Allah Dilediği icin mi ? Ben Diledigim icin mi oluyor ?
Bu iki ayet aslında kader-irade tartışmasının kalbinde duran iki cümledir:
“İşte bu bir öğüttür; kim dilerse Rabbine giden bir yol tutsun.” (76:29)
“Fakat Allah dilemeseydi, siz asla dileyemezdiniz.” (76:30)
İlk bakışta biri özgür iradeyi, diğeri ilahî iradeyi vurguluyor gibi görünür.
Ama aslında ayetler birbirini tamamlıyor, çeliştirmiyor.
1. “İnne hâzihî tezkireh”— Bu kitap, bu sure, bu ayetler… hepsi bir hatırlatma
Ayet şöyle başlıyor:
“İnne hâzihî tezkireh”
“Bu, bir uyarıdır, bir hatırlatmadır.”
Yani insanın ruhuna şöyle sesleniyor:
“Ey insan, unutuyorsun.
Ben sana unuttuklarını hatırlatmak için konuşuyorum.”
Tezkire, hatırlatma demektir; olmayan bir şeyi var etmek değil,
var olan bir gerçeği yeniden ortaya çıkarmaktır.
Şerefini hatırlatır.
Sorumluluğunu hatırlatır.
Nereye giden bir yolcu olduğunu hatırlatır.
Ve “kötüye meyledebilecek bir nefis taşıdığını” hatırlatır.
Bu kitap sana geldi çünkü sen unutuyorsun.
2. “Femen şâe…” — Dileyen, isteyen, arayan Rabbine yol tutsun
“Artık kim isterse Rabbine giden bir yol tutsun.”
Bu cümlede insanın özgürlüğü konuşuyor.
Rabbimiz sana şunu söylüyor:
“Kapıyı açtım.
Yol açık.
Dileyen gelir.
Dileyen yükselir.
Dileyen arınır.
Dileyen ebedi hayata hazırlanır.”
Yani Allah insana bir irade, bir meyil, bir seçim gücü vermiştir.
Bu ayetin tonu şöyle bir sestir:
“Ben seni zorlamam.
Sen seçersin.
Ben yolu koydum.
Sen adımı atacaksın.”
Bütün peygamberlerin dilindeki o çağrı da bununla aynıdır:
“Gel… İstersen gel…”
3. Hemen arkasından gelen ayet: “Ve mâ teşâûne…”
Bu defa ilahî irade konuşuyor:
“Allah dilemeseydi, siz asla dileyemezdiniz.”
Sanki bir öğrenci derse geç kaldığında şöyle diyor:
“Ben geldim çünkü kapı açıktı; kapı kapalı olsaydı gelemezdim.”
İşte insanın dilemesi, irade kullanması, bir şeyi seçmesi
Allah’ın ona o seçme gücünü vermesiyle mümkündür.
Bu, insana verilen özgürlüğün kaynak bilgisidir.
Sen dileyebilirsin…
Ama dileyebilme yeteneğin, “seçme” mekanizman, karar verebilmen,
kalbinde bir şeyi isteme kapasiten…
Hepsi Allah’ın “ol” demesiyle mümkün hale geldi.
4. Çelişki yok; iki ayet iki boyutu anlatıyor
Birinci ayet:
-
Sen dile.
-
Sen seç.
-
Sen kararlaştır.
-
Yol sana açık.
İkinci ayet:
-
“Bu dileme gücünü sana veren benim.
Yani sen özgürsün ama özgürlüğün bile Bana bağlı.”
Bu yüzden hiçbir insan diyemez:
-
“Benim iradem tamamen bağımsızdır.”
-
“Ben Allah’tan bağımsız bir güçle seçim yapıyorum.”
Hayır.
Sen özgürsün, fakat o özgürlüğün bile yaratılmış bir özgürlüktür.
5. Asansör benzetmesini bir ders gibi düşünelim
Sen çok güzel bir örnek vermişsin; ben de dersi akıcı bir şekilde genişleteyim:
Bir insan 15 katlı binada asansöre biniyor.
-
Asansörün çalışmasını sağlayan sistemi kim kurdu?
İnsan değil. -
Elektriği kim yarattı?
İnsan değil. -
Yerçekimini kim yarattı?
İnsan değil. -
O asansörün yukarı çıkmasına izin veren bütün evrensel düzeni kim kurdu?
İnsan değil.
Ama insan ne yapıyor?
-
Tek bir düğmeye basıyor.
-
Yukarı çıkıyor veya aşağı iniyor.
Yani:
-
Seçim onun,
-
Güç Allah’ın,
-
Sistem Allah’ın,
-
Sonuç mekanizması Allah’ın,
-
Ama adımı atan insan.
Asansörün hareket etmesi senin “dileme”nin sonucudur,
fakat hareket ettiren gücün kaynağı Allah’tır.
İşte ayetin anlamı tam budur.
6. Son cümlenin hikmeti:
“İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ”
“Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.”
Bu ayet neden burada?
Çünkü insan bazen soruyor:
-
“Allah biliyorsa ben neden sorumluyum?”
-
“Allah dilemeseydi ben nasıl dilerim?”
-
“Beni kötüyü seçerken niye engellemedi?”
-
“Benim tercihim neden bende, yaratması neden onda?”
Ayet şunu fısıldıyor:
“Allah senin iradeni bilir.
Senin imtihanında neye meyledeceğini bilir.
Ama seni bildiği için zorlamaz.
Bilgisi, iradeni iptal etmez.
Hikmeti, seni kukla yapmaz.”
Meleklerin, “Yeryüzünde kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediği anı düşün:
Allah dedi ki:
“Ben sizin bilmediğinizi bilirim.”
Ne biliyor Allah?
-
İnsanın kötülük yapabileceğini,
-
Ama aynı zamanda iyilikte melekleri geçebileceğini,
-
Tevbe edince meleklerden daha yüce hale dönüşebileceğini,
-
Zulmedebileceğini, ama adaletle de zirveleşebileceğini,
-
Dağları titretecek günah işleyebileceğini,
-
Ama sonra öyle bir istiğfar edip öyle bir arınabileceğini
ki rahmet kapıları onun için ardına kadar açılsın…
İnsanın bu muazzam ikili yapısını sadece Allah biliyordu.
7. Bu ayetler bugün bize ne söylüyor?
Bize diyor ki:
“Ey insan,
Rabbine giden bir yol istiyorsan,
bu yol sende başlayan bir istektir.
Bu istek sana verilmiş bir hediyedir.
Sen adım atarsan, Ben açarım.
Sen yönelirsen, Ben yardım ederim.
Sen istersen, Ben kolaylaştırırım.”
Ama başka bir uyarı daha var:
“Sen kötüyü istersen, kötünün kapısını da Ben açarım.
Çünkü imtihan budur:
Senin isteğini yaratan Benim.
Ama isteyin yönünü belirleyen sensin.”
İşte özgürlük ile kaderin buluştuğu yer burasıdır.
8. Son söz:
Bu iki ayet insana iki cümle fısıldıyor:
1. “İstersen, bana gelebilirsin.”
2. “İstemen bile Bana bağlı bir nimettir; bu nimeti iyi kullan.”
Yani:
“Sen seçiyorsun; ama ben seni seçebilmen için yarattım.”
Ve bütün mesele şuraya bağlanıyor:
“Ey insan,
Allah seni özgür yarattı.
Ama özgürlüğünün elektriği, kaynağı, zemini, nefesi bile Allah’ın kudretidir.
O halde bu iradeyi hoyrat kullanma, heva için kullanma,
Rabbine giden bir yol için kullan.”
İnsanı büyüten hakikat tam da budur.
