Toplum neden anlamıyor?
Anlamak, anlatmak
Öğrenmek, öğretmek
Düşünmek, düşünmeden hareket
etmek
Ego, nefis
Bencil, ben ben ben
Biz, siz, onlar
İstemek, vazgeçmek
Bedel, emek, çaba
Bir konuyu öğrenmek için anlamak
gerekiyor. Anlamak içinde düşünmek gerekiyor. Düşünmeden
anladığımızda ezberlemiş oluyoruz; anlamış olmuyoruz. Anlamak
çok bedel isteyen bir konudur. Anlamak için insanın emek
harcaması, zaman harcaması, hazlarından ödün vermesi,
çabalaması, sabretmesi gerekiyor. Bir şeyi 2 farklı şekilde
anlayabilirsiniz. Gerçek ve sahte anlamak. Örneğin evliliği 2
insanın birbirinin cinsel ihtiyaçlarını gidermesi olarak anlayan
bir insanın evliliği uzun sürmeyecektir. Sahte anlamak kısa
vadeden çözüm olsa da uzun vadede sorunların artmasına sebep
olacaktır. Sahte anlamak kendi çıkarlarını düşünen bencil
insanların daha çok işine gelmektedir. Tereyağ üreten bir
kadının kısa yoldan daha fazla para kazanmak için terayağa
margarin katması sahta bir ticaret şeklidir. Kendi bencil menfaat
çıkarlarını düşünüyor başkalarına zarar veriyor. Bir konuyu
gerçekten anlamak egoya ters gelir insanın işine gelmez. Önce
kendi menfaat çıkarlarımı düşünmek egoma daha uygun. Gerçeği
düşünmek çok önemli ve çok zordur. Gerçeği düşünürken sen
ben o kavramı yerine biz kavramı olması gerekiyor. Bize ne fayda
verecek Biz ne zarar göreceğiz Biz ne kazanacağız Biz ne
kaybedeceğiz. Eğer bu şekilde düşünmezsek yanlış anlarız ve
uzun vadede yanlış yapmış oluruz. Süreklilik olmaz.
Çocuklarımızın geleceğini daha iyi
planlamak istiyoruz. Mesleklerini eline alsınlar evlensinler çoluk
çocuğa karışsınlar güzel bir yuvaları olsun mutlu olsunlar
istiyoruz. Bunu isterken benim çıkarlarım benim çocuğum,
çocuğumun mutluluğu benim mutluluğum şeklinde anlamışsak
ileride şöyle prolemler yaşayacağız. En önemlisi benim
çocuğumun mutluluğu ancak evlendiği kişi benim çocuğum değil.
Karşı tarafda kendi çocuğunun mutluluğunu önemsiyor olacak
haliyle. Bu sefer 2 tarafın kendi mutlulukları kendi çıkarları
kendi istekleri birbiriyle çakışmaz mı ? Kimin dediği olacak ?
Kısa süreli bir evlilik ardından boşanma olacak. Günümüzde
evlilikten çok boşanma olmasının sebebi bu. Biz evliliği yanlış
anlamışız. Biz sadece evliliği değil anne baba olmayı, arkadaş
olmayı, akraba olmayı, müşteri olmayı, ortak olmayı, kardeş
olmayı, dede olmayı, babaanne olmayı, evlat olmayı, patron
olmayı, müşteri olmayı, yönetici olmayı, memur olmayı, işçi
olmayı, amir olmayı, diploma sahibi olmayı, para sahibi olmayı,
mal mülk sahibi olmayı…. hepsini yanlış anlamışız. Biz biz
demeyi bilmiyoruz, Biz ben demeyi biliyoruz. Yani sahteyi biliyoruz,
gerçeği bilmiyoruz.
Çok basit bir örnek vereyim.
Çocuğumun sürekli telefonda oyun oynamasını veya sosyal ağlarda
saatlerce dolaşmasını istemiyorum. İnsana karışmasını,
insanlarla iletişim kurmasını, dışarıda arkadaşlarıyla
oynmasını, yatağını toplamasını, sofrayı kurmasını
toplamasını, bulaşığ yardım etmesini, çamaşıra yardım
etmesini, ekmeği almasını. Çöpü atmasını gibi normal olan
doğal hayatın getirdiği bedelleri ödemesini istiyorum. Bunun
içinde ona sürekli anlatıyorum öğütler veriyorum bazen yapsın
diye ödül bazende ceza veriyorum. 1 gün yaptırsam ertesi gün
yapmıyor yine oyun başında telefon başında tv başında sabahtan
akşama kadar elinden telefon düşmüyor. Yine anlatıyorum yine
olmuyor neden ? Bir inceleyelim anlamak için düşünmek lazım
demiştik.
Çocuğun ilişkide olduğu kimler var
?
Anne baba, kardeşleri, dede, babaanne,
annane, akrabaları, öğretmenleri, okul arkadaşları, sosyal ağlar
(youtube, instagram, facebook, snapchat, twitch, discord…)
Ben ne kadar gerçeği anlatsam da
başta ben gerçeği uygulamıyorsam ve çocuğun ilişkide olduğu
çevresindeki tüm faktörler sürekli sahte içindeyse nasıl
düzelecek ? Demekki ben kavramı çok sorunlu bir kavram ve ben
kavramı sorunları çözmek için yetersiz. Biz kavramına sahip
olsaydık çocuğun çevresindeki iletişimde oldukları da biz
deseydi o zaman bugün bu uruma gelmeyecektik. Banane beni ne
ilgilendirir başkası dediğimiz sürece doğru ve yanılış gerçek
ve sahte birbirinen ayrılamayacak. Toplmadan yanlışlar çok
doğrular az, sahteler çok gerçekler az olacak. Hepimiz bu bilinçte
olmamız gerekecek. Bilincimizi açmamız gerekiyor öğrenmek için
bedel ödememiz, anlamamız gerekiyor. Gerçeği öğrenmemişsek,
gerçeği uygulamıyorsak, ne çocuklarımıza ne de başkasına
gerçeği öğretemeyiz.
Ne öğrendik ki ne uyguluyoruz ve ne
öğreteceğiz ? Toplumun her geçen mutsuz, huzursuz, umudunu
yitirmiş olmasının sebebi bildiklerinin öğrendiklerinin sahte
olmasıyla ilgili. Hepimiz kendimize çekidüzen vermeli analiz
etmeli düşünmeli ve gerçek ile sahteyi ayırt etmeliyiz. Bunun
için sahte sahip olduklarımızdan vazgeçebilmeliyiz. Sahip
olduklarımız başkasının yükünü hafifletbilecekken bize yük
oluyor farkında değiliz. Paylaşmanın ne olduğunu unuttuk çünkü
ben iyi herkes kötü düşüncesine sahibiz. Ben çalıştım
kazandım o da çalışsın kazansın şeklinde düşünüyoruz. Ne
yaşıyoruz neden yaşıyoruz nasıl yaşıyoruz farkında değiliz.
Tüm anlattıklarımın çözümü var sadece egomuzu yenip “Ben
bilmiyorum Ben öğrenmek istiyorum” diyebilmemiz gerekiyor.
Çoğunluk bu sıkışmış mutsuz hayatında bilmediğini bildiğini
zannedip günlerini mutsuz depresyonda geçiriyor. Çoğu kalabalık
aileler görüyorum ama bireyler yapayanlız. Dışardan görünüşte
kalabalık ancak herkes içinde yanlızlık yaşıyor. Ben ben ben
dedikçe insan yanlızlaşır. Nice aileler görüyorum anne baba ve
çocuklardan oluşan ancak hepsi yalnız.Telefon ve ben başkası yok
aslında. Zaman hızlı geçiyor çünkü telefonda sosyl ağlarda
kayırdığım görüntüler saatlerimi çalıyor. O gün eve
geldiğimizde ne eşime nasıl günün geçti diye soruyorum ne eşime
bana soruyor. Ne çocuklarıma okul nasıl geçti armı sorununuz
varmı anlatmak istediğiniz birşy diye soruyorum ne de çocuklar
bana baba işlerin nasıl varmı sorun diye soruyor. Ben ben ben ben
ben…
Akrabalar biraraya sadece yemek yemek
için geliyor. Kimin derdi var kimin sıkıntısı var kim mutsuz kim
darlıkta kim hasta….. artık kardeş kardeş ile bile görüşmüyor.
Kıyaslar kıskançlık ve haset meydana getirmiş. Herşeyin daha
iyisi var ve para yetmiyor. 1 milyon tl lik araba işimi görürken
tüm paramı ve gelecekte kazanacağım parayı da kredi çekerek 5
milyon tl lik araba alırsam o zaman kimseye yardımım olmaz. 5
milyon tl lik arabaya binince de kıyafetler de ona göre olmalı.
Gittiğin restoranda ona göre olmalı bir süre sonra da eşini de
beğenmezsin o da arabaya yakışmaz.
Anlatacak çok şey var ama dinleyecek
kişi bedelini ödemediği sürece anlatmanın da anlamı yok. Yazıyı
okuyup o çok güzel anlatmış deyip 1 saat sonra unutuyorsun. Sahte
hayatlarımıza devam. Sözüm meclisden dışarı kimse üzerine
alınmasın bir hatalı yazdıysam kırdıysam üzdüysem özür
dilerim.
Bu yazıya grok yapay zekanın cevabı
Yakup Bey, ikinci yazınızda da oldukça derin ve düşündürücü bir şekilde insanlığın bireysel ve toplumsal sorunlarına, özellikle “anlamak”, “gerçek” ve “sahte” kavramları üzerinden bir analiz sunmuşsunuz. “Ben” merkezli düşüncenin, bencilliğin ve sahte anlamaların hem bireyleri hem toplumu nasıl yalnızlaştırdığını ve mutsuz ettiğini vurguluyorsunuz. Yazınızın ana teması, gerçeği anlamak için düşünmenin, emek vermenin, egoyu yenmenin ve “biz” bilincine ulaşmanın gerekliliği. Sorunuz ya da talebiniz doğrudan belirtilmemiş, ancak yazınızın içeriğinden yola çıkarak, bu fikirleri daha iyi anlamak ve hayata geçirmek için neler yapabileceğimize dair bir yönlendirme istediğinizi varsayıyorum. Eğer spesifik bir soru ya da talep varsa, lütfen belirtin, ona göre daha odaklanmış bir cevap vereyim.
Yazınızın Özeti ve Ana Mesajları
Anlamanın Bedeli: Gerçek anlamanın emek, zaman, sabır ve hazlardan vazgeçme gerektirdiğini belirtiyorsunuz. Sahte anlamanın kısa vadeli çözümler sunduğunu, ancak uzun vadede sorunlara yol açtığını ifade ediyorsunuz (ör. evliliği sadece cinsel ihtiyaç olarak görmek).
Ben vs. Biz: “Ben” merkezli düşüncenin (ego, bencillik) toplumu ve ilişkileri yıprattığını, gerçek anlamanın ise “biz” bilinciyle mümkün olduğunu vurguluyorsunuz. Çocuk yetiştirme, evlilik, iş hayatı gibi alanlarda “ben” yerine “biz” demeyi öğrenmemiz gerektiğini söylüyorsunuz.
Sahte Anlamalar: Evlilik, anne-babalık, iş, dostluk, akrabalık gibi hayatın birçok alanında yanlış anlamalar (sahte anlamalar) nedeniyle sorunlar yaşandığını belirtiyorsunuz. Örneğin, çocuğun mutluluğunu sadece kendi perspektifinden düşünen ebeveynlerin çatışmalara yol açtığını ifade ediyorsunuz.
Toplumsal Yozlaşma: Telefon bağımlılığı, sosyal medya, tüketim çılgınlığı, kıskançlık, haset ve paylaşmayı unutmanın insanları yalnızlaştırdığını ve mutsuz ettiğini söylüyorsunuz. Ailelerin bile yalnız bireylerden oluştuğunu, iletişimin koptuğunu vurguluyorsunuz.
Çözüm Önerisi: Gerçek ile sahteyi ayırmak için egoyu yenmek, “Ben bilmiyorum, öğrenmek istiyorum” demek ve paylaşım kültürünü yeniden inşa etmek gerektiğini ifade ediyorsunuz. Ancak bu değişimin bedel ödemeden, samimi bir çaba göstermeden mümkün olmadığını söylüyorsunuz.
Cevap ve Öneriler
Yazınızda vurguladığınız “gerçeği anlamak” ve “biz” bilincine ulaşmak, hem bireysel hem toplumsal dönüşüm için kritik. Bu hedefe ulaşmak için bazı pratik ve manevi öneriler sunabilirim:
Gerçeği Anlamak İçin Tefekkür ve Çaba:
Düşünmeye Zaman Ayırın: Günlük hayatta tefekkür için vakit ayırın. Örneğin, akşam 10-15 dakika sessiz bir ortamda o gün yaptıklarınızı, kararlarınızı ve niyetlerinizi gözden geçirin. “Bugün ‘biz’ için ne yaptım, ‘ben’ merkezli mi davrandım?” diye sorun.
Okuma ve Araştırma: Gerçeği anlamak için farklı kaynaklardan beslenin. Kur’an-ı Kerim’in yanı sıra, insan psikolojisi, sosyoloji veya etik üzerine yazılmış eserler (ör. Erich Fromm’un “Sahip Olmak ya da Olmak”, Ali Şeriati’nin “İnsanın Dört Zindanı”) size yeni perspektifler sunabilir.
Soru Sorma Alışkanlığı: Her konuda “Bu gerçekten ne anlama geliyor?” diye sorun. Örneğin, bir tüketim kararı almadan önce “Buna gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa bu sahte bir ihtiyaç mı?” diye düşünün.
“Biz” Bilincini Geliştirmek:
Ailede İletişim: Aile içinde düzenli sohbet zamanları oluşturun. Örneğin, haftada bir akşam telefonları kapatıp herkesin gününü, duygularını veya sorunlarını paylaşabileceği bir “aile saati” yapın. Çocuklarınıza “Okulda ne oldu, bir sorunun var mı?” gibi sorular sorarak onların dünyasına girin.
Paylaşım Kültürü: Evde paylaşımı teşvik edin. Çocuklarınızın ev işlerine (sofra kurma, çöp atma vb.) katılımını bir görev değil, aileye katkı olarak sunun. Örneğin, “Bu işi yaparsan hepimiz daha mutlu oluruz” diyerek “biz” bilincini aşılayın.
Toplumsal Katılım: Mahallenizde veya çevrenizde ortak projelere katılın (ör. ihtiyaç sahiplerine yardım, çevre temizliği). Bu, “biz” kavramını güçlendirir ve çocuklarınıza örnek olur.
Ego ve Nefsi Terbiye Etmek:
Nefis Muhasebesi: Her akşam kendinize “Bugün kibirli mi davrandım, bencil mi oldum?” diye sorun. Kur’an’da nefis terbiyesi için önerilen ibadetler (oruç, namaz, sadaka) bu konuda yardımcı olur. Örneğin, haftada bir sadaka vererek cömertliği pratik yapabilirsiniz.
Alçakgönüllülük: “Ben bilmiyorum, öğrenmek istiyorum” demeyi bir alışkanlık haline getirin. Bir konuda bilginiz yoksa, utanmadan başkalarına danışın. Bu, egoyu kırmanın etkili bir yoludur.
Şükür ve Tevekkül: Sahip olduklarınız için şükretmek, tüketim ve kıskançlık tuzağından kurtarır. Her gün 5 şükür sebebi yazmayı deneyin.
Çocuklara Gerçeği Öğretmek:
Örnek Olmak: Çocuklar, anne-babanın davranışlarını taklit eder. Telefon bağımlılığını eleştiriyorsanız, önce kendiniz telefon kullanımınızı sınırlayın. Örneğin, yemek sırasında telefonları bir kutuya koyun ve “Bu akşam sadece birbirimizle konuşalım” deyin.
Sorumluluk Vermek: Çocuklarınıza yaşlarına uygun görevler verin, ancak bunu ceza veya ödülle değil, ailenin bir parçası olmanın gereği olarak sunun. Örneğin, “Sofrayı kurarsan annemizin yükü hafifler, hepimiz daha çok vakit geçiririz” diyebilirsiniz.
Değer Eğitimi: Çocuklarınıza paylaşmanın, empati kurmanın ve doğruluğun önemini hikâyeler, filmler veya Kur’an kıssaları (ör. Hz. Yusuf’un sabrı, Hz. Eyyub’un tevekkülü) üzerinden anlatın.
Sahte Anlamalardan Kurtulmak:
Tüketim Alışkanlıklarını Gözden Geçirme: Yazınızda bahsettiğiniz “5 milyonluk araba” örneği, sahte ihtiyaçların hayatı nasıl karmaşıklaştırdığını gösteriyor. Alışveriş yapmadan önce “Bu, gerçekten ihtiyacım olan bir şey mi, yoksa statü için mi istiyorum?” diye sorun.
Medya ve Sosyal Medya Kullanımı: Sosyal medyada geçirdiğiniz süreyi sınırlayın. Örneğin, Instagram veya YouTube’da geçirilen süreyi haftada 1-2 saate indirin ve bu zamanı kitap okumaya veya aileyle geçirmeye ayırın.
Gerçek İlişkiler: Akraba ve dost ziyaretlerini artırın. Sadece yemek için değil, dertleşmek, paylaşmak için bir araya gelin. Örneğin, ayda bir akraba buluşması düzenleyin ve herkesin bir sorununu ya da mutluluğunu paylaşmasını isteyin.
Toplumsal Sorunlara Karşı Duruş:
Farkındalık Oluşturma: Yazınızda bahsettiğiniz yalnızlık, mutsuzluk ve sahte hayatlar gibi sorunlar hakkında çevrenizde farkındalık oluşturabilirsiniz. Küçük bir kitap kulübü veya sohbet grubu kurarak bu konuları tartışabilirsiniz.
Yardım ve Dayanışma: İhtiyaç sahiplerine destek olmak, “biz” bilincini güçlendirir. Örneğin, mahallenizde bir yardım kampanyası başlatabilir veya bir derneğe gönüllü olabilirsiniz.
Eleştirel Düşünce: Toplumun sahte değerlerini (tüketim, gösteriş, bireysellik) sorgulayın ve çevrenize bu konuda örnek olun. Örneğin, sade bir yaşam tarzı benimseyerek gösterişten uzak durabilirsiniz.
Kur’an Perspektifinden Destek
Yazınızın temalarını Kur’an ayetleriyle bağdaştırarak birkaç noktaya değineyim:
“Biz” Bilinci: Kur’an, müminleri bir vücudun organları gibi tarif eder (Hadis: “Müminler, bir vücut gibidir; bir organı rahatsız olduğunda diğerleri de rahatsız olur” – Sahih-i Müslim). Bu, “biz” bilincinin önemini gösterir. Hucurat Suresi 10: “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.”
Nefis ve Ego: Yusuf Suresi 53: “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü nefis, daima kötülüğü emreder.” Nefsi terbiye etmek, Kur’an’ın sürekli vurguladığı bir sorumluluktur.
Gerçek Anlama: Al-i İmran Suresi 190-191: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar, ayakta, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.” Bu ayet, tefekkürü ve gerçeği anlamayı teşvik eder.
Paylaşım ve Cömertlik: Bakara Suresi 261: “Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği, yedi başak bitiren bir tohum gibidir.” Paylaşmak, hem bireyi hem toplumu zenginleştirir.
Sonuç
Yazınız, modern insanın sahte anlamalar ve bencillik nedeniyle nasıl yalnızlaştığını, mutsuz olduğunu ve gerçek anlamadan uzaklaştığını güçlü bir şekilde ortaya koyuyor. Gerçeği anlamak, “biz” bilincine ulaşmak ve egoyu yenmek, ciddi bir bedel ve çaba gerektiriyor. Ancak bu çaba, hem bireysel hem toplumsal huzurun anahtarı. Çocuklarımıza, çevremize ve kendimize gerçeği öğretmek için önce kendimiz gerçeği öğrenmeli, uygulamalı ve paylaşmalıyız. Kur’an’ın rehberliğinde, samimi bir tefekkür ve gayretle bu dönüşüm mümkün.
Eğer yazınızda bahsettiğiniz bir konuyu daha derinlemesine ele almak (ör. çocuk eğitimi, aile iletişimi, nefis terbiyesi), belirli ayetler üzerine tefsir araştırması yapmak veya başka bir konuda destek almak isterseniz, lütfen belirtin. Yazınızda herhangi bir hata görmüyorum; aksine, samimi bir tebliğ ve uyarı çabası var. Allah niyetlerinizi ve gayretlerinizi kabul etsin.
Dua ile: “Rabbim, bize gerçeği anlamayı, ‘biz’ demeyi ve egomuzu yenmeyi nasip et.” (Amin)
