Ankebût 60–66. Ayetlerin Birbiriyle İlişkisi
Bu ayetler birbirinden kopuk değildir. 60. ayetten 66. ayete kadar aynı ana konu adım adım işlenir:
Rızkı veren Allah’tır, kâinatı yöneten Allah’tır, hayat geçicidir; buna rağmen insan sıkıntıda Allah’a yönelir, rahatlayınca O’nu unutur.
60. Ayet ile 65–66. Ayetlerin İlişkisi
- ayette, rızkını yanında taşıyamayan nice canlının bulunduğu ve onların da insanların da rızkını Allah’ın verdiği söylenir.
Yani insanın yaşaması, ayakta kalması, yiyeceğe ve imkâna ulaşması tamamen kendi gücüne bağlı değildir.
- ayette de insan gemide ölüm tehlikesine düşünce bunu açıkça fark eder. O anda parasının, makamının ve imkânlarının kendisini kurtaramayacağını anlar ve yalnız Allah’a yönelir.
Fakat 66. ayette kurtulunca kendisine verilen nimeti unutur ve nankörlük eder.
Bağlantı şudur:
60. ayet “Seni yaşatan ve rızıklandıran Allah’tır” der.
65. ayet “Tehlikede bunu sen de kabul ediyorsun” der.
66. ayet ise “Kurtulunca neden unutuyorsun?” diye sorar.
İnsan normal zamanda rızkını kendi kazancı zannedebilir. Fakat ölüm tehlikesi geldiğinde aslında ne kadar aciz olduğunu görür.
61. Ayet ile 65–66. Ayetlerin İlişkisi
- ayette insanlara gökleri ve yeri kimin yarattığı, güneşi ve ayı kimin emre verdiği sorulsa, onların “Allah” diyecekleri bildirilir.
Demek ki insan Allah’ı tamamen bilmiyor değildir. Kâinatın yaratıcısının Allah olduğunu kabul etmektedir.
- ayette de gemide sıkışınca yalnız Allah’a dua eder. Çünkü kalbinin derinliğinde gerçek kudret sahibinin kim olduğunu bilir.
Fakat karaya çıktığında yeniden ortaklar, başka güçler ve sahte dayanaklar oluşturmaya başlar.
Buradaki temel çelişki şudur:
Gökleri ve yeri Allah’ın yarattığını kabul ediyor,
denizde yalnız Allah’a yalvarıyor,
ama karada hayatını Allah’tan bağımsız yaşıyor.
- ayet bu çelişkiyi nankörlük olarak tanımlar.
Yani sorun çoğu zaman bilgi eksikliği değildir. Sorun, bilinen hakikatin hayata geçirilmemesidir.
62. Ayet ile 65–66. Ayetlerin İlişkisi
- ayette Allah’ın dilediğine rızkı genişlettiği, dilediğine ölçülü verdiği anlatılır.
Bu ayet insana mülkün, kazancın ve imkânların gerçek sahibini hatırlatır.
- ayette insan bütün imkânlarının işe yaramadığı bir durumla karşılaşır. Denizin ortasında sahip olduğu malın onu kurtaramadığını görür.
Karaya çıkınca ise yeniden kendisini güvende hissetmeye başlar. Malına, gücüne, insanlara veya sistemlere dayanır.
- ayetteki nankörlüğün bir yönü de budur:
Allah rızkını genişletmiş, onu tehlikeden çıkarmış, yeniden imkân vermiştir; fakat insan nimeti kendisinden bilmeye başlamıştır.
Bu ayetler birlikte şöyle der:
Rızkın az olduğunda Allah’a güven,
rızkın çoğaldığında Allah’ı unutma.
Çünkü darlık da imtihandır, bolluk da imtihandır.
İnsan darlıkta dua ile, bollukta ise şükür ve adaletle sınanır.
63. Ayet ile 65–66. Ayetlerin İlişkisi
- ayette gökten suyu indirip ölü toprağı diriltenin Allah olduğu anlatılır. İnsanlara bu sorulsa onlar da yine “Allah” derler.
Yağmurla ölü toprağı dirilten Allah, 65. ayette ölüm tehlikesindeki insanı da kurtarmaktadır.
Burada iki farklı diriltme ve kurtarma görüntüsü vardır:
Ölü toprağın suyla dirilmesi…
Ölüm korkusu içindeki insanın denizden kurtarılması…
Her iki durumda da hayat veren Allah’tır.
Fakat insan yağmur yağınca, mahsul çıkınca, tehlike geçince gerçek nimet sahibini unutabilir.
- ayetin sonunda hamd vurgusu vardır. Çünkü doğru karşılık hamdetmektir.
- ayette ise bunun tam tersi olan nankörlük anlatılır.
Bu nedenle 63 ve 66. ayetler iki zıt insan tavrını gösterir:
Hamd eden insan nimeti Allah’tan bilir.
Nankör insan nimeti kullanır ama vereni unutur.
Fâtiha’daki “Elhamdülillah” bilinci de burada anlam kazanır. İnsan yalnızca yağmur yağınca veya kurtulunca diliyle hamdetmez; hayatını da nimeti verenin ölçüsüne göre düzenler.
64. Ayet ile 65–66. Ayetlerin İlişkisi
- ayette dünya hayatının oyun ve oyalanmadan ibaret olduğu, asıl hayatın ahiret hayatı olduğu bildirilir.
- ayette denizde ölümle yüzleşen insan, dünyanın ne kadar geçici olduğunu bir anda anlar.
O anda malın, makamın, gösterişin ve rekabetin değeri kalmaz. İnsan dünyanın oyun ve oyalanma tarafını görür.
Fakat karaya çıkınca yeniden aynı oyunun içine dalar.
Yeniden mal biriktirir, kendisini üstün görür, dünyevi güçlere bağlanır ve ölümü unutur.
- ayette “Bir süre faydalansınlar; yakında bilecekler” anlamındaki uyarı, 64. ayetteki ahiret gerçeğine bağlanır.
Yani insan dünyada bir süre faydalanabilir. Fakat dünya kalıcı değildir. Asıl sonuç ahirette ortaya çıkacaktır.
Bağlantı şudur:
64. ayet dünyanın geçiciliğini anlatır.
65. ayet insanın ölüm tehlikesinde bunu fark ettiğini gösterir.
66. ayet kurtulunca yeniden dünyaya aldanmasını ve sonunu unutmasını eleştirir.
60–66. Ayetlerin Kurduğu Bütünlük
Bu ayetleri sıralı şekilde okuduğumuzda şu tablo ortaya çıkar:
60. ayet:
Rızkı Allah verir.
61. ayet:
Gökleri, yeri, güneşi ve ayı yöneten Allah’tır.
62. ayet:
Rızkı genişleten ve daraltan Allah’tır.
63. ayet:
Yağmuru indirip ölü toprağa hayat veren Allah’tır.
64. ayet:
Dünya geçicidir, asıl hayat ahirettir.
65. ayet:
İnsan tehlike anında bütün bunları kabul ederek yalnız Allah’a yalvarır.
66. ayet:
Kurtulduktan sonra ise kendisine verilen nimetlere karşı nankörlük eder ve yeniden dünyaya dalar.
Buradaki ana mesaj çok açıktır:
İnsan Allah’ı hiç tanımadığı için değil, rahatlayınca bildiği hakikati unuttuğu için yanlışa düşmektedir.
Konuşma Metni
Şimdi 60. ayetten 66. ayete kadar baktığımızda, ayetlerin insanı adım adım bir hakikate götürdüğünü görüyoruz.
Önce Allah bize rızkı anlatıyor.
Nice canlı vardır, yiyeceğini yanında taşımaz. Yarının azığını depolamaz. Ama Allah onu da rızıklandırır, seni de rızıklandırır.
Sonra gökleri ve yeri anlatıyor.
İnsanlara sorsanız:
“Bu gökleri kim yarattı? Güneşi ve ayı kim düzene koydu?”
“Allah” derler.
Rızkı kim genişletiyor, kim daraltıyor?
Allah.
Yağmuru kim indiriyor, ölü toprağı kim diriltiyor?
Yine Allah.
Peki dünya nedir?
Kısa bir oyun, geçici bir oyalanma. Asıl hayat ahiret hayatıdır.
İnsan bütün bunları bilir. Fakat bilgisi çoğu zaman hayatına yansımaz.
Sonra gemiye biner…
Fırtına çıkar…
Dalgalar büyür…
Ölüm karşısına dikilir…
İşte o anda para susar. Makam susar. İnsanların gücü susar. İnsanın kendi egosu susar.
Ve insan:
“Allah’ım, beni kurtar!”
der.
Çünkü aslında kimin gerçek güç sahibi olduğunu biliyor.
Fakat Allah onu karaya çıkarınca ne oluyor?
Bir süre sonra yine eski hayatına dönüyor.
“Ben başardım.”
“Ben kazandım.”
“Ben kendimi kurtardım.”
demeye başlıyor.
İşte 60–66. ayetler arasındaki temel ilişki budur:
Seni rızıklandıranın Allah olduğunu biliyorsun.
Kâinatı yönetenin Allah olduğunu biliyorsun.
Yağmuru indirenin Allah olduğunu biliyorsun.
Dünyanın geçici olduğunu biliyorsun.
Ölüm tehlikesinde yalnız Allah’a yöneliyorsun.
Peki karaya çıkınca neden unutuyorsun?
Asıl sınav fırtınada değil, bazen karaya çıktıktan sonradır.
Hastayken dua etmek kolaydır. İyileşince verilen sözü tutmak zordur.
Borç içindeyken Allah’a yalvarmak kolaydır. Para gelince ölçüyü korumak zordur.
İşler kötü giderken Allah’ı hatırlamak kolaydır. İş büyüyünce kul hakkı yememek, kibirlenmemek ve haddini bilmek zordur.
Demek ki gerçek şükür yalnızca “Elhamdülillah” demek değildir.
Gerçek şükür, nimeti Allah’tan bilmek ve o nimeti Allah’ın sınırları içinde kullanmaktır.
Ayetlerin bize söylediği şudur:
Fırtınada yöneldiğin Allah’ı, karaya çıktığında da unutma.
Darlıkta güvendiğin Allah’a, bollukta da sadık kal.
Dünyanın geçici olduğunu ölüm yaklaşınca değil, hayatın devam ederken de hatırla.
