Yeni İsteklerin Arasında Eski Nimetleri Unutmak

10 Nisan 2025

Soru: Allah’tan yeni bir şey isterken, daha önce bize verilenleri ne kadar hatırlıyoruz?

Bir sıkıntımız olduğunda duaya yöneliyoruz. İşimiz düzelsin, evimiz toparlansın, ihtiyacımız giderilsin istiyoruz.

İstemekle ilgili bir sorun yok. Fakat yeni isteğimiz, geçmişte aldığımız yardımların üzerini örtüyorsa durup düşünmeliyiz.

Çünkü bugün sıradan saydığımız bir imkân, bir zamanlar en büyük duamız olabilir. Unuttuğumuz şey, hiç verilmemiş olduğu için değil, ona alıştığımız için görünmez olmuş olabilir.

Alıştığımız her bilgi doğru olmayabilir

Bir çarpma işlemini öğrendiğimizde, aynı hesabı her seferinde baştan kurmayız. Sekiz kere dokuz sorulduğunda cevabı hemen söyleriz.

Araç kullanırken de böyle olur. İlk günlerde tek tek düşündüğümüz hareketler, zamanla alışkanlığa dönüşür.

Pasta yaparken, mesleğimizi sürdürürken ve gündelik işlerimizi yerine getirirken tekrar ederek ustalaşırız. Bu kolaylık hayatımızın bir parçasıdır.

Fakat burada önemli bir soru var: Ustalaştırdığımız bilgi yanlışsa ne olacak?

Yanlış bir düşünceyi tekrar etmemiz, onu doğru yapmaz. Sadece onu sorgulamadan kullanmamızı kolaylaştırabilir.

Eşimizle kurduğumuz ilişkide de bazı tepkilerimiz yerleşebilir. Bir konu açıldığında, daha karşımızdakini dinlemeden eski cevabımıza dönebiliriz.

Namazımızda ve duamızda da alışkanlıkla hareket edebiliriz. Kelimeleri söylerken anlamları üzerinde yeniden düşünmeyi ihmal edebiliriz.

Soru: Bildiğime güvendiğim için mi sakinim, yoksa artık düşünmediğim için mi?

Yıllarca manuel vitesli araç kullanan birini düşünelim. Otomatik araca geçtiğinde ayağı yine debriyajı arayabilir.

Eski alışkanlığı kendiliğinden devreye girer. Yeni durumu öğrenebilmek için yeniden dikkat etmesi gerekir.

Düşüncelerimizde de böyle bir ihtiyaç doğabilir. Bir şeyi uzun zamandır biliyor olmamız, onu tekrar düşünmeyeceğimiz anlamına gelmez.

Bize farklı bir açıklama yapıldığında hemen savunmaya geçebiliriz. Fakat gerçekten anlamak için önce ne söylendiğini dinlememiz gerekir.

Yanlış olduğunu düşündüğümüz bir sözün neden yanlış olduğunu göstermek bile düşünmeyi gerektirir. Alışkanlık, bu çabanın yerine geçmez.

Yeniden düşünmek, her şeyi unutmak değil; bildiğimizin doğruluğunu ciddiye almaktır.

Bir konuda sürekli aynı sıkıntıyı yaşıyorsak, yalnızca dışarıdaki şartlara bakmayalım. O konuda tekrar ettiğimiz düşünceyi de fark etmeye çalışalım.

Nimet ne zaman bizi yönetmeye başlar?

Para kazanmak, eğitim almak, bir iş kurmak veya aile sahibi olmak başlı başına yanlış değildir. Mesele, bunlardan birini hayatımızda ölçüsüz biçimde büyütmemizdir.

Bir insan yıllarca yalnızca parası olursa mutlu olacağını düşünebilir. Bütün beklentisini tek bir şeye bağlayabilir.

Parası olmadığında eksik hisseder. Olduğunda ise kaybetmekten korkar ve daha fazlasını ister.

Böylece para bir ihtiyacı karşılayan araç olmaktan çıkıp insanın düşüncelerini yöneten bir merkeze dönüşebilir.

Aynı aşırılık eş, çocuk, meslek veya şirket konusunda da yaşanabilir. Hayatımızdaki bir şeye gereğinden fazla anlam yükleyebiliriz.

Mizan dediğimiz denge burada önem kazanır. Sevgiyle bağlanmak ile bütün hayatımızı tek bir isteğe teslim etmek arasındaki farkı görmeliyiz.

Emekli olduktan sonra kendisine mavi bir otomobil alan bir insanı düşünelim. Yıllarca çalışmış ve sonunda arzusuna kavuşmuş.

Fakat artık bütün ilgisi otomobilin üzerinde. Sık sık yıkıyor, örtüyor ve bir alarm duyduğunda hemen aracına koşuyor.

Çevresindekiler onu hep otomobiliyle meşgul görüyor. Korumaya çalıştığı aracın zamanla yıprandığını görmek ise ayrı bir üzüntü oluyor.

Bu örnek, eşyaya iyi bakmanın yanlış olduğunu söylemiyor. Eşyanın hayatımızda hangi yeri kapladığını sorgulatıyor.

Soru: Sahip olduğum şey bana hizmet mi ediyor, yoksa bütün huzurumu ona mı bağladım?

Toplumsal ilişkilerde de parayı bir ölçü hâline getirebiliriz. Bir insanın nasıl davrandığına bakmadan, yalnızca varlıklı olduğu için karşısında çekinebiliriz.

Bir mahalleye pahalı bir arabayla gelen kişi hemen saygın kabul edilebilir. Oysa henüz kimseye bir faydası dokunmamış olabilir.

Çocuğumuza meslek seçerken de aynı ölçüyü dayatabiliriz. Neye yeteneği olduğunu değil, hangi işte daha çok para kazanacağını öne çıkarabiliriz.

Böylece eleştirdiğimiz anlayışı kendi evimizde yeniden üretiriz. Sorunu yalnızca başkalarında aramak, kendi payımızı görmemizi zorlaştırır.

Fâtiha’da nimet verilenlerin yoluna iletilmeyi istiyoruz. Bu isteği söylerken, nimeti yalnızca maddi bollukla açıklayıp açıklamadığımızı düşünelim.

Çevremizde çok sayıda market, pek çok yiyecek ve türlü imkân bulunabilir. Ancak bolluk görmemiz, ilişkilerimizin de iyi olduğunu tek başına göstermez.

Anlayışımızı, güvenimizi ve birbirimize karşı sorumluluğumuzu da hesaba katmalıyız. Eşyanın çoğalmasıyla hayatın her yönünün düzeldiğini varsaymamalıyız.

Bu nedenle nimet üzerine düşünmek, sahip olduğumuz malları saymaktan daha geniş bir muhasebe ister. Bize verilenlerin hayatımızda neye dönüştüğünü de sorgulatır.

Bugün isterken dünü unutmak

Tâhâ suresinde Hz. Musa’nın isteğinin kabul edilmesinin ardından, ona daha önce de iyilikte bulunulduğu hatırlatılır. Annesine yapılan bildirim ve bebekliğindeki korunması anlatılır.

Bu hatırlatma, bugünkü ihtiyacın yanına geçmişi de koyar. Musa’nın hayatı, yalnızca o anda istediği şeyden ibaret değildir.

Biz de kendi hayatımıza böyle bakabiliriz. Bir sıkıntının içindeyken sadece şimdiki eksikliğimizi görebiliriz.

Oysa çocukluğumuzdan bu yana geçtiğimiz yollar, aldığımız yardımlar ve fark etmediğimiz emekler var. Bugün bulunduğumuz yere tek bir günde gelmedik.

Henüz küçükken üzerine kaynar süt dökülen bir çocuğu düşünelim. Yaşadığı ağır yanıkların ardından, annesi onun bakımıyla uzun süre uğraşıyor.

Çocuk o günlerin her ayrıntısını hatırlamıyor. Yaşadıklarını daha sonra annesinin anlatımından öğreniyor.

Büyüdüğünde yalnızca bugünkü isteklerini düşünürse, o geçmişi unutabilir. Kendisine uzanan emeği ve yardımı hayatının hesabına katmayabilir.

Bizim de hatırladığımız veya başkalarından öğrendiğimiz böyle dönemlerimiz olabilir. Geçmişe bakmak, şükredeceklerimizi çoğaltır.

Soru: Bugün istediğimi söylerken, dün kavuştuğum şey için teşekkür ediyor muyum?

Okuldayken bir sınavı geçmek istemiştik. Sonra bir meslek, bir iş, bir evlilik veya başka bir imkân istemiştik.

Şimdi yeni bir ihtiyacımız var. Peki daha önce verilenler, yeni isteğimizin gölgesinde mi kaldı?

Bir kardeşimize yıllarca yardım ettiğimizi düşünelim. Her sıkıştığında yeniden geliyor, fakat geçmişte aldığı desteği hiç hatırlamıyor.

Yardım istemesine değil, önceki iyilikleri yok saymasına üzülürüz. İşte kendi duamızı da bu örnek üzerinden düşünebiliriz.

Elbette ihtiyaçlarımız bitmeyecek. Fakat ihtiyaçlarımızın sürmesi, şükrümüzün ertelenmesini gerektirmiyor.

Yalnızca darlıkta istemek değil, rahatlıkta hatırlamak da önemli. Bir imkâna alışmak, o imkânın değerini ortadan kaldırmıyor.

Yeni bir dua, eski bir nimeti unutturmamalı.

Musa’nın bebekliğinin hatırlatılması bize kendi hatıralarımızın sınırlı olduğunu da düşündürür. Hatırlamadığımız bir yardım, hiç gerçekleşmemiş değildir.

Çocuk sahibi olmayı isteyen bir insan, daha önce evlenmek için yaptığı duaları unutabilir. Yeni hedefi bütün dikkatini kaplayabilir.

Bir işi olan insan da o işi kurmak için ne kadar uğraştığını hatırlamayabilir. Şimdi yalnızca daha büyüğünü istiyor olabilir.

Burada yeni istekten vazgeçmek değil, geçmişin hakkını teslim etmek gerekiyor. İsteklerimiz birbirini izlerken, teşekkürümüz her seferinde geride kalmamalı.

Dün için istediğimizle bugün için istediğimiz arasındaki bağı görelim. Böylece duamız sadece eksiklerimizi anlatan bir söze dönüşmesin.

Bollukta paylaşmanın sınavı

Şükür yalnızca geçmişi anmakla kalmamalı. Elimizdekini nasıl kullandığımızı da etkilemeli.

Kazancımız artabilir, işlerimiz büyüyebilir, eskiden ulaşılmaz gördüğümüz imkânlara kavuşabiliriz. Fakat bu artış, paylaşmamıza her zaman aynı şekilde yansımayabilir.

Az kazanırken verdiğimizle, çok kazanırken verdiğimiz arasında düşünmemiz gereken bir fark olabilir. İmkânımız büyürken verme isteğimiz aynı yerde kalabilir.

Burada yalnızca rakamları yarıştırmıyoruz. Sahip olduklarımızla aramızdaki bağı anlamaya çalışıyoruz.

Bir insan, başkalarının verdiği miktarı kendisine yeterli ölçü sayabilir. Kendi imkânını ve sorumluluğunu düşünmeden, herkesin yaptığını yapmış olmayla yetinebilir.

Oysa asıl soru, kendi şartlarımız içinde neyi paylaşabileceğimizdir. Başkasının ölçüsü, bizim vicdani muhasebemizin yerini tutmaz.

Soru: Vermekte zorlandığım şey, gerçekten ihtiyacım mı; yoksa vazgeçemediğim bir bağlılık mı?

İnfak üzerinde düşünmek, ihtiyaç ile biriktirme isteğimizi ayırt etmeyi gerektirir. Elimizdeki fazlalığa neden dokunamadığımızı kendimize sormayı gerektirir.

Verirken sadece kendi tercihimizi dayatmamak da önemli. Yardım edeceğimiz insanın neye ihtiyacı olduğunu dikkate almalıyız.

Biz ona bir ürün almak istiyor olabiliriz. Fakat onun o an gidermesi gereken başka bir ihtiyacı bulunabilir.

Bu ayrıntı, yardımın merkezinde kimin bulunduğunu gösterir. Kendi verme biçimimizi mi koruyoruz, karşımızdakinin sıkıntısını mı görmeye çalışıyoruz?

Bolluk da insanın kendisini tanıması için bir sınav olabilir. Yalnızca yoklukta değil, çok şeye sahipken de nasıl davrandığımıza bakmalıyız.

Kazandığımızı bütünüyle kendimizden bilirsek, paylaşmak bize bir kayıp gibi görünebilir. Verilmiş bir nimet olarak gördüğümüzde ise sorumluluğunu da düşünmeye başlarız.

Namazı, orucu, duayı ve vermeyi hayatımızdan ayrı alanlar gibi görmeyelim. Bütün bunların nefsimizle ve tercihlerimizle ilişkisini kurmaya çalışalım.

İbadet sırasında söylediğimizi, elimizdeki imkânları kullanırken de hatırlayalım. Şükür, böylece davranışlarımızda bir karşılık bulur.

Her istediği gerçekleşen bir insan da kendisine soru sormalıdır. Rahat olması, hayatındaki sorumlulukların bittiğini göstermez.

Bir zamanlar yokluk çekerken şimdi bolluk içinde bulunabilir. Ama elindekini nasıl kullandığı ve kime fayda verdiği hâlâ önemlidir.

Sınavı yalnızca hastalık veya kayıp olarak düşünürsek, nimetle ilgili soruları kaçırabiliriz. Bize verilenler de tercihlerimizi ortaya çıkarır.

Kendimizi başkasının kazancıyla ölçmek yerine, bize verilene nasıl karşılık verdiğimize bakalım. Çünkü paylaşmak, yalnızca elimizden çıkanla değil, içimizdeki bağlılıkla da ilgilidir.

Ertelemek yerine kendi payımıza bakmak

Bir ailede sorun yaşandığında, bazen sırf o gün tartışma çıkmasın diye gereken adım atılmaz. Çocuğumuz tepki vermesin, ortalık karışmasın isteriz.

O an rahatlarız. Fakat çözülmeyen mesele, daha sonra yeniden karşımıza çıkabilir.

Kısa süreli rahatlamayı çözüm sanmak, bizi aynı döngünün içinde tutabilir. Bu yüzden her erteleyişimizin neyi koruduğunu düşünmeliyiz.

Huzuru mu koruyoruz, yoksa zor bir konuyla yüzleşmekten mi kaçıyoruz? Aradaki farkı görmeden sağlam bir adım atmak zorlaşır.

Toplumdaki yanlışlara bakarken de kendimizi bütünüyle dışarıda tutmayalım. Ölçüsüzlüğü kendi davranışlarımızda nasıl beslediğimizi sorgulayalım.

Hiçbirimiz kusursuz değiliz. Yanlışımızı kabul etmek, her şeyden kendimizi sorumlu tutmak değil, bize ait sorumluluğu görmektir.

Musa’ya yapılan geçmiş hatırlatmasına tekrar dönelim. Bugünkü hayatımıza gelene kadar bize neler verildi?

Neleri istemiştik ve sonra unuttuk? Hangi imkânı artık kendiliğinden var sayıyoruz?

Bugün duamızda bunlardan birini açıkça hatırlayalım. Ardından o nimetin bize yüklediği sorumluluğu düşünelim.

Musa’nın annesine yapılan bildirimi okurken, çocuğun henüz kendisini koruyamadığı bir dönemi de düşünüyoruz. İnsanın hayatında kendi emeğinden önce gelen yardımlar vardır.

Bu hatırlatma, bugünkü gücümüzle övünürken unuttuğumuz muhtaçlığımızı gösterir. Hep birilerine ihtiyacımız oldu; her şeyi tek başımıza yapmadık.

Öyleyse hem Rabbimize şükrümüzü hem bize emek verenlere teşekkürümüzü canlı tutalım. Geçmişi unutmamak, bugünkü tavrımızı değiştirebilir.

Kendi içimizdeki muhasebeyi de susturmayalım. Dürüst olmak, kimsenin malında gözü bulunmamak ve insanlara fayda vermek, bu düşüncenin günlük hayattaki karşılıklarıdır.

Bir seçimin vicdanımızla neden çatıştığını anlamaya çalışalım. Sadece istediğimiz için her tercihimizi doğru kabul etmeyelim.

Şükür, yalnızca elimizdekini saymak değil; onunla nasıl yaşadığımıza bakmaktır.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir