Aynı Hatayı Neden Tekrarlıyoruz? Öğrenmek, Bedel Ödemek ve Tevekkül
12 Aralık 2024
Hiç düşündük mü? Bir yanlışın bize zarar verdiğini gördüğümüz hâlde neden aynı yanlışa yeniden dönüyoruz?
İşimizde, evimizde, kardeşimizle veya eşimizle yaşadığımız sorunlar değişiyor. Fakat bazen sorunun biçimi değişse de bizim yaklaşımımız hiç değişmiyor.
Soru: Sürekli aynı yerde tökezlememizin sebebi ne olabilir?
Bazen sebep çok açık: O işi doğru yapmayı bilmiyoruz. Ama daha zor soru şu: Bilmediğimizi kabul edip öğrenmek istiyor muyuz?
Bilmediğini Kabul Etmek Neden Bu Kadar Zor?
Bir mutfak robotu sürekli arıza yapsa ne düşünürüz? Üretiminde veya tasarımında bir sorun olduğunu, gerekli bilginin ve özenin eksik kaldığını düşünürüz.
Bir tamirci arabamızı defalarca onaramasa, ustalığını sorgularız. Peki kendi hayatımızda tekrar eden hataları görünce aynı açıklıkla kendimize bakabiliyor muyuz?
Bir ilişkide sürekli anlaşmazlık yaşıyoruz. Bir işte aynı kaybı tekrar ediyoruz. Ama çoğu zaman ilk tepkimiz öğrenmek değil, başkasını suçlamak oluyor.
“Ben neyi bilmiyorum?” sorusu bize ağır geliyor. Çünkü bilmediğimizi kabul edince öğrenmek için emek vermemiz gerektiğini de kabul etmiş oluyoruz.
Yeni bir dil öğrenmek isteyen insanı düşünün. İngilizce bilirse işinde daha iyi imkânlar yakalayacağını biliyor. Ama akşam oturup çalışmak yerine bir dizi açmak çok daha kolay geliyor.
Dizi hemen keyif veriyor. Dil öğrenmek ise emek, tekrar, sabır ve zaman istiyor.
Bugünkü rahatlık için yarınki imkânı gözden çıkarabiliyoruz.
Yanlışlarımızın bir kısmı da burada büyüyor. Öğrenmenin zahmetinden kaçarken, bilmemekten doğan daha büyük zahmetle karşılaşıyoruz.
İnsan bazen düşe kalka öğreniyor. Fakat aynı acıyı yeniden yaşamadan önce durup düşünme fırsatımız da var.
“Ben Biliyorum” Dediğimiz Yerde
Bir insan kendi işindeki, ailesindeki ve çocuklarıyla ilişkisindeki sorunları çözememiş olabilir. Bu, onun hiçbir konuda söz söyleyemeyeceği anlamına gelmez.
Ama sorunları hiç düşünmeden, her konuyu bildiğini sanarak konuşması başka bir meseledir. Gerçekten öğrenmek isteyen kişi gerektiğinde “Bilmiyorum” diyebilir.
Soru: Bir şeyi bilmediğimizi söylemek niçin bize bu kadar ağır geliyor?
Bazen yaşımızdan, mesleğimizden, konumumuzdan dolayı kendimizi öğrenci olarak görmüyoruz. Bizden genç birinden bir şey öğrenmeyi bile küçümseyebiliyoruz.
Oysa bilgi, onu söyleyen kişinin yaşına bakılarak doğru veya yanlış hâle gelmez. Düşünmemiz gereken, söylenenin neye dayandığı ve hayatımızdaki karşılığıdır.
Bir arkadaşımız bize yanlış bir alışkanlığımızı hatırlattığında hemen savunmaya geçebiliyoruz. Bizi anlamadığını söylüyor, konuyu değiştiriyor veya kendimizi haklı çıkaracak yeni açıklamalar buluyoruz.
Böyle yaptığımızda sorun ortadan kalkmıyor. Sadece üzerini örtüyoruz.
Halının altına süpürdüğümüz tozlar görünmez olabilir. Ama birikmeye devam ederler. Üzerinde durmadığımız sorunlar da zaman içinde daha ağır bir hâl alabilir.
İyi bir usta olduğunu düşünen insan da öğrenmeyi bırakırsa ilerleyemez. Ustalık, yeni bir şey öğrenmeye kapıyı kapatmak değildir.
Öğrenci kalmak, eksik olduğumuzu kabul etmenin cesaretidir.
Pilavın İçindeki Büyük Ders: Sebepler ve Sonuçlar
Bir pilav yapmak istiyoruz. İyi pirinç, uygun yağ, doğru ölçüde su ve dikkatli pişirme gerekiyor.
Pirinç kötü olursa sonuç etkilenir. Suyu yanlış ayarlarsak pilav lapa olabilir. Ateşi doğru kullanmazsak dibi tutabilir.
Bir tabak pilav için bile sebepler arasında ilişki kurmak zorundayız. Peki aile hayatımızın, ticaretimizin, insanlarla ilişkimizin daha az dikkat isteyeceğini neden düşünüyoruz?
Kaliteli bir yemek için yalnızca iyi pirinç yetmez. Pirinci yetiştiren çiftçinin, ürünü taşıyanın, satanın ve pişirenin de yaptığı iş önemlidir.
Bazen güvenerek aldığımız tereyağının içine başka yağ karıştırıldığını fark ederiz. O zaman sorun yalnızca kendi seçimimiz değildir. Ürünü dürüstçe hazırlamayan kişinin davranışı da bizi etkiler.
Hayat böyle birbirine bağlı ilişkilerle ilerliyor. Biz doğru davranmaya çalışırken başkasının hatasından zarar görebiliriz.
Burada iki farklı soruyu ayırmalıyız. Birincisi, kendi yanlış tercihlerimizin sonucunda ne yaşadığımızdır. İkincisi, doğru davranmaya çalışsak da başkalarının yanlışlarından nasıl etkilendiğimizdir.
Üçüncü ve daha zor soru ise şudur: Bize bilerek haksızlık yapıldığında biz nasıl doğru kalacağız?
Bu soruların her birine aynı kolay cevap verilemez. Sorumluluklarımızı, elimizdeki bilgileri ve karşılaştığımız şartları düşünmemiz gerekir.
Soru: Doğru sebepleri oluşturmaya çalıştığımız hâlde istediğimiz sonuca ulaşamazsak ne yapacağız?
İşte bu noktada yalnızca çalışmayı değil, tevekkülü de anlamamız gerekiyor.
Tedbir Almak Başka, Sonucu İlah Edinmek Başka
Çalışmak, araştırmak, emek vermek ve tedbir almak bizim sorumluluğumuz. Ama gelecekte ne olacağını bütünüyle bildiğimizi söyleyemeyiz.
Ticarette dikkatli davranabiliriz. Doğru ürünü seçebilir, verilen sözü tutabilir, insanlara güvenilir davranabiliriz. Yine de beklemediğimiz bir haksızlıkla karşılaşabiliriz.
Ailemiz için çabalayabiliriz. Güzel bir ilişki kurmak için kendimizi geliştirebiliriz. Yine de başkasının yanlış anlaması veya kötü niyeti yüzünden acı çekebiliriz.
Bu, öğrenmeyi bırakmamız gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine, yapabileceğimiz doğru şeyleri yapmamız gerektiğini hatırlatır.
Fakat sonucu kendi gücümüzle kesin olarak oluşturacağımızı sanmak bizi başka bir yanlışa götürür. İstediğimiz her şey mutlaka olacakmış gibi düşünmeye başlarız.
Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’un yaşadıklarını hatırlayalım. İnsanın başına kendi planlamadığı zorluklar gelebilir. Peygamberlerin hayatındaki imtihanlar da bize çabanın her zaman kolay bir sonuç doğurmadığını gösterir.
Tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebepler için çalışırken sonucu Allah’ın yerine koymamaktır.
Bir gün bolluk yaşayabiliriz, başka bir gün darlık. Sağlıkla yaşarken hastalıkla karşılaşabiliriz. Ne bütün rahatlık sonsuza kadar sürer ne de her zorluğun ne zaman biteceğini biliriz.
Elimizden geleni yapacağız. Ama istediğimiz sonuç gerçekleşmediğinde bütün doğrularımızdan da vazgeçmeyeceğiz.
Öğrenmek Yetmez, Öğretmek de Gerekir
Toplumda herkesin birbirine ihtiyacı var. Bir çiftçinin özeni, bir ustanın dürüstlüğü, bir satıcının güvenilirliği hepimizin hayatına dokunuyor.
Bilgiyi yalnızca kendimize sakladığımızda, başkalarının yanlışlarından yine etkilenebiliriz. Bugün bize ürün satan insanın yeterli bilgiye ve dürüstlüğe sahip olmaması, yarın bizim sağlığımızı veya kazancımızı etkileyebilir.
Aynı durum ailede de geçerlidir. Çocuklarımızın yanlışlarını yalnızca onların kusuru gibi görmek kolaydır. Fakat onlara ne öğrettiğimizi ve neyi kendi davranışımızla gösterdiğimizi de düşünmeliyiz.
Çocuğun her işini onun yerine yaptığımızda, bazı becerileri öğrenmesine fırsat bırakmayabiliriz. Hata yaptığında yalnızca başkasını suçlarsak, ona sorumluluk almayı öğretmekte zorlanabiliriz.
Kendi bedenimize yaklaşımımız da önemlidir. Bedenimizin bize verilmiş bir emanet olduğunu söylüyorsak, onu korumaya yönelik bilgileri öğrenmek ve alışkanlıklarımızı düşünmek de gerekir.
Kur’an’ın “Yaratan Rabbinin adıyla oku” çağrısı, öğrenmeyi ve yaratılış üzerinde düşünmeyi hatırlatır. Hayatımızdaki sebepleri araştırmakla Allah’a yönelmek birbirine karşıt değildir.
Bir tabak pilavı düşünürken bile toprağa, suya, çiftçiye, emeğe ve bedenimize uzanan ilişkiler görüyoruz. Hiçbir şeyi yalnızca kendi küçük dünyamızdan ibaret sanmamalıyız.
Ama bu ilişkileri bilmek de bize gaybı bildirmez. Yarın kimin nasıl davranacağını, hangi olayın gerçekleşeceğini kesin olarak bilemeyiz.
O yüzden hem öğrenmeye hem tevazuya ihtiyacımız var. Hem tedbire hem teslimiyete.
Son bir soru: Hayatımızda tekrar eden hangi sorun için bugün hâlâ “Ben zaten biliyorum” diyoruz?
Belki ilk yapmamız gereken şey, sorunun sorumluluğunu bütünüyle başkasına atmadan kendi öğrenmemiz gerekeni kabul etmektir. Sonra emek vermek, bildiğimizi paylaşmak ve sonucuna sabırla yaklaşmak.
Rabbimiz bize bilmediğimizi öğrenmeyi, öğrendiğimizi uygulamayı ve başkalarına faydalı olmayı nasip etsin. Haksızlığa uğradığımızda da doğruluktan ayrılmamayı, çalışırken de kendimizi her şeye hâkim sanmamayı öğretsin.
Bizim görevimiz doğru sebepler için emek vermek; sonucun sahibi olduğumuzu sanmak değil.

