Riba FAİZ değildir mi?

“Ribâ ile bugünkü faiz aynı şey değildir” diyen akademisyenler, ilahiyatçılar ve araştırmacılar bulunmaktadır.

Bu görüş elbette tartışılabilir. Ancak mesele kişilerin unvanları, niyetleri veya şahsiyetleri değildir. Asıl soru şudur:

Kur’an’ın ribâ konusunda koyduğu ölçüler, bugün borç üzerinden önceden şart koşulan faizli işlemler karşısında bize ne söylüyor?

Bir görüşü eleştirirken kişiyi değil delili konuşmak gerekir. Bir profesörün, ilahiyatçının veya ekonomistin görüşüne katılmamak mümkündür. Fakat “şu kişi dini değiştiriyor”, “haramı helal ilan ediyor” veya benzeri kişisel hükümler vermek yerine;

“Bu yorumun Kur’an’daki ribâ yasağının kapsamını açıklamakta yeterli olmadığı kanaatindeyim.”

demek hem ilmî hem ahlaki hem de hukuki açıdan daha doğru bir yöntemdir.

1. Önce kavramı doğru koyalım: Ribâ ile faiz aynı kelime değildir

“Ribâ” Kur’anî ve fıkhî bir kavramdır. Bugünkü “faiz” ise modern finans sisteminde çok farklı işlem türleri için kullanılan ekonomik ve hukuki bir terimdir.

Dolayısıyla kelimeler birebir aynı değildir.

Fakat buradan:

“Öyleyse modern faiz işlemlerinin ribâ ile hiçbir ilgisi yoktur.”

sonucu da çıkmaz.

Çünkü Kur’an isimden önce işlemin mahiyetine bakmamızı ister.

Asıl sorulması gereken şudur:

Bir borç ilişkisinde sermaye sahibi, yalnızca zamanın geçmesi karşılığında önceden belirlenmiş bir fazlalığı garanti altına alıyor mu?

Borç alan taraf ise ticari riskin, gelir kaybının ve ekonomik şartların önemli bölümünü taşımaya devam mı ediyor?

İşte ribâ-faiz tartışmasının merkezinde bu soru bulunmaktadır.


2. “Allah alışverişi helal, ribâyı haram kılmıştır”

Bakara 275’te açık bir ayrım yapılır:

“Allah alışverişi helal, ribâyı haram kılmıştır.”

Burada Kur’an kazanca karşı değildir.

Ticarete karşı değildir.

Üretime karşı değildir.

Sermayeye karşı değildir.

İnsanın çalışarak, ticaret yaparak, mal ve hizmet üreterek kazanç elde etmesine karşı değildir.

Ticarette mal vardır.

Emek vardır.

Hizmet vardır.

Risk vardır.

Kâr ihtimali vardır.

Zarar ihtimali vardır.

Ribâ tartışmasında ise kritik noktalardan biri, borcun kendisine bağlı olarak önceden şart koşulan fazlalıktır.

Dolayısıyla mesele:

“İnsan para kazanmasın.”

meselesi değildir.

Mesele:

Kazancın neyin karşılığında elde edildiğidir.


3. Kur’an neden özellikle “anapara” diyor?

Bakara 279’da çok önemli bir ölçü verilir:

“Eğer tevbe ederseniz anaparanız sizindir. Ne zulmedersiniz ne de zulme uğrarsınız.”

Burada iki taraf da korunmaktadır.

Borç verenin anaparası yok sayılmıyor.

Ama borç ilişkisinin, bir tarafın diğer taraf üzerinde sınırsız bir kazanç mekanizmasına dönüşmesine de izin verilmiyor.

Ayetin sonunda gelen ölçü çok önemlidir:

“Ne zulmedersiniz ne de zulme uğrarsınız.”

Yani ekonomik mesele yalnızca:

“Ne kadar kazandım?”

sorusuyla değerlendirilmez.

Bir başka soru daha vardır:

“Bu ilişki adil mi?”

İşte Kur’an’ın mizana çağrısı burada ortaya çıkar.


4. “Allah ve Resulüne savaş” ifadesi nasıl anlaşılmalı?

Bakara 278-279 ribâ konusunda Kur’an’ın en ağır uyarılarından birini içerir.

Fakat burada çok dikkatli olmak gerekir.

Bu ayet günümüzde herhangi bir bankaya, çalışana, akademisyene, borçluya veya başka bir kişiye karşı fiziksel mücadele çağrısı değildir.

Ayet, ribâ yasağının Allah katındaki ağırlığını ifade eden dinî bir uyarıdır.

Dolayısıyla buradan:

“Faizle işlem yapan insanlarla savaşın.”

gibi bir sonuç çıkarmak doğru değildir.

Kur’an’ın hükmünü anlatmak başka şeydir; insanları hukuk dışı davranışlara yönlendirmek başka şeydir.

Bizim meselemiz ikincisi değil, birincisidir.


5. Borçlu zor durumdaysa Kur’an ne diyor?

Bakara 280 son derece dikkat çekicidir.

Borçlu darlık içindeyse ona süre verilmesini; hatta imkân varsa borcun bağışlanmasının daha hayırlı olduğunu bildirir.

Burada bambaşka bir ekonomik ahlak görüyoruz.

Zayıf durumdaki insanı daha fazla sıkıştırmak yerine ona nefes aldırmak…

Borcu sürekli büyütmek yerine kolaylık sağlamak…

Sadece alacağımızı değil, karşımızdaki insanın durumunu da düşünmek…

Demek ki Kur’an ekonomiyi yalnız rakamlarla değerlendirmiyor.

İnsan ilişkisi ve ahlak da ekonominin içine giriyor.


6. “Kat kat ribâ” yalnızca yüksek faizi mi yasaklıyor?

Âl-i İmrân 130’da:

“Kat kat artırılmış ribâyı yemeyin.”

buyrulur.

Buradan hareketle bazı yorumcular yalnızca aşırı ve sömürücü faiz biçimlerinin yasaklandığını düşünmektedir.

Bu görüş tartışılabilir.

Ancak Bakara 275’te ribânın genel biçimde yasaklanması ve Bakara 279’da “anaparanız sizindir” denilmesi birlikte değerlendirildiğinde:

“Az faiz kesin helaldir, yalnız çok yüksek faiz haramdır.”

şeklinde basit ve kesin bir oran sınırı çıkarmak da kolay değildir.

Bu nedenle mesele yalnızca faizin yüzde kaç olduğu değildir.

İşlemin yapısı ve borç ilişkisi de değerlendirilmelidir.


7. Ribâ yalnızca modern banka faizinden ibaret değildir

Klasik fıkıhta ribâ kavramı yalnızca borç ilişkileriyle sınırlı ele alınmamıştır.

Altın, gümüş, buğday, arpa, hurma ve tuz gibi malların değişimine ilişkin rivayetler de ribâ hukukunun gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Buradan şu sonuç çıkmaktadır:

Her ribâ, bugünkü anlamıyla banka faizi değildir.

Fakat tersinden de şu sonuç çıkmaz:

“Ribâ daha geniş bir kavram olduğuna göre banka faizi ribâ olamaz.”

Bir kavramın daha geniş olması, onun bazı modern faiz işlemlerini kapsamamasını gerektirmez.


8. Enflasyon meselesini görmezden gelemeyiz

Burada zor bir mesele daha vardır.

Yüksek enflasyon dönemlerinde paranın satın alma gücü önemli ölçüde değişebilir.

Örneğin bir insanın verdiği parayı yıllar sonra aynı nominal rakamla geri alması, reel olarak aynı değeri geri aldığı anlamına gelmeyebilir.

Bu nedenle:

  • anaparanın reel değerinin korunması,
  • enflasyon farkı,
  • reel getiri,
  • nominal getiri

gibi meseleler ayrıca incelenmelidir.

Bu konu basit değildir.

Dolayısıyla enflasyon gerçeğini yok sayarak yapılacak değerlendirme de eksik kalabilir.

Fakat enflasyonun varlığı da kendi başına:

“O halde bütün faiz işlemleri dinen meşrudur.”

sonucunu doğurmaz.

Her işlem kendi yapısı içerisinde değerlendirilmelidir.


9. Yüksek faiz üretimi kesin olarak durdurur mu?

Hayır.

Böyle kesin bir ekonomik iddia kurmak doğru olmaz.

Ekonomiyi yalnızca faiz oranı belirlemez.

Enflasyon, döviz kuru, enerji maliyetleri, vergiler, iş gücü, ihracat imkânları, teknoloji, verimlilik, hukuk güvenliği, iç ve dış talep gibi çok sayıda değişken aynı anda etkili olur.

Fakat finansman maliyetlerinin yükselmesi bazı firmaların yatırım kararlarını zorlaştırabilir.

TCMB’nin Türkiye’deki firmalar ve kredi kanalları üzerine yaptığı çalışmalar da finansal koşulların kredi arzı, yatırım, istihdam niyeti, verimlilik ve ihracat performansı üzerinde etkili olabildiğine işaret etmektedir.

Bu nedenle daha doğru ifade şudur:

Uzun süre yüksek seyreden finansman maliyetleri, diğer şartlarla birlikte, bazı işletmelerin yeni yatırım yapmasını veya kapasite artırmasını zorlaştırabilir.

Bu bir ihtimal ve ekonomik mekanizmadır; bütün işletmeler için değişmez bir sonuç değildir.


10. Fabrika mı, finansal getiri mi?

Bir sanayiciyi düşünelim.

Fabrika işletiyor.

İşçi çalıştırıyor.

Hammadde alıyor.

Elektrik ve enerji maliyetlerini karşılıyor.

Kur riski taşıyor.

Makine yatırımı yapıyor.

Satış yapmak zorunda.

Rekabet ediyor.

Ürün geliştiriyor.

İhracat yapıyorsa dünya piyasalarıyla mücadele ediyor.

Bütün bunların karşılığında elde edeceği üretim getirisi belirsizdir.

Eğer aynı dönemde düşük riskli finansal araçların beklenen getirisi üretim yatırımına göre çok daha cazip hale gelirse bazı yatırımcıların:

“Bu kadar riski neden alayım?”

diye düşünmesi mümkündür.

Burada sanayiciyi suçlamıyoruz.

Ekonomik teşviki sorguluyoruz.

Finansal koşulların reel yatırımlar üzerindeki etkisine ilişkin TCMB çalışmaları da finansmana erişimin zorlaşmasının yatırım üzerinde baskı yaratabileceğini göstermektedir.

Bu nedenle faiz ve finansman politikası yalnızca tasarruf sahibini değil; üreticiyi, yatırımcıyı ve istihdamı da ilgilendirir.


11. “Faiz insanı tembelleştirir” demek doğru mu?

Bu ifadeyi mutlak biçimde kullanmak doğru değildir.

Her faiz geliri elde eden insan tembel değildir.

Her mevduat sahibi üretimden kaçmaz.

Her yatırımcı aynı şekilde davranmaz.

İnsan davranışı bundan çok daha karmaşıktır.

Fakat ahlaki açıdan şu soruyu sormamız mümkündür:

Bir ekonomik düzen emek, üretim, girişim ve risk almak yerine sürekli olarak kolay ve garanti geliri daha cazip hale getirirse insanların ekonomik tercihlerini zaman içerisinde etkileyebilir mi?

Bazı insanlar açısından etkileyebilir.

Ama bunu bir tıbbi veya psikolojik kesinlik gibi sunmak doğru değildir.

“Çalışmayan demir paslanır” sözü güzel bir benzetmedir; bilimsel bir psikiyatri teşhisi değildir.

İnsan için emek vermek, üretmek, bir hedef uğruna çaba göstermek, öğrenmek ve sorumluluk üstlenmek anlam ve tatmin kaynakları olabilir.

Ancak:

“Faiz alan insan zamanla psikolojik olarak bozulur.”

şeklinde genelleyici bir iddiayı bilimsel gerçek olarak söylemek doğru olmaz.


12. Borç ve finansal stresin psikolojik etkisi

Burada bilimsel olarak daha güçlü konuşabileceğimiz başka bir alan vardır:

Finansal stres ve borç yükü.

2022’de yayımlanan ve 40 gözlemsel çalışmayı değerlendiren sistematik bir inceleme, finansal stres ile depresif belirtiler arasında genel olarak pozitif bir ilişki bulunduğunu bildirmiştir.

2026’da yayımlanan başka bir sistematik incelemede de kişisel borcun kaygı, depresyon ve intihar düşüncesi gibi olumsuz ruh sağlığı göstergeleriyle ilişkili olabildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Ancak burada “ilişki” kelimesi önemlidir.

Bu araştırmalar:

“Faiz doğrudan depresyon hastalığı yapar.”

dememektedir.

Borç miktarı, gelir kaybı, işsizlik, tahsilat baskısı, kişinin sosyal çevresi ve başka birçok faktör birlikte rol oynayabilir.

Dolayısıyla doğru ifade şudur:

Ağır borç yükü ve finansal stres bazı kişilerde kaygı ve depresif belirtilerin artmasıyla ilişkili olabilir.

Bilimsel olarak daha ihtiyatlı ve doğru yaklaşım budur.


13. Kur’an neden infakı ribânın karşısına koyuyor?

Rûm 39 bu tartışmada özellikle önemlidir.

İnsanların malları içerisinde artsın diye verilen ribânın Allah katında artmayacağı bildirilirken, Allah’ın rızasını gözeterek verilen zekâtın ve paylaşmanın değerine dikkat çekilir.

Burada iki farklı hayat anlayışı karşımıza çıkar:

Birisi sürekli:

“Nasıl daha fazla alabilirim?”

diye sorar.

Diğeri zaman zaman:

“Ben ne verebilirim?”

diye sorar.

Kur’an’ın ekonomik ahlakında ikincisi unutulmaz.

Çünkü toplum yalnızca sözleşmelerle ayakta durmaz.

İnfak vardır.

Yardımlaşma vardır.

Zekât vardır.

Borçluya kolaylık vardır.

Komşuluk vardır.

Dayanışma vardır.

Bir insan dara düştüğünde diğer insanın o sıkıntısını yalnızca kazanç fırsatı olarak görmemesi gerektiğine yönelik güçlü bir ahlaki çizgi vardır.


14. Mesele yalnız ekonomi değil, mizandır

Kur’an’ın ribâya yaklaşımını yalnızca bir banka işlemi tartışmasına sıkıştırırsak daha büyük resmi kaçırabiliriz.

Mesele mizandır.

Dengedir.

Hak ve sorumluluk dengesidir.

Sermaye ile emek arasındaki dengedir.

Güçlü ile zayıf arasındaki dengedir.

Alacaklının hakkıyla borçlunun korunması arasındaki dengedir.

Kur’an:

“Anaparanız sizindir.”

diyerek alacaklının hakkını korurken,

“Ne zulmedersiniz ne de zulme uğrarsınız.”

diyerek iki tarafın da hakkını gözetir.

İşte mizan budur.


15. “Ribâ faiz değildir” diyen akademisyenlere nasıl cevap vermeliyiz?

Kişileri hedef almadan.

Hakaret etmeden.

Niyet okumadan.

İnsanların imanına hükmetmeden.

Şöyle diyebiliriz:

“Ribâ ile faiz kavramlarının tarihsel ve teknik olarak birebir aynı kelimeler olmadığını kabul ediyorum. Ancak özellikle borç üzerinden önceden şart koşulan garanti fazlalığın, Bakara 275-280’de ortaya konulan ribâ yasağı, anapara ve zulmetmeme ilkelerinden tamamen bağımsız değerlendirilemeyeceği kanaatindeyim.”

Bu cümle güçlüdür.

Çünkü kişiyi değil görüşü eleştirir.

Aynı şekilde:

“Bu yorumun modern faizli borç işlemlerini Kur’an’ın ribâ yasağının kapsamından tamamen çıkarmak için yeterli delil oluşturmadığını düşünüyorum.”

demek de mümkündür.

Fakat kişileri:

“Dini değiştirenler”,

“haramı helal yapanlar”,

“Allah’a karşı gelenler”

şeklinde yaftalamak yerine görüşlerinin delillerini tartışmak daha doğru olacaktır.

Hakikat güçlü ise hakarete ihtiyacı yoktur.


16. Bilâl-i Habeşî bize ne öğretir?

Bilâl-i Habeşî’nin “Ahad” diyerek inancında direnmesi Müslümanlar açısından güçlü bir karakter ve teslimiyet sembolüdür.

Buradan çıkaracağımız ders birilerine saldırmak değildir.

Hak bildiğimiz konuda baskıya rağmen karakterli kalabilmektir.

Bir ekonomik sistemi eleştirebiliriz.

Bir akademik görüşe itiraz edebiliriz.

Bir bankacılık uygulamasını dinî açıdan doğru görmeyebiliriz.

Ama bunu hukuk içerisinde, delille, bilgiyle ve ahlakla yaparız.

Cesaret hakaret değildir.

İtiraz tehdit değildir.

Dini hassasiyet hukuk tanımamak değildir.


17. Sonuç: İsme değil mahiyete bakalım

Ribâ ile faiz aynı kelime değildir.

Ribâ tarihsel ve fıkhî açıdan modern banka faizi kavramından daha geniş bir alana sahiptir.

Ancak bundan modern faizli borç ilişkilerinin ribâ yasağıyla hiçbir ilgisi olmadığı sonucu çıkmaz.

Özellikle:

borç üzerinden önceden şart koşulan ve anaparanın üzerine eklenen garanti fazlalığın

Kur’an’ın ribâ uyarısından tamamen bağımsız görülemeyeceği kanaatindeyim.

Bununla beraber ekonomik sonuçları anlatırken de hakkaniyetli davranmalıyız.

Faiz tek başına bütün ekonomik sorunların nedeni değildir.

Yüksek faiz her fabrikayı kapatmaz.

Faiz geliri elde eden herkes tembel olmaz.

Faiz kullanan herkes psikolojik rahatsızlık yaşamaz.

Fakat yüksek finansman maliyetleri bazı dönemlerde yatırım ve üretim kararlarını zorlaştırabilir.

Ağır borç ve finansal stres bazı insanlarda psikolojik sıkıntılarla ilişkili olabilir.

Finansal getirilerin üretime göre çok cazip hale gelmesi bazı yatırımcıların tercihlerini etkileyebilir.

Bunları konuşabiliriz.

Ama ihtimali kesinlik, ilişkiyi nedensellik, görüşü de suç isnadı haline getirmemeliyiz.

Kur’an’ın bize öğrettiği mizan tam da burada gereklidir.

Faizi eleştirirken de mizanlı olmalıyız.

Akademisyeni eleştirirken de mizanlı olmalıyız.

Ekonomiyi yorumlarken de mizanlı olmalıyız.

Çünkü hakikati savunmak, haksızlık yapma hakkı vermez.

Mizanı anlatıyorsak önce kendi dilimizde mizan olmalıdır.


Kaynak ve araştırma notu

Ekonomik değerlendirmelerde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının firma davranışları, kredi koşulları ve finansal kısıtların yatırım üzerindeki etkilerine ilişkin çalışma tebliğlerinden yararlanılabilir. TCMB araştırmaları, finansal koşulların firmaların yatırım, istihdam, kredi kullanımı, verimlilik ve ihracat kararlarıyla ilişkili olabildiğini ortaya koymaktadır.

Ruh sağlığı bölümünde ise finansal stres ve borçluluk üzerine yayımlanan sistematik incelemeler, borç ve finansal güçlüklerle depresyon, anksiyete ve diğer ruh sağlığı göstergeleri arasında ilişki bulunduğunu göstermektedir. Bu çalışmalar nedenselliğin her kişi ve durumda aynı olduğunu göstermediğinden metinde özellikle “ilişkili olabilir”, “etkileyebilir”, “yol açabilir” gibi ihtiyatlı ifadeler kullanılmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir