Şengül’ün Hikayesi
Şengül’ün Hikayesi
YOLUNU KAYBEDEN AMA RABBİNİ KAYBETMEYEN KADININ HİKÂYESİ
Gençti…
Hem yaşı gençti, hem kalbi…
Hani bazı kızlar olur ya; bir gülüşüyle hayata inanır, bir çift güzel sözle yola çıkabileceğini zanneder…
O da öyleydi.
Daha delikanlı bir yaşta evlendi.
Hayalindeki aileyi, huzuru, evi, sıcaklığı kucağında tutacağını sanıyordu.
Ve kısmen tuttu da… Çünkü bir kız çocuğu oldu.
Öyle bir güzellik ki; annesinin bütün hüznünü unutturacak kadar ışık taşıyordu.
Ama hayat sadece ışıkla gelmiyor.
Karanlık da bölüşülüyor bazen.
Genç kadın, evlendiği adamın babacık denecek bir tarafı olmadığını çok geçmeden anladı.
Sertti, sorumsuzdu, güven vermiyordu.
Ve bir gün, kızını kucağına alıp şöyle dedi:
“Ben seni böyle bir adamın gölgesinde büyütemem.”
Genç yaşta dul kaldı.
Bir kadın için en kırılgan, en savunmasız yerden vuruldu.
Toplumun sözü ağır, akrabaların bakışı keskin, geceleri yalnızlık uzun…
Ama o, kızına baktı ve dedi ki:
“Seni tek başıma büyütürüm Allah’ın izniyle.”
İKİNCİ HATA: “BU ÇOCUK BABASIZ KALMASIN” DİYEN BİR YÜREĞİN ACELESİ
Aradan zaman geçti.
Hayat hem yordu hem olgunlaştırdı onu.
Ama içinde hep bir sızı vardı:
“Bir çocuk babasız büyümemeli.”
İşte o cümle, onu ikinci kez sınava götürdü.
Karşısına düzgün görünen, sözleri tatlı bir adam çıktı.
Kadın, kalbi kırık halde bir iyiliği çoğaltmak istedi:
“Kızım babasız kalmasın… Yeni bir yuvamız olsun.”
Ve yeniden evlendi.
Başta her şey düzenliydi, umut doluydu.
Sonra iki çocuğu daha oldu.
Fakat kader, bu kez daha ağır bir ders hazırlamıştı.
Adam değişti.
Sözleri sertleşti, sevgisi azaldı, sorumlulukları küçüldü.
Ev ev olmaktan çıktı, kalp kalmaktan…
Kadın bir gün aynaya baktı ve şunu fark etti:
“Ben ikinci kez yanlış kişiyi yuva sandım.”
Üç çocuk annesiydi artık.
Ve bu kez gitmek daha zordu.
Ama evde kalmak daha zordu.
Bazı hikâyelerde kalmak yoktur; terk etmek bir kurtuluştur.
Ve o da o kapıdan bir daha dönmemek üzere çıktı.
ÜÇ ÇOCUK, BİR KADIN, BİR RAB: YENİDEN DOĞUŞUN BAŞLANGICI
Hayat şimdi ağırdı.
Hem bir kadın olarak, hem bir anne olarak, hem bir kul olarak imtihanın en dar yerindeydi.
Üç çocukla tek başına kalmak kolay değildi.
Sabahları işe yetişmek için uykusuz kaldı.
Market arabasında fiyat hesapladı.
Çocuklara çaktırmadan kendi tabağından pay ayırdı.
Bazen ağlamak istedi ama çocuklar görmesin diye mutfakta sessizce yutkundu.
Ama yıllar içinde bir şey oldu.
Kadının içi değişti.
Kırgınlıklar ona kibir katmadı; sabır kattı.
Yorgunluk ona isyan öğretmedi; dua öğretti.
Yalnızlık ona zayıflık getirmedi; Allah’a dayanmayı öğretti.
Bir gece seccadede uzun uzun ağladı.
Ama o ağlayış bir yenilgi değil, bir doğuştu.
Söylediği tek cümle şuydu:
“Rabbim… Ben yaptım hataları.
Ben acele ettim… Ben yanıldım.
Ama Sen beni bırakma.
Ben artık senden başka bir kapı tanımıyorum.”
O gece dua değişti, kadın değişti, kader değişti.
Allah’tan kaçamazsın ama Allah’a sığınırsın.
Ve sığınan, asla sahipsiz kalmaz.
BUGÜN: AYAKTA DURAN BİR ANNE, SAĞLAM BİR KUL
Şimdi üç çocuk, üç ayrı imtihan…
Ama o eski kadın değil artık.
Hatalarından ders aldı.
Kendi nefsine Furkan’ı ölçü yaptı:
“Ben doğru ile yanlışı artık kalbimle ayıracağım.”
Arkaya değil, öne bakıyor.
İnsanlara değil, Allah’a yaslanıyor.
Geçmişine değil, duasına güveniyor.
İlmik ilmik yeniden örüyor hayatını.
Eskiden “ben yaparım” derdi,
şimdi “Allah izin verirse olur” diyor.
Eskiden yanlış adamı yuva sanıyordu,
şimdi “yuvayı Allah’ın rızası kurar” diyor.
Eskiden yalnız kalmaktan korkuyordu,
şimdi biliyor ki:
Allah’la yalnızlık bile güvendir.
SON SÖZ
Bu kadın artık üç çocukla yürüyen bir anne değil sadece…
Sabırla büyüyen bir kalp.
Hatalarıyla güçlenen bir bilgelik.
Ve her duasında yeniden yazılan bir kader.
Onun hikâyesi şunu gösterir:
İnsan hata yapar.
Ama Allah dönene kapı kapatmaz.
Kul secdeye kapandığında, kader secde yerinden yeniden yazılır.
Ve kadın bugün şunu biliyor:
“Ben iki kere yanlış adam seçtim…
Ama bir kere doğru kapıya yöneldim.
Allah’a yönelen hiç kimse kaybetmez.”

.png)