Çocuk Tablet Bağımlılığından Nasıl Uzaklaşır? Üretmek ve Sorumluluk
12 Mart 2021
Çocuğumuz tabletin başından kalkmıyorsa, ona yalnızca “Bırak artık” demek yeterli olur mu? Peki kalktığında neyle uğraşacağını öğrenmesi için ona nasıl bir alan açıyoruz?
Canının sıkıldığını söylüyor. Evde yapacak hiçbir şey bulamadığını anlatıyor.
Biz de bazen ona hak veriyoruz. Sonra ekrandan uzaklaşmasını istediğimizde gösterdiği tepki karşısında ne yapacağımızı bilemiyoruz.
Fakat burada kendimize de dönmemiz gerekiyor. Çocuğumuzu sadece oyalamaya mı çalışıyoruz, yoksa hayata katılmasını mı sağlıyoruz?
Soru: Çocuğumuzun bütün ihtiyaçlarını karşılamış olmak, onu yetiştirdiğimiz anlamına geliyor mu?
Yemeğini veriyoruz, kıyafetini alıyoruz, eğitimini düşünüyoruz. Bunların her biri değerli; ama çocuğun kendi sorumluluğunu öğrenmesi de gerekiyor.
Her işi onun yerine yaptığımızda, belki bugün rahat ediyoruz. Fakat yarın kendi başına yapması gerekenleri öğrenmesi için hangi fırsatı bırakıyoruz?
Büyümekle yetişmek arasındaki fark
Bir çocuğun bedeni büyür. Fakat bir işi üstlenmesi, düşünmesi, denemesi ve kendi yaptığının sorumluluğunu alması ayrıca öğrenilecek şeylerdir.
Biz bu ikisini birbirine karıştırabiliyoruz. Her ihtiyacı hazır olunca her şeyin yolunda olduğunu sanabiliyoruz.
Oysa çocuğun yapabildiği işi elinden almak, onun beceri geliştireceği alanı da daraltabiliyor. İyi niyetimiz, her durumda iyi bir sonuç doğurmayabiliyor.
Yatağını toplayabilecek durumdaysa bunu öğrenmesine fırsat verebiliriz. Yaptığı iş bizim istediğimiz kadar düzgün görünmediğinde hemen elinden almak zorunda değiliz.
Bazen evin kusursuz görünmesini istiyoruz. Bu yüzden onun yavaş yaptığı veya eksik bıraktığı işi hemen kendimiz tamamlıyoruz.
Ama o düzenin içinde çocuğun öğrendiği şey ne oluyor? Kendi işini yapması mı, birinin gelip onun yerine yapacağını beklemesi mi?
Soru: Evde bir şeylerin dağınık görünmesine mi daha çok üzülüyoruz, çocuğun sorumluluktan uzak kalmasına mı?
Bu soru, temizlikten vazgeçmek anlamına gelmiyor. Çocuğun öğrenmesini de en az sonuç kadar önemsemek anlamına geliyor.
Bir görevi yalnızca söylemekle iş bitmiyor. O görevin gerçekten çocuğa ait bir sorumluluk hâline gelmesi gerekiyor.
Yaşına ve yapabildiklerine göre küçük işlerle başlayabiliriz. Her şeyi bir anda yapmasını beklemek yerine, yapabileceği bir işi üstlenmesini sağlayabiliriz.
Bir şey döküldüğünde kendi payına düşeni yapması da bunun içinde. Her hatanın ardından yetişkinlerin koşup bütün sonucu ortadan kaldırması gerekmiyor.
Bir bardak süt döküldüğünü düşünelim. Çocuğun güvenle yapabileceği bir temizleme işine katılması, yaptığı şeyin sonucunu görmesine yardım edebilir.
Burada amaç onu küçük düşürmek değil. Kendi davranışının sorumluluğunu alabileceğini yaşamasına fırsat vermek.
Yardım istemesi gerektiğinde bunu söylemeyi de öğrenebilir. Kendi ihtiyacını fark edip ifade edebilmesi, yetişmesinin bir parçası.
Her şeyi önceden fark edip onun yerine konuştuğumuzda, bu beceriyi deneyeceği alanı da elinden alabiliriz. Sonra niçin kendi başına davranamadığını sorabiliriz.
Çocuğa destek olmakla, onun yerine bütün hayatı üstlenmek aynı şey değil.
Hazır oyuncaktan kendi yaptığı oyuna
Bir çocuk bir oyun istiyor. Fiyatı fazla bulunduğu için o oyun alınmıyor.
Ardından çocuk, kâğıttan paralar kesiyor. Kartonun üzerinde yolları ve evleri hazırlayıp kendi oyununu kuruyor.
İstediği şey hazır gelmeyince düşünmeye başlıyor. Elindekilerle ihtiyacını karşılamanın bir yolunu arıyor.
Bu örnekte önemli olan pahalı bir oyuncağa sahip olamamak değil. Çocuğun kendi yapabileceği şeyi keşfetmesi.
Biz her isteği hemen karşıladığımızda bu arayışa yer bırakmayabiliyoruz. Oysa bazen küçük bir malzeme, çok farklı oyunlara açılabiliyor.
Büyük bir karton kutuyu düşünelim. Hazır oyuncakların arasında sıradan bir kutu gibi görünüyor.
Fakat çocuklar onun içine giriyor. Bir gün kayık oluyor, başka bir oyunda gemi veya otobüs oluyor.
Kutuyu dik koyduklarında bu kez asansör olarak düşünüyorlar. Aynı malzemeyle farklı bağlantılar kuruyorlar.
Kutu boyanıyor, kesiliyor, başka biçimlere giriyor. Çocuk yalnızca kendisine sunulanı kullanmıyor; oyunun kurulmasına katılıyor.
Soru: Çocuğa her şeyi hazır verirken, kendi başına bir şey kurma sevincini azaltıyor olabilir miyiz?
Bir resmi yalnızca boyaması için önüne koymakla, kendisinin bir şey tasarlamasına alan açmak arasında fark var. İkisinde aynı ölçüde düşünmüyor olabilir.
Kâğıdı kıvırabilir, farklı parçaları birleştirebilir, elindekine yeni bir biçim verebilir. Denediği şeyin sonucunu kendi elleriyle görür.
Bir süt kutusu araca dönüşebilir. Bir başka kutudan kalemlik çıkabilir.
Geri dönüşüm malzemeleri bu nedenle yalnızca atık değildir. Çocuk için düşünme ve üretme fırsatı da olabilir.
Burada yetişkinin de sabırlı olması gerekiyor. Her adımı bizim söylememiz, ortaya çıkacak şekli baştan bizim belirlememiz gerekmiyor.
Bazen malzemeyi tanımasına izin vermek yeterli. Önce kurcalayabilir, bozabilir, yeniden deneyebilir.
İlk denemesinde bizim beklediğimiz sonuca ulaşmayabilir. Ama o denemenin içinde öğrenebileceği şeyler var.
Bir işi yapabilmenin sevinci, satın alınan yeni bir şeyin sevincinden farklı olabilir. Çünkü çocuk orada kendi emeğini görüyor.
Ekranın dışında dokunabileceği bir hayat var
Evde küçük bir saksı bulunabilir. Çocuk toprağıyla ilgilenebilir, bir şey ekip büyümesini takip edebilir.
Ortaya çıkan şeyin kendi ilgisiyle bir ilişkisi olduğunu görür. Sadece bakmakla kalmaz; bakım vermeyi de deneyimler.
Bir hayvanın bakımına uygun biçimde katkıda bulunmak da sorumluluk alanı açabilir. Bir ihtiyacı fark etmek ve onun için bir şey yapmak, çocuğu kendisinin dışına bakmaya yöneltir.
Evde yemek hazırlanırken de aynı fırsat bulunuyor. Yaşına uygun bir işi üstlenirken aile hayatının içinde bir payı olduğunu hissedebilir.
Bir yandan yapılan işi öğrenir. Bir yandan da bizimle konuşur ve birlikte bir şey üretir.
El becerisi isteyen uğraşlar da düşünülebilir. Boyamak, uygun malzemeyi birleştirmek veya bir deney setiyle uğraşmak farklı seçenekler sunabilir.
Önemli olan her çocuğa aynı işi yaptırmak değil. Yapabileceği bir işi deneyip kendi emeğiyle karşılaşmasını sağlamak.
“Evde hiçbir şey yok” dediğimiz yerde bazen aslında çok şey bulunuyor. Fakat onları birlikte kullanmaya ayırdığımız dikkat eksik kalabiliyor.
Birlikte bir oyun kurulabilir. Ailece bir canlandırma yapılabilir.
Okunan bir kitap üzerine konuşulabilir. Birlikte izlenen bir şeyin ana fikri üzerinde düşünülerek yalnızca tüketmekten öteye geçilebilir.
Soru: Çocuğumuzla aynı odada bulunuyor muyuz, yoksa gerçekten ortak bir uğraşın içine giriyor muyuz?
İkisi her durumda aynı şey olmuyor. Herkes kendi ekranına bakarken birbirimizin yanında olsak bile birbirimize dikkat vermeyebiliriz.
Çocuktan tabletini bırakmasını isterken elimizdeki telefonu bırakmıyorsak, verdiğimiz mesajı düşünmeliyiz. Söylediğimiz sözle gösterdiğimiz örnek birbirini destekliyor mu?
Çocuk yalnızca nasihatimizi duymuyor. Bizim nasıl yaşadığımızı da görüyor.
Bu yüzden sınır koyma meselesini sadece çocuğun omzuna bırakamayız. Kendi alışkanlıklarımız da ortak hayatımızı etkiliyor.
Ondan istediğimiz dikkati biz de ilişkiye verebiliriz. Birlikte yapılan küçük bir işin içinde sohbet açabiliriz.
Ekranı kaldırınca geriye yalnızca bir boşluk bırakmak zorunda değiliz. Onun yerine çocuğun katılabileceği gerçek bir uğraşa alan açabiliriz.
Bir tabağı taşımak, yaptığı şeyi yerine koymak, birlikte bir şey hazırlamak bize çok küçük görünebilir. Ama çocuk için bunlar hayatın içinde bir pay üstlenmektir.
Kendi işini yapmasına izin vermediğimiz bir çocuktan, büyüyünce bütün sorumluluklarını bir anda taşımasını bekleyemeyiz. Öğrenme, gündelik hayatın içinde gelişir.
Onu kendimize bağımlı mı, hayata hazır mı yetiştiriyoruz?
“Ben uğraştım, çocuğum uğraşmasın” diyebiliyoruz. Onun hiçbir zorlukla karşılaşmamasını sevgi olarak görebiliyoruz.
Fakat her uğraşı ortadan kaldırmak, her durumda onun yararına olmayabilir. Bazen beceri, bir ihtiyacı karşılamak için çaba gösterirken gelişir.
Yokluğu övmek veya çocuğu mahrum bırakmak gerekmiyor. Elimizde imkân bulunurken de kendi emeğine yer açabiliriz.
Çocuğun her isteğini yerine getirmekle ona faydalı olmayı birbirine karıştırmayalım. İstediği şeyin yanında, öğrenmesi gerekeni de düşünelim.
Kendi işini yapmasını beklediğimizde hemen memnun kalmayabilir. Biz de onun hoşnutsuzluğuna dayanmakta zorlanabiliriz.
Ama verdiğimiz sorumluluğun amacı onu üzmek değil. Kendi başına yapabileceği şeyleri öğrenmesini sağlamak.
Çocuğumuzun bize ihtiyacı olmasını seviyor olabiliriz. Fakat onsuz kalma korkumuzla, onun gelişme ihtiyacını birbirinden ayırmalıyız.
Biz yanında bulunmadığımızda da bir işini yapabilsin isteriz. Kendi ihtiyacını ifade etsin, çözüm arasın ve hayatın içinde ayakta durabilsin isteriz.
Bu isteğimiz samimiyse ona deneme alanı vermemiz gerekiyor. Her adımda onun yerine davranarak aynı sonucu bekleyemeyiz.
Soru: Çocuğum benim yardımım olmadan bir şey başardığında seviniyor muyum?
Yoksa kendimi gereksiz hissettiğim için onun her işinde bulunmak mı istiyorum? Bu soruya dürüstçe bakmak kolay değil, ama gerekli.
Çünkü yetiştirmek, çocuğu sürekli bize muhtaç tutmak değildir. Ona öğrenebileceği şeyleri öğretip sorumluluğunu taşıyabilmesine destek olmaktır.
Bu emeğin karşılığını hemen görmeyebiliriz. Kendi başına yaptığı bir iş, öğrendiği bir beceri veya başkasına gösterdiği yardımseverlik bize daha sonra görünür olabilir.
Fakat bütün emeğimizi teşekkür almak için de vermemeliyiz. Çocuğun iyiliğini ve Allah’ın rızasını gözetmek, kendi beğenilme isteğimizden daha geniş bir amaçtır.
Ona öğrettiğimiz iyiliği başka insanlara taşıyabilir. Bizden öğrendiği bir sorumluluğu kendi hayatında sürdürebilir.
Bu yüzden bugün ona ne aldığımız kadar, ne öğrettiğimiz de önemli. Her şeyi hazır sunup hangi beceriyi geride bıraktığımızı düşünelim.
Şimdi yeniden baştaki soruya dönelim. Çocuğumuz tabletin başından kalkınca ne yapacağını biliyor mu?
Bir şey üretebiliyor mu? Kendi sorumluluğunu fark ediyor mu?
Ailenin içinde bir işin kendisine ait olduğunu hissediyor mu? Biz onun hayatına yalnızca kurallarımızla mı, ortak emeğimizle de mi katılıyoruz?
Bugün yapabileceği küçük bir işi elinden almayalım. Yanında bulunalım, ama onun yerine yaşamaya çalışmayalım.
Bir kutuyla oyun kurmasına, bir saksıyla ilgilenmesine, bir işin ucundan tutmasına fırsat verelim. Sonucu hemen düzeltmek yerine kendi emeğini görmesine alan açalım.
Bir çocuğun kendi yaptığı oyunu eline alıp göstermesindeki sevinci düşünelim. Orada yalnızca bir oyuncak bulunmuyor; kendi emeğinin karşılığını görme duygusu da bulunuyor.
Bizim gözümüzde basit bir karton parçası olabilir. Ama onun gözünde düşündüğü, denediği ve tamamladığı bir şey vardır.
Bu emeği küçümsemek yerine fark edebiliriz. Hazır alınanın daha güzel göründüğünü söylemek yerine, onun ne yaptığını anlamaya çalışabiliriz.
Aynı bakış, evde üstlendiği küçük iş için de geçerli. Bir yetişkinin elinden çıkan sonuçla karşılaştırıp hevesini kırmak yerine öğrenmesine alan açabiliriz.
Yemeğe katkıda bulunurken yalnızca tabağa ne konduğunu öğrenmez. Ortak hayatın bir emekle sürdüğünü de görür.
Bir bitkinin bakımını üstlenirken yalnızca yaprağa bakmaz. Kendi ilgisinin bir ihtiyacın karşılanmasına katkısını da yaşar.
Kendi döktüğünü temizlerken yalnızca bir lekeyi kaldırmaz. Yaptığının sonucuyla karşılaşabileceğini ve bir şeyleri düzeltebileceğini de öğrenir.
Bu küçük işler birbirinden kopuk görünse de aynı soruya bağlanıyor. Çocuk, kendisine ait bir sorumluluk bulunduğunu fark ediyor mu?
Biz onun yapabildiğini görmeye gönüllü olduğumuzda, yeni bir becerinin ortaya çıkmasına da yer açarız. Böylece birlikte olmak yalnızca onu denetlemekten ibaret kalmaz.
Bir şeyleri beraber yapmanın içinde ilişki de gelişir. Çocuğumuzu sadece susturmaya çalışmadığımız, onu gerçekten dinlediğimiz bir alan oluşur.
Küçük bir sorumluluk, kendi emeğiyle tanışmasına açılan önemli bir kapı olabilir.
Çocuğumuza bırakacağımız en değerli imkânlardan biri, kendi hayatına katılabileceğini öğrenmesidir.

