Güzel Görünen Her Şey Hayırlı mı? Nefis, Korku ve Hayatın Dengesi

1 Ekim 2024

Bir şey çok güzel göründüğünde onu hemen doğru kabul ettiğimiz olur. Beklediğimiz bir teklif gelir, istediğimiz bir kapı açılır, içimiz büyük bir sevinçle dolar. O anda sormamız gereken bazı soruları erteleyebiliriz. Bu imkânın şartları nedir? Karşılığında benden ne bekleniyor? Burada birinin hakkı zedeleniyor mu? Sevinmek elbette yanlış değildir. Fakat hoşumuza giden bir görüntü, kararımızın tek ölçüsü olduğunda önemli ayrıntılar gözümüzden kaçabilir. Hicr suresinde kötülüğün insanlara süslü gösterilmesinin anlatılması, bizi bu noktada düşünmeye çağırır. Yanlış, her zaman kendisini açıkça yanlış olarak sunmaz. Bazen tam da aradığımız şeyin biçimine bürünür. Bu yüzden bir isteğin gücü ile o isteğin doğruluğunu birbirinden ayırmayı öğrenmemiz gerekir.

Bir iş görüşmesini düşünelim. Beklediğimizin üzerinde bir teklif aldığımızda değerimizin anlaşıldığını hissedebiliriz. Bu duygu anlaşılırdır. Yine de görevin ne olduğunu, sorumlulukların sınırını ve şartların açıklığını öğrenmemiz gerekir. İyi bir teklif kendiliğinden şüpheli değildir; belirsiz bir teklif de sırf bizi sevindirdiği için güvenilir olmaz. Karşımızdakini suçlamadan soru sorabiliriz. Söylenenleri anlamak için zaman isteyebiliriz. Bunu yapmak fırsatı küçümsemek değildir. Kendi kararımızın sorumluluğunu taşımaktır. Hayatın başka alanlarında da aynı dikkate ihtiyaç duyarız. Acele etmemiz isteniyorsa, düşünmemiz küçümseniyorsa veya önemli bir ayrıntı sürekli geçiştiriliyorsa durup değerlendirmek yerinde olur. Akletmek, ilk izlenimin ötesine bakabilmektir.

Buradan her kolaylığın kötü, her zorluğun iyi olduğu sonucunu çıkarmayalım. Bazen doğru bir işin yolu kolaylaşır; bazen yanlış bir iş büyük emek ister. Dolayısıyla kararımızı yalnızca yaşadığımız rahatlığa veya sıkıntıya göre veremeyiz. Ancak kalıcı değerlerin çoğu öğrenmeyi, sürekliliği ve sorumluluk almayı gerektirir. Bir beceri edinirken ilk gün istediğimiz seviyeye ulaşamayız. Deneyerek, hata yaparak ve düzeltmeye çalışarak ilerleriz. Bir işe duyduğumuz ilk heves azaldığında da onu niçin yaptığımızı hatırlamamız gerekir. Nefsimiz hemen karşılık isterken emek bizden sabır bekler. İstediğimiz sonuca dürüst bir yoldan ulaşmak için zamana ihtiyaç duyabileceğimizi kabul edebiliriz. Bu kabul, her yorucu duruma katlanmamız gerektiği anlamına gelmez.

Evlilikte de ilk heyecanın yanında böyle bir emek vardır. Birlikte sevinmek, güzel günler geçirmek ve bir yuva kurmayı istemek değerlidir. Fakat ilişki yalnızca bu anlardan oluşmaz. Ortak ihtiyaçlar belirlemek, sorumlulukları paylaşmak ve anlaşmazlıkları konuşmak gerekir. Bir eşyanın alınması kadar, o kararın birlikte nasıl verildiği de önem taşır. Yıllar sonra hatırlanan bazen eşyanın kendisi değil, onun için birlikte gösterilen çabadır. Ortak emek yakınlığı güçlendirebilir. Bununla birlikte acıyı sevginin kanıtı saymayalım. Bir ilişkiyi değerli yapan, insanların sürekli sıkıntı çekmesi değildir. Zorluk karşısında birbirini ezmeden, yükü adil biçimde paylaşarak davranabilmesidir. Başlangıcın güzelliğini korumak, gündelik hayatta bu özeni sürdürmekle ilgilidir.

İsteklerimiz de hayatın doğal bir parçasıdır. İyi bir işimiz, güvenli bir evimiz ve sevdiğimiz insanlarla yakınlığımız olsun isteriz. Bunları istemek bizi yanlış biri yapmaz. Asıl dikkat edeceğimiz nokta, bir isteğin diğer bütün ölçüleri geride bırakıp bırakmadığıdır. Kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bunu elde etmek için hangi sınırdan vazgeçmeye hazırım? Eğer cevap başkasının hakkını çiğnemek, yalan söylemek veya kendimizi sürekli küçültmek oluyorsa durmamız gerekir. Bir şeyi çok istememiz, o şey için her yolu uygun hâle getirmez. Tercihimizin sonuçlarını görebilmek için duygumuzla aramıza biraz düşünme mesafesi koyabiliriz. Böylece isteğimizi inkâr etmeden onu daha dikkatli değerlendirebiliriz. İrademiz, arzunun varlığıyla ortadan kalkmak zorunda değildir.

Kaybetme korkusu, bu değerlendirmeyi daha da zorlaştırabilir. Bir insana, işe veya imkâna bütün geleceğimizi bağladığımızda onun yokluğunu hayatın sonu gibi görmeye başlayabiliriz. Bu düşünce bizi kendi değerlerimizden uzaklaştıran kararlara sürükleyebilir. Bir yanlışı görmezden gelir, söylememiz gerekeni söyleyemez veya kabul etmek istemediğimiz bir duruma razı olabiliriz. Böyle anlarda korkumuzu küçümsemeyelim. Kendimize sert davranmak yerine gerçekten neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamaya çalışalım. Elimizde hangi bilgiler var? Hangi ihtimalleri kesin gerçek gibi düşünüyoruz? Kimden destek alabiliriz? Biraz yavaşlamak ve güvendiğimiz biriyle konuşmak, tek bir korkunun etrafında daralan bakışımızı açabilir. İnsan, zorlandığı anda yardım isteme hakkına da sahiptir.

Hz. Âdem kıssasında da arzuyla aldanış arasındaki bağ üzerinde düşünebiliriz. Şeytan, insanı yalnızca açık bir kötülük isteğine çağırmaz; kalıcılık ve kaybetmeme arzusuna da seslenir. Kıssanın bize hatırlattığı şeylerden biri, güçlü bir isteğin mevcut uyarıyı unutturmamasına dikkat etmektir. Bugün biz de bir fırsatı kaçırmamak için aceleye getirildiğimizde benzer bir soruyla karşılaşabiliriz. Bize söylenen doğru mu, yoksa korkumuz üzerinden mi karar veriyoruz? Bu benzerlik, kıssayı kendi hayatımız üzerine düşünmek için okumamıza yardımcı olur. Her ayrıntıyı kendimize göre kesin bir açıklamaya dönüştürmemize gerek yoktur. Esas olan, duyduğumuz uyarının davranışımızda nasıl bir dikkat oluşturduğunu görmektir. Unuttuğumuz ölçüyü yeniden hatırlayabiliriz.

Tevekkül de bu hatırlayışın önemli bir parçasıdır. Çalışır, plan yapar ve sorumluluğumuzu yerine getiririz. Sonucun mutlaka zihnimizde kurduğumuz biçimde gerçekleşeceğini ise garanti edemeyiz. Bir isteğimizin gecikmesi veya gerçekleşmemesi, bütün hayatımızın değersizleştiği anlamına gelmez. Bu gerçeği kabul etmek bazen kolay değildir. İnsan üzülebilir, yorulabilir ve yeniden yön bulmak için zamana ihtiyaç duyabilir. Allah’a güvenmek, bu duyguları hiç yaşamamak demek değildir. Yaşadığımız güçlük içinde de doğru bir adım aramaya devam edebilmektir. Elimizden geleni yaparken kendi gücümüzün sınırını tanıyabiliriz. Kontrol edemediğimiz her şeyi zorla değiştirmeye çalışmak yerine, bugün gerçekten üstlenebileceğimiz sorumluluğa dönebiliriz. Dua, bu çabaya eşlik eden içten bir yöneliş olabilir.

Sevgiyle kurduğumuz bağlarda da aynı ölçüye ihtiyacımız vardır. Birini çok sevmek, onun bütün kararlarını yönetmek veya kendi bütün ihtiyaçlarımızı ona yüklemek anlamına gelmez. Yakınlık, iki insanın birbirini duymasına ve birbirinin sınırını gözetmesine alan açmalıdır. Kaybetmekten korktuğumuz için her davranışı kabul etmek, ilişkimizi güvenli kılmaz. Sürekli denetlemek de sevginin doğal sonucu değildir. Ne hissettiğimizi açıkça konuşabilir, neye razı olmadığımızı saygılı biçimde söyleyebiliriz. Karşımızdaki insanı değersizleştirmeden kendimizi de koruyabiliriz. Bir ilişkinin yürümesi için yalnızca bir tarafın bütün yükü taşıması beklenmemelidir. Karşılıklı özenin eksildiği yerde sorunu adlandırmak önemlidir. Sevgi, korkunun içinde susmak zorunda kalmadığımız bir yakınlığa dönüşebilmelidir.

Maddi imkânlarla ilişkimizde ise başka bir soru belirir: Elimizdekileri korurken hangi değerleri ihmal ediyoruz? Evimizin düzeniyle ilgilenmek, kazancımızı planlamak ve geleceği düşünmek hayatın içindedir. Fakat bütün vaktimiz bunları çoğaltmaya ayrıldığında birbirimize ayırdığımız dikkat azalabilir. Akrabalar arasındaki küçük bir anlaşmazlık yıllarca süren küslüğe dönebilir. Bir alışverişte kısa bir kazanç için gerçeğin gizlenmesi güveni zedeler. Bunlar ayrı ayrı küçük görünebilir; fakat birlikte yaşama imkânımızı etkiler. Sahip olduğumuz şeylerin yanında aramızdaki güveni de korumamız gerekir. Bir toplumu güçlü tutan yalnızca binaları ve araçları değildir. Sözün tutulması, hakkın gözetilmesi ve insanların zor zamanlarında birbirine ulaşabilmesi de ortak hayatımızın dayanaklarıdır.

Savaşın ve ağır yoksunluğun yaşandığı yerleri düşündüğümüzde önceliklerin nasıl değişebildiğini görürüz. Dün önemli görülen bir eşya, bugün güvenliğin ve barınmanın yanında geri planda kalabilir. Bu durum bize insan hayatının değerini hatırlatmalıdır. Acı yaşayan insanları dışarıdan yargılamak veya onların korkusunu küçümsemek yerine hangi ihtiyaçlarına katkı verebileceğimizi düşünelim. Dayanışmayı yalnızca büyük bir sıkıntı geldiğinde hatırlamakla yetinmeyelim. Yakınımızın derdini dinlemek, komşumuza güven vermek ve imkânımızı paylaşmak bugün de mümkündür. Birlik, herkesin aynı düşünmesi demek değildir. Farklılıklarımızın içinde birbirimizin onurunu ve hakkını gözetebilmektir. Birbirine güvenen insanlar, sorunları konuşmak ve ortak bir çözüm aramak için daha geniş bir alan bulabilir.

Huzuru da yalnızca her istediğimizin gerçekleşmesine bağlamayalım. Sevinçli olduğumuz günler kadar eksik kaldığımız ve yorulduğumuz günler de olacaktır. Bir üzüntü yaşadığımızda hemen kendimizi inançsız veya başarısız saymamız gerekmez. Duygularımızı dürüstçe tanıyıp onların içinde nasıl davranacağımıza bakabiliriz. Bugün korkuyor olmam, yarın hiçbir adım atamayacağım anlamına gelmez. Bugün istediğim bir şeye sahip olamamam, başka bütün imkânlarımın yok olduğu anlamına da gelmez. Hayatı tek bir sonuca bağlayan cümleler yerine önümüzde bulunan gerçek seçenekleri düşünelim. Bu seçenekler bazen küçüktür. Ancak küçük bir adım, sürekli aynı kaygının etrafında dönmekten çıkmamıza yardımcı olabilir. Kendimize göstereceğimiz sabır, başkasına göstermeye çalıştığımız merhametten ayrı tutulmamalıdır.

Ölçüyü unuttuğumuzu bazen konuşma biçimimizden de anlayabiliriz. Bir konuyu düşündüğümüzde hemen öfkeleniyor, her soruyu engel gibi görüyor veya bütün ihtimalleri aynı sonuca bağlıyorsak biraz duralım. Bir başkasının uyarısı, istediğimiz şeyi elimizden almak için söylenmiş olmayabilir. Bize görünmeyen bir ayrıntıyı fark etmemize yardım edebilir. Dinlemek, kararımızı başkasına devretmek değildir. Kendi değerlendirmemize yeni bir bilgi katmaktır. İsteğimizi savunurken bütün itirazları susturmak yerine onları anlamaya çalışabiliriz. Haklı olma çabamız, gerçeği görme isteğimizi gölgelememelidir. Aynı dikkati başkasına öğüt verirken de koruyalım. Onun bütün şartlarını bilmeden kolay hükümler kurmayalım. İnsanları dinlediğimizde hem sözümüzün karşılığını hem kendi bilgimizin sınırını daha iyi görebiliriz. Böyle bir açıklık, ortak düşünmeye yer açar. Karşımızdaki insanın da bir isteği, bir korkusu ve anlatmaya çalıştığı bir ihtiyacı olduğunu hatırlayalım. Kendi heyecanımızın içinde onun sesini sabırla ve dikkatle duymayı unutmayalım.

Ahiret inancı ise dünyadaki isteğimizin son söz olmadığını hatırlatır. İyilik yapmak, her dileğimizin mutlaka gerçekleşmesini sağlayacak bir pazarlık değildir. Doğru davranmaya çalışırken de beklemediğimiz güçlüklerle karşılaşabiliriz. Bu durumda emeğimizin boşa gittiğini düşünmeden, sorumluluğumuzun anlamını hatırlayabiliriz. Allah’ın rahmetini umar, yanlışımızdan korunmayı diler ve kendimizi kesin bir üstünlük içinde görmeyiz. Hicr suresinde uyarının yanında güven ve esenlikten söz edilmesi, bu yönelişin umut tarafını da düşünmemize imkân verir. İnanç yalnızca korkuyla daralan bir hayat kurmak için değildir. Yaptığımızın sonucunu önemserken bağışlanma ve yeniden başlama umudunu da taşırız. Şükür de böylece sadece istediğimiz gerçekleştiğinde söylediğimiz bir söz olarak kalmaz. Elimizdeki imkânı doğru kullanmaya ve başkasına merhametle yaklaşmaya dönüşebilir. İstediğimiz sonucu zorlayamadığımız bir günde bile dürüstlüğümüzü korumak, bu sorumluluğun anlamlı bir karşılığıdır. Onu küçük görmeyelim.

Bugün güçlü bir isteğimizi seçip onun hayatımızdaki yerini düşünelim. Bu istek bizi öğrenmeye ve çalışmaya mı yöneltiyor, yoksa doğru bildiğimizden vazgeçirmeye mi başlıyor? Ona ulaşmak için gösterdiğimiz çabada sevdiklerimizi ve sorumluluklarımızı gözetiyor muyuz? Bu soruları dürüstçe sormak, isteğimizden hemen vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmez. Belki yalnızca yöntemimizi, hızımızı veya beklentimizi değiştirmemiz gerekir. Güzel görüneni akılla değerlendirelim. Zorluğu amaç edinmeden emeğe hazır olalım. Kaybetme korkusunun bizi yönetmesine karşı destek ve düşünme alanı oluşturalım. Rabbimizden doğruyu görebilecek bir anlayış, hatamızdan dönebilecek bir açıklık dileyelim. Hayatın bütün sonuçlarını belirleyemeyebiliriz; fakat isteğimizin karşısında nasıl bir insan olmak istediğimizi unutmamaya çalışabiliriz. Ölçü, tam da bu tercihlerde görünür hâle gelir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir