Kulluk ve Sorumluluk: Yaratılış, Emek ve Salih Amel
1 Eylül 2021
Kulluk hayatımızın neresinde?
Allah’a inandığımızı söylemek bizim için ne anlama geliyor? Bu soruya yalnızca sözle cevap vermek kolay olabilir. Fakat bir karar verirken, bir işi yaparken veya bir insanla anlaşmazlık yaşarken aynı inancın hayatımızdaki yerini görmek daha dikkatli bir bakış ister. Bakara suresinin yirmi birinci ayetinden başlayan bu derste kulluk kavramı üzerinde duruyoruz. Kulluğu sadece belirli vakitlerde yaptığımız ibadetlerle sınırlarsak, günün geri kalanında nasıl davranacağımız sorusu eksik kalır. Oysa dürüstlük, adalet ve sorumluluk da inancımızın günlük karşılığında yer alır.
Derste kelimelerin anlamlarını araştırmanın ve ayetleri birbirleriyle ilişkilendirmenin önemi hatırlatılıyor. Bir kelimeyi gördüğümüzde hemen alıştığımız anlamı yerleştirmek yerine bağlama da bakalım. Ayet kime sesleniyor, hangi davranışı istiyor, önceki bölümle nasıl bir bağ kuruyor? Araştırmak, kendi düşüncemizi her şeye rağmen doğru çıkarma çabası olmasın. Daha iyi anlamaya çalışalım ve bilmediğimiz yerde bunu kabul edelim. Bir kavram hakkında konuşmakla onu hayatımıza uygulamak farklı şeylerdir. Okuma, düşünme ve davranış arasında bir bağ kurabildiğimizde öğrenme daha anlamlı hâle gelir.
Sözümüz ile davranışımız birbirini tutuyor mu?
Bakara suresinin başında farklı insan tutumları anlatılır. Ders, bu anlatımları kendi samimiyetimizi sorgulamak için düşünmemizi öneriyor. Doğruyu sevdiğimi söylerken bana zarar verecek bir gerçeği saklıyor muyum? İnsanların hakkını önemsediğimi söylerken kendi alacağımı titizlikle takip edip başkasına borcumu unutuyor muyum? Başkalarını yargılamadan önce bu soruları kendimize soralım. Bir insanın kalbine hükmetmek bizim görevimiz değildir. Ancak kendi sözümüzle davranışımız arasındaki mesafeyi fark etmek, daha dürüst yaşamak için kullanabileceğimiz bir fırsattır.
Bir hata yapmakla, hatayı sürekli haklı göstermeye çalışmak aynı şey değildir. İnsan zayıflayabilir, yanlış karar verebilir ve verdiği bir sözü tutamayabilir. Böyle olduğunda durumu saklamak yerine açıkça konuşabilir, özür dileyebilir ve telafi için çalışabilir. Samimiyet, hiç zorlanmadığımızı göstermek değildir. Zorlandığımızda doğruya dönebilme isteğimizi korumaktır. Eğer her yanlışa bir gerekçe bulup sorumluluğu başkasına atarsak değişme imkânımızı da daraltırız. Kulluk üzerine düşünmek, kendi payımızı görebileceğimiz bu dürüstlüğü de gerektirir.
Yaratılmış olduğumuzu hatırlamak
Yirmi birinci ayette insanlara kendilerini ve kendilerinden öncekileri yaratan Rablerine kulluk etme çağrısı yapılır. Bu hatırlatma bizi yalnızca bugünkü gücümüze bakmaktan çıkarır. Bizden önce yaşayanlar da hedefler kurmuş, emek vermiş, sevdikleriyle bir hayat sürmüştü. Şimdi onların devamında biz yaşıyoruz. Kendi hayatımızın da bir başlangıcı ve sınırı var. Bunu düşünmek hayatı küçümsemek değildir. Sahip olduğumuz vakti, ilişkileri ve imkânları daha bilinçli değerlendirebilmektir. Kendimizi her şeyin mutlak sahibi gördüğümüzde unuttuğumuz bir gerçeği hatırlamaktır.
Çocuklukta ihtiyaçlarımızın büyük bölümünü anne babamızın karşılaması da bize muhtaçlığımızı düşündürebilir. Sonra büyür, çalışır ve kendi kararlarımızı veririz. Bu gelişim değerlidir; fakat yardım gördüğümüz yılları unutup hiç kimseye ihtiyacımız yokmuş gibi davranmamız gerekmez. Emeği takdir etmek, insanlara teşekkür etmek ve verilen nimete şükretmek birbirini tamamlar. Allah’ın yarattığı bir hayat içinde yaşadığımızı hatırlamak da bu bakışı derinleştirir. Güç sahibi olduğumuzda kibirlenmek yerine, o gücü nasıl kullandığımızı düşünmemiz için bir çağrı olur.
Yeryüzüne alışmış gözlerle yeniden bakmak
Yirmi ikinci ayette yeryüzü, gök, su ve ürünler hatırlatılır. Her gün gördüğümüz şeylere alıştığımız için onları düşünmeden geçebiliriz. İçtiğimiz su, soframızdaki bir meyve veya üzerinde yürüdüğümüz toprak sıradan görünür. Oysa hayatımız bu imkânlarla sürüyor. Derste insanın çevresine bakarken soru sorması teşvik ediliyor. Neye ihtiyaç duyuyorum? Bu ihtiyaçları hangi şartlarda karşılayabiliyorum? Hayatımın devamında benim tek başıma oluşturmadığım ne kadar çok şey var? Bu sorular, şükrü yalnızca söylenen bir kelime olmaktan çıkarabilir.
Bir ürünün soframıza gelmesinde çiftçinin, taşıyanın ve satanın emeği vardır. Bu emeği görmekle yaratılışı bir nimet olarak düşünmek birbirine engel değildir. İnsan sebepleri araştırabilir, nasıl işlediklerini öğrenebilir ve bundan faydalanabilir. Aynı zamanda kendi gücünün sınırını da görebilir. Toprağı işlemek sorumluluğunu üstlenirken her şartı kendisinin yönetmediğini bilir. Böyle bir bakış, hem çalışmaya hem şükretmeye yer açar. Bize düşen, nimeti kullanırken israf etmemek ve o nimete ulaşmakta zorlanan insanları da unutmamaktır.
İmkânlar araç olmaktan çıkarsa
Ayetin sonunda Allah’a bile bile eşler koşmama uyarısı vardır. Ders bu uyarıyı, insanın dünyadaki bazı şeyleri hayatının mutlak merkezi hâline getirmesi üzerinden de düşündürüyor. Ev istemek, iş kurmak veya sevdiklerimizle birlikte olmak doğal ihtiyaç ve hedeflerimiz arasında bulunabilir. Fakat bunlardan biri uğruna her değerden vazgeçmeye başladığımızda durmamız gerekir. Bir şeyi elde etmek için yalan söylüyor, başkasının hakkını çiğniyor veya bütün hayatımızı yalnızca o isteğin etrafında kuruyorsak, isteğimiz bizi yönetmeye başlamış olabilir.
Burada çözüm, nimetlerden nefret etmek veya bütün hedefleri bırakmak değildir. İsteğin hayatımızdaki yerini yeniden düzenlemektir. Ben bu evi ailem için bir imkân olarak mı görüyorum, yoksa evim olmadığında hayatımın hiçbir değeri kalmadığını mı düşünüyorum? Bir insana duyduğum sevgi, onun her yanlışını onaylamama mı yol açıyor? İşimi büyütmek isterken dürüstlüğümü ikinci plana mı itiyorum? Bu sorular, sevgimizden veya emeğimizden vazgeçmeden ölçüyü korumamıza yardım eder. Araçları amaç hâline getirmemek için zaman zaman kendimizi yoklamalıyız.
Soru sormak ve anlamaya emek vermek
Yirmi üçüncü ayette Kur’an hakkında şüphe duyanlara yöneltilen meydan okuma ele alınır. Derste bu bölüm, ayetlerin kendi içindeki bağlarını ve bütünlüklü anlatımını düşünmekle ilişkilendiriliyor. Bir cümleyi bulunduğu yerden çekip çıkararak bütün hakkında kolayca hüküm vermeyelim. Önce hangi meseleye cevap verdiğini ve nasıl bir akış içinde yer aldığını anlamaya çalışalım. Okumak, sadece bildiğimizi onaylayan bir ifade aramak değildir. Bazen alıştığımız bir düşünceyi sorgulamamız ve anlamadığımız bir noktada daha fazla araştırmamız gerekir.
Kur’an’ın öğüdünü kendi hayatıyla ilişkilendirmek isteyen kişi de emek vermek zorundadır. Bir mesele hakkında hemen kesin konuşmak yerine farklı açıklamaları inceleyebilir, güvenilir bilgiye ulaşmaya çalışabilir ve bilmediği yerde soru sorabilir. Öğrenme isteğiyle yaklaşmak, her duyduğunu sorgusuz kabul etmek anlamına gelmez. Tam tersine, anlama sorumluluğunu üstlenmektir. Bir ayetin bize ne söylediğini düşünürken onunla ne yapmak istediğimizi de soralım. Sadece başkasına cevap vermek için mi okuyoruz, yoksa kendi hayatımızda doğruyu bulmak için de bu emeği gösteriyor muyuz?
Beni üstün gören düşünceye dikkat
Derste İblis’in kendisini Âdem’den üstün görmesi hatırlatılır. Bu anlatım, insanın kendi bilgisiyle her şey hakkında son hükmü verebileceği düşüncesini sorgulatır. Ben daha iyiyim derken hangi ölçüyü kullanıyorum? Bir insanın işi, geliri veya görünüşü üzerinden onun bütün değerini bildiğimi mi sanıyorum? Dışarıdan gördüğümüz bir özellik, insanın tamamını anlatmaz. Kendi yeteneğimizle başkasını küçümsemeye başladığımızda da öğrenebileceğimiz pek çok şeyi kaçırırız. Bilgi, kendini mutlaklaştırmak için değil, daha doğru davranmak için kullanılmalıdır.
Kendi sınırlılığımızı kabul etmek bizi değersiz yapmaz. Bilmediğimizi öğrenmemize alan açar. Bir konuda başarılı olmamız, başka bir konuda yardıma ihtiyaç duymayacağımız anlamına gelmez. Allah’a yönelirken de bu açıklığa ihtiyacımız var. Her şeyi ben çözerim demek yerine anlamak ve doğruyu uygulamak için yardım dileyebiliriz. İbadeti de yalnızca yerine getirilmiş bir görev olarak görmeyelim. Şükür, dua ve secde, insanın yönünü ve sorumluluğunu yeniden hatırlamasına vesile olabilir. Bu hatırlamanın karşılığını günlük davranışlarımızda arayalım.
İş hayatında doğruluk nasıl görünür?
Derste iş hayatından çok somut örnekler veriliyor. Bir işi yapamayacağını bildiği hâlde sırf müşteriyi kaybetmemek için yaparım diyen insan, karşı tarafı yanlış bir beklentiye sokar. Üstelik o söz, başka birine verilmiş sözü de bozabilir. Elimizdeki işi bitirmeden yeni bir işi araya aldığımızda ilk müşterinin hakkını geciktirebiliriz. Burada dürüstlük bazen hayır diyebilmektir. Şu an kapasitem yok, şu tarihten önce başlayamam veya bunu yapabilecek durumda değilim demek, kısa vadede zor görünse de güveni korur.
Toplantıya henüz çıkmadığımız hâlde yoldayım demek de küçük görüldüğü için önemsiz olmaz. Bir alışkanlık toplumda yaygınlaştı diye doğru hâle gelmez. Gerçek durumu söylemek, geciktiysek haber vermek ve özür dilemek daha açık bir yoldur. Salih amel üzerine konuşurken bu ayrıntıları dışarıda bırakmayalım. Doğruluk yalnızca büyük kararların içinde aranmaz; bir mesajda, bir teslim sözünde ve bir ödeme tarihinde de görünür. Karşı tarafın zamanını ve emeğini ciddiye almak, kendi çıkarımız kadar onun hakkını da düşünmektir.
İnanç ile salih amel birlikte anılıyor
Yirmi beşinci ayette iman eden ve salih ameller işleyenlere verilen müjde üzerinde durulur. Buradaki birliktelik, inancın davranışla bağını hatırlatır. İnanıyorum demenin hayatın içinde bir karşılığı olmalıdır. Dürüst olmak, haksızlıktan kaçınmak ve sorumluluk üstlenmek bu karşılığın parçalarıdır. Derste özellikle baskı altında ne yaptığımız sorulur. Küçük bir zararda adaletli kalıp büyük bir kayıp ihtimalinde hakkı görmezden geliyor muyuz? Söylediğimiz değerlerin ne kadar yerleştiğini, çıkarımızla karşı karşıya geldiklerinde daha açık görebiliriz.
Bir ürünün iadesini küçük bir tutarda kolayca kabul ederken yüksek bir tutarda sorumluluğu reddetmek bu bakımdan düşündürücüdür. Aynı ölçüyü neden koruyamadığımızı sorgulayalım. Aile içinde miras paylaşılırken veya bir beraberlik sona ererken de adalete ihtiyaç vardır. Kırgınlık, öfke ve maddi kaygı, başkasına zarar vermemizi haklı çıkarmaz. Uzun yıllar sevdiğimiz bir insanla anlaşmazlık yaşamamız, onun bütün haklarını yok sayabileceğimiz anlamına gelmez. İyi davranmak en kolay anların alışkanlığı olarak kalmasın; zor anlarda da yönümüzü belirleyen bir ölçü olsun.
Uyarı kadar ümidi de duymak
Bu bölümde uyarı ile müjde yan yana gelir. İnsan sadece korkutarak değil, doğru bir yönün neye çağırdığını göstererek de öğüt alır. Cennet anlatımı, hayatı yalnızca bugünkü dar hesaplarla değerlendirmememizi hatırlatır. Derste cennet nimetleri ve temiz eşlerden söz edilirken, verilen müjdenin bütün ayrıntılarını kendi hayallerimizle doldurmamamız gerektiği de görülür. Bildirilen kadarını öğrenmeye çalışalım. Bizi asıl ilgilendiren, bugün imanımızla ve davranışlarımızla hangi yöne yürüdüğümüzdür. Ahiret ümidi, dünyadaki sorumluluğu unutmanın gerekçesi olmamalıdır.
Bir çocuğa öğüt verirken onun iyiliğini isteriz. Yalnızca yanlışını saymak yerine doğruyu neden önerdiğimizi açıklamaya çalışırız. Kendi okumamızda da öğüdün bu yönünü fark edebiliriz. Kur’an’ı açtığımızda sadece başkalarının hatasını bulmakla meşgul olmayalım. Kendi kararlarımızı, sözlerimizi ve alışkanlıklarımızı da önüne koyalım. Bugün daha dürüst olabileceğim yer neresi? Kimin hakkını geciktirdim? Hangi isteğim beni ölçüsüz davranmaya itiyor? Böyle sorularla okumak, öğrendiklerimizi zihnimizde duran cümlelerden hayatımıza yön veren bir ölçüye dönüştürür.
Bugün için küçük ama gerçek bir adım
Herkesin karşılaştığı güçlük aynı değildir. Birimiz işinde, birimiz ailesinde, birimiz de uzun süredir çözemediği bir meselede zorlanabilir. Başkasının hayatını dışarıdan görerek kendi hayatımızı bütünüyle değersiz saymayalım. Yapabileceğimiz doğru adımı arayalım. Bilgiye ihtiyaç varsa öğrenelim, destek gerekiyorsa isteyelim, yanlış bir söz verdiysek bunu düzeltelim. Kulluğu hayatın dışındaki bir başlık gibi değil, hayatın içinde nasıl davranacağımızı belirleyen bir sorumluluk olarak düşünelim. İnancımızın sözümüzde, emeğimizde ve insanlara yaklaşımımızda görünmesine çalışalım.
Rabbimiz bize verdiği nimetleri fark etmeyi, onları özenle kullanmayı ve kazancımızı dürüstlükle elde etmeyi nasip etsin. Hırsımızın aklımızı susturduğu, korkumuzun bizi yanlış bir söze ittiği anlarda durup düşünme gücü versin. Bilgimizi artırırken kibrimizi artırmayalım; öğrendikçe daha dikkatli ve daha merhametli olalım. Bugün bir sözü doğru söylemek, bir hakkı yerine getirmek veya bir yanlıştan dönmekle başlayabiliriz. Büyük iddialardan önce bu küçük ama gerçek adımların değerini bilelim. İmanımızı güzel davranışla buluşturmak için samimiyetle çalışmaya devam edelim.


