Mükemmel olan yalniz Allah’tır !
.
Esma-ül Hüsna, sadece “Allah’ın güzel isimleri” demek değildir; aslında Allah’ın kusursuz, eksiksiz, sınırsız ve mutlak nitelikleri demektir.
Kur’an’da dört yerde geçmesi ve hepsinde “ل / lâm” ile gelmesi çok anlamlıdır:
وَلِلّٰهِ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى
“En güzel isimler Allah’a aittir.”
A’râf 180
فَلَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى
“En güzel isimler O’nundur.”
İsrâ 110
لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى
“En güzel isimler O’nundur.”
Tâhâ 8
لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى
“En güzel isimler O’nundur.”
Haşr 24
Buradaki “lâm”, aidiyet ve tahsis bildirir. Yani:
Mükemmellik Allah’a mahsustur.
İnsanda merhamet vardır ama eksiktir.
Allah’ın merhameti kusursuzdur.
İnsanda bilgi vardır ama sınırlıdır.
Allah’ın ilmi sınırsızdır.
İnsanda güç vardır ama zayıflıkla karışıktır.
Allah’ın kudreti mutlak ve eksiksizdir.
İnsanda adalet olabilir ama şaşabilir.
Allah’ın adaleti tamdır.
Demek ki insan bir varlığı, bir lideri, bir âlimi, bir sistemi, bir teknolojiyi, bir ideolojiyi “kusursuz” görmeye başladığında ölçüyü kaybeder. Çünkü Kur’an insana şunu öğretiyor:
Aklına hangi güzellik, hangi üstünlük, hangi mükemmellik gelirse gelsin; onun mutlak ve kusursuz hali yalnız Allah’a aittir.
Bu yüzden Esma-ül Hüsna’yı sadece ezberlenecek isimler olarak değil, Allah’ı doğru tanımanın ölçüsü olarak görmek gerekir.
İnsan eksiktir.
Sistemler eksiktir.
Bilim eksiktir.
Teknoloji eksiktir.
Devletler eksiktir.
Âlimler eksiktir.
Hocalar eksiktir.
Ama Allah eksik değildir.
Onun için kul, Allah’tan başka hiçbir şeye mutlak güvenmez. Hiçbir varlığı putlaştırmaz. Hiçbir insanı kusursuz görmez. Çünkü kusursuzluk sadece Allah’a aittir.
