, ne itibarı, ne çevresi, ne de gücü.

Karun’un hazineleri onu kurtaramadıysa, bugünün banka hesapları da kimseyi kurtaramaz. Karun’un sarayı onu koruyamadıysa, bugünün villaları da kimseyi koruyamaz. Karun’un itibarı onu kurtaramadıysa, bugünün şöhreti de kimseyi kurtaramaz.

İşte bu kıssadan sonra Kasas Suresi 83. ayet gelir ve bütün meseleyi özetler:

“İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde büyüklük taslamayanlara ve bozgunculuk istemeyenlere veririz. Güzel sonuç muttakilerindir.”
Kasas 28/83

Bu ayet Karun kıssasının sonucudur.

Yani Allah bize şunu söylüyor:

Ahiret yurdu Karunlaşanların değil, takva sahiplerinindir.
Ahiret yurdu büyüklük taslayanların değil, haddini bilenlerindir.
Ahiret yurdu fesat ve bozgunculuk isteyenlerin değil, yeryüzünde ıslah isteyenlerindir.

Burada çok ince bir nokta vardır. Allah sadece “bozgunculuk yapmayanlar” demiyor. “Bozgunculuk istemeyenler” diyor.

Yani mesele sadece elinle zarar vermemek değildir. Kalbinde bile fitne istememek, aileyi dağıtmak istememek, kardeşi kardeşe düşürmek istememek, toplumda ahlakı bozmak istememek, zulmü desteklememek, haramı normalleştirmemektir.

Fesat sadece savaş çıkarmak değildir. Fesat bazen aile içinde olur. Bazen iş yerinde olur. Bazen kardeşler arasında olur. Bazen ticarette olur. Bazen sosyal medyada olur. Bazen de mazlumun yanında durmamakla olur.

Bu ayet ev hanımlarına da bakar.

Bir ev hanımı evin içinde büyük emek verir. Yemek yapar, temizlik yapar, çocukla ilgilenir, evin düzenini sağlar. Bunlar niyet doğruysa Allah katında çok değerlidir.

Ama insan evin içinde yaptığı emeği Karun gibi sahiplenirse tehlike başlar.

“Bu ev benim sayemde ayakta.”
“Ben olmasam siz hiçbir şey yapamazsınız.”
“Herkes bana muhtaç.”
“Bu evde son söz benim.”

Bu sözler evin içinde Karunlaşma halidir.

Çünkü Karun malıyla büyüklük tasladı. Bazı insanlar da evdeki emeğiyle büyüklük taslar. Emek güzeldir ama emeği başa kakmak yanlıştır. Hizmet güzeldir ama hizmeti baskıya çevirmek yanlıştır.

Kasas 83 ev hanımına şunu söyler:

Evin içinde huzur kur.
Emeğini Allah için yap.
İyiliğini başa kakma.
Aileni yönetirken merhameti kaybetme.
Kibirle değil, takvayla yaşa.

Çünkü ahiret yurdu evde bozgunculuk çıkaranların değil, takva ile huzur kuranlarındır.

Bu ayet iş adamlarına da bakar.

Karun bugünün diliyle büyük sermaye sahibi bir insandı. Serveti, itibarı ve gücü vardı. Bugünün iş adamı da aynı imtihanla karşı karşıyadır.

Şirket büyüyebilir. Para çoğalabilir. Marka güçlenebilir. İnsanlar yanında çalışabilir. Fakat iş adamı şöyle düşünmeye başlarsa Karunlaşma başlar:

Ben yaptım.
Ben kazandım.
Benim zekâm.
Benim şirketim.
Benim param.
Benim işçim.

Hayır. Para Allah’ın emanetidir. İşçi Allah’ın kuludur. Şirket Allah’ın verdiği imkânla ayaktadır.

Kasas 83 iş adamına şunu söyler:

Paranla büyüklük taslama.
Personelini ezme.
İşçinin hakkını geciktirme.
İnsanları maaşla tehdit etme.
Ticarette hile yapma.
Gücünle bozgunculuk çıkarma.
Malını Allah yolunda kullan.

Çünkü ahiret yurdu, şirketi büyüyüp kalbi küçülenlerin değil; malı büyüdükçe takvası da büyüyenlerindir.

Bu ayet personele de bakar.

Çünkü bozgunculuk sadece zenginlerin yaptığı bir şey değildir. Personel de iş yerinde fesat çıkarabilir.

Arkadaşının arkasından konuşmak, iş yerinde dedikodu yaymak, çalışanları birbirine düşürmek, patrona yalan taşımak, hakkı olmadığı halde hak iddia etmek, işi savsaklamak, maaş alıp emanete ihanet etmek, başkasının başarısını kıskanmak da fesattır.

Karun malıyla kibirlendi. Personel de bazen bilgisiyle, tecrübesiyle, vazgeçilmez olduğunu düşünerek kibirlenebilir.

“Ben olmasam bu iş yürümez.”
“Beni kimse çıkaramaz.”
“Bu işi en iyi ben bilirim.”

Bu da başka bir Karunlaşmadır.

Kasas 83 personele şunu söyler:

İş yerinde fitne çıkarma.
Emanete sadık ol.
Ekmeğini helal kazan.
Arkadaşının ayağını kaydırma.
Kendini vazgeçilmez görme.
İşini Allah görüyor bilinciyle yap.

Çünkü güzel sonuç, iş yerinde fesat çıkaranların değil, takva ile çalışanlarındır.

Bu ayet kardeş ilişkilerine de çok güçlü bakar.

Kardeşler arasında bazen para, miras, makam, ev, arsa, anne-baba ilgisi gibi sebeplerle kibir ve bozgunculuk başlar.

Bir kardeş zenginleşir, diğerlerine tepeden bakar:

“Ben daha başarılıyım.”
“Ben size yardım ediyorum.”
“Ben olmasam aile ayakta kalmaz.”
“Benim sözüm geçer.”

Bu, Karun’un ahlakına benzer.

Bazen de diğer kardeşler zengin kardeşi kıskanır. Haset eder. Arkasından konuşur. Aile içinde fitne çıkarır. Miras, para, ev, arsa, anne-baba ilgisi yüzünden kardeşlik bozulur.

Bu da fesattır.

Kasas 83 kardeşlere şunu söyler:

Zengin kardeş kibirlenmesin.
Fakir kardeş haset etmesin.
Güçlü kardeş ezmesin.
Zayıf kardeş fitne çıkarmasın.
Büyük kardeş küçüğü hor görmesin.
Küçük kardeş büyüğe saygısızlık etmesin.
Miras için kardeşlik yakılmasın.
Anne-baba üzerinden kavga çıkarılmasın.

Çünkü kardeşlik üstünlük yarışı değildir. Kardeşlik, takva ve merhamet imtihanıdır.

Karun malıyla toplumundan koptu. Bugün kardeşler mal yüzünden birbirinden kopuyorsa, orada Karun ahlakı vardır.

Kasas 84. ayet ise Allah’ın adaletini ve merhametini hatırlatır:

“Kim iyilikle gelirse ona ondan daha hayırlısı vardır. Kim kötülükle gelirse, kötülük işleyenler ancak yaptıklarının karşılığını görürler.”
Kasas 28/84

Bu ayet bize şunu öğretir:

İyilik boşa gitmez.
Merhamet boşa gitmez.
Mazluma yardım boşa gitmez.
Allah için verilen bedel boşa gitmez.

Ama zulüm de kaybolmaz. Kibir de kaybolmaz. Kul hakkı da kaybolmaz. Fesat ve bozgunculuk da kaybolmaz. Hepsi Allah’ın huzuruna gelir.

Kasas 85-87. ayetlerde ise Allah, Peygamberimize ve onun üzerinden bize Kur’an’a sarılmayı, haktan vazgeçmemeyi, kâfirlere ve batıla destekçi olmamayı öğütler. İnsanlar, sistemler, korkular, menfaatler ve çevre baskısı bizi Allah’ın ayetlerinden uzaklaştırmamalıdır.

Sonra 88. ayet gelir ve bütün sureyi çok güçlü bir tevhid hakikatiyle kapatır:

“Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma. O’ndan başka ilah yoktur. O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.”
Kasas 28/88

Bu ayet insanı sarsar.

Karun’un malı yok olacak.
Firavun’un iktidarı yok olacak.
Zalimlerin gücü yok olacak.
İnsanların alkışı yok olacak.
Şöhret yok olacak.
Holdingler yok olacak.
Saraylar yok olacak.
Bedenler yok olacak.

Allah’ın zatından başka her şey fanidir.

O halde insan niçin yok olacak şeyler uğruna Allah’ı unutur? Niçin para için ahiretini satar? Niçin makam için hakkı gizler? Niçin insanlar beğensin diye Allah’ın rızasını kaybeder? Niçin güçlülerden korkup mazlumun yanında durmaz?

Son kararı para vermeyecek. Son kararı patronlar vermeyecek. Son kararı toplum vermeyecek. Son kararı Allah verecek.

Ve herkes O’na dönecek.

Bugün Kasas 76-88 bize şunu söylüyor:

Karun sadece geçmişte yaşamış bir zengin değildir. Karunlaşmak her çağın hastalığıdır.

Kim nimeti Allah’tan bilmezse Karun’un dilini konuşur.
Kim malıyla, makamıyla, bilgisiyle büyüklük taslarsa Karun’un yoluna yaklaşır.
Kim gücüyle insanları ezerse Karun’un ahlakını taşır.
Kim ailede, işte, toplumda fesat ve bozgunculuk isterse Kasas 83’ün müjdesinden uzaklaşır.

Allah ise açıkça bildiriyor:

Ahiret yurdu; büyüklük taslamayanların, fesat istemeyenlerin ve takva sahiplerinindir.

Son kazanan en zengin olan değildir.
Son kazanan en güçlü olan değildir.
Son kazanan en çok sözü geçen değildir.
Son kazanan en çok alkışlanan değildir.

Son kazanan, Allah’tan korkarak haddini bilen insandır.

Rabbim bizi malıyla, gücüyle, bilgisiyle, makamıyla Karunlaşanlardan eylemesin.

Rabbim bizi evinde huzur kuranlardan, işinde adaletli olanlardan, kardeşleriyle merhametli yaşayanlardan, mazlumun yanında duranlardan ve ahiret yurdunu isteyen takva sahiplerinden eylesin.

Âmin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir