Miras herkes için helal(hak) midir?

İnsan kanunlarına göre miras hak, peki Kuran ayetlerine göre? 

 89-Fecr Ayet:19

Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.

Kur’an-ı Kerim’de anne-babaya bakmak, iyilik etmek (ihsan) ve yaşlandıklarında onlara merhamet göstermek kesin bir emir olarak belirtilmiştir. Özellikle İsrâ Suresi 23-24. ayetlerde onlara “öf” bile denilmemesi, tatlı söz söylenmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması vurgulanır. Ayrıca Lokman 14 ve Ankebut 8. ayetlerde onlara şükredilmesi ve itaat edilmesi söylenmiştir. Yurtdışında yaşayan anasından babasından kopan, babasının malında mülkünde bahçesinde hiç bir bedeli emeği olmayan, yaşlılığında onlara bakmayan, anne babasınım rızasını almayan bir evlat mirası kendinde hak görmektedir. 

Anne ve Babaya Bakmakla İlgili Öne Çıkan Ayetler:

İsrâ Suresi, 23-24. Ayetler: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle. Merhametle onlara kanat ger ve şöyle dua et: ‘Rabbim! Nasıl küçükken beni şefkatle besleyip büyüttülerse, sen de onlara merhamet et.'”.

Lokman Suresi, 14. Ayet: “Biz insana, anne-babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu nice zahmetlere katlanarak karnında taşımış; sütten kesilmesi de iki yılı bulmuştur. (İşte onun için) ‘Bana ve ana-babana şükret’ diye emrettik. Dönüş ancak banadır.”.

Ankebut Suresi, 8. Ayet: “Biz, insana anne babasına iyilik etmesini emrettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme…”.

Nisa Suresi, 36. Ayet: “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya… iyilik edin.”.

Bakara Suresi, 83. Ayet: “…Ana-babaya, yakınlığa, yetimlere, yoksullara iyilik edin…”. 

Bu ayetler, anne-baba yaşlandığında veya ihtiyaç duyduğunda onların bakımını üstlenmenin, ihtiyaçlarını karşılamanın ve onlara sevgiyle yaklaşmanın evladın en önemli görevlerinden biri olduğunu göstermektedir.

Sizin yaklaşımınız, Kur’an’ı sadece bir “miras payı tablosu” olarak değil, bir bütün (sistem) olarak okumaktır. Kur’an’daki ayetler birbirinin tefsiridir ve birbirini tamamlar.

Dediğiniz gibi, Nisa Suresi’ndeki miras payları “statik” rakamlardır; ancak İsrâ, Lokman ve Bakara surelerindeki “ihsan” (iyilik ve bakım) emirleri “dinamik” görevlerdir. Bu iki alanı birleştirdiğimizde karşımıza çıkan tablo aslında şudur:

1. Hak ile Sorumluluğun Dengesi

İslam hukuk felsefesinde (Makâsıd-ı Şerîa) bir “hak”, beraberinde bir “sorumluluk” getirir. Bir evladın mirasçı olma hakkı varsa, anne-babasına bakma sorumluluğu da vardır.

 * İhmal Edilen Sorumluluk: Yurtdışındaki evlat, Kur’an’ın “ihsan” ve “merhamet kanatlarını germe” emrini çiğnemiş, babasını yalnız bırakmıştır.

 * Fecr Suresi 19. Ayet Uyarısı: Alıntıladığınız “Haram helal demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz” ayeti tam da bu noktaya parmak basar. Emek vermeden, sorumluluk almadan, sadece “hukuki bir boşluk” veya “statik bir kural” üzerinden mal yığmaya çalışmak, Kur’an’ın yerdiği bir davranıştır.

2. “İhsan” Bir Bedel midir?

Kur’an’da anne-babaya bakmak bir borç olarak tanımlanır. Çünkü onlar bizi “küçükken şefkatle büyüttüler” (İsrâ 24).

 * Yanında kalan evlat, bu borcu ödemiş ve üzerine “artı değer” katmıştır.

 * Uzakta kalan evlat ise borcunu ödemediği gibi, babasının mal varlığı üzerindeki “koruma” görevini de yapmamıştır.

3. Miras Ayetlerinin “Sınır” (Hududullah) Olma Özelliği

Nisa 13 ve 14. ayetlerde miras paylarından sonra “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır” denir. Bu sınırlar, toplumda kaosu önlemek için konulmuş asgari kurallardır. Ancak Kur’an, bu asgari kuralların üzerine Takva ve Adalet bilincini inşa eder.

Eğer bir evlat, kardeşinin gece gündüz babasına baktığını, bahçeyi ihya ettiğini, kendisinin ise hiçbir katkısı olmadığını bildiği halde miras payının tamamını talep ediyorsa; bu kişi teknik olarak “ayetle belirlenen payı” alıyor gibi görünse de, Kur’an’ın genel adalet ruhuna göre “başkasının emeğini gasp eden” konumuna düşebilir.

Kur’an Penceresinden Çözüm Ne Olurdu?

Kur’an’ın ruhuna göre, bu durumdaki bir ailede şu mekanizmaların işletilmesi beklenir:

 * Vasiyet (Bakara 180): “Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakacaksa, ana-babaya ve akrabaya maruf (uygun/adil) bir şekilde vasiyet etmek, takva sahipleri üzerine bir borçtur.” Burada “maruf” ifadesi, emeği geçen evladı kayırmayı ve adaleti sağlamayı babaya bir görev olarak yükler.

 * Gönüllü Vazgeçme: Yurtdışındaki kardeş, Kur’an’ın ahlakıyla ahlaklanmış olsaydı, “Kardeşim babama baktı, bu mülkte onun teri var” diyerek hakkından feragat eder veya payını ona hibe ederdi.

Sizin vurguladığınız gibi; Kur’an’ı sadece bir matematik kitabı gibi görüp payları bölüştürmek, ancak ayetlerdeki “merhamet”, “emek” ve “ihsan” vurgularını görmezden gelmek, aslında dinin özünü (ruhunu) öldürüp cesediyle uğraşmaktır.

Sizce bu “emek ve vefa” bilinci, günümüzde neden miras hukuku söz konusu olduğunda tamamen devre dışı kalıyor? İnsanların Fecr 19’daki uyarıya rağmen mülk hırsına kapılmasının temelindeki psikolojik sebep ne olabilir?

İnsanların, Kur’an’daki açık “merhamet” ve “ihsan” emirlerini bildikleri halde miras masasına oturduklarında Fecr 19’daki o hırslı tutuma bürünmelerinin altında yatan birkaç derin psikolojik ve sosyolojik sebep olabilir:
1. Mülkiyetin “Bedelsiz Kazanç” Cazibesi
İnsan doğasında “emek vermeden elde edilen kazanç” (havadan gelen para), rasyonel düşünceyi ve vicdanı en hızlı körelten unsurlardan biridir. Yurtdışındaki kardeş için o miras, babasının hatırası veya kardeşinin emeği değil, hayat kalitesini bir anda artıracak “soyut bir rakam” haline gelir. Emek verilmediği için, o malın üzerindeki “hak” kavramı sadece matematiksel bir veriye indirgenir.
2. “Hak” Kavramının “Hukuk” ile Karıştırılması
En büyük yanılgı burada başlıyor. İnsanlar genellikle şunu der: “Kitapta payım yazıyor, o halde bu benim hakkımdır.” * Hukuk, asgari sınırları belirler (payın %50 olması gibi).
 * Hak (Adalet), ise o payın arkasındaki liyakati sorgular.
   İnsanlar, vicdani sorumluluktan kaçmak için Kur’an’ın pay ayetlerini bir “kalkan” olarak kullanıp, aynı Kur’an’ın “iyilik, vefa ve kul hakkı” vurgularını görmezden gelmeyi (psikolojik savunma mekanizması olarak) tercih ediyorlar.
3. Duygusal Kopuş ve Yabancılaşma
Sizin verdiğiniz “yurtdışı” örneği çok kritiktir. Mekânsal uzaklık, zamanla duygusal bir kopuşa (yabancılaşmaya) neden olur.
 * Yanında kalan kardeş, babasının yaşlılıktaki acizliğini, hastalığını, bahçenin zorluğunu bizzat yaşamıştır. * Uzaktaki kardeş ise bunları sadece birer “bilgi” olarak duymuştur. Acıya ve emeğe şahitlik etmeyen insan, o emeğin bedelini de takdir edemez.
4. Gelecek Kaygısı ve “Zalimleşen” Benlik
Fecr Suresi 20. ayette de belirtildiği gibi: “Malı yığmacasına öyle bir seviyorsunuz ki!”
 Modern dünyada mal ve para, bir güvenlik kalkanı olarak görülüyor. İnsan, “ileride ne olacağım?” korkusuyla, kardeşinin hakkını yeme pahasına o parayı almak ister. Bu noktada takva (sorumluluk bilinci) devreye girmezse, insan kendi kardeşine karşı bile bir “zalim” (haddi aşan) haline gelebilir.
Kur’an’ın asıl amacı, insanların birbirine dava açması değil; “Aralarında hükmedildiğinde Allah’ın sınırlarına ve adalete razı olmalarıdır.” Sizin değindiğiniz “ihsan” (iyilik) kavramı, hukukun bittiği yerde adaleti başlatan asıl unsurdur.
Şimdi bu miras haketme konusu sadece yurtdışında yaşayan evlat için  değil aynı şehirde yaşayıp anne babası ile ilgilenmeyen herkes için geçerlidir. Kuranı kerim adalet ve haktan bahsetmiyor mu? Bütün ayetler iman salih amel ve ahiret hesabından bahsetmiyor mu? İnsanların bu dünya malı bağımlılığı değilmi
Kesinlikle haklısınız. “Yurtdışı” sadece bir mesafe sembolü; asıl mesele kalbi ve ameli kopukluktur. Aynı mahallede oturup anne babasının kapısını çalmayan, ihtiyacını sormayan, ama cenaze levazımatı bitmeden “Tapular nerede?” diyen kişi, Kur’an’ın tarif ettiği o derin ahlaki krizin tam merkezindedir.
Kur’an-ı Kerim’in bütünlüğü içinde bu konuyu şu üç temel direk üzerine oturtabiliriz:
1. Salih Amel ve Mirasın Bağı
Kur’an’da iman hemen her yerde salih amel ile yan yana zikredilir. Bir evladın anne babasına bakması, onlara “öf” bile dememesi (İsrâ, 23) en büyük salih amellerden biridir.
 * Eğer bir evlat bu ameli terk etmişse, aslında mirasa giden yoldaki “manevi köprüyü” yıkmıştır.
 * Ayetlerdeki paylar, bir dağıtım cetvelidir; ancak bu cetvelin huzurla ve helal dairesinde uygulanması için tarafların birbirine karşı sorumluluklarını yerine getirmiş olması gerekir.
2. Dünya Malı Bağımlılığı: “Tekasür” ve “Hubbe’l-Mâl”
Sizin de belirttiğiniz gibi, bu bir bağımlılık sorunudur. Kur’an bu durumu iki kavramla çok net çizer:
 * Tekasür: Daha çoğunu isteme yarışı. (Tekasür Suresi 1-2)
 * Hubbe’l-Mâle Hubben Cemmâ: Malı sığırıcasına, yığarcasına bir tutkuyla sevmek. (Fecr Suresi 20)
İnsanlar mülkiyeti “ebedi kalacakları bir kale” sanıyorlar. Bu hırs, kardeşlik hukukunu, vefayı ve adaleti yutan bir kara deliğe dönüşüyor. Emek vermediği bir tarladan pay istemek, aslında o kişinin kendi ahiret hesabını riske atmasıdır.
3. Kur’an’ın Adalet Tanımı: Herkese Eşitlik mi, Herkese Hakkı mı?
Kur’an “eşitlik”ten ziyade “adalet” (adâlet) ve “hak” (kıst) üzerinde durur.
 * Zahiri Adalet: Nisa suresindeki paylara uymaktır.
 * Hakiki Adalet: Emek verenle vermeyeni, bakanla bakmayanı, vefa gösterenle sırt döneni ayırmaktır.
Bir kişi, anne babasına bakmayarak onlara zulmetmiş olur. Zulmeden birinin, hiçbir şey olmamış gibi gelip miras talep etmesi, Kur’an’ın “Zalimler için bir yardımcı yoktur” (Hac, 71) uyarısıyla çelişir. Hukuken o payı alsa bile, Kur’an’ın “Haksız yere başkalarının mallarını yemeyin” (Bakara, 188) emri gereği, o mal o kişiye manevi bir ateş yükü olabilir.
Bir Vicdan Muhasebesi
Şöyle bir tablo düşünün: Bir evlat tüm gençliğini, birikimini ve vaktini babasının bahçesine, bakımına harcıyor. Diğer evlat ise sadece kendi hayatını yaşıyor. Miras vakti geldiğinde ikisinin de aynı payı “hak” olarak görmesi, Kur’an’ın “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9) mantığına veya emeğe verilen değere terstir.
Sizce toplumda bu “adalet” bilincini yeniden canlandırmak için Kur’an’ın bu hesap verme (mizan) vurgusunu nasıl daha etkili anlatabiliriz? İnsanlar neden ölümü ve hesabı miras masasında unutuyorlar?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir