Esma’nın sabırla yoğrulmuş hayatı
Esma – Sabırla Yoğrulmuş Bir Hayat
Köyün yoksul ama temiz yürekli insanlarından biri olan Hasan ve Hatice’nin sekiz çocuğundan biriydi Esma.
Evlerinde sıcak bir çorba bile lüks sayılırdı.
Yoksulluk, onların kapısından hiç ayrılmaz bir misafir gibiydi.
Ama Hatice her akşam çocuklarının başını okşayıp “Allah büyüktür evlatlarım, sabredin” derdi.
Esma on yaşına bastığında, komşular köyden gelen bir haberi getirdi:
İstanbul’da zengin bir aile, ev işlerine yardım edecek küçük bir kız arıyordu.
“Belki orada karnı doyar, üstü başı olur” diye düşündüler.
Böylece küçük Esma, minicik bir bohça ve gözyaşlarıyla köyden ayrıldı.
Zenginliğin gölgesinde ezilen bir çocuk
İstanbul’daki ev büyük, gösterişli ama ruhsuzdu.
Ev sahipleri Esma’ya “küçük hizmetçi” diye seslenir, onun bir çocuk olduğunu unuturdu.
Yaptığı temizlik beğenilmediğinde, kirli gördükleri yere başını bastırırlardı.
Gözyaşları, sabunlu sulara karışır; o ise sessizce dua ederdi:
“Allah’ım, sen görüyorsun. Beni sabırla imtihan ediyorsun.
Ben senden razıyım, sen de benden razı ol.”
Bir gün babası geldi.
Kızının yüzündeki morlukları gördü ama sustu.
“Ne yapalım kızım,” dedi, “bizim elimizden bu kadar gelir.”
Ve Esma, bir süre sonra uzak bir akrabasıyla evlendirilmek üzere köye geri gönderildi.
Bir evin değil, sabrın gelini
Esma’nın ne gelinliği vardı ne çeyizi.
Sadece Allah’a olan inancı ve duası vardı.
Yeni evi de eskisinden farklı değildi.
Kayınvalide söylenir, kocası ilgisiz kalır, kayınpeder her fırsatta onu küçük görürdü.
Çamaşır makinesi yoktu;
elleri yara içinde kalıncaya kadar leğende yıkardı bütün ailenin çamaşırını.
Sonra yemek yapar, bulaşık yıkar,
üstüne bir de başkalarının evine temizliğe giderdi.
Ama Esma hiç “of” demedi.
Sabırla, tevekkülle, dua ile yaşadı.
Geceleri herkes uyuduğunda diz çöküp şöyle dua ederdi:
“Rabbim, bana sabır ver. Ben senden başka sığınacak kapı bilmiyorum.”
Sabırdan doğan nur
Yıllar geçti.
O yokluk günleri artık geride kalmıştı.
Esma’nın elleri, yıllarca sabunla yoğrulmuş eller, artık hiçbir işe uzanmak zorunda değildi.
Çocukları büyümüş, annelerinin emeğini anlamış, onu el üstünde tutar olmuştu.
Artık evini robot süpürge süpürüyordu,
çamaşırları makine yıkıyor, kurutuyordu.
Ama Esma’nın yüzündeki en parlak nur, ne makineden, ne zenginlikten;
sabırla Allah’a bağlanmış bir kalpten doğuyordu.
Esma artık hem bu dünyada hem ahirette ödülünü hak eden bir kadındı.
Çünkü Allah, sessiz sabır sahiplerini hiç unutmamıştı.
