Rûm Suresi 21–22. Ayetler: Ailede Huzur, Toplumda Farklılık
21. ayet: Sevgi bir söz değil, sorumluluktur
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”
Bu ayette evliliğin üç temel ölçüsü gösteriliyor:
- Sekînet: Huzur, güven ve sükûnet
- Meveddet: Sevginin davranışa dönüşmüş hâli
- Rahmet: Karşılık beklemeden gözetmek ve merhamet etmek
Ayet evliliğin amacı olarak yalnızca çocuk sahibi olmayı, aynı evde yaşamayı veya insanların karşısına eş olarak çıkmayı göstermiyor. Ayet, eşlerin birbirlerinde huzur bulmasından bahsediyor.
Demek ki bir evlilik dışarıdan devam ediyor görünebilir; fakat evin içinde korku, aşağılama, ilgisizlik ve güvensizlik varsa ayette bildirilen ölçü zarar görmüş demektir.
Bugün insanlar düğüne, eşyaya, eve, fotoğraflara ve insanların ne söyleyeceğine çok önem veriyor. Sosyal medyada mutlu bir aile görüntüsü oluşturuluyor. Fakat aynı kişiler evin içinde birbirleriyle konuşmuyor olabilir.
Burada benim derslerimdeki gerçek ile sahte ayrımı karşımıza çıkıyor:
Evliliğin görüntüsü başka, gerçeği başka olabilir.
Gerçek evlilik yalnızca nikâh belgesiyle değil; güven, emek, merhamet ve sorumlulukla kurulur.
“Seviyorum” sözü nasıl doğrulanır?
Benim derslerimizde sürekli söylediğimiz bir ölçü var:
Söz iddiadır, amel sözün delilidir.
Bir insan eşine “Seni seviyorum” diyebilir. Fakat sevgi yalnızca söylenen bir kelime değildir.
Sevgi:
- Eşini dinlemek,
- Zor zamanında yanında durmak,
- Onu insanların içinde küçük düşürmemek,
- Geçim sorumluluğunu taşımak,
- Ev ve çocuk yükünü paylaşmak,
- Hastalandığında onunla ilgilenmek,
- Öfkeliyken sınırı aşmamak,
- Hatasını örterek düzeltmesine yardımcı olmak,
- Eşinin onurunu ve güvenini korumaktır.
Bunlar yoksa “Seni seviyorum” sözü henüz doğrulanmamış bir iddia olarak kalır.
Çünkü:
Sevgi söz ise meveddet onun amelidir.
Bir insan patronuna “İşimi seviyorum” dediği hâlde işe gelmiyor, görevlerini yapmıyor ve kurallara uymuyorsa sözüne inanır mıyız?
Aynı şekilde eşine sevgi söylediği hâlde onun hakkını, duygusunu ve ihtiyacını önemsemeyen kişinin sözü de davranışıyla çelişir.
Evlilik, nefsin terbiye edildiği bir imtihandır
İnsan evlenirken çoğu zaman şöyle düşünür:
“Bu kişi beni nasıl mutlu edecek?”
Fakat ayetin öğrettiği bilinç şunu da sordurur:
“Ben bu insanın huzuruna nasıl katkı sağlayacağım?”
Nefis sürekli almak ister. Sevgi ve merhamet ise vermeyi, fedakârlığı ve gerektiğinde kendi isteğine sınır koymayı gerektirir.
Evlilikte iki ayrı insan vardır:
- İki farklı aile,
- İki farklı yetişme biçimi,
- İki farklı karakter,
- İki farklı alışkanlık,
- İki farklı istek ve beklenti…
İşte imtihan tam burada başlar. İnsan her farklılıkta karşısındaki kişiyi kendi istediği şekle sokmaya çalışırsa huzur kuramaz.
Fakat farklılık karşısında sabretmek, konuşmak, anlamaya çalışmak ve adaletli bir orta yol bulmak insanı olgunlaştırır.
Benim derslerimdeki mizan açısından:
Evlilik, bir tarafın diğerini tamamen kendisine benzetmesi değildir. İki insanın hak, adalet ve merhamet ölçüsünde ortak bir düzen kurmasıdır.
Sevgi azalınca rahmet devreye girer
İnsan duyguları sürekli aynı seviyede kalmaz. Hastalık, ekonomik sıkıntı, yaşlılık, iş problemi ve ailevi sorunlar ortaya çıkabilir.
Eşlerden biri yorulabilir, hastalanabilir veya eskisi kadar güçlü olmayabilir.
Eğer ilişki yalnızca güzellik, güç, para ve fayda üzerine kurulmuşsa şartlar değiştiğinde sevgi de kaybolabilir.
Bu nedenle ayette sevginin yanında rahmet vardır.
Rahmet şunu söyler:
“Şu anda bana fayda sağlayamadığı için onu terk etmeyeceğim. Zayıf olduğu zamanda da yanında duracağım.”
Anne ve baba yaşlandığında, eş hastalandığında veya çocuk hata yaptığında ilişkiyi ayakta tutan yalnızca duygu değil, merhamettir.
İşte salih amel burada başlar.
Salih amel yalnızca dışarıda yapılan büyük iyilikler değildir. Bazen en önemli salih amel, insanın kendi evinde öfkesine sınır koyması, eşini dinlemesi ve ailesindeki bir yarayı onarmasıdır.
21. ayetteki “düşünmek” neden önemlidir?
Ayetin sonunda:
“Düşünen bir toplum için bunda ayetler vardır.”
deniliyor.
Çünkü eşler arasındaki sevgi ve bağlılık yalnızca biyolojik bir ilişki değildir. Birbirine yabancı iki insanın tanışması, güvenmesi, aynı evi ve hayatı paylaşması üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir olaydır.
Fakat insan çoğu zaman nimetin içindeyken nimeti göremez.
Eşi yanındayken kıymetini bilmez. Onun yaptığı fedakârlıkları sıradan görür. Kaybettiğinde ise değerini anlar.
Benim derslerimiz açısından düşünmek şudur:
Sadece bir şeye bakmak değil; onun değerini, görevini ve bize yüklediği sorumluluğu fark etmektir.
Eşini Allah’ın bir ayeti olarak gören insan, onu kendi malı veya hizmetçisi gibi göremez. Onun da Allah’ın yarattığı, hakları, duyguları ve sorumlulukları bulunan bir insan olduğunu bilir.
22. ayet: Farklılık Allah’ın ayetidir
“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.”
Allah insanları tek renkte, tek dilde, tek kültürde ve tamamen aynı özelliklerle yaratmamıştır.
Ayet farklılığı bir hata veya eksiklik olarak değil, Allah’ın ayeti olarak gösteriyor.
Fakat insan Allah’ın ayet olarak yarattığı farklılığı üstünlük kavgasına dönüştürüyor:
- Irkçılık,
- Milliyetçilik üzerinden kibir,
- Ten rengi ayrımcılığı,
- Dil ve aksanla alay etmek,
- Zengin–fakir ayrımı,
- Şehirli–köylü ayrımı,
- Eğitim ve makam üzerinden insanları küçümsemek…
İnsan kendi sahip olduğu özelliği üstünlük ölçüsü yapıyor. Çünkü nefis, kendisini başkalarından üstün gösterecek bir sebep arıyor.
Oysa hiçbir insan doğacağı ülkeyi, ailesini, rengini veya ana dilini kendisi seçmedi.
Kendi seçmediğimiz bir özellik üzerinden kibirlenmek, bize verilen nimeti kendi başarımız zannetmektir.
Farklı olmak, üstün veya değersiz olmak değildir
İnsanlar aynı değildir fakat bu, birinin insan olarak daha değerli, diğerinin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Burada mizan çok önemlidir:
Farklılık ile üstünlüğü birbirine karıştırmamalıyız.
Bir insan başka bir dili konuşabilir. Başka bir renge, kültüre ve hayat biçimine sahip olabilir. Bu onun düşmanımız veya bizden aşağı olduğu anlamına gelmez.
Farklılığı kabul etmek, her düşünceyi doğru kabul etmek de değildir. Hak ile batılın ölçüsü yine korunur.
Yani:
- İnsanların yaratılış farklılığına saygı gösteririz.
- Ancak yanlış bir davranışı sırf farklılık diyerek doğru kabul etmeyiz.
- İnsanı aşağılamayız fakat davranışı hak ölçüsünde değerlendiririz.
Benim derslerimdeki ayrım burada nettir:
İnsan ile insanın seçimini birbirine karıştırmamak gerekir.
İnsana yaratılışından dolayı saygı gösterilir. Fakat yaptığı zulüm, haksızlık ve batıl tercih eleştirilebilir.
Kıyas ve haset farklılığı bozar
Allah insanları farklı özelliklerle yaratıyor. Fakat insan kendi özelliğini tanımak yerine sürekli başkasının hayatına bakıyor.
“Onun evi neden daha güzel?”
“Onun çocuğu neden daha başarılı?”
“Onun eşi neden böyle?”
“Onun bedeni neden daha güzel?”
“Onun takipçisi ve parası neden daha fazla?”
Bu kıyas insanın kendi nimetini görmesini engelliyor. Kıyas büyüdükçe haset ortaya çıkıyor. Haset arttıkça insan başkasının nimetinin yok olmasını isteyebiliyor.
Oysa 22. ayet şunu öğretiyor:
Farklılık eksiklik değildir. Herkese aynı nimet, aynı görev ve aynı imtihan verilmemiştir.
Bir insanın sahip olduğu nimet, onun imtihanıdır. Senin sahip olduğun başka bir nimet de senin imtihanındır.
Allah’ın herkese aynı şeyi vermemesi adaletsizlik değildir. Çünkü adalet herkese aynı şeyi vermek değil; herkese yaratılışına, görevine ve imtihanına uygun ölçüyü vermektir.
Sosyal medya insanları aynılaştırıyor
Bugün sosyal medya insanlara tek bir güzellik, başarı ve mutluluk ölçüsü sunuyor:
- Aynı yüz,
- Aynı beden,
- Aynı ev,
- Aynı kıyafet,
- Aynı tatil,
- Aynı hayat biçimi…
İnsan kendi renginden, bedeninden, ailesinden ve hayatından utanmaya başlayabiliyor. Kendisine ait olmayan bir görüntüye ulaşmak için bedenini, karakterini ve ekonomik düzenini bozabiliyor.
Allah farklılığı ayet olarak gösterirken modern dünya farklılığı kusur gibi gösterebiliyor.
Burada hak ile batıl karşı karşıyadır:
Hak, sana yaratılışındaki değeri gösterir.
Batıl ise seni başkalarına benzemediğin için değersiz hissettirir.
İnsan kendisini geliştirmelidir; fakat kendisini inkâr ederek başkasının kopyasına dönüşmemelidir.
21 ve 22. ayetlerin birbirine bağlantısı
- ayet, en yakınımızdaki farklılığı anlatır: Eşimiz.
- ayet ise bütün insanlığın farklılığını anlatır: Diller ve renkler.
Önce evin içindeki iki farklı insanın sevgi ve merhametle huzur kurması anlatılıyor. Ardından toplumdaki farklı insanların Allah’ın ayetlerinden olduğu bildiriliyor.
Burada çok güçlü bir bağ var:
Kendi evinde farklılığa tahammül edemeyen insan, toplumdaki farklılıklarla da huzur içinde yaşayamaz.
Eşini tamamen kendisine benzetmeye çalışan kişi, toplumdaki herkesi de kendi düşüncesine, kültürüne ve yaşamına benzetmek isteyebilir.
Fakat Allah’ın yaratılışında birlik, aynı olmak değildir.
Birlik; farklılıkların hak, adalet ve merhamet ölçüsünde birlikte yaşayabilmesidir.
Ailede meveddet ve rahmet neyse, toplumda adalet ve merhamet de odur.
İki ayetin benim derslerimizdeki ortak mesajı
Rûm 21 ve 22 bize şunu öğretiyor:
Allah insanları farklı yarattı; fakat farklılıkları kavga sebebi değil, birbirini tanıma ve tamamlama vesilesi yaptı.
Evlilikteki temel imtihan, karşısındakini kendi hevasına göre değiştirmek değil; hak ve merhamet ölçüsünde ortak bir hayat kurmaktır.
Toplumdaki temel imtihan ise rengi, dili, serveti ve makamı üstünlük ölçüsü yapmak değil; insanların hakkını korumaktır.
Bu iki ayetin özeti şudur:
Sevgi iddiadır; fedakârlık ve merhamet onun delilidir.
Farklılık eksiklik değildir; Allah’ın yaratılış ayetidir.
Mizan herkesi aynılaştırmak değil, her insanın hakkını doğru yerine koymaktır.
Salih amel, ailede ve toplumda bozulan ilişkiyi onaran davranıştır.
Kendimize şu soruları sormalıyız:
Eşimize sevgimizi yalnızca sözle mi söylüyoruz, yoksa davranışlarımızla da gösteriyor muyuz?
Evimiz eşimizin huzur bulduğu bir yer mi, yoksa kendisini sürekli savunmak zorunda kaldığı bir ortam mı?
Eşimizi olduğu gibi anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa tamamen kendi istediğimiz kişiye mi dönüştürmeye çalışıyoruz?
Farklı insanları Allah’ın ayeti olarak mı görüyoruz, yoksa renginden, dilinden, parasından ve makamından dolayı mı değerlendiriyoruz?
Başkalarıyla kıyas yaparak kendi nimetimizi değersiz mi görüyoruz?
Ve en önemlisi:
Biz girdiğimiz aileye ve topluma huzur, sevgi ve merhamet mi taşıyoruz; yoksa nefsimizle oradaki mizanı mı bozuyoruz?
Rûm Suresi 21–22. Ayetler: Ailede Huzur, Toplumda Farklılık
21. ayet: Sevgi bir söz değil, sorumluluktur
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”
Bu ayette evliliğin üç temel ölçüsü gösteriliyor:
- Sekînet: Huzur, güven ve sükûnet
- Meveddet: Sevginin davranışa dönüşmüş hâli
- Rahmet: Karşılık beklemeden gözetmek ve merhamet etmek
Ayet evliliğin amacı olarak yalnızca çocuk sahibi olmayı, aynı evde yaşamayı veya insanların karşısına eş olarak çıkmayı göstermiyor. Ayet, eşlerin birbirlerinde huzur bulmasından bahsediyor.
Demek ki bir evlilik dışarıdan devam ediyor görünebilir; fakat evin içinde korku, aşağılama, ilgisizlik ve güvensizlik varsa ayette bildirilen ölçü zarar görmüş demektir.
Bugün insanlar düğüne, eşyaya, eve, fotoğraflara ve insanların ne söyleyeceğine çok önem veriyor. Sosyal medyada mutlu bir aile görüntüsü oluşturuluyor. Fakat aynı kişiler evin içinde birbirleriyle konuşmuyor olabilir.
Burada benim derslerimdeki gerçek ile sahte ayrımı karşımıza çıkıyor:
Evliliğin görüntüsü başka, gerçeği başka olabilir.
Gerçek evlilik yalnızca nikâh belgesiyle değil; güven, emek, merhamet ve sorumlulukla kurulur.
“Seviyorum” sözü nasıl doğrulanır?
Benim derslerimizde sürekli söylediğimiz bir ölçü var:
Söz iddiadır, amel sözün delilidir.
Bir insan eşine “Seni seviyorum” diyebilir. Fakat sevgi yalnızca söylenen bir kelime değildir.
Sevgi:
- Eşini dinlemek,
- Zor zamanında yanında durmak,
- Onu insanların içinde küçük düşürmemek,
- Geçim sorumluluğunu taşımak,
- Ev ve çocuk yükünü paylaşmak,
- Hastalandığında onunla ilgilenmek,
- Öfkeliyken sınırı aşmamak,
- Hatasını örterek düzeltmesine yardımcı olmak,
- Eşinin onurunu ve güvenini korumaktır.
Bunlar yoksa “Seni seviyorum” sözü henüz doğrulanmamış bir iddia olarak kalır.
Çünkü:
Sevgi söz ise meveddet onun amelidir.
Bir insan patronuna “İşimi seviyorum” dediği hâlde işe gelmiyor, görevlerini yapmıyor ve kurallara uymuyorsa sözüne inanır mıyız?
Aynı şekilde eşine sevgi söylediği hâlde onun hakkını, duygusunu ve ihtiyacını önemsemeyen kişinin sözü de davranışıyla çelişir.
Evlilik, nefsin terbiye edildiği bir imtihandır
İnsan evlenirken çoğu zaman şöyle düşünür:
“Bu kişi beni nasıl mutlu edecek?”
Fakat ayetin öğrettiği bilinç şunu da sordurur:
“Ben bu insanın huzuruna nasıl katkı sağlayacağım?”
Nefis sürekli almak ister. Sevgi ve merhamet ise vermeyi, fedakârlığı ve gerektiğinde kendi isteğine sınır koymayı gerektirir.
Evlilikte iki ayrı insan vardır:
- İki farklı aile,
- İki farklı yetişme biçimi,
- İki farklı karakter,
- İki farklı alışkanlık,
- İki farklı istek ve beklenti…
İşte imtihan tam burada başlar. İnsan her farklılıkta karşısındaki kişiyi kendi istediği şekle sokmaya çalışırsa huzur kuramaz.
Fakat farklılık karşısında sabretmek, konuşmak, anlamaya çalışmak ve adaletli bir orta yol bulmak insanı olgunlaştırır.
Benim derslerimdeki mizan açısından:
Evlilik, bir tarafın diğerini tamamen kendisine benzetmesi değildir. İki insanın hak, adalet ve merhamet ölçüsünde ortak bir düzen kurmasıdır.
Sevgi azalınca rahmet devreye girer
İnsan duyguları sürekli aynı seviyede kalmaz. Hastalık, ekonomik sıkıntı, yaşlılık, iş problemi ve ailevi sorunlar ortaya çıkabilir.
Eşlerden biri yorulabilir, hastalanabilir veya eskisi kadar güçlü olmayabilir.
Eğer ilişki yalnızca güzellik, güç, para ve fayda üzerine kurulmuşsa şartlar değiştiğinde sevgi de kaybolabilir.
Bu nedenle ayette sevginin yanında rahmet vardır.
Rahmet şunu söyler:
“Şu anda bana fayda sağlayamadığı için onu terk etmeyeceğim. Zayıf olduğu zamanda da yanında duracağım.”
Anne ve baba yaşlandığında, eş hastalandığında veya çocuk hata yaptığında ilişkiyi ayakta tutan yalnızca duygu değil, merhamettir.
İşte salih amel burada başlar.
Salih amel yalnızca dışarıda yapılan büyük iyilikler değildir. Bazen en önemli salih amel, insanın kendi evinde öfkesine sınır koyması, eşini dinlemesi ve ailesindeki bir yarayı onarmasıdır.
21. ayetteki “düşünmek” neden önemlidir?
Ayetin sonunda:
“Düşünen bir toplum için bunda ayetler vardır.”
deniliyor.
Çünkü eşler arasındaki sevgi ve bağlılık yalnızca biyolojik bir ilişki değildir. Birbirine yabancı iki insanın tanışması, güvenmesi, aynı evi ve hayatı paylaşması üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir olaydır.
Fakat insan çoğu zaman nimetin içindeyken nimeti göremez.
Eşi yanındayken kıymetini bilmez. Onun yaptığı fedakârlıkları sıradan görür. Kaybettiğinde ise değerini anlar.
Benim derslerimiz açısından düşünmek şudur:
Sadece bir şeye bakmak değil; onun değerini, görevini ve bize yüklediği sorumluluğu fark etmektir.
Eşini Allah’ın bir ayeti olarak gören insan, onu kendi malı veya hizmetçisi gibi göremez. Onun da Allah’ın yarattığı, hakları, duyguları ve sorumlulukları bulunan bir insan olduğunu bilir.
22. ayet: Farklılık Allah’ın ayetidir
“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.”
Allah insanları tek renkte, tek dilde, tek kültürde ve tamamen aynı özelliklerle yaratmamıştır.
Ayet farklılığı bir hata veya eksiklik olarak değil, Allah’ın ayeti olarak gösteriyor.
Fakat insan Allah’ın ayet olarak yarattığı farklılığı üstünlük kavgasına dönüştürüyor:
- Irkçılık,
- Milliyetçilik üzerinden kibir,
- Ten rengi ayrımcılığı,
- Dil ve aksanla alay etmek,
- Zengin–fakir ayrımı,
- Şehirli–köylü ayrımı,
- Eğitim ve makam üzerinden insanları küçümsemek…
İnsan kendi sahip olduğu özelliği üstünlük ölçüsü yapıyor. Çünkü nefis, kendisini başkalarından üstün gösterecek bir sebep arıyor.
Oysa hiçbir insan doğacağı ülkeyi, ailesini, rengini veya ana dilini kendisi seçmedi.
Kendi seçmediğimiz bir özellik üzerinden kibirlenmek, bize verilen nimeti kendi başarımız zannetmektir.
Farklı olmak, üstün veya değersiz olmak değildir
İnsanlar aynı değildir fakat bu, birinin insan olarak daha değerli, diğerinin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Burada mizan çok önemlidir:
Farklılık ile üstünlüğü birbirine karıştırmamalıyız.
Bir insan başka bir dili konuşabilir. Başka bir renge, kültüre ve hayat biçimine sahip olabilir. Bu onun düşmanımız veya bizden aşağı olduğu anlamına gelmez.
Farklılığı kabul etmek, her düşünceyi doğru kabul etmek de değildir. Hak ile batılın ölçüsü yine korunur.
Yani:
- İnsanların yaratılış farklılığına saygı gösteririz.
- Ancak yanlış bir davranışı sırf farklılık diyerek doğru kabul etmeyiz.
- İnsanı aşağılamayız fakat davranışı hak ölçüsünde değerlendiririz.
Benim derslerimdeki ayrım burada nettir:
İnsan ile insanın seçimini birbirine karıştırmamak gerekir.
İnsana yaratılışından dolayı saygı gösterilir. Fakat yaptığı zulüm, haksızlık ve batıl tercih eleştirilebilir.
Kıyas ve haset farklılığı bozar
Allah insanları farklı özelliklerle yaratıyor. Fakat insan kendi özelliğini tanımak yerine sürekli başkasının hayatına bakıyor.
“Onun evi neden daha güzel?”
“Onun çocuğu neden daha başarılı?”
“Onun eşi neden böyle?”
“Onun bedeni neden daha güzel?”
“Onun takipçisi ve parası neden daha fazla?”
Bu kıyas insanın kendi nimetini görmesini engelliyor. Kıyas büyüdükçe haset ortaya çıkıyor. Haset arttıkça insan başkasının nimetinin yok olmasını isteyebiliyor.
Oysa 22. ayet şunu öğretiyor:
Farklılık eksiklik değildir. Herkese aynı nimet, aynı görev ve aynı imtihan verilmemiştir.
Bir insanın sahip olduğu nimet, onun imtihanıdır. Senin sahip olduğun başka bir nimet de senin imtihanındır.
Allah’ın herkese aynı şeyi vermemesi adaletsizlik değildir. Çünkü adalet herkese aynı şeyi vermek değil; herkese yaratılışına, görevine ve imtihanına uygun ölçüyü vermektir.
Sosyal medya insanları aynılaştırıyor
Bugün sosyal medya insanlara tek bir güzellik, başarı ve mutluluk ölçüsü sunuyor:
- Aynı yüz,
- Aynı beden,
- Aynı ev,
- Aynı kıyafet,
- Aynı tatil,
- Aynı hayat biçimi…
İnsan kendi renginden, bedeninden, ailesinden ve hayatından utanmaya başlayabiliyor. Kendisine ait olmayan bir görüntüye ulaşmak için bedenini, karakterini ve ekonomik düzenini bozabiliyor.
Allah farklılığı ayet olarak gösterirken modern dünya farklılığı kusur gibi gösterebiliyor.
Burada hak ile batıl karşı karşıyadır:
Hak, sana yaratılışındaki değeri gösterir.
Batıl ise seni başkalarına benzemediğin için değersiz hissettirir.
İnsan kendisini geliştirmelidir; fakat kendisini inkâr ederek başkasının kopyasına dönüşmemelidir.
21 ve 22. ayetlerin birbirine bağlantısı
- ayet, en yakınımızdaki farklılığı anlatır: Eşimiz.
- ayet ise bütün insanlığın farklılığını anlatır: Diller ve renkler.
Önce evin içindeki iki farklı insanın sevgi ve merhametle huzur kurması anlatılıyor. Ardından toplumdaki farklı insanların Allah’ın ayetlerinden olduğu bildiriliyor.
Burada çok güçlü bir bağ var:
Kendi evinde farklılığa tahammül edemeyen insan, toplumdaki farklılıklarla da huzur içinde yaşayamaz.
Eşini tamamen kendisine benzetmeye çalışan kişi, toplumdaki herkesi de kendi düşüncesine, kültürüne ve yaşamına benzetmek isteyebilir.
Fakat Allah’ın yaratılışında birlik, aynı olmak değildir.
Birlik; farklılıkların hak, adalet ve merhamet ölçüsünde birlikte yaşayabilmesidir.
Ailede meveddet ve rahmet neyse, toplumda adalet ve merhamet de odur.
İki ayetin benim derslerimizdeki ortak mesajı
Rûm 21 ve 22 bize şunu öğretiyor:
Allah insanları farklı yarattı; fakat farklılıkları kavga sebebi değil, birbirini tanıma ve tamamlama vesilesi yaptı.
Evlilikteki temel imtihan, karşısındakini kendi hevasına göre değiştirmek değil; hak ve merhamet ölçüsünde ortak bir hayat kurmaktır.
Toplumdaki temel imtihan ise rengi, dili, serveti ve makamı üstünlük ölçüsü yapmak değil; insanların hakkını korumaktır.
Bu iki ayetin özeti şudur:
Sevgi iddiadır; fedakârlık ve merhamet onun delilidir.
Farklılık eksiklik değildir; Allah’ın yaratılış ayetidir.
Mizan herkesi aynılaştırmak değil, her insanın hakkını doğru yerine koymaktır.
Salih amel, ailede ve toplumda bozulan ilişkiyi onaran davranıştır.
Kendimize şu soruları sormalıyız:
Eşimize sevgimizi yalnızca sözle mi söylüyoruz, yoksa davranışlarımızla da gösteriyor muyuz?
Evimiz eşimizin huzur bulduğu bir yer mi, yoksa kendisini sürekli savunmak zorunda kaldığı bir ortam mı?
Eşimizi olduğu gibi anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa tamamen kendi istediğimiz kişiye mi dönüştürmeye çalışıyoruz?
Farklı insanları Allah’ın ayeti olarak mı görüyoruz, yoksa renginden, dilinden, parasından ve makamından dolayı mı değerlendiriyoruz?
Başkalarıyla kıyas yaparak kendi nimetimizi değersiz mi görüyoruz?
Ve en önemlisi:
Biz girdiğimiz aileye ve topluma huzur, sevgi ve merhamet mi taşıyoruz; yoksa nefsimizle oradaki mizanı mı bozuyoruz?
