Kur’an’la Değişmek: Bildiğimiz Doğruyu Yaşamak

03.11.2021

Bildiğimiz söz hayatımızda görünüyor mu?

Bir kitabın evimizde bulunmasıyla, o kitabın hayatımızı etkilemesi aynı şey değildir. Kur’an’a değer verdiğimizi söyleyebilir, onu özenle saklayabilir ve varlığından memnun olabiliriz. Fakat içindeki uyarıları anlamaya çalışmıyorsak, verdiğimiz değer davranışımıza yeterince yansımayabilir. Dersin önümüze koyduğu soru buradan başlıyor: Ben Kur’an’dan ne öğreniyorum ve öğrendiğimle ne yapıyorum? Bu soru yalnız ne kadar okuduğumuzla ilgili değildir. Bir anlaşmazlıkta nasıl konuştuğumuzla, para kazanırken neyi gözettiğimizle ve başkasının hakkına nasıl yaklaştığımızla da ilgilidir. Okuduğum doğru, günlük tercihimde bir karşılık buluyor mu? Kendimize dürüstçe bakmayı buradan başlatabiliriz.

İnsan başka alanlarda öğrenmeye oldukça istekli olabilir. Başarılı bir iş insanının deneyimini dinler, bir kitabını okur, nasıl ilerlediğini anlamaya çalışır. Bir meslekte daha iyi olabilmek için zaman ayırır ve yeni yöntemler araştırır. Bu gayret değerlidir. Ders, aynı öğrenme isteğini inandığımız değerleri anlamak için de gösterip göstermediğimizi sorar. Kur’an’ı okumak, başka alanlardaki bilgiyi değersiz saymayı gerektirmez. İhtiyacımız olan, bilgi kaynaklarını amaçları ve sınırları içinde değerlendirmek, kendi ahlaki sorumluluğumuzu da ihmal etmemektir. Başarıya giderken nasıl bir insan olduğumuz sorusunu, başarının kendisinden ayrı ve önemsiz bir konu gibi görmeyelim.

Değişime kapalı bir güven

Bakara suresinin yüz altıncı ayeti, bir hükmün kaldırılması veya yerine bir başkasının gelmesi bağlamında ele alınır. Tefsirde nesih adıyla açıklanan bu konu, Allah’ın hüküm koyma yetkisiyle birlikte düşünülür. Dersin buradan günlük hayatımıza yönelttiği soru, öğrendiğimizi sandığımız bir şeye ne kadar katı biçimde bağlandığımızdır. Daha doğru bir bilgiyle karşılaştığımızda onu araştırmaya hazır mıyız? Yoksa ben zaten böyle biliyorum diyerek kapıyı baştan kapatıyor muyuz? Burada dini hükmü kendi keyfimize göre değiştirmekten söz etmiyoruz. Bilgimizi sorgulanamaz saymadan, metni ve dayanağı anlamaya çalışma sorumluluğumuzu hatırlıyoruz. Öğrenmek, bazen eski kanaatimizi yeniden değerlendirmeyi gerektirir.

Ders, değişimi anlatmak için gece gündüz, mevsimler ve insanın aşama aşama öğrenmesi gibi örnekler kullanır. Bu örnekleri ayetin bütün anlamını tek başına açıklayan deliller gibi değil, düşünmeye yardımcı benzetmeler olarak görmek gerekir. Bir öğrenciye her şeyi ilk günden öğretmeyiz. Önce bir temel kurar, sonra yeni bilgilerle ilerleriz. İnsan kendi tecrübesinde de böyle gelişir. Dün yapamadığı işi bugün yapabilir, yanlış bildiği bir şeyi sonradan düzeltebilir. Önemli olan, yeni öğrendiği şeyin doğruluğunu araştırırken kendi eski alışkanlığına körü körüne bağlı kalmamaktır. Gelişmeye açık olmak, sorumluluk ve dikkatle birlikte anlam kazanır. Her yeni iddia da kendiliğinden doğru değildir.

Sahip olmakla doğru kullanmak

Yüz yedinci ayette göklerin ve yerin hükümranlığının Allah’a ait olduğu hatırlatılır. İnsan kendi gücünü düşünürken bu sınırı da görmelidir. Malımız, işimiz ve ilişkilerimiz hayatımızın önemli parçalarıdır; fakat bunları sahip olmuş olmak, nasıl yaşayacağımızı bütünüyle bildiğimiz anlamına gelmez. Bir meslekte ustalaşırken insanlarla ilişki kurmada aynı dikkati göstermeyebiliriz. Araba kullanmayı zamanla öğreniriz; ama eşimizi dinlemeyi, çocuğumuzu anlamayı veya müşterimizle adaletli bir ilişki kurmayı kendiliğinden bildiğimizi sanabiliriz. Oysa bunlar da düşünme, dinleme ve düzeltme isteyen alanlardır. Gün geçtikçe aynı sorun büyüyorsa, öğrenmemiz gereken bir taraf bulunabilir.

Uzun yıllardır çalıştığımız bir müşteri örneğini düşünelim. İlişkinin uzun olması tek başına onun dengeli olduğunu göstermez. Hep aynı taraf koşturuyor, sürekli aynı kişi taviz veriyor ve bütün sorumluluk bir kişinin üzerinde kalıyorsa, bu durum yorgunluk biriktirebilir. Müşteriye saygı duymakla müşterinin her talebini doğru saymak aynı şey değildir. Kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken sınırlarımızı açıkça anlatabiliriz. Karşılıklı güven, taraflardan birinin sürekli kendinden vazgeçmesiyle kurulmaz. Ders bu örnekten evlilik ve başka ilişkilere de bakar. Sevgi ve işbirliği içinde olmak, adaleti ve hakkaniyeti konuşmayı gereksiz yapmaz. Aksine, ilişkiyi sağlamlaştıran konulardan biri budur.

Soruyu hangi niyetle soruyoruz?

Bakara suresindeki uyarılar, insanın soru sorarkenki tutumunu da düşündürür. Bir konuyu anlamak için sormakla, hiçbir cevabı kabul etmemek üzere sormak farklı olabilir. Ancak bu farkı başkasının bütün sorularını susturmak için kullanamayız. Bir insan gerçekten merak edebilir, kafası karışabilir veya öğrendiği açıklamayı yeterli bulmayabilir. Ona saygıyla yaklaşmak gerekir. Kendi içimizde de şunu sorabiliriz: Bir cevap arıyor muyum, yoksa yalnız haklı çıkmak mı istiyorum? Karşımdakini dinlemeye hazır mıyım? Bilmediğimiz bir yerde bilmiyorum diyebilmek, hem anlatan hem dinleyen için değerlidir. Samimi araştırma, acele hükümden daha çok sabır ister.

Metni okurken ilk muhatapları ve anlatının bağlamını görmek de bu sabrın içindedir. Geçmişte belirli insanların davranışı hakkında gelen bir uyarıyı, bugünkü bir din veya topluluğun bütün üyelerine yöneltilmiş bir suçlama gibi kullanmamalıyız. Dersin bugüne taşıdığı ahlaki soru, kim olursak olalım kendi hatamızı görebilmektir. Bir geleneğe ait olmak veya bir kitaba sahip bulunmak, kişinin bütün davranışlarını peşinen doğru yapmaz. Aynı şekilde bir insanı yalnız kimliği nedeniyle yanlışın temsilcisi sayamayız. İncelediğimiz şey davranışın kendisi, sözün dayanağı ve insanın sorumluluğudur. Adaletli okumak, insanlara adaletli bakmayı da gerektirir. Bu dikkat elimizden kaymasın.

İsteğimiz ölçümüzün önüne geçtiğinde

İnsan bazen çok istediği bir şeyi elde etmek için daha önce doğru bulmadığı bir yolu kendine uygun gösterebilir. Bir işi almak, bir eve kavuşmak veya çevresinde daha başarılı görünmek ister. Başkaları da ona herkes böyle yapıyor diyerek destek verebilir. O anda isteğin gücü, kararın sonuçlarını görmeyi zorlaştırır. Dersin tekrar eden uyarısı, yalnız arzuladığımız sonuca odaklanmamaktır. Bu sonucu hangi yoldan istiyorum, kimin hakkına dokunuyorum ve yarın nasıl bir yük oluşturuyorum diye sormalıyız. Bizi rahatlatan her öneri gerçekten faydalı olmayabilir. Özellikle baskı altındayken düşünmeye ve danışmaya alan açmak önemlidir.

Bir ürün satarken kökeni veya niteliği hakkında doğru olmayan bir şey söylememiz istenebilir. Söylersen iş alınacak, söylemezsen fırsat kaçacak denilebilir. Burada mesele yalnız bir satış cümlesi değildir. Müşterinin kararını yanlış bilgiyle etkileyip etkilemediğimizdir. Kısa vadede kazandığımız şey, uzun vadede güven kaybına dönüşebilir. Daha sonra bir iyilik yaparım diyerek bugün bilerek yapılan haksızlığı hafife almamalıyız. Tövbe, yanlış yapmayı önceden meşrulaştıran bir izin değildir. Hata yaptığımızda dönüş yolunu açık tutar; fakat yanlışın adını doğru yapmaz. İyi niyetimizi, karar anındaki dürüstlükle birlikte düşünelim. Sonucu isterken kullandığımız yolu da gözetelim.

Haset ve kıyasın yorduğu kalp

Yüz dokuzuncu ayetteki haset vurgusu, dersin önemli duraklarından biridir. Bir başkasında gördüğümüz nimeti neden bazen kendi eksikliğimizin kanıtı gibi algılıyoruz? Onun bir şeye sahip olması, bizim değerimizi azaltmaz. Fakat sürekli kıyas yaptığımızda, kendi hayatımızdaki iyiliği de görmekte zorlanabiliriz. Başkasının mutlu olmasından rahatsız olmak, sonunda bizim dikkatimizi ve huzurumuzu tüketir. Burada her üzüntüyü veya her eksiklik hissini haset saymıyoruz. İnsan zorlanabilir ve kendi ihtiyacının karşılanmasını isteyebilir. Üzerinde durduğumuz, başkasının elindekinin gitmesini istemek veya onun zararından sevinç duymak gibi yıpratıcı bir yöneliştir. Bunu fark etmek önemlidir.

Kendimizi bu duygunun içinde bulduğumuzda onu saklayıp büyütmek yerine neye işaret ettiğini düşünebiliriz. Ben kendi hayatımda neyi ihmal ediyorum? Hangi beklentimi sürekli başkalarının hayatıyla ölçüyorum? Bir insanı dışarıdan gördüğüm birkaç imkânla bütünüyle tanıdığımı mı sanıyorum? Bu sorular, kıyasın daralttığı bakışı genişletebilir. Başkasının iyiliğini istemekle kendi ihtiyacımızı önemsemek birbiriyle çelişmez. Kendi gayretimizi sürdürebilir, yardım isteyebilir ve onun nimetine düşman olmadan yolumuza devam edebiliriz. Şükür de elimizde hiçbir eksik yok demek değildir. Eksiklerimizi görürken sahip olduğumuz değerli şeyleri bütünüyle silmemeye çalışmaktır. Daha adaletli bir bakışı böyle öğrenebiliriz.

Öfkeyle kendi yolumuzu bozmamak

Dersin trafik örneğinde, önümüze kıran bir sürücüye öfkeyle karşılık vermenin doğurabileceği sonuçlar düşündürülür. Bir anda haklı olduğumuz meselede, kendi davranışımızla yeni bir zarara sebep olabiliriz. Öfke anlaşılır bir duygu olabilir; ama her tepkinin doğru olduğu anlamına gelmez. Hemen karşılık vermek yerine sakinleşmek ve güvenliği öncelemek daha sorumlu bir seçim olabilir. Bu örnek günlük ilişkilerimize de uzanır. Bize yapılan bir haksızlığı gidermeye çalışırken başka bir haksızlık üretmemeliyiz. Sabır, yanlışın doğru olduğunu söylemek değildir. Yanlışla mücadele ederken kendi ölçümüzü kaybetmemektir. Hak aramakla intikam aramak arasındaki farkı korumaya çalışalım.

Affetmek üzerinde durulurken de aynı dikkat gereklidir. Bir insanı affetmek, yaşanan zararı inkâr etmek veya kendimizi tekrar aynı tehlikeye bırakmak zorunda olmak değildir. Sınırlarımızı koruyabilir, hakkımızı arayabilir ve güvenliğimizi gözetebiliriz. Dersin hatırlattığı taraf, kin duygusunun bütün hayatımızı yönetmesine izin vermemektir. Yıllarca aynı kişinin ne yaptığını düşünmek, işimize ve sevdiklerimize ayıracağımız dikkati de azaltabilir. Böyle bir yükü hafifletmenin yolu herkes için aynı olmayabilir. Gerektiğinde destek alarak, kendi hayatımıza yeniden yer açmaya çalışabiliriz. Bizi inciten kişinin sonunu izlemek, hayatımızın tek amacı hâline gelmesin. Kendi doğru adımımızı kaybetmeyelim.

Başkasının sonucu, bizim hükmümüz değil

Bir insanın haksız yollarla kazandığını düşündüğümüzde, neden hemen bir karşılık görmediğini sorabiliriz. Fakat onun bütün hayatını ve iç dünyasını bilmiyoruz. Dışarıdan görünen servet, o insanın bütün iyiliğinin veya bütün kötülüğünün ölçüsü değildir. Aynı şekilde daha sonra yaşadığı bir kaybı da kesin biçimde ilahi ceza diye adlandıramayız. Bizim bilgimizin sınırı vardır. Dersin dünyalık başarıya aldanmama uyarısını, insanların acısından sonuç çıkarmaya çevirmeyelim. Kendi davranışımızda neyi doğru yapmamız gerektiğini düşünelim. Haksızlık görüyorsak imkânımız ölçüsünde gidermeye çalışalım; ama bir başkasının nihai hesabını bildiğimizi sanmayalım. Adalet arayışımızı bu tevazuyla sürdürebiliriz.

Hayatın geçiciliğini hatırlamak da bu noktada önem kazanır. Ders içinde bir arkadaşın vefatı anılır; ölüm, uzak bir düşünce olmaktan çıkıp yakın bir hatırlatmaya dönüşür. Bu hatırlatma bizi yalnız korkutmasın. Bugün kimin hakkını gözetmem, kiminle konuşmam, hangi yanlışımı düzeltmem gerekiyor diye de düşündürsün. Hepimizin eksikleri ve farklı zayıflıkları vardır. Başkasına kolay gelen bir şey bize zor, bize kolay gelen ona zor olabilir. Bu yüzden birbirimizi küçümsemek yerine desteklemek daha anlamlıdır. Yaşadığımız zamanı yalnız bir sonraki kazancı bekleyerek değil, daha doğru bir insan olma gayretiyle de değerlendirebiliriz. Elimizdeki gün kıymetlidir.

İyiliği yarına bırakmamak

Yüz onuncu ayette namaz, zekât ve yapılan iyiliğin Allah katında karşılık bulması hatırlatılır. Ders burada bağışlayıcı davranmayı, öfkeye hâkim olmayı ve paylaşmayı da günlük eylemlerimizle birlikte düşünür. Bir iyiliğin değerini yalnız insanlar fark ettiğinde kabul etmeyelim. Doğru bir sözü korumak, bir hakkı tam vermek ve birinin yükünü hafifletmek de önemlidir. Bunları büyük bir fırsat gelene kadar ertelemek zorunda değiliz. Bugün yapabildiğimiz küçük bir iyilik, niyetimizin hayatta görünür hâle gelmesidir. İnancımızın karşılığını yalnız anlattığımız cümlelerde değil, verdiğimiz emekte ve gösterdiğimiz dikkatte de arayalım. Süreklilik bu yüzden önemlidir.

Günün başında doğru davranabilmek için yardım isteyebilir, sonunda kendimizi gözden geçirebiliriz. Bugün nerede acele ettim, hangi sözümle incittim, hangi fırsatta iyilik yaptım diye sorabiliriz. Bu değerlendirme, kendimize kusursuzluk dayatmak değildir. Öğrendiğimiz doğruyu biraz daha iyi yaşayabilmek için bir hazırlıktır. Kur’an’ı okumakla başlayan yol, düşünmek, anlamak ve davranışımızı düzeltmekle devam eder. Bir yorumun dayanağını araştırırken de bir insanın hakkını gözetirken de aynı samimiyete ihtiyacımız vardır. Bildiğimizi söylediğimiz iyilik, hayatımızda yer bulsun. Bugün bir yanlışımızı düzeltmek, bir hakkı yerine getirmek ve bir insanı daha dikkatle dinlemekle başlayabiliriz. Değişim, böyle yakın adımlarda görünür olur.

İlgili ayetlerin açıklaması: Diyanet Kur’an Yolu, Bakara 106–110.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir