Rabbim İlmimi Artır: Hz. Âdem’in Unuttuğu Söz ve Tövbenin Kapısı
9 Kasım 2023
Hayatımızda verdiğimiz kaç sözü gerçekten hatırlıyoruz? Bir gün çok kararlı olduğumuz bir konuda, başka bir gün neden kolayca vazgeçebiliyoruz?
Soru: Yanlış olduğunu bildiğimiz bir davranışı yeniden yapmamızın sebebi her zaman bilgisizlik mi?
Bazen biliyoruz. Ama istediğimiz şeye kavuşmak için o bilgiyi geri plana itiyoruz. Tâhâ suresinde Hz. Âdem’in yaşadığı durum, bu unutkanlığın üzerinde düşünmemiz için önemli bir hatırlatma.
Acele Etme, Anlamaya Çalış
Tâhâ suresinin 114. ayetinde Allah’ın gerçek hükümdar olduğu bildirilir. Ardından vahiy tamamlanmadan Kur’an’ı okumakta acele edilmemesi ve “Rabbim, ilmimi artır” denmesi öğütlenir.
Bu dua üzerinde duralım. Bir insan okumayı bildiği hâlde anlamayı hâlâ öğrenmek zorunda olabilir. Daha önce duyduğu bir sözün kendi hayatındaki karşılığını fark etmemiş olabilir.
Kur’an’ı hızlıca bitirmekle onu anlayıp uygulamak aynı şey değil. Bir ayetin üzerinde düşünmek, bir sonraki ayete geçmekten daha fazla zaman gerektirebilir.
Soru: Bilgiyi toplamak için mi okuyoruz, yoksa hayatımızda doğru bir yön bulmak için mi?
Bir öğrenci matematik formüllerini ezberleyebilir. Ama soru çözmeden ve tekrar etmeden öğrendiklerini kullanmakta zorlanabilir.
Benzer şekilde bir insan dürüstlüğün değerini bilir. Fakat işinde zarar edecekse bunu davranışa dönüştürmekte zorlanır.
Tekrar önemlidir. Ama aynı cümleyi yalnızca sesli tekrar etmek yerine kendimize sorular da sormalıyız.
Bu söz aile hayatımı nasıl etkiliyor? İş yerinde neyi yanlış yapıyorum? Bugün neyi düzeltmem gerekiyor?
Sorularımızı yalnızca başkalarına yöneltmeyelim. Kendi yaptıklarımız üzerinde de düşünelim.
Bir ders kitabını açıp yalnızca göz gezdirdiğimizde bütün konuyu öğrenmiş sayılmıyoruz. Öğrenci ödev yapıyor, tekrar ediyor, sonra yanlış yaptığı soruyu yeniden çözüyor.
Kur’an okurken de bir ayeti aceleyle geçmek yerine neden o ifadeyle karşılaştığımızı sorabiliriz. Hangi ayetten sonra geliyor? Hangi davranışa dikkat çekiyor?
Bazen cevabı hemen bulamayız. O durumda başkasına kesin bir yorum aktarmak yerine anlamaya çalışmayı sürdürebiliriz.
Soru: Bilmediğimiz bir konuda biraz daha sabretmek, acele hüküm vermekten daha iyi olmaz mı?
Bilgi, davranışımıza dokunduğunda hayatımızda yer bulmaya başlar.
Âdem’e Verilen Söz
Tâhâ suresinin 115. ayetinde daha önce Âdem’den söz alındığı, fakat onun unuttuğu ve onda yeterli kararlılık bulunmadığı belirtilir.
Bu ifade bizi doğrudan insanın günlük hayatına getiriyor. İnsan söz verebilir. Ama istemediği bir sonuçla karşılaşınca verdiği sözü unutabilir.
Bir evlilikte birbirimize güven ve sadakat sözü veriyoruz. Bir ortaklık kurarken dürüst davranacağımızı kabul ediyoruz.
Çocuklarımızla konuşurken “Yarın seni dinleyeceğim” diyoruz. Sonra başka iş çıkıyor ve o söz yerine getirilmiyor.
Soru: Verdiğimiz sözü tutmak, yalnızca kolay olduğu zaman mı önemli?
Bir insanın hata yapması mümkündür. Fakat hatasını fark ettikten sonra savunmaya devam etmesi, ilişkideki güveni daha fazla zedeleyebilir.
Sözün kıymeti yalnızca söylenirken değil, ona bağlı kalınması gerektiğinde anlaşılır.
Bir kişi ortaklık kurarken zarar ihtimalinden söz etmiyor. Her şey iyi giderken verdiği sözü hatırlıyor. Ama iş kayba dönünce kendi payını reddedebiliyor.
Oysa asıl güven sınavı, işlerin istemediğimiz gibi gittiği anda başlar. Yanlışımızı kabul edip zarar görenle açıkça konuşmak zor olabilir.
Bir çocuk verdiğimiz sözü hatırlatınca “Sen daha küçüksün” diyerek konuyu kapatmak da kolay. Fakat çocuğun bize güvenebilmesi için bizim de sözümüze dikkat etmemiz gerekir.
Ahdimizi hatırlamak yalnızca bir dinî kelimeyi tekrar etmek değildir. Günlük hayatta insanlarla kurduğumuz ilişkinin temeline bakmaktır.
Tâhâ suresinde İblis’in Âdem’e ve eşine düşman olduğu uyarısı da vardır. Yani yanlışın tehlikesi kendilerine bildirilmiştir.
Ama bilmek, insanın bir daha hiç aldanmayacağı anlamına gelmiyor.
Ebedîlik Arzusu ve Yanılgı
Âdem ve eşi cennetteki nimetlerden yararlanır. Açlık, çıplaklık, susuzluk ve sıcaktan etkilenmeme gibi nimetler kendilerine hatırlatılır.
Ardından şeytan, Âdem’e ebedîlik ağacını ve tükenmeyecek bir mülkü göstereceğini söyleyerek vesvese verir.
İşte sınavın önemli noktası burada. Zaten sahip olduğu bir nimeti korumak isteyen insan, o nimeti kaybetmeyeceğini söyleyen aldatıcı bir vaade yönelebilir.
Soru: Bir şeyi kaybetmekten korktuğumuzda hangi söze daha kolay inanıyoruz?
Bir yatırım bize hiç zarar etmeyeceğimizi vaat ediyor. Bir satıcı bütün risklerin ortadan kalktığını söylüyor. Biz de çok kazanmak istediğimiz için şüphelerimizi bastırabiliyoruz.
Bir iş sahibi şirketini kaybetmemek için aşırı borçlanabilir. Bir insan ilişkisini kaybetmemek için kendisine yapılan haksızlığı görmezden gelebilir.
Bu örneklerde ortak olan şey, isteğin ve korkunun düşünmemizin önüne geçmesidir.
Bir insan sonsuza kadar genç kalmak isteyebilir. Başka biri sahip olduğu makamı bırakmak istemez. Üçüncü biri ailesinin kendisinden hiç ayrılmamasını hayal eder.
Bu arzuların her biri, kaybetme korkusuyla birleştiğinde ağır bir bağlılığa dönüşebilir. O zaman elimizdeki nimeti korumak için haksız davranmaya başlayabiliriz.
Hz. Âdem’in kıssası üzerinde düşünürken insanın kendisini bütünüyle güvenceye alma arzusunu da görmeliyiz. Çünkü en parlak vaatler bazen en büyük zaafımıza seslenir.
Soru: Bize sunulan bir vaadin gerçeğini mi araştırıyoruz, yoksa yalnızca duymak istediğimizi mi dinliyoruz?
Hz. Âdem’in kıssasında ağacın meyvesinin ne olduğuna takılıp kalmak yerine, aldatıcı vaadin nasıl etkili olduğunu da düşünelim.
Çok istemek, doğru olduğunu bilmek değildir.
İnsan bazen yalnızca kendi çıkarına baktığında gerçeğin bir kısmını unutabilir. Sonra yaşadığı sonucun karşısında neden böyle davrandığını sorgular.
Böyle anlarda başkasını suçlamak kolaydır. Fakat kendi tercihimizi görmeden değişmek zorlaşır.
Düşmekten Sonra Kalkabilmek
Tâhâ suresinde Âdem’in yanlış bir seçim yaptığı anlatılır. Ardından Rabbi’nin onu seçtiği, tövbesini kabul ettiği ve ona hidayet verdiği bildirilir.
Bu iki bölümün birlikte anılması önemlidir. Yanlışın sonuçları vardır; ama insanın Allah’a yönelip tövbe etmesi de anlatılır.
Soru: Hata yaptığımızda bütün sorumluluğu başka birine mi yüklüyoruz?
Bir borç aldığımızı düşünelim. Ödemekte zorlandığımızda her şeyi yalnızca ekonomik şartlara bağlayabiliriz.
Şartlar gerçekten zor olabilir. Ama kendi kararımızı değerlendirmenin de gerekli olduğu durumlar vardır.
Bir tartışmada eşimizi incittik. Ardından “Beni o sinirlendirdi” diye kendimizi savunduk. Oysa söylediğimiz sözün sorumluluğunu da üstlenmemiz gerekir.
Tövbe, yalnızca pişmanlık duymakla sınırlı kalmamalıdır. Mümkünse yanlışımızı düzeltmeye, zarar verdiğimiz insanın hakkını gözetmeye yönelmeliyiz.
Bir çömleğin fırında pişmesi, ekmeğin olgunlaşması veya bir malzemenin işlenmesi zaman ve emek ister. Bu örnekler zorluğun bazen dönüşüme eşlik edebildiğini düşündürebilir.
Ama her acının belirli bir günahın cezası olduğunu iddia edemeyiz. Acı çeken birini suçlamak yerine ona destek olmak gerekir.
Bir insan büyük bir borcun altına girmiş olabilir. Onu aşağılamak sorunu çözmez. Neden böyle bir karar verdiğini ve şimdi nasıl bir yol izleyebileceğini anlamak daha faydalıdır.
Bir başkası ağır bir hastalıkla uğraşıyor olabilir. Ona yaşadığı acının mutlaka belirli bir yanlışının karşılığı olduğunu söylemek için elimizde bilgi yoktur.
Zorluk bazen insanın kendisini yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Ama bundan her acının bir ödüle dönüşeceğine dair kesin sonuç çıkaramayız.
Tövbe etmek ve yardım istemek aynı anda mümkün. Kişi kendi payına düşen sorumluluğu alırken çevresinden destek de görebilir.
Hidayete Yönelmek ve Unutmamak
Tâhâ suresinin devamında insanlara yol gösterici geleceği ve ona uyanların doğru yoldan sapmayacağı bildirilir. Öğütten yüz çevirmenin sonuçları da anlatılır.
Bu uyarı, hayatımızdaki seçimleri yeniden düşünmemizi sağlıyor. Bildiğimiz doğruyu sürekli unutuyorsak, onu hatırlamayı sağlayacak bir hayat düzeni kurabiliriz.
Bir ailede birbirimize verdiğimiz sözleri hatırlayalım. İşimizde müşterinin hakkını gözetelim. Sıkıntıda kaldığımızda başkasını suçlamadan önce kendi payımızı görelim.
Soru: Bugün hangi sözümüzü yeniden hatırlayıp yerine getirebiliriz?
İyi insan olmak bir anda bitirilen bir iş değil. Günlük hayatın içinde yeniden tercih yapmayı gerektiriyor.
Rabbimizden yalnızca daha fazla bilgi değil, o bilgiyi yaşayabilme gücü de isteyelim.
Allah’ım, ilmimizi artır. Yanlışlarımızı görmeyi, tövbe etmeyi ve verdiğimiz sözde durmayı nasip et. Nefsimizin aşırılıklarından, aldatıcı vaatlerden ve kul hakkından bizi koru.
Unuttuğumuz doğruyu hatırlayalım; düştüğümüzde suçu saklamak yerine doğru yola dönmeyi seçelim.
