Gözümüz Açık, Kalbimiz Uykuda mı? A’râf Suresinde Hidayet ve İrade

1 Şubat 2023

Bir insan her gün görüyor, işitiyor, düşünüyor. Yıllarca okuyup işinde ustalaşıyor. Ama kendi hayatındaki en büyük yanlışı fark etmeyebiliyor.

Soru: Gözümüzün açık olması, gerçeği gerçekten gördüğümüz anlamına gelir mi?

A’râf suresinin 174. ayetinden itibaren gelen uyarılar, bilgiyi duymakla onun gereğini yaşamak arasındaki farkı düşünmeye çağırıyor.

Ayeti Duymakla Ondan Ders Almak

A’râf suresinin 174. ayetinde ayetlerin açıklanmasının, insanların gerçeğe dönebilmesi için olduğu bildirilir. Sonraki ayetlerde kendisine ayetler verildiği hâlde onlardan uzaklaşan bir kişinin örneği anlatılır.

Bu insan kendi hevesinin peşinden gidince bildiği şey onu doğru yolda tutmaya yetmemiştir. Anlatımda arzularının peşinden sürüklenmenin ağırlığı vurgulanır.

Soru: Bildiğimiz bir doğruyu sırf işimize gelmediği için erteliyor muyuz?

Bir esnaf dürüstlüğün önemli olduğunu bilir. Fakat yüksek kazanç ihtimali karşısında ürünün kusurunu saklayabilir.

Bir insan Kur’an okur. Ama ailesindeki haksızlığa karşı ne yapması gerektiğini düşünmez. Bir başka insan yardım etmeyi güzel bulur, ancak ihtiyaç sahibiyle karşılaşınca sürekli mazeret üretir.

Bunların hepsinde bilgi vardır; fakat davranış aynı yönde değildir.

Bir ayeti yalnızca ezberlemek yerine, onun ne söylediğini kendi kararımızla ilişkilendirelim. Okuduğumuz şeyin hayatımızda hangi alışkanlığı sorguladığını düşünelim.

Bilgi, nefsimizin istediği her şeyi haklı göstermek için değil, doğruyu aramak için kullanılmalıdır.

Bir insan ayetleri duyduğu hâlde onları hayatının dışında tutabilir. Bu durum yalnızca kitabı okumamakla sınırlı değildir; okuyup bildiği ölçüyü yanlış olduğu yerde terk etmekle de ilgilidir.

İşimize gelmeyen bir sözle karşılaştığımızda hemen başka bir açıklama arayabiliyoruz. Hâlbuki önce kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben hangi sonucu önceden seçtim de şimdi okuduğumu ona uydurmaya çalışıyorum?

Kendi beklentimizi ayetin üzerine koyduğumuzda onu anlamak zorlaşır. Doğruyu aramakla yalnızca kendi fikrimizi destekleyen cümleyi bulmak aynı şey değil.

Bir insanın bilgi sahibi olduğunu kabul edebiliriz. Ama neyi niçin söylediğini sorgulama hakkımızı da bırakmayalım. Bilginin bize fayda vermesi için onu anlamaya çalışmalıyız.

Arzularımız Neyi Büyütüyor?

İnsanın bir ev istemesi, işinde yükselmek için çalışması veya ailesini geçindirmeye çabalaması doğaldır. Fakat bir isteği sürekli büyütüp bütün hayatımızı ona bağlayabiliriz.

Bir öğrenci yalnızca diplomaya ulaşmayı düşünür. Mesleği ne için yapacağını ve kime faydalı olacağını hiç sorgulamaz.

Bir çalışan yüksek maaş duyunca işin niteliğini, çalışma koşullarını ve kendi ilkelerini değerlendirmeyi erteleyebilir.

Bir başkası borsa, altın, döviz ve araba fiyatlarını her saat kontrol etmeye başlar. Kazanç kaygısı öyle büyür ki ailesiyle konuşmaya bile zaman ayırmaz.

Soru: Bütün gün en çok hangi konuyu düşünüyoruz?

Zihnimizi meşgul eden şeyler, zamanla tercihlerimizi de etkileyebilir. Bu yüzden yalnızca ne kazandığımızı değil, onu kazanmak için neyi geri plana ittiğimizi de sorgulamalıyız.

Bir eşin, bir çocuğun veya bir işin değerli olması, onları hayatın tek amacı hâline getirmeyi gerektirmez.

Ölçüyü kaybettiğimizde aynı nimetin içinde huzursuzluk yaşayabiliriz. İstediğimize kavuşunca bu kez onu kaybetme korkusuyla hareket edebiliriz.

Soru: Bir şeye sahip olmak mı istiyoruz, yoksa o şeye sahip olmazsak yaşayamayacağımızı mı sanıyoruz?

Dengeyi yeniden kurmak için neyi çok abarttığımızı fark etmeliyiz. Kendimize sınır koymak, elimizdeki nimeti küçümsemek değildir.

Bazen bir arabanın yalnızca gaz pedalını öğreniyoruz. Direksiyon, fren, motor ve diğer parçaların birbirini nasıl etkilediğini bilmiyoruz.

Bir meselede de böyle olabiliriz. Bir kelimenin tanımını ezberliyoruz, fakat onun hayatımızdaki başka sorumluluklarla bağını kuramıyoruz.

Kur’an’daki kavramları birbirinden koparmamaya çalışalım. İman, ibadet, infak, sabır, hak ve adalet gibi konuları bir bütün içinde düşünelim.

Bir insan yalnızca kendi kazancına dikkat ederse komşusunun sıkıntısını görmeyebilir. Yalnızca ibadetin dış biçimine odaklanırsa insanlarla kurduğu ilişkideki yanlışları önemsemeyebilir.

Soru: Bildiğimiz doğrular arasında nasıl bir bağ kuruyoruz?

Hidayet ve Seçme Sorumluluğu

A’râf suresinin 178. ayetinde hidayetin Allah’a ait olduğu, yolunu kaybedenlerin ise zararda olduğu hatırlatılır. Bu ayeti insanın seçimleriyle birlikte düşünmek gerekir.

İnsan bazen ‘Nasıl olsa Allah dilerse beni doğru yola getirir’ diyerek kendi çabasını erteleyebiliyor.

Ama bize akıl verilmiş. Okuyabiliyoruz, sorabiliyoruz, yeni bilgi öğrenebiliyoruz. Bir yanlışımızı fark edince yönümüzü değiştirebiliyoruz.

Soru: Doğru yolu istediğimizi söylerken onu öğrenmek ve uygulamak için ne yapıyoruz?

Bir kişi dinî konuda soru sormaktan korkabilir. Çocukluğundan beri kendisine ‘Fazla araştırma’ denmiş olabilir.

Oysa anlamadığımız şeyi öğrenmek için sormak, hemen yanlış bir düşünceyi benimsemek anlamına gelmez.

Bir ayetin meallerini karşılaştırabilir, bağlamını inceleyebilir ve bilmediğimiz kelimeyi araştırabiliriz. Bu çabayı gösterirken kendi yorumumuzu da kesin hüküm gibi sunmamaya dikkat edelim.

Hidayet dilemekle doğruyu aramak birbirinden ayrılmamalıdır. Öğrendiğimiz şeyi uygulamaya çalışmak da bu arayışın parçasıdır.

Gözleri Var Ama Görmüyorlar

A’râf suresinin 179. ayetinde anlamak için kalplerini kullanmayan, gözleri olduğu hâlde görmeyen ve kulakları olduğu hâlde işitmeyenlerden söz edilir.

Buradaki uyarıyı yalnızca başkalarını suçlamak için okumayalım. Biz de bir gerçeği görüp görmediğimizi kendi hayatımızda sorgulayabiliriz.

Bir aile içinde iki insan yan yana yaşar. Biri diğerinin ihtiyaçlarını defalarca söyler. Ama karşısındaki yalnızca kendi istediği şeyleri işitir.

Bir çocuk anne babasından ilgi bekler. Anne baba onun bütün maddi ihtiyaçlarını karşılar, fakat söylediğini dinlemek için zaman ayırmaz.

Soru: Yakınımızın sesini duyuyoruz; peki derdini de anlıyor muyuz?

Aynı soru iş hayatı için geçerlidir. Müşteri bir sorunu açıklıyor. Biz ise yalnızca yeni ürün satmaya odaklanıyoruz.

Bir şeyi görmek için gözümüzün çalışması yeterli olmayabilir. Dikkatimizi ve aklımızı da o meseleye vermemiz gerekir.

Kur’an’ı okurken de ayetleri kendi hayatımızla ilişkilendirmeye çalışalım. Anlayamadığımız noktayı hemen kapatmayalım.

Duyduğumuz hakikat, davranışımıza hiç dokunmuyorsa kendi dikkatimizi yeniden gözden geçirmeliyiz.

Ayetin göz ve kulakla ilgili uyarısı bizi akıl kullanmaya da çağırır. İnsan bir olayın görünen yönünü fark ederken sebep ve sonuç ilişkilerini de düşünmelidir.

Bir insan yalnızca maddi dünyada gördüklerini önemseyebilir. Her kararını para, makam ve görünüş üzerinden değerlendirebilir. Bu durumda başka insanların ihtiyaçlarına ve kendi ahlakına dikkat etmek zorlaşabilir.

Ama insanın görünen dünyayla ilgilenmesi de tek başına yanlış değildir. Asıl mesele, gördüğümüz nimeti neye hizmet ettirdiğimiz ve onunla nasıl bir davranış seçtiğimizdir.

Bir çocuğa bakarken yalnızca masrafını düşünmeyelim. Onun gelişimi ve kendi iradesini öğrenmesi de önemlidir.

Bir iş arkadaşını dinlerken yalnızca ne kadar kazandırdığına bakmayalım. Karşımızda ihtiyaçları ve sorumlulukları olan bir insan bulunduğunu unutmayalım.

Dua Etmek ve Sebeplere Sarılmak

Bazen bir sorun yaşadığımızda yalnızca dua etmeyi düşünüyoruz. Bazen de ‘Ben çalışırım, her şeyi kendi başıma çözerim’ diyoruz.

Bu iki uç arasında da ölçüye ihtiyacımız var.

Pilav yapmak istiyorsak uygun malzemeyi hazırlayıp doğru şekilde pişirmemiz gerekir. Suyu fazla koymuşsak bir sonraki sefer ölçüyü düzeltiriz.

Soru: Yanlış bir sonuca sürekli aynı sebeplerle ulaşırken neden sonucu değiştirmeyi bekliyoruz?

Bir işte yanlış karar verdiğimizde sebeplerini araştırabiliriz. Bir ilişkide sürekli aynı tartışma yaşanıyorsa nasıl konuştuğumuzu değiştirmeye çalışabiliriz.

Dua ederken de kendi zaafımızı açıkça görebiliriz. Paraya aşırı düşkün olduğumuzu fark ettiysek bu konuda doğru sınırları korumak için yardım isteyebiliriz.

Çocuğumuzu diğer kardeşlerinden üstün tuttuğumuzu görüyorsak adaletli olmayı dilemekle birlikte davranışımızı da düzeltmeye çalışabiliriz.

Başımıza gelen her zorluğun belirli bir günahımızın cezası olduğunu iddia edemeyiz. Ama zorlandığımız yerde kendi yanlışımızı değerlendirmemiz de mümkündür.

İnsanın hem dua etmeye hem öğrenmeye hem de gereken davranışı göstermeye ihtiyacı vardır.

Soru: Bugün bildiğimiz hâlde uygulamadığımız hangi doğruyu hayata geçirebiliriz?

Bütün toplumu tek bir günde değiştiremeyebiliriz. Ama kendi hayatımızdaki seçimleri yeniden ele alabiliriz. Başkalarına yönelttiğimiz sert eleştirinin benzerini önce kendimize sormak, daha yararlı bir başlangıç olabilir.

Bir ayeti anlayarak okuyabiliriz. Bir insana haksızlık ettiysek özür dileyebiliriz. Bizi yöneten aşırı bir isteğe sınır koyabiliriz.

İnsanın önünde her zaman yeni bir seçim vardır. Dün öğrendiğimiz doğruyu bugün uygulamadıysak, bunu fark edip yeniden başlayabiliriz. Başkalarının bizi övmesini beklemeden ve yanlışımızı başkasının üzerine yıkmadan küçük ama gerçek bir adım atabiliriz.

İlim, yalnızca zihnimizde büyüttüğümüz bir bilgi yığını değil; bizi daha sorumlu kılan bir imkân olmalıdır.

Allah’ım, gözümüzü ve kulağımızı hakikate kapatmaktan bizi koru. Bize faydalı ilim, doğruyu seçme gücü ve öğrendiğimizi yaşama samimiyeti ver.

Hidayeti istemek kıymetlidir; onu aramak ve gereğini yaşamak da bizim sorumluluğumuzdur.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir