“İstediğin Sana Verildi Ey Musa”: Korku, Mucize ve Zulme Karşı Duruş

24 Ağustos 2023

Soru: Allah’ın yardımına inanmak, insanın hiç korkmaması gerektiği anlamına mı gelir?

Hz. Musa’nın kıssasında çok insani bir taraf görüyoruz.

Allah ona görev veriyor. Musa dua ediyor. Göğsünün genişlemesini, işinin kolaylaştırılmasını, dilinin çözülmesini ve Harun’un kendisine yardımcı olmasını istiyor.

Sonra cevap geliyor: İstediği kendisine verilmiştir.

Fakat kıssa burada bitmiyor.

Allah Musa’ya geçmişte nasıl korunduğunu da hatırlatıyor.

Geçmişteki Korunmayı Hatırlamak

İnsan sıkıntıya düştüğünde geçmişte atlattığı tehlikeleri kolayca unutabilir.

Hz. Musa’nın bebekken annesine verilen ilhamı, sandığa konuluşunu ve tekrar annesine döndürülüşünü düşünelim.

Kıssada bir insanın planlayamayacağı kadar çok sebep bir araya geliyor.

Musa saraya ulaşıyor. Ablası takip ediyor. Annesi yeniden ona kavuşuyor.

Sonra hayatında başka olaylar oluyor ve yine bir yol açılıyor.

Soru: Bugün geldiğim noktada, benim planlamadığım hâlde önümde açılan hangi kapıları unuttum?

Bazen hayatımızda bunu “tesadüf” diye geçiyoruz.

Bir kazadan kurtuluyoruz.

Bir insan tam zamanında karşımıza çıkıyor.

Bir iş kapanıyor ama başka kapı açılıyor.

Bunların her biri bize geçmişte yalnız olmadığımızı hatırlatabilir.

Kur’an’ın öğüdü, insanın hafızasını da uyandırır.

Mucizeyi Sadece Olağanüstü Olanda Aramamak

İnsan alıştığı şeyin değerini görmez.

Bugün elimizdeki telefonla dünyanın öbür ucundaki insanı görüntülü arıyoruz ve bunu sıradan sayıyoruz.

Yüz yıl önce yaşayan birine göstersek, ona olağanüstü gelebilirdi.

Hayatımızda her gün karşılaştığımız pek çok şey de böyledir.

Bir bebeğin büyümesi, insanın öğrenmesi, bir yaranın iyileşmesi, toprağın ürün vermesi…

Bunları her gün gördüğümüz için üzerinde düşünmüyoruz.

Soru: Alıştığım için fark etmediğim hangi nimetin içindeyim?

Mucize kelimesini her şeye gelişigüzel kullanmak gerekmez. Ama hayret duygumuzu kaybetmemek gerekir.

İnsan kendi hayatındaki sebepleri görürken, bütün sebeplerin üzerinde Allah’ın kudretini hatırlayabilir.

Firavun’a Giderken Neden Korktular?

Allah Musa ve Harun’u Firavun’a gönderiyor.

Onlara yumuşak söz söylemeleri isteniyor. Belki öğüt alır veya sakınır.

Musa ve Harun ise korkularını dile getiriyorlar.

Firavun’un azgınlık yapmasından, saldırmasından çekiniyorlar.

Burada çok önemli bir ders var.

Korkmak, iman etmemek değildir.

İnsan doğru bir işi yaparken de korkabilir.

Patronuna uğradığı haksızlığı söylemekten korkabilir.

Ailesinde yıllardır süren bir yanlışa sınır koyarken çekinebilir.

Bir ortaklıktan ayrılmak gerektiğinde “Ne olacak?” diye endişe edebilir.

Musa ve Harun’un korkusu, görevlerini terk etmelerine dönüşmüyor.

Allah’ın “Ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm” anlamındaki desteğiyle yollarına devam ediyorlar.

Soru: Ben korkumu, yapmam gereken doğru işi ertelemek için mi kullanıyorum?

Zulme Sabır Adı Vermemek

İnsan bazen başkasının kendisini kullanmasına uzun süre sessiz kalabilir.

“Sabrediyorum” der.

Fakat sabır ile zulme teslim olmak aynı şey değildir.

Bir iş yerinde gece gündüz çalıştırılıyor, hakkımız verilmiyorsa bunu konuşmak gerekebilir.

Ailede sürekli aşağılanıyor veya yükümüz kötüye kullanılıyorsa sınır koymak gerekebilir.

Her durumda hemen kopmak gerektiğini söylemek doğru olmaz. Şartlar farklıdır.

Ama sırf korkuyoruz diye hiçbir şey söylememek de çözüm değildir.

Soru: Benim hayatımda sabır diye adlandırdığım şeyin içinde korku ve çaresizlik var mı?

Hz. Musa’nın Firavun’a gidişi bize, güç sahibinin her zaman haklı olmadığını da hatırlatır.

Firavun güçlüdür. Devleti ve adamları vardır.

Ama güç, hakikatin ölçüsü değildir.

Bugün de patronu, makamı, parayı veya nüfuzu olan insanı mutlak güç sahibi gibi görmemeliyiz.

Rızkımızı verenin yalnız patron olduğunu düşünmeye başladığımızda, ona söylememiz gereken doğruyu söyleyemeyebiliriz.

Yumuşak Söz, Net Duruş

Firavun’a bile yumuşak söz söylenmesi isteniyor.

Bu, zulmü onaylamak değildir.

Yumuşak söz; hakaretsiz, küçümsemeden ve karşıdakini daha da azdırmadan konuşmaktır.

Aynı zamanda mesajı saklamamak demektir.

Musa Firavun’a gidip onu memnun edecek bir konuşma yapmıyor.

Gerçeği söylüyor ama yöntemi de koruyor.

Soru: Ben haklı olduğumda dilimi de haklı tutabiliyor muyum?

Bazen öfkemiz yüzünden doğru sözü yanlış biçimde söyleriz.

Sonra karşıdaki insan yalnız üslubumuza takılır ve mesaj kaybolur.

Kararlılık ile kabalık aynı şey değildir.

Yumuşaklık ile taviz de aynı şey değildir.

Bugün zorlandığımız bir konuşmayı düşünelim.

Belki patronumuzla, eşimizle, kardeşimizle veya çocuğumuzla konuşmamız gerekiyor.

Önce Musa’nın duasını hatırlayalım.

Göğsümüzün genişlemesi için destek isteyelim.

İşimizin kolaylaştırılmasını isteyelim.

Dilimizin çözülmesini ve sözümüzün anlaşılmasını isteyelim.

Sonra da korkuya rağmen doğru olan adımı atalım.

Allah’ın desteğine güvenmek, korkunun hiç gelmemesi değil; korku geldiğinde de doğruyu bırakmamaktır.

İstenen Her Şey Aynı Biçimde Gelmeyebilir

Allah’ın Musa’ya “İstediğin sana verildi” diye cevap vermesi, bizim bütün isteklerimizin aynı biçimde gerçekleşeceği anlamına gelmez.

İnsan bazen istediğine kavuşur, bazen başka bir kapı açılır, bazen de uzun süre bekler.

Burada önemli olan, isteği Rabbimize açmak ve sonucun bizim kontrolümüzde olmadığını bilmektir.

Soru: Duam kabul olsun derken, sadece benim belirlediğim biçimde olmasını mı şart koşuyorum?

Bir iş isteriz. Belki başka bir iş çıkar.

Bir ortaklık isteriz. Belki o kapının kapanması bizim için daha hayırlı bir yön açar.

Biz gaybı bilmiyoruz.

Geçmişe baktığımızda önce kötü sandığımız bazı olayların başka bir sonuca vesile olduğunu görebiliriz.

Bu, yaşanan her acıya kolayca “iyidir” demek değildir. Acıyı küçümsemeyelim.

Ama insanın bütün resmi göremediğini de kabul edelim.

Patronu, Makamı ve Gücü Yerine Koymak

Firavun kıssasının bugüne bakan taraflarından biri de güç karşısındaki tavrımızdır.

Bazen patronumuzun elinde maaşımız olduğu için onu hayatımızın tek kapısı gibi görürüz.

Bazen bir yöneticinin veya güçlü bir akrabanın karşısında söylememiz gereken sözü söyleyemeyiz.

Bu korkunun insani tarafı vardır.

Ama korku, karşımızdaki kişiyi rab gibi görmeye dönüştüğünde ölçü bozulur.

Soru: Benim “O olmazsa biterim” dediğim kim var?

İnsanlara teşekkür ederiz. Emeklerini ve desteklerini görürüz.

Fakat rızkın, hayatın ve bütün kapıların tek sahibi onlar değildir.

Bu bilinç insana kaba bir cesaret değil, daha dengeli bir duruş verir.

Hakkını isterken hakaret etmez.

Ayrılacaksa bile adaletli konuşur.

Korksa da kendi değerlerini tamamen satmaz.

Musa ve Harun’un korkusunu görmek, bizim korkularımızı küçümsemememize yardım eder.

Ama onların göreve devam etmesi de korkunun son söz olmadığını gösterir.

Zulmü Görmek, Zulme Dönüşmemek

Bir haksızlığa uğrayan insanın içinde öfke büyüyebilir.

Bu öfke anlaşılırdır.

Ama haksızlığa karşı çıkarken kendimiz de zalimleşmemeliyiz.

Firavun’a yumuşak söz emri burada güçlü bir ölçüdür.

Soru: Bana yanlış yapan insana karşı ben de her şeyi yapma hakkına sahip olduğumu mu düşünüyorum?

Hayır.

Hakkımızı arayabiliriz.

Sınır koyabiliriz.

Gerekirse ilişkiyi veya iş birliğini bitirebiliriz.

Ama hakaret, iftira ve haksızlık bizim için de yanlış olmaya devam eder.

Haklı olduğumuz bir meselede kendi ahlakımızı kaybetmek, başka bir kayıptır.

Hz. Musa’nın kıssası bize hem zulme boyun eğmemeyi hem de dili kontrol etmeyi hatırlatır.

Bu iki ölçüyü birlikte taşımak kolay değildir.

Tam da bu yüzden dua ve destek gerekir.

Geçmişteki Kurtuluş Bize Cesaret Versin

Bugün bir kararın önünde korkuyorsak geçmişimize dönüp bakalım.

Daha önce de zor günler yaşadık.

Bazı kapılar kapanmıştı, sonra başka yollar açılmıştı.

Bazı korkularımız gerçekleşmedi. Bazıları gerçekleşti ama yine de yolumuza devam ettik.

Soru: Geçmişte Allah’ın yardımıyla atlattığım hangi sıkıntıyı bugün unutuyorum?

Hatırlamak, bugünkü problemi küçümsemek değildir.

Ama insanın kendi tarihindeki rahmeti fark etmesi ona yeni adım için güç verebilir.

Musa’ya geçmişinin hatırlatılması da bize bunu düşündürüyor.

Görevin büyüklüğü kadar geçmişteki korumayı da hatırlayalım.

Bugünün korkusu, dün gördüğümüz yardımı unutturmasın.

Bugün korktuğumuz bir konuşmayı düşünelim. Önce neden korktuğumuzu adlandıralım. Kaybetme korkusu mu, reddedilme korkusu mu, öfke mi? Sonra dilimizi hazırlayalım. Ne söyleyeceğimizi netleştirelim, haksızlığa haksızlıkla karşılık vermeyelim ve Allah’tan yardım isteyelim. Cesaret, korkusuzluk değil; doğru ölçüyü korkunun içinden de koruyabilmektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir