Milyarlarca insana islam nasıl yayılacak?
Sorunun mantığı güçlü: İnsanlık sayıca büyüdü, toplumlar çoğaldı, iletişim karmaşıklaştı; fakat yaklaşık on beş asırdır yeni bir peygamber gelmedi. Öyleyse milyarlarca insana hakikat nasıl ulaşacak?
Burada birkaç noktayı birbirinden ayırmak gerekir.
1. Peygamberlerin görevi herkesi zorla hidayete erdirmek değildi
Kur’an’a göre peygamberler insanlara hakikati açıklar, uyarır, örnek olur; fakat insanların kalplerini zorla değiştiremezler:
“Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.”
Kasas 56
Hz. Nuh çok uzun süre tebliğ etti, fakat ona iman edenler azdı. Bu, Nuh’un görevini yapamadığını göstermez. Çünkü başarı, insan sayısıyla değil; hakikati doğru, açık ve dürüst biçimde ulaştırmakla ölçülür.
Peygamberin bulunması bile insanların mutlaka iman edeceği anlamına gelmiyor. Peygamberi görenler de inkâr etti, mucizeleri görenler de yüz çevirdi. Demek ki mesele yalnızca “peygamberin bulunması” değil; insanın gerçeği istemesi, nefsini ve çıkarlarını aşabilmesidir.
2. Önceki peygamberlerin çoğu belirli kavimlere, Hz. Muhammed ise bütün insanlığa gönderildi
Önceki peygamberler genellikle belirli toplumlara gönderilmişti. Fakat Kur’an, Hz. Muhammed’in mesajını evrensel olarak tanımlar:
“Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.”
Sebe 28
“Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.”
Enbiyâ 107
Burada sistem değişmiştir. Önceki dönemlerde vahiy, peygamberlerin ardından tahrif ediliyor veya kayboluyordu. Bu nedenle yeni peygamberler geliyordu. Son vahyin ise korunacağı bildirildi:
“Şüphesiz zikri biz indirdik; onun koruyucusu da elbette biziz.”
Hicr 9
Yani artık her topluma yeni bir peygamber gönderilmesi yerine, korunmuş evrensel bir vahyin insanlığa taşınması esas alınmıştır.
3. “Yalnızca Kur’an yeterli mi?” sorusunun iki ayrı anlamı vardır
Eğer “İnsanların Allah’ın dinini öğrenebilmesi için vahiy olarak Kur’an yeterli midir?” deniliyorsa, evet. Çünkü peygamberlik görevi tamamlanmış, temel ölçüler açıklanmıştır.
Fakat “Kur’an bir rafta dururken, onu hiç kimse anlatmadan bütün insanlık kendiliğinden hidayete ulaşır mı?” deniliyorsa, hayır.
Bir tıp kitabı hastanede durabilir; fakat doktorlar onu okuyup uygulamazsa hastalar iyileşmez. Bir anayasa bulunabilir; fakat hâkimler adaletle uygulamazsa toplumda hukuk oluşmaz. Kur’an da okunmaz, anlaşılmaz, tercüme edilmez, yaşanmaz ve insanlara ulaştırılmazsa insanlık onun rehberliğinden faydalanamaz.
Demek ki eksik olan Kur’an değildir. Eksik olan, Kur’an’ı insanlara taşıyacak güvenilir insanlardır.
4. Peygamberden sonra görev ümmete verilmiştir
Kur’an Müslümanları yalnızca kendisini kurtaracak kişiler olarak değil, insanlığa şahitlik edecek bir topluluk olarak tanımlar:
“Böylece sizi vasat bir ümmet yaptık ki insanlara şahitler olasınız…”
Bakara 143
“Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah’a inanırsınız.”
Âl-i İmrân 110
Peygamberden sonra yeni peygamber gelmeyecek; fakat peygamberin mesajını taşıyan insanlar bulunacaktır. Âlim, öğretmen, anne, baba, yönetici, tüccar, sanatçı, yazar ve sıradan mümin; bulunduğu yerde vahyin şahidi olacaktır.
Fakat burada çok önemli bir ayrım var: Müslümanlar peygamber değildir, hatadan korunmuş değildir. Bu yüzden onların söyledikleri de Kur’an’ın terazisinde tartılmalıdır.
5. Asıl eksiklik: Müslümanların tebliğ görevini zayıflatmasıdır
Bugün İslam’ın dünyada yanlış tanınmasının en büyük sebeplerinden biri, İslam’ın kötü anlatılması veya kötü temsil edilmesidir.
Müslüman;
- adaletten söz edip haksızlık yaparsa,
- ahlaktan söz edip yalan söylerse,
- merhametten söz edip insanları ezerse,
- kul hakkından söz edip çalışanının hakkını vermezse,
- Kur’an’dan söz edip aklını kullanmazsa,
insanlara İslam’ı göstermiş olmaz; bilakis İslam’ın önüne perde olur.
Bir insan Kur’an okumadan önce Müslümanın hayatına bakabilir. Müslüman yanlış yaşadığında, karşısındaki kişi İslam’ı değil, Müslümanın hatasını İslam zannedebilir.
Bu nedenle eksiklik yeni bir peygamberin gelmemesi değildir. Eksiklik şunlardır:
Doğru temsil eksikliği, ilim eksikliği, güzel ahlak eksikliği, adalet eksikliği, güvenilirlik eksikliği ve insanlığa ulaşma çabası eksikliği.
6. Günümüzde milyarlarca insana ulaşmak geçmişten bazı yönleriyle daha mümkündür
Geçmişte bir peygamberin sözü uzak bir ülkeye yıllar sonra ulaşabiliyordu. Bugün ise bir konuşma, tercüme veya Kur’an meali saniyeler içinde dünyanın her tarafına ulaşabiliyor.
İnsan sayısı arttı; fakat iletişim imkânları da arttı. İnternet, yayıncılık, tercüme, eğitim, seyahat ve medya sayesinde tek bir doğru çalışma milyonlarca insana ulaşabilir.
Fakat teknoloji yalnızca bir araçtır. Hakikati de yayabilir, sahtekârlığı da. Bugünkü problem, bilgiye ulaşılamaması kadar doğru bilgiyle yanlış bilginin birbirine karışmasıdır.
Eskiden insanların bilgiye ulaşması zordu. Bugün ise bilgi çok; fakat hakikati seçmek zor. Bu nedenle sadece anlatan insanlara değil, delil gösteren, düşündüren, doğru ile yanlışı ayırmayı öğreten insanlara ihtiyaç vardır.
7. Allah insanı ulaşamadığı bir bilgiden dolayı haksız yere sorumlu tutmaz
Kur’an’ın temel ilkelerinden biri şudur:
“Biz bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.”
İsrâ 15
Bu ayet, sorumluluğun bilgi, imkân ve tebliğin ulaşmasıyla ilişkili olduğunu gösterir. İslam kendisine doğru biçimde hiç ulaşmamış bir insanla, hakikati anlayıp bilinçli biçimde reddeden insan aynı değildir.
Bir kişiye yalnızca terör, baskı veya ahlaksızlık şeklinde yanlış bir İslam anlatılmışsa, onun reddettiği şey gerçek İslam olmayabilir. Kişinin gerçek bilgisi, niyeti, imkânı ve kalbindeki yönelişi Allah tarafından tam olarak bilinir.
Biz tek tek insanlar hakkında kesin ahiret hükmü veremeyiz. Çünkü kime ne kadar doğru bilgi ulaştığını, kimin neyi hangi niyetle reddettiğini Allah bilir.
8. Hidayet yalnızca “Müslüman adını almak” değildir
Bir insan Müslüman ülkede doğabilir, Müslüman ismi taşıyabilir, fakat Kur’an’ın adaletini, merhametini ve ahlakını yaşamayabilir. Bir başka insan İslam’ı henüz tanımamış olabilir, fakat hakikati samimiyetle arıyor olabilir.
Hidayet bir etiket değil, bir yöneliştir. İnsan hakikati arar, aklını kullanır, kibirden uzak durur, ulaştığı doğruya teslim olmaya çalışır. Vahiy de bu arayışın ölçüsünü verir.
Kur’an birçok yerde insanı düşünmeye, akletmeye, delile bakmaya çağırır. Çünkü zorla meydana gelen kabul iman değildir. Peygamberler insanın yerine iman etmez; ona yolu gösterir.
Sonuç
Milyarlarca insanın bulunduğu bir dünyada yeni bir peygamber gelmemesi, ilahî rehberliğin eksik kaldığı anlamına gelmez. Çünkü:
- Son vahiy korunmuştur.
- Mesaj evrenseldir.
- İletişim imkânları genişlemiştir.
- Tebliğ ve şahitlik görevi ümmete verilmiştir.
- Her insan, kendisine ulaşan bilgi ve sahip olduğu imkân ölçüsünde hesaba çekilecektir.
- Hidayeti yaratan Allah’tır; insanlara düşen hakikati açık ve güvenilir biçimde ulaştırmaktır.
Asıl soru “Neden yeni bir peygamber gelmiyor?” sorusundan önce şudur:
Son peygamberin ümmeti, kendisine emanet edilen Kur’an’ı ne kadar doğru anlıyor, ne kadar doğru yaşıyor ve insanlığa ne kadar doğru ulaştırıyor?
Bugün eksik olan yeni vahiy değil; mevcut vahyin canlı şahidi olacak, bedel ödeyecek, emek verecek, adaletli ve güvenilir insanların yeterince yetişmemesidir. Kur’an’ın ışığı vardır; fakat o ışığı insanların hayatına taşıması gereken kandiller kirlenmiş, bazıları sönmüş, bazıları da ışık yerine duman çıkarmaya başlamıştır.
