Hayatta Öğrenci Kalmak: Niyet, Mizan ve Gerçek Huzur
Bismillahirrahmanirrahim. Değerli dostlar, hepiniz hoş geldiniz. Bugün Vesile yolculuğumuzun ilk dersinde birlikte çok temel bir soruya bakacağız: İnsan hayatı boyunca nasıl öğrenci kalır ve öğrendiği bilgiyi huzura nasıl dönüştürür? Burada birbirimize üstünlük kurmak, bir unvan kazanmak veya bir gruba ait görünmek için bulunmuyoruz. Hepimiz öğrenciyiz. Bildiğimizi paylaşırken de bilmediğimizi dinlerken de niyetimiz Allah’ın rızasına yaklaşmak, faydalı olmak ve iyiliğe vesile olmaktır. Bu dersin sonunda bütün sorunlarımızın bir anda yok olacağını söylemiyorum. Fakat doğru bilgiyle sorunlarımızı tanımayı, onları yönetmeyi ve hayatımızın emanetini daha bilinçli taşımayı öğrenebiliriz.
Vesile Olmak Ne Demektir?
Vesile olmak, bir insanın iyiliğe ulaşmasına küçük de olsa bir kapı açmaktır. Bazen söylediğiniz samimi bir cümle, bazen gösterdiğiniz güzel bir davranış, bazen de paylaştığınız doğru bilgi başka bir insanın yolunu aydınlatır. Bunun karşılığını insanlardan beklediğimizde iyilik kolayca alışverişe dönüşür. “Ben yaptım, o da bana teşekkür etsin; ben verdim, o da bana versin” dediğimiz anda niyetimizin merkezine kendi çıkarımız yerleşebilir. Bizim ölçümüz, maddi veya manevi karşılığı insanlardan istemeden fayda üretmektir. Çünkü küçücük bir iyiliği dahi gören Allah’tır. Böyle düşündüğümüzde takdir edilmediğimiz için kırılmaz, iyilik yaptığımız kişiyi borçlu saymaz ve hizmetimizi sürdürebiliriz.
Bu nedenle Vesile çalışması bir siyasi oluşumun, derneğin, cemaatin veya çıkar çevresinin uzantısı değildir. Buradaki asıl bağımız faydalı bilgidir. İnsan, öğrendiği hakikati yalnız kendisine sakladığında o bilginin bereketini sınırlar. Paylaştığında ise bir zincir başlar: Siz bir şeyi öğrenir, hayatınızda uygular, faydasını görür ve başkasına aktarırsınız. O kişi de kendi hayatında bir kapı açar. Böylece iyilik sessizce çoğalır. Fakat önce paylaştığımız şeyi yaşamaya gayret etmeliyiz. Sözü davranışımız doğrulamadığında, doğru cümleler bile karşıdaki insanda güven oluşturmaz.
Öğrenci Bilinci: Bilmediğini Fark Etmek
Öğrenmenin ilk şartı, bilmediğimizi kabul etmektir. Zihin sürekli “Ben zaten biliyorum” diyorsa yeni bilgi içeri giremez. Bir derse oturduğunuzda, bir eşinizi dinlediğinizde, çocuğunuzun derdini anlamaya çalıştığınızda veya işinizde yeni bir yöntemle karşılaştığınızda önce içinizdeki gürültüyü susturmanız gerekir. Öğrenci olmak yaşla, diplomayla ya da makamla sona ermez. Hayatın sonuna kadar çırak kalabilen insan gelişir. Usta görünmeye çalışan kişi ise hatasını saklar, soruyu küçümser ve değişme fırsatını kaçırır. Burada ben de sizden üstün bir öğretmen değilim. Anlatırken öğreniyor, örnekleri birlikte düşünüyor ve hayatın içindeki ölçüyü beraber arıyoruz.
Dinlemek pasif bir bekleyiş değildir. Dikkatinizi vermek, ön yargınızı bir süre kenara bırakmak, duyduğunuzu aklınız ve vicdanınızla tartmak aktif bir emektir. Her söyleneni sorgusuz kabul etmek gerçek öğrenme olmadığı gibi, daha cümle tamamlanmadan itiraz etmek de öğrenme değildir. Hakiki öğrenci sorar, araştırır, uygular ve sonucu gözlemler. Bilgi davranışa dönüşmüyorsa zihnimizde bir yük olarak kalabilir. Örneğin öfkenin zararını bilmek başka, öfke yükseldiğinde susup doğru zamanı beklemek başkadır. Derslerimizde hedefimiz ezber biriktirmek değil, günlük hayatın içinde kullanabileceğimiz bir ustalık geliştirmektir.
Niyet Başlangıçtaki Yönümüzdür
Her işin başında niyetimize bakmalıyız. Derse niçin geliyoruz? Çalışırken yalnız para mı düşünüyoruz? Evliliği sadece kendi ihtiyaçlarımız karşılansın diye mi kuruyoruz? Arkadaşımıza yalnız işimiz düştüğünde mi yaklaşıyoruz? Niyet görünmeyen bir yön levhası gibidir. Başlangıçta küçük bir sapma, yol uzadıkça bizi bambaşka bir yere götürebilir. Bir ilişkiye yalnız almak için girersek, karşı taraf beklentimizi karşılamadığında huzursuz oluruz. Vermeyi, sorumluluk almayı ve ortak faydayı niyetimize eklediğimizde ise bağımız güçlenir. Niyet tek başına yeterli değildir; fakat doğru davranışın başlayacağı istikameti belirler.
Kendinize bugün şu soruyu sorun: “Yaptığım bu işte Allah’ın rızasına, adalete ve faydaya uygun olan nedir?” Bu soru nefsimizin her isteğini hemen doğru kabul etmemizi engeller. İyi niyet hatasız olmak anlamına gelmez. Yanlış yaptığımızda hatamızı görür, tövbe eder, tedbirimizi yeniler ve yeniden deneriz. Sorumluluk, hiç düşmemek değil; düştüğümüz yeri doğru okuyup aynı çukuru kader diye benimsememektir. Niyetimizi sık sık kontrol etmek, kalbimizin pusulasını yeniden ayarlamaktır.
Somut Hedefler ve Soyut Mutluluk
Dünyadaki insanların çoğu mutluluğu arar. Fakat mutluluğa ulaşmak için genellikle somut hedefler seçeriz: Daha çok para, iyi bir ev, yeni bir araba, evlilik, çocuk, makam veya başarı. Bunların hiçbiri tek başına kötü değildir. Sorun, somut bir şeye sahip olduğumuzda kalıcı huzurun kendiliğinden geleceğini sanmamızdır. İstediğimiz eşyayı aldığımız gün seviniriz; bir süre sonra ona alışır ve yeni bir hedef ararız. Beklediğimiz huzur sürekli ertelenir. Demek ki araçla amacı birbirine karıştırmamalıyız. Ev bir ihtiyaç karşılayabilir, para imkân sağlayabilir, başarı emeğin sonucunu gösterebilir; fakat kalbin dengesi yalnız bunların miktarıyla kurulmaz.
İstek ile İhtiyacı Ayırmak
İsteklerimiz sınırsız, imkânlarımız ise sınırlıdır. Bu yüzden her istediğimizi ihtiyaç zannedersek hem kendimizi hem çevremizi yorarız. İhtiyaç, hayatın sağlıklı sürmesi için gereken şeydir; istek ise çoğu zaman rahatlık, gösteriş, alışkanlık veya başkalarıyla kıyaslamadan doğar. Bir şeyi satın almadan, bir karar vermeden veya bir insandan talepte bulunmadan önce durup sormalıyız: “Bu gerçekten ihtiyacım mı, yoksa şu anki duygumun isteği mi?” Cevabı hemen bulamayabilirsiniz. Fakat bu kısa duraklama bile davranışınızla dürtünüz arasına bilinç koyar.
İstekler düşmanımız değildir; onları doğru yere yerleştirmemiz gerekir. Dinlenmek, kazanmak, sevilmek ve güzel yaşamak istemek insanidir. Fakat bir isteği hayatımızın tek ölçüsü yaptığımızda diğer emanetleri ihmal edebiliriz. Daha çok kazanmak için ailemizi, sağlık için bütün sorumluluklarımızı, başkalarına yardım etmek için kendi evimizin hakkını unutmamalıyız. Her hakkın bir yeri ve zamanı vardır. İşte mizan, bu hakları birbirine ezdirmeden dengede tutma gayretidir.
Mizan: Hayatın Kıvamı
Hayatı pilav yapmaya benzetebiliriz. Pirinç, su, yağ ve tuzun hepsi gerekli olabilir; fakat ölçü yanlışsa malzemeler kaliteli olsa bile sonuç lezzetli olmaz. Fazla su pilavı lapa yapar, az su pirinci sert bırakır. Hayatımızda da çalışma, dinlenme, konuşma, susma, harcama, biriktirme, sevgi ve sınır koyma gereklidir. Bunlardan birini tamamen kaldırmak değil, doğru miktarda ve doğru zamanda kullanmak ustalıktır. Mizan hazır bir formül değildir; bilgi, dikkat, tecrübe ve samimi muhasebe ister.
Gerçek bilgi belirsizliği azaltır. Ne yaptığımızı, niçin yaptığımızı ve muhtemel sonucunu daha açık görmemizi sağlar. Sahte bilgi ise bize kesinlik hissi verirken gerçeği örtebilir. Bu yüzden duyduğumuz her iddiayı hayatımızın ölçüsü yapmayız. Kaynağını araştırır, sonuçlarına bakar ve hakikate uygunluğunu sınarız. Bir yöntemin bize kısa süreli rahatlık vermesi onun doğru olduğu anlamına gelmez. Mizan, anlık haz ile uzun vadeli faydayı birlikte görmemizi sağlar.
Önce Kendimizi Değiştirmek
Çoğu zaman huzurumuzu başkalarının değişmesine bağlarız: Eşim şöyle olsa, çocuğum beni dinlese, yöneticim adil davransa, arkadaşım hatasını anlasa rahat edeceğim deriz. Elbette çevremizdeki davranışlar bizi etkiler. Ancak başka bir insanın kalbini ve iradesini doğrudan yönetemeyiz. Değiştirebileceğimiz ilk alan kendi niyetimiz, dilimiz, alışkanlığımız ve tepkimizdir. Karşımızdakine sürekli nasihat etmek yerine doğru davranışın faydasını kendi hayatımızda gösterebiliriz. İnsanlar çoğu zaman sözden önce neticeye bakar.
Kendimizi değiştirmek, haksızlığa sessiz kalmak veya sınırlarımızdan vazgeçmek değildir. Tam tersine, tepkimizi öfkenin emrine vermeden doğru sözü, doğru zamanı ve doğru yöntemi seçmektir. Bir sorun karşısında “Benim sorumluluk payım nedir?” diye sormak suçun tamamını üstlenmek değildir; elimizdeki hareket alanını bulmaktır. Böylece gücümüzü kontrol edemediğimiz kişilere harcamak yerine, yapabileceğimiz iyiliğe yöneltiriz.
Bilgiyi Hayata Geçirmek
Değerli dostlar, bu yol emek, zaman ve fedakârlık ister. Bir ders dinleyip ertesi gün bütün alışkanlıklarımızın değişmesini beklemeyelim. Bugün öğrenci bilincini hatırlarız, niyetimizi kontrol ederiz, bir isteğimizi ihtiyaçtan ayırırız ve bir kararımızda mizan ararız. Küçük fakat düzenli uygulamalar zamanla karakter oluşturur. Yanlış yaptığımızda ümitsizliğe kapılmadan ders çıkarırız. Bildiğimizi paylaşırken üstünlük taslamaz, karşımızdakinin hazır oluşuna saygı duyarız. Çünkü amaç insanları kendimize bağlamak değil, onların da hakikati anlayabilecek ve kendi sorumluluğunu taşıyabilecek hâle gelmesine vesile olmaktır.
Bugün kendinize bir uygulama seçin. Akşam olduğunda verdiğiniz önemli bir kararı düşünün ve şu dört soruyu yazın: Niyetim neydi? Bu bir ihtiyaç mıydı, istek miydi? Hangi hakkı korudum, hangisini ihmal ettim? Aynı durum yeniden gelse mizanı nasıl daha iyi kurarım? Cevaplarınız sizi suçlamak için değil, ustalaştırmak için olsun. Allah’tan faydalı bilgi, samimi niyet ve öğrendiğini yaşayabilecek güç isteyin. Rabbim attığımız küçük adımları hayra vesile kılsın, emeğimizi bereketlendirsin ve bizi ömür boyu hakikatin öğrencisi olarak tutsun. Allah’a emanet olun.
