Korkuyla İmtihan Edilirken Sabır ve Allah’a Güven
17 Aralık 2021
Bir insanın en büyük imtihanı, başına gelen olay mıdır; yoksa o olay gelmeden önce zihninde büyüttüğü korku mu?
Yarın işimi kaybedersem ne yaparım? Evliliğim bozulursa, kazancım azalırsa, sağlığım giderse hayatım ne olur?
Soru: Biz bu ihtimallerin kaçını gerçekten yaşıyoruz, kaçını ise henüz gerçekleşmeden kendi içimizde yaşatıyoruz?
Bakara suresinin 153–155. ayetleri, hayatın bu temel gerilimine bakmamızı istiyor. Sabır, Allah’tan yardım istemek ve sınandığımızı bilmek birbirinden kopuk şeyler değil.
Dünyalık Hedefler ve Bitmeyen Endişe
Çalışmak, gelişmek, geçimimizi sağlamak, aile kurmak ve başarılı olmak elbette hayatın içindeki sorumluluklarımızdır.
Ama bütün hedefimizi dünyada elde edeceğimiz sonuca bağladığımızda, o sonuç tehlikeye girer girmez biz de sarsılırız.
Bir işe teklif veririz. Henüz anlaşma yoktur, kazanç yoktur; fakat zihnimizde o parayla neler yapacağımızı planlamaya başlarız.
Ardından müşteriden haber gelmeyince huzursuz oluruz. Telefona bakarız, tekrar ararız, olmayacak ihtimalini bir kayıp gibi yaşamaya başlarız.
Oysa henüz elimizde bulunan bir şey eksilmemiştir. Eksilen, gerçekleşmemiş bir sonuca bağladığımız beklentidir.
Soru: Bir şeye sahip olmadan önce onu kaybetme korkusu yaşayabiliyorsak, kalbimiz neye bağlanmış demektir?
Evlilikte de benzeri olur. Önce evlenememekten korkarız; evlenince ayrılmaktan, çocuk olunca çocuğumuzu kaybetmekten endişe ederiz.
Korkunun konusu değişir ama alışkanlık sürer. İnsan dünyadaki hiçbir şeyi sürekli ve mutlak güvenceye dönüştüremez.
Asıl mesele, dünyada sorumluluk almakla dünyayı hayatın son hedefi haline getirmeyi birbirinden ayırmaktır.
Korku, Açlık ve Tedbir Arasındaki Çizgi
Bakara 155, korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle sınanmaktan söz eder.
Burada imtihanın yalnızca başımıza geldikten sonra başlamadığını görmek gerekir. Daha ihtimali duyduğumuz anda da zihnimiz sınanabilir.
Pandemi döneminde marketlerin boşaltıldığı günleri hatırlayalım. İnsanlar yiyeceğin yetmeyeceğinden korkarak ihtiyacından fazlasını almaya yöneldi.
Elbette tedbir almak gerekir. Evimizin ihtiyacını düşünür, ailemizi korumak için çalışır ve plan yaparız.
Fakat tedbir ile korkunun esiri olmak aynı şey değildir. Korku bizi başkalarının hakkını düşünemez hale getiriyorsa denge bozulur.
Soru: Rızkı Allah’tan bildiğimizi söylüyorsak, bir endişe anında neden bütün güvenimiz biriktirdiğimiz şeye kayıyor?
Kimi insanı açlık ihtimali zorlar, kimini malından eksilmesi, kimini sağlığını kaybetme düşüncesi. Herkesin zorlandığı alan bir değildir.
Birinin imtihanı kaybettiği işi olabilir. Diğerinin imtihanı çok sevdiği bir yakınıyla yaşadığı belirsizliktir.
Bu yüzden bir başkasının korkusuna dışarıdan bakarak kolay hüküm veremeyiz. Kendi sınavımızın ne olduğunu fark etmemiz gerekir.
Sabır, tedbiri bırakmak değil; tedbir alırken kalbin yönünü kaybetmemektir.
Can ve Mal Kaybında Sabır Ne Demek?
Sabır çoğu zaman hiçbir şey yapmadan beklemek sanılır. Oysa bu, hayatın karşısında sorumluluğumuzu bırakmak anlamına gelmez.
Hastalandığımızda çare ararız. İş kaybında nedenleri değerlendiririz. Yanlış karar verdiğimizde hatamızdan öğrenmeye çalışırız.
Fakat bütün bunları yaparken sonuç üzerinde mutlak bir gücümüz bulunmadığını da kabul ederiz.
Her kaybı doğrudan kendimize yüklemek de başka bir aşırılıktır. İnsan, elinden geleni yapmadığı noktaları görmeli; fakat her sonucu yalnızca kendi kontrolünde saymamalıdır.
Soru: İşimi kaybettiğimde yalnızca kendimi suçlayıp yıkılıyor muyum, yoksa doğru değerlendirmeyi yapıp yoluma devam edebiliyor muyum?
Bazen kayıp gerçekleşmeden onu zihnimizde defalarca yaşarız. Bazen yaşanmış bir kaybı yıllar boyunca tekrar ederek bugünkü hayatı da daraltırız.
Oysa ölüm, ayrılık ve dünyadaki eksilme gerçeği bu hayatın geçici olduğunu hatırlatır. Ebedi olanı unutursak geçici olan her şeyi sonsuzmuş gibi sahipleniriz.
Bakara 154, Allah yolunda öldürülenlere sıradan bir yok oluş gözüyle bakmamayı ve bizim kavrayamadığımız başka bir hayat bulunduğunu hatırlatır.
Bu ayet, dünyanın görünen sınırlarının son gerçeklik olmadığını düşünmemize kapı açar.
Firavun’un sihirbazlarının Musa’nın ortaya koyduğu hakikati gördükten sonra ölüm tehdidine rağmen imanlarını açıklamaları da bu bakış açısından düşündürücüdür.
Onlar için belirleyici olan, yalnızca önlerindeki tehlike değil; o tehlikenin karşısında gördükleri hakikatti.
Sabır ve Salatla Yardım İstemek
Bakara 153, iman edenlere sabır ve salatla yardım istemeyi söyler. Bu iki kavram, insanın yalnız başına taşıyamadığı yükü Allah’a yöneltmesini hatırlatır.
İnsan korktuğunda sadece kendi gücünü düşünürse çabuk tükenebilir. Allah’a yönelmek, korkunun bütün kararlarını ele geçirmesine izin vermemektir.
Sabır bir anda edinilen bir duygu değildir. Yeni bir olay geldiğinde aynı ölçüyü tekrar tekrar hatırlamak gerekir.
Bugün bir korkumuz aşılır, yarın başka bir korku doğar. Bu yüzden mesele tek bir imtihanı atlatmak değil, imtihanlar karşısında istikametimizi korumaktır.
Soru: Ben zorlandığım anda önce hangi kapıya koşuyorum: korkularımın içine mi, Allah’ın yardımına mı?
İhtiyacımız için çalışırken dua edebiliriz. Hastalıkta tedavi ararken sabredebiliriz. Geleceğe hazırlanırken neticeleri bütünüyle sahiplenmekten vazgeçebiliriz.
Bunlar birbirini dışlamaz. Tam tersine, dünyada sorumluluk sahibi olup Allah’a güvenmenin birlikte mümkün olduğunu gösterir.
Kendimizi sınayacağımız soru yalnızca “Neyi kaybedersem üzülürüm?” değildir. “Üzüldüğümde hangi yönde kalırım?” sorusu daha derindir.
Korkunun geçici, Rabbimizin ise kalıcı olduğunu hatırlamak, olayı ortadan kaldırmayabilir; ama olaya verdiğimiz cevabı değiştirebilir.
Sabır, hiçbir şey hissetmemek değil; korkuya rağmen doğru yöne bakabilmektir.
Şimdi bizi en çok endişelendiren ihtimali düşünelim. Elimizden gelen tedbiri alıp gerisini Allah’a bırakabiliyor muyuz?
İmtihanın içinde kaybolmakla imtihanın içinden geçmek arasındaki fark, bazen tam da bu soruya verdiğimiz cevapta saklıdır.

