Niyetin Çarpanı: Dünya İstekleri ve Teslimiyet
28 Mart 2021
Bir tartışmadan sonra nereye dönüyoruz?
Bir yakınımızla tartıştığımızda çoğu zaman aklımızda onun söylediği söz kalır. Bana bunu nasıl söyler, benim yaptıklarımı nasıl görmez diye düşünürüz. Kendi sesimizin ne kadar yükseldiğini, hangi cümlemizin incitici olduğunu ise daha geç fark ederiz. Araf suresinde Musa peygamberin dönüşü ve kardeşiyle yaşadığı gerilim üzerinde dururken, kendimize de bakmamız gerekiyor. Bir olaya öfkeyle yaklaşmış olabiliriz. Fakat sonrasında ne yaptığımız da önemlidir. Öfkemizi haklılık belgesi gibi mi taşıyoruz, yoksa sakinleşince eksik bildiğimiz tarafları görmeye çalışıyor muyuz?
Derste özellikle Musa peygamberin kendisi ve kardeşi için bağışlanma dilemesine dikkat çekiliyor. Önce kendi payına bakması, bize çok yakın bir soruyu hatırlatıyor: Ben tartışmadan sonra yalnızca karşımdakinin değişmesini mi istiyorum? Rabbim beni de bağışla diyebiliyor muyum? Hata yaptığımızı kabul etmek, değerimizi kaybetmek değildir. Yanlışımızı düzeltme imkânını kullanmaktır. Bir yakınlık yıllarca süren küslüğe dönüşmeden önce durup düşünelim. Bir sözün ardından büyüttüğümüz gurur, gerçekten korumaya çalıştığımız ilişkiden daha mı kıymetli?
Dua ile birlikte incittiğimiz yere de dönelim
Musa peygamberin duasında rahmet isteği de vardır. İnsanın ihtiyacı yalnızca yiyecek, içecek veya para değildir. Sevmek, sevilmek, güvenmek ve huzur içinde yaşayabilmek de hayatımızın önemli taraflarıdır. Bir tartışmadan sonra evin içinde duyulan soğukluk, bazen elimizdeki bütün imkânların tadını azaltır. Bu yüzden Rabbimize yönelirken yalnızca maddi bir çözüm istemeyelim. Kalbimizdeki katılığı fark edebilmeyi, doğru sözü bulabilmeyi ve karşı tarafı gerçekten dinleyebilmeyi de dileyelim. Bir ilişkiyi onarmak için kendi davranışımızın değişmesine de ihtiyacımız olabilir.
Dua etmek, incittiğimiz kişiden özür dilemenin veya verdiğimiz zararı telafi etmenin yerine geçmez. Rabbimize yönelirken sorumluluğumuzdan kaçmıyoruz; onu daha dürüst biçimde üstlenmeye çalışıyoruz. Yanlış konuştuysam bunu kabul edebilirim. Karşımdakini dinlemeden hüküm verdiysem yeniden dinleyebilirim. Barışmak istediğim kişi henüz konuşmaya hazır değilse onu zorlamadan bir kapı açık bırakabilirim. Elbette her ilişki aynı değildir; güvenliği ve sınırları korumak gereken durumlar da vardır. Buradaki çağrı, her durumda kendi payımıza adaletle bakabilmek ve merhameti unutmamaktır.
Yanlış yapmak dönüş yolunu kapatmaz
Araf suresinin bu bölümünde buzağıyı ilah edinme, bunun sonuçları ve ardından tövbe edenler de anlatılır. Derste farklı yanlışların ardından dönüş imkânı üzerinde duruluyor. İnsan bazen yaptığı hatayı öyle büyütür ki artık düzelemeyeceğini düşünür. Bazen de tam tersini yapar; herkes yapıyor diyerek yanlışını küçültür. İki tutum da bizi yerimizde tutabilir. Birincisi umudu kapatır, ikincisi sorumluluğu ortadan kaldırır. Oysa yanlışın yanlış olduğunu görmekle, değişmenin mümkün olduğuna inanmak birlikte yürüyebilir.
Tövbe yalnızca geçmişte olanı söylemek değildir; bugünkü yönümüzü de ilgilendirir. Neyi tekrar etmemek istiyorum? Hangi alışkanlığımı değiştirmeliyim? Kimden yardım almam gerekiyor? Bunları düşünmeden aynı davranışın içinde kalırsak sözümüz hayatımıza yeterince ulaşmamış olur. Fakat bir kez daha zorlandığımızda da bütün çabamızı yok saymayalım. Yeniden durabilir, yanlışımızı fark edebilir ve doğruya dönebiliriz. Kendimizi kusursuz göstermek yerine öğrenmeye açık kalmak daha samimi bir yoldur. Bağışlanma ümidi, hatayı sürdürmenin bahanesi değil, onu bırakabilmenin desteği olsun.
Hayatımızın çarpanı dediğimiz şey nedir?
Dersin dikkat çekici örneklerinden biri sayılar üzerinden kuruluyor. Bir tarafta insanın sahip olduğu imkânlar, diğer tarafta onlara yön veren niyet düşünülüyor. Matematikte bir çarpanı sıfır yaptığımızda sonuç sıfır olur. Bu, insanın hayatını gerçek bir hesap makinesine çevirmek için değil, niyetin belirleyici etkisini anlatmak için kullanılan bir benzetme. Çok şeye sahip olabilir, çok çalışabilir ve dışarıdan başarılı görünebiliriz. Fakat bütün bunları neden yaptığımızı hiç sorgulamıyorsak, elde ettiklerimiz aradığımız anlamı bize vermeyebilir.
Burada kendimize soralım: Benim hayatımın merkezinde ne var? Başkalarının beni beğenmesi mi, daha güçlü görünmek mi, sürekli kazanmak mı, yoksa Allah’ın rızasını gözeterek doğru bir hayat kurmak mı? Bu soruya verdiğimiz cevap, aynı işi farklı bir bilinçle yapmamıza neden olabilir. Bir evi yalnızca gösteriş için de isteyebiliriz, ailemize güvenli bir yaşam alanı sağlamak için de. Kazancımızı üstünlük aracı da yapabiliriz, sorumluluklarımızı yerine getirmenin ve paylaşmanın imkânı da. Dışarıdan benzer görünen davranışların niyeti aynı olmayabilir.
Dünya nimetlerini amaçla karıştırmamak
Bu benzetme, evi, arabayı veya emeğimizin karşılığını değersiz görmek anlamına gelmiyor. Dünyada yaşıyoruz ve gerçek ihtiyaçlarımız var. Barınmak, geçinmek, çalışmak ve ailemize bakmak zorundayız. Mesele, elimizdeki bir imkânı hayatın tek anlamına dönüştürüp dönüştürmediğimizdir. Arabam olmayınca değersizim, gelirim düşünce ben de bittim veya herkes beni beğenmezse mutlu olamam diyorsam, geçici bir şartı kendime mutlak ölçü yapmış olabilirim. Bu durumda imkânların artması bile içimdeki eksikliği her zaman gidermez.
Allah’ın rızasını gözetmek ise gündelik hayatın dışına çıkmak değildir. Evde, işte ve insanlarla ilişkilerimizde hangi ölçüyle hareket edeceğimizi düşünmektir. Bir iş yaparken dürüst davranmak, bir kazancı paylaşmak, eşimizin emeğini görmek ve çocuğumuza adaletle yaklaşmak bu yönelişin içindedir. İyi niyetimiz davranışımızla da buluşmalıdır. Yalnızca doğru amaçtan söz etmek, kullandığımız yanlış yöntemi haklı çıkarmaz. Amacımız hayırlıysa, o amaca giderken başkasının hakkına saygı göstermemiz de gerekir. Hayatımıza anlam veren yöneliş, ayrıntılardaki tercihlerimizde görünür.
İlişkiyi yalnızca geçici özelliklere bağlamayalım
Derste evlilik üzerinden de bir örnek veriliyor. Bir ilişkiyi yalnızca güzelliğe, maddi güce veya başkalarının gözündeki itibara bağlarsak, bu şartlar değiştiğinde ilişkideki anlam da sarsılabilir. İnsan yaşlanır, işi değişir, hastalanabilir veya maddi sıkıntı yaşayabilir. Beraberliğin bütün değeri tek bir özelliğe bağlanmışsa, değişen şartlarla birlikte büyük bir boşluk oluşabilir. Oysa birbirine emanet bilinciyle yaklaşmak, iyiliği ve adaleti korumak, ilişkiyi daha geniş bir sorumluluk içinde düşünmemize yardımcı olur.
Çocuklarımız için de benzer bir soruyu sorabiliriz. Çocuğumun iyiliğini mi istiyorum, yoksa onun üzerinden kendi beklentilerimi mi gerçekleştirmeye çalışıyorum? Benim seçtiğim mesleği istemediğinde, benim düşündüğüm gibi davranmadığında onu dinleyebiliyor muyum? Bir çocuğu sevmek, onu kendi uzantımız saymak değildir. Kişiliğini tanımak, gelişimine yardımcı olmak ve doğruyla yanlışı anlayabileceği bir dil kurmaktır. Onun başarısını yalnızca bize kazandırdığı övgüyle ölçmeyelim. Ahlakı, merhameti ve başkalarına faydalı olabilmesi de en az görünür başarıları kadar önemlidir.
Yenilik isteği ne zaman ihtiyaca dönüşüyor?
Yeni bir telefon gördüğümüzde elimizdeki telefon bir anda yetersiz gelmeye başlayabiliyor. Oysa biraz önce aynı cihazla işimizi yapıyorduk. Benzer durum ev eşyasında, arabada ve başka birçok alanda yaşanıyor. Bu örnek bize satın almayı bütünüyle kötülemeyi değil, isteğin nasıl oluştuğunu düşünmeyi öneriyor. Gerçekten bir ihtiyacım mı var? Yoksa karşılaştırma yaptığım için mi elimdekinden hoşnutsuz oldum? Yeni olanı görmeseydim, mevcut imkânımı aynı ölçüde yetersiz bulacak mıydım? Bu sorular, kararımızla aramıza faydalı bir mesafe koyabilir.
Kısa süreli bir sevinci sürekli yenilemeye çalıştığımızda, her defasında başka bir şeye ihtiyaç duyabiliriz. Yeni olan alışıldık hâle gelir ve tekrar arayış başlar. Şükür, bu döngünün içinde elimizdekinin değerini görmeye yardım eder. Daha iyisini istemekle sürekli hoşnutsuz yaşamak aynı şey değildir. Hedefimiz olabilir; ama bugünün nimetini de fark edebiliriz. Bir isteğin bütün günümüzü işgal ettiğini gördüğümüzde duralım. O şeyi elde etmek için hangi bedelleri göze alıyorum? Dürüstlüğümden, aile huzurumdan veya başkasının hakkından vazgeçiyor muyum?
Dünyada da ahirette de iyilik istemek
Araf suresinin yüz elli altıncı ayetinde dünyada ve ahirette iyilik isteği üzerinde durulur. Bu dua, dünyayı bütünüyle terk etmek gerektiği düşüncesini sorgulatır. İyilik yalnızca içimizde sakladığımız bir duygu değildir; davranışa dönüşür. Evde bir yükü paylaşırken, işimizi doğru yaparken, bir insanın hakkını korurken veya ihtiyacı olana yardım ederken görünür olur. Dünyadaki imkânlarımızı nasıl kullandığımız, ahlaki hayatımızın da bir parçasıdır. Bu nedenle dünyada iyilik istemek, yalnızca kendimiz için rahatlık istemeye indirgenmemelidir.
Elimizdeki nimetleri hayra vesile kılmak için çok büyük bir servet beklememiz gerekmiyor. Bilgimizle birine yardımcı olabilir, vaktimizden ayırabilir veya yaptığımız işi daha özenli yapabiliriz. Bazen kırıcı bir sözü söylememek bile bir ilişkiyi korur. Bazen bir çocuğu sabırla dinlemek, büyük bir öğütten daha etkili olur. Niyetimizi doğruya çevirmek, hayatın küçük ayrıntılarını da kıymetli hâle getirir. Şükrettiğimiz imkânı sorumlulukla kullanmaya çalıştığımızda, sadece sahip olmayı değil, sahip olduğumuzla nasıl yaşayacağımızı da öğreniriz.
Her duyduğumuzu hemen kabul etmeyelim
Derste insanın karşılaştığı sözleri ve teklifleri sorgulaması gerektiği de anlatılıyor. Çok kolay kazanç vadeden bir teklif duyduğumuzda yalnızca kazanacağımız paraya odaklanabiliriz. Fakat işin nasıl yürüdüğünü, neden bize teklif edildiğini ve içinde bir haksızlık bulunup bulunmadığını sormamız gerekir. Birinin anlattığı şey kulağa hoş geliyor diye gerçek olmaz. Acele etmek, bazı ayrıntıları görmemizi engelleyebilir. Araştırmak, belge istemek ve bilmediğimiz yerde danışmak, güvensiz bir insan olduğumuzu değil, sorumlulukla karar vermeye çalıştığımızı gösterir.
Aynı dikkat, insanlar hakkında duyduğumuz sözler için de gereklidir. Yeni girdiğimiz bir yerde biri bize başkalarını kötüleyebilir. Bu anlatımı hemen kesin bilgi kabul etmek yerine neye dayandığını sorabiliriz. Söyleyenin niyetini bildiğimizi de sanmayalım; fakat bir kişinin yorumuyla başka bir insan hakkında son hükmü vermeyelim. Doğruyu aramak, hem safça her söze inanmayı hem de herkesi peşinen suçlamayı aşan bir gayret ister. Yavaşlamak, soru sormak ve farklı tarafları dinlemek, yanlış bir yönlendirmeye kapılmamıza karşı bizi daha dikkatli kılar.
Sorunu düşünmekle çözüm için düşünmek farklıdır
Bir mesele zihnimizi sürekli meşgul edebilir. Evde işimizi, işte evdeki tartışmayı düşünürüz. Bazen saatlerce aynı ihtimallerin etrafında dönüp yine aynı yerde kaldığımızı fark ederiz. Derste bu durum, dikkatin parçalanması üzerinden ele alınıyor. Bir sorunu önemsemekle, bütün günümüzü yalnızca onun kaygısıyla geçirmek aynı şey değildir. Kendimize şunu sorabiliriz: Şu anda düşündüğüm şey beni hangi somut adıma götürüyor? Bir karar mı hazırlıyorum, bir bilgi mi arıyorum, yoksa sadece aynı korkuyu tekrar mı ediyorum?
Namaz ve dua, insanın günlük akışta durup yönünü yeniden hatırlamasına vesile olabilir. Bunun yanında işimizi planlamak, dinlenmek ve gerektiğinde destek istemek de sorumluluğumuzdur. Manevi yönelişimizi gerçek ihtiyaçlarımızdan koparmayalım. Bir işi yaparken ona dikkat vermek, evdeyken yakınımızın sözünü gerçekten dinlemek ve ibadetteyken niyetimizi toparlamak için küçük adımlar atabiliriz. Her şeyi bir anda çözmek zorunda değiliz. O an yapabileceğimiz doğru işe dönmek, kaygının içinde hareketsiz kalmaktan daha faydalı bir başlangıç olabilir.
Niyetimizi her gün yeniden yoklamak
İnsan bir kez doğru niyet etti diye bir daha hiç zorlanmayacak değildir. Kırılabilir, öfkelenebilir, bir isteğe gereğinden fazla bağlanabilir. Önemli olan bunları fark ettiğimizde kendimizi kapatmamaktır. Musa peygamberin duasını düşünürken, kendi ilişkilerimizde bağışlanma istemeyi de öğrenelim. Nimetleri düşünürken şükretmeyi, karar verirken araştırmayı ve zorlandığımızda yardım dilemeyi unutmayalım. Niyet dediğimiz şey, sadece başlangıçta söylediğimiz bir cümle olarak kalmasın; davranışlarımızı tekrar tekrar değerlendirdiğimiz bir ölçü olsun. Böylece yanlışımızı savunmak yerine doğruya dönebileceğimiz bir alanımız olur.
Bugün kendimize çok büyük sözler vermeden bir yerden başlayabiliriz. Kırdığımız birine dürüstçe yaklaşalım, elimizdeki bir nimeti fark edelim, bütün dikkatimizi alan bir isteğin gerçekten ihtiyaç olup olmadığını düşünelim. Öğrendiğimiz bir konuyu kendi hayatımıza uygulamaya çalışalım. Rabbimiz bize doğru niyeti güzel davranışla birleştirmeyi, dünyada ve ahirette iyilik istemeyi ve sahip olduklarımızı hayra vesile kılmayı nasip etsin. Bizi gururumuza kapılıp yakınlarımızı incitmekten, geçici olanı hayatın tek anlamı sanmaktan ve hata yaptığımızda ümidimizi kesmekten korusun.

