Yaz Tatili, Hazların İmtihanı ve Ankebût Suresinin İlk 5 Ayeti

Modern insanın en büyük hayallerinden biri yaz tatilidir. Bir yıl boyunca çalışır, yorulur, sıkılır, bunalır ve sonra zihninde bir kurtuluş hayali kurar:

“Yaz gelsin, denize gideyim, sahilde olayım, eğleneyim, içeyim, dans edeyim, bütün yorgunluğumu atayım.”

Bugün dizilerde, televizyonlarda, reklamlarda ve sosyal medyada sürekli bu hayat özendiriliyor. Deniz, sahil, kumsal, içki, gece eğlenceleri, yaz aşkları, çıplak bedenler ve sabahlara kadar süren eğlenceler insanlara mutluluk gibi gösteriliyor.

Sanki hayatın amacı birkaç haftalık hazmış gibi bir algı oluşturuluyor.

Fakat burada asıl mesele tatil değildir. Deniz Allah’ın nimetidir. Güneş, sahil, kumsal, rüzgâr, su ve gökyüzü Allah’ın yarattığı güzelliklerdir. İnsan elbette dinlenebilir, denize gidebilir, tatil yapabilir.

Ama soru şudur:

İnsan bu nimetleri Allah’ı hatırlamak için mi kullanıyor, yoksa Allah’ı unutmak için mi?

Deniz Allah’ı hatırlatacakken Allah’ı unutturuyorsa, güzellik şükre götürecekken teşhire götürüyorsa, tatil dinlenme olacakken haramların pazarı hâline geliyorsa, eğlence insanı rahatlatacakken vicdanı öldürüyorsa; işte orada durup düşünmek gerekir.

Çünkü mesele tatil değildir. Mesele tatilin putlaştırılmasıdır.

Mesele deniz değildir. Mesele denizin kenarında Allah’ı unutmaktır.

Mesele eğlenmek değildir. Mesele eğlenceyi hayatın amacı yapmaktır.

Mesele özgürlük değildir. Mesele nefsin köleliğine özgürlük adını vermektir.

“İman Ettik” Demek Yetmez

Ankebût Suresi’nin ilk ayetleri bize çok önemli bir hakikati hatırlatır.

Allah, Ankebût Suresi 2. ayette şöyle buyurur:

“İnsanlar, ‘iman ettik’ demekle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar?”

Bu ayet insanı sarsmalıdır.

Çünkü iman sadece söz değildir. İman sadece “Ben Müslümanım” demek değildir. İman sadece camide, derste, sohbet ortamında belli olmaz.

İman imtihanla ortaya çıkar.

İman, insanın nefsi bir şeyi çok istediğinde belli olur.
İman, haram çağırdığında belli olur.
İman, kimse görmüyor sanıldığında belli olur.
İman, kalabalık seni harama çağırdığında belli olur.
İman, tatil ortamı gevşettiğinde belli olur.

Bir insan ders dinlerken “Allah’a inanıyorum” diyebilir. Fakat asıl soru şudur:

Sahilde de Allah’a inanıyor mu?
Tatil beldesinde de Allah’ın ölçüsünü koruyor mu?
İçki masası önüne geldiğinde de imanını hatırlıyor mu?
Haram ilişki çağırdığında da Allah’tan sakınıyor mu?
Bedenini sergileme arzusu geldiğinde de emanet bilincini koruyor mu?

İşte Ankebût Suresi burada bize şunu öğretir:

İman iddia değil, imtihandır.

Tatil Ortamı Bir İmtihan Alanıdır

Bugün birçok insan yaz tatilini sınırların kaldırıldığı bir dönem gibi görüyor. Sanki yaz gelince haramlar hafifliyor, ölçüler gevşiyor, günahlar normalleşiyor.

İçki içiliyor.
Çıplaklık normal görülüyor.
Bedenler sergileniyor.
Zinaya aşk deniliyor.
Sabahlara kadar eğlenmek hayatı yaşamak zannediliyor.

Sonra da şöyle deniliyor:

“Bu benim hayatım.”
“Ben özgürüm.”
“Benim bedenim, benim kararım.”
“Kimse bana karışamaz.”

Fakat Kur’an insana çok daha derin bir soru sorar:

Gerçekten özgür müsün?

Nefsine karşı özgür müsün?
İçkiye karşı özgür müsün?
Şehvete karşı özgür müsün?
Beğenilme arzusuna karşı özgür müsün?
Kalabalığın baskısına karşı özgür müsün?
Sosyal medyanın dayattığı hayata karşı özgür müsün?

İnsan her istediğini yapınca özgür olmaz. İnsan nefsine “dur” diyebildiğinde özgür olur.

Gerçek özgürlük, insanın her arzusunun peşinden gitmesi değildir. Gerçek özgürlük, insanın nefsinin her istediğine esir olmamasıdır.

Doğru Olanlar ve Yalancılar Ortaya Çıkar

Ankebût Suresi 3. ayette Allah şöyle buyurur:

“Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette doğru olanları da bilir, yalancıları da bilir.”

Bu ayet bize şunu öğretir:

İmtihan yeni değildir. Bizden öncekiler de imtihan edildi. Peygamberler imtihan edildi. Salih insanlar imtihan edildi. Musa, İbrahim, Yusuf, Meryem ve bütün hak yolunun yolcuları imtihan edildi.

Peki biz neden imtihansız bir hayat bekliyoruz?

Allah ayette doğru olanların ve yalancıların ortaya çıkacağını bildiriyor. İşte yaz tatili de bazen bu ayrımı ortaya çıkarır.

Kim gerçekten Allah’ın ölçüsüne bağlı?
Kim sadece ortam uygunsa Müslüman?
Kim kalabalık bozulunca o da bozulanlardan oluyor?
Kim yalnız kaldığında da Allah’ı hatırlıyor?
Kim tatilde de haramdan sakınıyor?
Kim nimeti şükre çeviriyor, kim nimeti isyana çeviriyor?

İşte imtihan budur.

Haram Haz Verir Ama Huzur Vermez

İnsan yazın bütün hazlarını en yüksek seviyede tüketiyor. İçiyor, geziyor, dans ediyor, bedenini sergiliyor, nefsinin istediği her şeyi yapıyor.

O an kendini mutlu zannediyor.

Ama sonra ne oluyor?

Tatil bitiyor.
Eğlence bitiyor.
Gece bitiyor.
İçkinin etkisi bitiyor.
Kalabalık dağılıyor.
Müzik susuyor.
Fotoğraflar eskiyor.
Beğeniler unutuluyor.

Ve insan yine kendi iç dünyasıyla baş başa kalıyor.

İşte o zaman haz bitiyor, boşluk başlıyor.

Bu hâl uyuşturucu gibidir. Aldığın anda yüksek bir haz verir. O an acını unutursun, dertlerini bastırırsın, kendini iyi zannedersin. Ama etkisi geçince daha büyük bir boşluk, daha büyük bir keyifsizlik, daha büyük bir mutsuzluk gelir.

Çünkü nefsin hazzı insanı doyurmaz. Sadece bir süreliğine uyuşturur.

Modern insanın döngüsü de budur:

Bekle.
Tüket.
Boşal.
Mutsuz ol.
Tekrar bekle.

Bir yıl boyunca yazı bekler. Yaz gelince bütün aşırılıklarını yaşar. Sonra geri kalan aylarda mutsuz, keyifsiz, isteksiz yaşar. Sonra yine bir sonraki yazı bekler.

Bu özgürlük değildir. Bu esarettir.

Bu hayat değildir. Bu döngüdür.

Bu mutluluk değildir. Bu nefsin insana kurduğu tuzaktır.

Çünkü haz ile huzur aynı şey değildir.

Haz bedeni oyalar.
Huzur kalbi doyurur.

Haz geçicidir.
Huzur kalıcıdır.

Haz daha fazlasını ister.
Huzur şükürle artar.

Haz bitince boşluk bırakır.
Huzur zorlukta bile sabır verir.

Kötülük Yapanlar Kurtulacaklarını mı Sanıyor?

Ankebût Suresi 4. ayette Allah şöyle buyurur:

“Yoksa kötülük yapanlar, bizi geçip kurtulacaklarını mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!”

Bu ayet çok ağır bir uyarıdır.

İnsan bazen haram işlerken zanneder ki:

“Kimse görmedi.”
“Kimse bilmedi.”
“Bu yaz yaşandı, bitti.”
“Bu gece geçti, kapandı.”
“Bu günah unutuldu.”
“Bu eğlence burada kaldı.”

Hayır.

İnsan unutabilir ama Allah unutmaz.
Kalabalık dağılır ama amel kalır.
Müzik susar ama kayıt kalır.
Tatil biter ama hesap kalır.
Gece geçer ama yapılanlar kalır.

Allah soruyor:

“Kötülük yapanlar bizi geçip kurtulacaklarını mı sandılar?”

İnsan Allah’tan kaçabileceğini mi zannediyor?

Deniz kenarında Allah yok mu?
Otel odasında Allah görmüyor mu?
Gece kulübünde Allah bilmiyor mu?
Telefon ekranının arkasında Allah şahit değil mi?
Gözün baktığını, kalbin sakladığını, niyetin gizlediğini Allah bilmiyor mu?

İşte insanın en büyük yanılgısı budur. Gizli yaptığını zanneder, ama Allah’a hiçbir şey gizli değildir.

Dünya Hayatı İnsanı Aldatır

Kur’an birçok ayette dünya hayatının oyun ve eğlence olduğunu bildirir. Hadîd Suresi 20. ayette dünya hayatı; oyun, eğlence, süs, övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışı olarak anlatılır.

Bugünkü sosyal medya tam da bu değil mi?

Kim daha güzel?
Kim daha zengin?
Kim daha çok geziyor?
Kim daha lüks otelde kalıyor?
Kim daha çok eğleniyor?
Kim daha çok beğeni alıyor?
Kim daha çok dikkat çekiyor?

İnsan görüntüyle büyüleniyor. Fakat Allah Lokmân Suresi 33. ayette uyarır:

“Dünya hayatı sizi aldatmasın.”

Fâtır Suresi 5. ayette de şöyle buyurulur:

“Allah’ın vaadi gerçektir; sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.”

Ama insan ne yapıyor?

Dünyaya aldanıyor.
Süslü görüntülere aldanıyor.
Tatil fotoğraflarına aldanıyor.
Beden gösterilerine aldanıyor.
İçki sofralarına aldanıyor.
Yaz aşklarına aldanıyor.
Gece eğlencelerine aldanıyor.

Kur’an ise sadece görünen fotoğrafa baktırmaz. Kur’an insana sonu gösterir.

Modern Karun Gösterileri

Kasas Suresi’nde Karun halkının karşısına süsüyle ve ihtişamıyla çıkar. Dünya hayatını isteyenler ona bakıp şöyle der:

“Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi.”

Bugün sosyal medya modern Karun gösterisine dönüştü.

Lüks oteller.
Sahil partileri.
Pahalı tatiller.
Beden gösterileri.
Gece eğlenceleri.
Sahte mutluluk pozları.

İnsanlar bunlara bakıp içinden geçiriyor:

“Keşke ben de orada olsam.”
“Keşke ben de böyle yaşasam.”
“Keşke ben de böyle eğlensem.”
“Keşke ben de bu kadar özgür olsam.”

Ama sonra Allah Karun’u da, sarayını da yere geçiriyor. Dün ona özenenler ertesi gün pişman oluyor ve şöyle diyorlar:

“Allah bize lütfetmeseydi bizi de yere geçirirdi.”

İşte ibret budur.

Dün “keşke onun gibi olsaydık” diyenler, bugün “iyi ki onun gibi olmamışız” dediler.

Dün süse bakanlar, bugün sonuca baktılar.

Dün ihtişama özenenler, bugün helakten korktular.

Bu yüzden her parlayan şey nur değildir. Her gülümseyen fotoğraf huzur değildir. Her kalabalık mutluluk değildir. Her lüks hayat bereket değildir. Her eğlence özgürlük değildir.

Bazen insanın özendiği hayat, onun helakine sebep olacak hayattır.

Nimetlerden Hesap Var

Bir de işin vicdan tarafı vardır.

Bugün dünyada aç insanlar var. Fakirler var. Yetimler var. Zulüm görenler var. Savaş altında inleyen çocuklar var. Ekmek bulamayan anneler var. Güvenli bir gece uyuyamayan aileler var.

Gazze’de çocuklar açken, dünyanın birçok yerinde insanlar zulüm altındayken, nice fakirler sofrasına ekmek koyamazken; insanın sadece kendi hazzına gömülmesi vicdanın kapanması değil midir?

Birileri sabahlara kadar içip eğlenirken, bir çocuk aç uyuyorsa; birileri sahilde bedenini sergilerken, bir anne çocuğuna süt bulamıyorsa; birileri milyonlarını eğlenceye harcarken, bir mazlum bombaların altında ağlıyorsa; insanın bunu düşünmesi gerekmez mi?

Mümin insan sadece kendi keyfini düşünen insan değildir. Mümin insan vicdanı diri olan insandır.

Allah Tekâsür Suresi’nde şöyle buyurur:

“Sonra o gün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.”

Gözden hesap var.
Kulaktan hesap var.
Kalpten hesap var.
Akıldan hesap var.
Bedenden hesap var.
Gençlikten hesap var.
Maldan hesap var.
Zamandan hesap var.

Deniz nimet.
Tatil imkânı nimet.
Para nimet.
Boş vakit nimet.
Sağlık nimet.
Gençlik nimet.

Peki biz bu nimetleri neye çeviriyoruz?

Şükre mi?
İyiliğe mi?
Merhamete mi?
Yoksa harama, israfa, gösterişe, zinaya, içkiye ve gaflete mi?

Allah’a Kavuşmayı Uman İnsan Başka Yaşar

Ankebût Suresi 5. ayette Allah şöyle buyurur:

“Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa bilsin ki Allah’ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir. O, işitendir, bilendir.”

Bu ayet insanın bütün hayatını değiştirmelidir.

Allah’a kavuşmayı uman insan, hayatını başka yaşar.

Allah’a kavuşacağını bilen insan bedenini teşhir malzemesi yapmaz.
Allah’a kavuşacağını bilen insan içkiyle aklını örtmez.
Allah’a kavuşacağını bilen insan zinaya aşk demez.
Allah’a kavuşacağını bilen insan tatili haram pazarı yapmaz.
Allah’a kavuşacağını bilen insan mazlumları unutup sadece kendi keyfine gömülmez.

Çünkü bilir ki Allah’ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir.

Yaz bitecek.
Tatil bitecek.
Gençlik bitecek.
Güzellik bitecek.
Para bitecek.
Beden gücü bitecek.
Gece eğlenceleri bitecek.
Alkışlar bitecek.
Beğeniler bitecek.
Fotoğraflar eskiyecek.
Sosyal medya hesapları unutulacak.

Ama Allah’a kavuşma günü gelecek.

O gün insanın elinde ne kalacak?

İçtiği içkiler mi?
Paylaştığı fotoğraflar mı?
Yaşadığı haram ilişkiler mi?
Aldığı beğeniler mi?
Sabahlara kadar süren eğlenceler mi?

Hayır.

O gün insanın elinde ameli kalacak. Vicdanı kalacak. İmanı kalacak. Salih işleri kalacak. Allah için vazgeçtikleri kalacak. Nefsine karşı verdiği mücadele kalacak.

Sonuç: Tatilde de Mümin Kalabilmek

Ankebût Suresi’nin ilk ayetleri bize şunu öğretir:

İman iddia değildir, imtihandır.

“İman ettim” demek kolaydır. Ama haram karşısında durmak zordur.

“Allah’a inanıyorum” demek kolaydır. Ama nefse “hayır” demek zordur.

“Ahiret var” demek kolaydır. Ama dünyaya aldanmamak zordur.

“Allah görüyor” demek kolaydır. Ama kimse yokken de Allah’tan utanmak zordur.

İşte imtihan burada başlar.

Bu yüzden insan kendine sormalıdır:

Ben yaz tatilinde de mümin miyim?
Ben sahilde de Allah’ın kuluyum diyebiliyor muyum?
Ben kalabalık harama giderken durabiliyor muyum?
Ben nefsim istediğinde Allah’ın ölçüsünü seçebiliyor muyum?
Ben dünya süsüne bakınca Karun’a özenenlerden mi oluyorum, yoksa ibret alanlardan mı?

Aldanmayalım.

Haramı özgürlük sanmayalım.
Çıplaklığı cesaret sanmayalım.
Zinayı aşk sanmayalım.
İçkiyi rahatlama sanmayalım.
Sabahlara kadar eğlenmeyi hayatı yaşamak sanmayalım.
Dünyayı kalıcı sanmayalım.
Nimeti hesapsız sanmayalım.

Denize gidelim ama Allah’ı unutmayalım.
Dinlenelim ama gaflete düşmeyelim.
Güzelliği görelim ama güzelliğin sahibini unutmayalım.
Eğlenelim ama ahlakımızı satmayalım.
Sevelim ama sevgiyi şehvete kurban etmeyelim.
Özgür olalım ama nefsimizin kölesi olmayalım.

Çünkü gerçek mutluluk içkide değildir. Gerçek mutluluk çıplaklıkta değildir. Gerçek mutluluk zinada değildir. Gerçek mutluluk sabaha kadar eğlenmekte değildir. Gerçek mutluluk herkesin sana bakmasında değildir. Gerçek mutluluk sosyal medyada beğenilmekte değildir.

Gerçek mutluluk; aklın açık olmasıdır, kalbin diri olmasıdır, vicdanın temiz olmasıdır, bedenin emanet bilinciyle korunmasıdır, malın şükürle kullanılmasıdır, gençliğin boşa harcanmamasıdır ve yönünün Allah’a dönük olmasıdır.

Unutmayalım:

Allah’ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir.

O vakit gelmeden önce kendimize gelelim. Hesap günü gelmeden önce kendimizi hesaba çekelim. Nefis bizi çağırmadan önce aklımızı uyandıralım. Dünya bizi aldatmadan önce Kur’an’la uyanalım.

Allah bizi “iman ettik” deyip imtihanda kaybedenlerden değil; imtihanda doğru çıkan, nefsine karşı direnen, dünyaya aldanmayan, nimetlerin hesabını bilen kullarından eylesin.

Amin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir