Nûh’un Gemisi: Teslimiyet ve Sınır

27 Mart 2023

İnsan bazen bütün tedbirlerini alır ve yine de kontrolün kendisinde olmadığını görür.

Nûh’un gemisi kıssası tam da bu noktada güçlü bir ölçü verir. Gemi hazırlanır. İnsanlar alay eder. Sonra sular yükselir ve daha önce önemsenmeyen uyarının ne kadar ciddi olduğu ortaya çıkar.

Bu kıssada sadece büyük bir tufan yoktur. İnanç, aile, sınır, teslimiyet, dua ve insanın bilmediği konuda ısrar etmemesi de vardır.

Alay Edilse de Doğru Bildiğini Sürdürmek

Nûh gemiyi yaparken kavminin ileri gelenleri onunla alay ediyordu.

Soru: İnsan doğru bildiği bir şeyi herkes küçümsediğinde sürdürebilir mi?

Bu kolay değildir.

Çünkü insan sadece yaptığı işin zorluğuyla değil, insanların bakışıyla da mücadele eder.

“Bunun ne anlamı var?”

“Sen kim oluyorsun?”

“Böyle şey mi olur?”

Alay, insanın nefsini yaralar. Bazen doğru olduğuna inandığımız şeyi bile sırf başkaları güldüğü için bırakmak isteriz.

Nûh’un kıssası burada sabrı gösterir. Sonucu henüz görünmeyen bir emre bağlı kalmak, çevrenin onayından daha güçlü bir güven ister.

Doğru, kalabalığın alkışına ihtiyaç duymaz.

Bismillah ile Yola Çıkmak

Nûh gemiye binerken onun yüzüp gitmesinin de durmasının da Allah’ın adıyla olduğunu söylüyor.

Bu ifade günlük hayatımıza çok yakındır.

Bir işe başlıyoruz.

Bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir evlilik kuruyoruz.

Bir ticarete giriyoruz.

Bir karar alıyoruz.

Bismillah demek, “ben bu işi tek başıma yöneten kişi değilim” bilincidir.

Çalışmak yine vardır. Hazırlık vardır. Tedbir vardır.

Ama mutlak hâkimiyet iddiası yoktur.

Soru: Başlangıçlarımızda Allah’ı hatırlıyor, yoksa yalnızca kendi planımıza mı güveniyoruz?

Dağa Sığınmak Yetmeyebilir

Nûh oğlunu gemiye çağırıyor. Oğlu ise kendisini sudan koruyacak bir dağa sığınacağını söylüyor.

Burada çok insani bir düşünce var.

Sebep-sonuç ilişkisine bakıyor.

Su yükseliyorsa yüksek yere çıkılır.

Normal şartlarda bu tedbirdir.

Fakat kıssada olay sıradan bir sel değildir. Nûh bunun Allah’ın hükmü olduğunu biliyor ve “Bugün Allah’ın merhamet ettikleri dışında korunacak kimse yoktur” diyor.

Bu bize tedbir ile teslimiyet arasındaki farkı düşündürür.

Tedbir almak gerekir.

Fakat tedbiri mutlak kurtarıcı zannetmek başka bir şeydir.

Sağlam bina yaparız. Doktora gideriz. Para biriktiririz. Plan kurarız.

Bunların hepsi sorumluluğumuzdur.

Ama hayatın tamamını garanti altına alamayız.

Tedbir görevimizdir; sonuç üzerindeki mutlak kontrol bizim değildir.

En Yakınımızın Seçimini Biz Yapamayız

Nûh’un oğlu gemiye binmiyor.

Bu, kıssanın en ağır taraflarından biridir.

Bir peygamber kendi oğlunun kurtulmasını istiyor. Onu çağırıyor. Uyarıyor. Fakat onun yerine seçim yapamıyor.

Aile ilişkilerimizde de bu sınırı anlamak çok önemlidir.

Çocuğumuzu sevebiliriz. Eşimizi uyarabiliriz. Kardeşimize yardım edebiliriz.

Ama kimsenin iradesini elimizde tutamayız.

Soru: Sevdiklerimizi korumaya çalışırken onların bütün sorumluluğunu da üzerimize mi alıyoruz?

İnsan bazen sevdiği kişi yanlış yaptığı hâlde “ben bunu mutlaka düzeltmeliyim” diye kendisini tüketir.

Elinden geleni yapar. Sonra onun seçiminin kendisine ait olduğunu kabul eder.

Bu kabul sevgisizlik değildir. Sınırı bilmektir.

Hak Ediş ve Tövbe

İnsan başına gelen her şeyin bütün sebeplerini göremez.

Geçmişte yaptıklarını unutabilir. Kendi hatasını küçültebilir. Nefsine hoş gelmeyen şeylerin üzerini örtebilir.

Bu yüzden sıkıntı geldiğinde sadece “neden benim başıma geldi?” demek yerine “benim düzeltmem gereken ne var?” diye de bakmak gerekir.

Bu bakış insanı kendini suçlamaya değil, muhasebeye çağırır.

Bazen bir kul hakkı hatırlanır.

Bazen bir nankörlük.

Bazen bir kibir.

Bazen yıllardır sürdürdüğümüz bir yanlış.

Tövbe, bu yanlışları dürüstçe Rabbimizin önüne koyabilmektir.

“Ben bunu yaptım. Beni bağışla. Aynısını tekrar etmemek için bana yardım et.”

Bilmediğin Şeyi İstemekten Sakınmak

Kıssanın sonunda çok güçlü bir dua vardır.

Nûh, hakkında bilgisi olmayan şeyi istemekten Allah’a sığınır ve bağışlanma ister.

Bu dua insanın sınırını gösterir.

Soru: Biz yarını ne kadar biliyoruz?

Bir kararın beş yıl sonraki sonucunu biliyor muyuz?

Çocuğumuz için istediğimiz şeyin gerçekten hayır olup olmadığını kesin biliyor muyuz?

Bir işin, bir evliliğin, bir taşınmanın veya büyük bir kazancın bizi nereye götüreceğini biliyor muyuz?

Hayır.

Bu yüzden insan dua ederken bile tevazuya ihtiyaç duyar.

“Rabbim, ben bunu istiyorum ama hakkımda hayırlısını sen bilirsin.”

Bu cümle insanı kendi arzusunu ilahlaştırmaktan korur.

Her Sınavın Şekli Farklıdır

Birinin sınavı para olabilir.

Birinin çocuğu.

Birinin eşsizliği veya yalnızlığı.

Birinin hastalık, birinin sağlık.

Birinin bolluk, birinin yokluk.

İnsan kendi sınavını başkasınınkiyle kıyaslayınca anlamakta zorlanabilir.

Nûh’un kıssası bize şunu hatırlatır: Peygamber de olsa insan sınanır. Ve sınavın içinde teslimiyet gerekir.

Soru: Bugün bizim dağımız ne? Neye sığınıp “bu beni kesin kurtarır” diyoruz?

Paramız mı?

Bilgimiz mi?

Çevremiz mi?

Planlarımız mı?

Tedbirimizi alalım. Elimizden geleni yapalım.

Ama kalbimizin son sığınağını sebeplere değil, sebeplerin sahibine bağlayalım.

Aile İçinde Kurtarıcı Rolüne Girmemek

Sevdiğimiz insanın yanlış yaptığını görmek çok acıdır.

Anne-baba çocuğunun hatasını kendi hatası gibi hissedebilir. Eş, eşinin yanlış seçimini kendisinin çözmesi gerektiğini düşünebilir.

Fakat Nûh’un kıssası çok sert bir sınır öğretir: peygamber bile oğlunun yerine iman edemez.

Biz de kimsenin yerine tövbe edemeyiz, karar veremeyiz ve sorumluluk alamayız.

Soru: Yardım etmekle kontrol etmek arasındaki çizgiyi görebiliyor muyuz?

Yardım etmek; doğruyu söylemek, destek olmak ve kapıyı açık tutmaktır.

Kontrol etmek ise karşı tarafın bütün kararlarını kendi elimizde tutmaya çalışmaktır.

İkincisi hem bizi tüketir hem karşı tarafın sorumluluğunu zayıflatır.

Şer Gibi Görünen Sınav

İnsan bir sıkıntı geldiğinde hemen “bu niye oldu?” diye sorar.

Bazen cevabı göremeyiz.

Fakat sıkıntı, daha önce fark etmediğimiz bir tarafımızı gösterebilir. Sağlık sorunu sağlığın kıymetini, maddi daralma israfı, ilişki problemi sınır eksikliğini görünür hâle getirebilir.

Bu, her sıkıntının ayrıntılı sebebini bildiğimiz anlamına gelmez.

Tam tersine; bilmediğimiz yerde haddimizi bilmektir.

Nûh’un duası bu yüzden çok kıymetlidir: hakkında bilgisi olmayan şeyi istemekten Rabbine sığınır.

Bilmediğimizin farkında olmak da bir ilimdir.

Tövbe İnsanı Hafifletir

İnsan bazen yıllar önce yaptığı bir yanlışı hatırlar.

Birine haksızlık etmiş, nankör davranmış, verdiği sözü tutmamış olabilir.

Geri dönüp her şeyi düzeltmek mümkün olmayabilir. Fakat hatayı inkâr etmek yerine Rabbine açmak mümkündür.

Tövbe geçmişi yok saymaz; geçmişin bugünü yönetmesini engeller.

“Bunu yaptım, yanlış yaptım, beni bağışla ve tekrarından koru” diyebilmek insanın nefsini eğitir.

Bu yüzden teslimiyet sadece geleceğe değil, geçmişe de bakışımızı değiştirir.

Az Kişi Olmak Değersiz Olmak Değildir

Nûh’la birlikte çok az insanın iman ettiği anlatılır.

İnsan ise çoğu zaman sayıya bakar.

“Bu kadar kişi yapıyorsa doğrudur.”

“Bunu çok az kişi söylüyorsa önemli değildir.”

Kıssa bu kolay ölçüyü bozar.

Soru: Bir şeyin değeri kaç kişinin onu seçtiğiyle mi belirlenir?

Her zaman değil.

Az olan bazen daha kıymetli olabilir. Doğru olan bazen uzun süre anlaşılmayabilir.

Bu da insanın çoğunluğa körü körüne bağlanmamasını gerektirir.

Yakınlarımız İçin Dua, Kendimiz İçin Sınır

Sevdiğimiz kişi yanlış yaparken hem onun için dua eder hem de kendi sınırımızı koruruz.

Onun yanlışına ortak olmamak, onu sevmemek değildir.

Bazen en doğru yardım, yanlış davranışın sonucunu onun yerine sürekli taşımamaktır.

İnsan bunu yaptığında hem kendi gücünün sınırını kabul eder hem karşı tarafın sorumluluğunu ona bırakır.

Soru: Bizim bugün yapabileceğimiz tedbir ne, kontrol edemeyeceğimiz alan ne?

Bu ikisini ayırmak insanı rahatlatır. Yapabileceğimiz şeyi yaparız; yapamayacağımız şeyi sürekli zihnimizde çevirmeyiz. Nûh’un kıssasının öğrettiği sınır biraz da budur: sorumluluğunu yerine getir, sonra hükmün sahibine güven.

Kıssada gemi yapılmadan kurtuluş beklenmiyor. Emek var, hazırlık var, uzun bir sabır var. Bu da bize şunu gösterir: teslimiyet pasiflik değildir. İnsan yapması gerekeni yapar. Sonucun kendi planına uymaması hâlinde ise isyan yerine yeniden Rabbine döner.

Teslimiyet, tedbiri bırakmak değil; tedbir aldıktan sonra haddini bilmektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir