view of cars and pedestrians on the street in rain

ANKEBÛT 63–64 İLE FÂTİHA DERSİNİZİN İLİŞKİSİ

Fâtiha derslerinizde özellikle şu çizgi öne çıkıyordu:

Hamd, şükür, Rabbil âlemîn, nimeti gerçek sahibine bağlamak, nankörlükten uzaklaşmak, özgür iradeyle doğruyu seçmek, hesap bilinci ve yalnız Allah’a kulluk etmek.

Ankebût 63 ve 64. ayetler bu konuların devamı gibidir.


Ankebût 63

“Gökten su indirip ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir, diye sorsan mutlaka ‘Allah’ derler. De ki: Hamd Allah’a aittir. Fakat onların çoğu akletmez.”

Bu ayette insanlar doğru cevabı veriyor:

“Yağmuru indiren, ölü toprağı dirilten Allah’tır.”

Ama ayetin sonunda:

“Çoğu akletmez.”

deniliyor.

Demek ki doğru cevabı bilmek ile o cevabın gereğini yaşamak aynı şey değildir.

Fâtiha dersinizdeki “Elhamdülillah” ile ilişkisi

Sizin Fâtiha dersinizde hamd, yalnızca ağızdan söylenen bir teşekkür değildi.

Hamd:

Nimeti tanımak, nimetin sahibini bilmek ve nimeti verenin ölçüsüne göre yaşamaktır.

İnsan yağmuru Allah’ın indirdiğini söylüyor ama suyu israf ediyorsa hamdin gereğini yaşamıyor.

Rızkı Allah’ın verdiğini söylüyor ama paylaşmıyorsa hamdin gereğini yaşamıyor.

Başarı geldiğinde:

“Ben yaptım, benim aklım, benim gücüm…”

diyorsa nimeti gerçek sahibinden koparıyor.

Fâtiha’daki:

“Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn”

sözü, Ankebût 63’te gözümüzün önünde açıklanıyor.

Çünkü Allah yalnızca başlangıçta yaratan değildir. Aynı zamanda yağmuru indiren, toprağı besleyen, tohumu büyüten ve rızkı ulaştıran Rabdir.


“Rabbil âlemîn” ile Ankebût 63’ün ilişkisi

Fâtiha’da:

“Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”

diyoruz.

Rab kelimesi; yaratan, besleyen, büyüten, terbiye eden, ölçü koyan ve hayatı devam ettiren anlamlarını taşır.

Ankebût 63’te bu Rablik gözle görülür hâle geliyor:

Toprak kuruyor.
Yağmur iniyor.
Tohum çatlıyor.
Bitkiler çıkıyor.
İnsanlar ve hayvanlar besleniyor.

Yani Fâtiha’daki Rabbil âlemîn, Ankebût 63’te yağmur, toprak ve rızık üzerinden gösteriliyor.


Hamd ile şükür arasındaki bağ

Fâtiha dersinizde hamd ve şükrün insanın özgür iradesiyle ilgili olduğunu anlatmıştınız.

İnsan nimeti görünce iki tercihten birini yapar:

Ya nimeti Allah’a bağlar ve şükreder…

Ya da nimeti kendinden bilir ve nankörleşir.

Ankebût 63’te de insanlar nimeti verenin Allah olduğunu bildikleri hâlde bu bilgiyi hayatlarına taşımıyorlar.

Bu yüzden ayet:

“Çoğu akletmez.”

diyor.

Akletmek, yalnızca:

“Yağmuru Allah yağdırdı.”

demek değildir.

Akletmek:

“Öyleyse ben nimetin mutlak sahibi değilim. İsraf edemem, haddi aşamam, paylaşmam gerekir ve hesap vereceğim.”

sonucuna ulaşmaktır.


Ankebût 64

“Bu dünya hayatı ancak bir oyun ve oyalanmadır. Asıl hayat ahiret yurdudur. Keşke bilselerdi.”

Bu ayet de Fâtiha dersinizde işlediğiniz Mâliki yevmiddîn, yani hesap günü bilinciyle doğrudan ilişkilidir.

“Mâliki yevmiddîn” ile Ankebût 64’ün ilişkisi

Fâtiha’da:

“Din gününün, hesap gününün sahibi Allah’tır.”

diyoruz.

Ankebût 64 ise neden hesap gününü unutmamamız gerektiğini açıklıyor:

Çünkü dünya kalıcı hayat değildir.

İnsan dünyayı gerçek ve son hayat zannederse bütün gücünü buraya harcar.

Daha çok mal…
Daha çok makam…
Daha fazla görünürlük…
Daha fazla övgü…
Daha fazla haz…

Fakat Fâtiha bize her gün:

“Bir hesap günü var.”

diye hatırlatır.

Ankebût 64 de:

“Asıl hayat oradadır.”

der.

Dünya imtihan alanıdır. Ahiret ise sonuçların ortaya çıkacağı yerdir.


Fâtiha dersinizdeki “seçim ve sonuç” ilişkisi

Sizin dersinizde insanın önünde bir seçim olduğu vurgulanıyordu:

Allah’a teslimiyet, hak, şükür ve salih amel

veya

Nefse teslimiyet, nankörlük, kibir ve zulüm.

Dünya seçim alanıdır.

Ahiret ise sonuç alanıdır.

Bugün insan özgür iradesiyle seçer:

Hamd mı edecek, nankörlük mü edecek?
Hakkı mı seçecek, hevasını mı?
Paylaşacak mı, cimrilik mi yapacak?
Salih amel mi işleyecek, yalnızca sözle mi kalacak?

Ankebût 64 bu yüzden dünya hayatının oyun ve oyalanmaya dönüşebileceğini söylüyor.

Çünkü insan asıl amacını unutursa araçları amaç hâline getirir.

Para araçtır; amaç olursa insanı yönetir.
Telefon araçtır; amaç olursa ömrü tüketir.
Makam araçtır; amaç olursa kibir üretir.
Dünya imtihan alanıdır; kalıcı yurt zannedilirse insanı aldatır.


Ankebût 63 ile 64’ün Fâtiha üzerinden birleşmesi

  1. ayet:

“Nimeti veren Allah’tır; hamd O’na aittir.”

  1. ayet:

“Bu nimetlerin bulunduğu dünya geçicidir; gerçek hayat ahirettedir.”

Fâtiha ise ikisini birleştirir:

Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn
Nimeti veren ve hayatı yöneten Allah’tır.

Mâliki yevmiddîn
Bütün nimetlerden ve tercihlerden hesap soracak olan da Allah’tır.

İyyâke na‘budu
Öyleyse yalnız sana kulluk ederiz.

Ve iyyâke nestaîn
Bu kulluğu sürdürebilmek için yalnız senden yardım isteriz.

İhdinas sırâtal müstakîm
Dünyanın oyun ve oyalanmasına kapılmadan bizi dosdoğru yolda tut.

Böylece çok güçlü bir anlam zinciri ortaya çıkar:

Nimeti gör → sahibini tanı → hamd et → nankörleşme → dünyanın geçici olduğunu bil → hesap gününü unutma → yalnız Allah’a kulluk et → dosdoğru yolu iste.


Sizin derslerinizin diliyle kısa sonuç

Ankebût 63 bize şunu söylüyor:

“Yağmuru, ürünü, rızkı görüyorsun. Fakat yalnız nimeti görme; nimetin sahibini de gör. ‘Elhamdülillah’ dediğin zaman bunu hayatınla doğrula.”

Ankebût 64 ise şunu söylüyor:

“Bu nimetler seni dünyaya bağlayıp yaratılış amacından uzaklaştırmasın. Dünya kalıcı yurdun değil, sınav alanındır.”

Fâtiha da her gün bize bu düzeni yeniden öğretiyor:

Hamd ile nimetin sahibini tanı.
Rabbinin ölçüsünü kabul et.
Hesap gününü unutma.
Yalnız Allah’a kulluk et.
Yardımı Allah’tan iste.
Hak ile batılı ayıracak dosdoğru yolu talep et.

Yani Ankebût 63 ve 64, Fâtiha Suresi’nin günlük hayatta ve tabiatta açılmış hâli gibidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir