Kasas Suresi’nden Gazze’ye Bakmak İsrail, Netanyahu, Amerika ve Trump Üzerinden Modern Firavunî Düzenin Analizi

 

Kasas Suresi’nden Gazze’ye Bakmak

İsrail, Netanyahu, Amerika ve Trump Üzerinden Modern Firavunî Düzenin Analizi

Kasas Suresi, sadece geçmişte yaşanmış bir kıssa değildir. Bu sure, zulmün nasıl kurulduğunu, güçlülerin nasıl şımardığını, mazlumların nasıl ezildiğini ve Allah’ın adaletinin nasıl işlediğini gösteren büyük bir aynadır.

Bugün Gazze’ye baktığımızda, Kasas Suresi’nin anlattığı birçok hakikatin modern dünyada yeniden karşımıza çıktığını görüyoruz.

Gazze’de yaşanan zulmün faili açıkça İsrail devletinin askeri ve siyasi politikalarıdır. Bu politikaların başında da Netanyahu hükümeti vardır. İsrail’in Gazze’de uyguladığı bombardıman, abluka, zorunlu göç, aç bırakma, hastaneleri çalışamaz hale getirme ve sivilleri hedef alan savaş düzeni, modern dünyanın Firavunî yüzünü göstermektedir.

İsrail devletinin zulüm üreten politikaları, Netanyahu hükümetinin savaş suçlarıyla anılan uygulamaları, buna destek veren Amerika’nın askeri ve siyasi gücü, Trump yönetiminin İsrail’e verdiği destek ve bu düzeni besleyen küresel sermaye sistemidir.

Kasas Suresi bize şunu öğretir:

Zulüm sadece zalimin eliyle büyümez.
Zulüm, zalime destek verenlerle, sessiz kalanlarla ve çıkarı için görmezden gelenlerle büyür.


1. Firavun’un Taktiği: Toplumu Böl, Mazlumu Zayıflat

Kasas Suresi’nde Firavun’un yeryüzünde büyüklük tasladığı, halkını gruplara ayırdığı ve bir kesimi zayıf düşürdüğü anlatılır.

Bu, zulmün en eski yöntemlerinden biridir.

Önce toplum bölünür.
Sonra bir grup düşman ilan edilir.
Sonra o grubun acısı görünmez hale getirilir.
Sonra o gruba yapılan zulüm normal gösterilir.

Bugün İsrail’in Filistin halkına, özellikle Gazze’ye yönelik politikalarında da benzer bir ahlak görüyoruz. Gazze halkı yıllardır abluka, bombardıman, göç, açlık, susuzluk ve ölüm arasında yaşamaya zorlanıyor.

Fakat dünya kamuoyunun bir kısmı hâlâ bu acıyı “savaşın sonucu” gibi göstermeye çalışıyor.

Oysa çocukların aç kalması savaş stratejisi olamaz.
Hastanelerin çalışamaz hale gelmesi güvenlik politikası olamaz.
Annelerin evlatlarını enkazdan çıkarması normalleştirilemez.
Bir halkın topluca cezalandırılması savunma hakkı diye anlatılamaz.

Kasas Suresi bize şunu gösterir:

Firavunî düzen önce mazlumu insan olmaktan çıkarır. Sonra ona yapılan zulmü meşrulaştırır.

Bugün Gazze’de yapılan da budur. Filistinli çocukların, kadınların, yaşlıların ve sivillerin acısı siyasi kavramların arkasına saklanarak görünmez hale getirilmeye çalışılıyor.

Ama Kur’an’ın terazisi nettir:

Zulüm zulümdür.
Çocuk çocuktur.
Mazlum mazlumdur.
Zalim de zalimdir.


2. İsrail ve Netanyahu Hükümeti: Modern Firavunî Siyaset

Firavun, kendi iktidarını korumak için halkı böldü, zayıfları ezdi ve korku düzeni kurdu.

Bugün İsrail devletinin Gazze’deki politikalarına baktığımızda, benzer bir güç ahlakı görüyoruz. Netanyahu hükümeti, Gazze halkını sadece askeri bir hedef gibi değil, topluca cezalandırılabilecek bir nüfus gibi görüyor.

Evler yıkılıyor.
Aileler parçalanıyor.
Çocuklar öldürülüyor.
İnsanlar yerinden ediliyor.
Açlık bir baskı aracına dönüşüyor.
Hastaneler, okullar, camiler, sığınaklar güvenli olmaktan çıkıyor.

Bu tablo sadece askeri bir mesele değildir. Bu, ahlaki bir çöküştür.

Kasas Suresi’nde Firavun’un en belirgin özelliği şudur:

Kendisini hesap vermez görmek.

Bugün Netanyahu hükümetinde de görülen tehlike budur. Uluslararası hukuk, insan hakları, çocukların yaşam hakkı, hastaların korunması, sivillerin güvenliği; hepsi siyasi ve askeri hedeflerin gerisine itiliyor.

İşte Firavunî siyaset budur:

Gücü adalet için değil, tahakküm için kullanmak.
Korkuyu yönetim aracı yapmak.
Mazlumun sesini güvenlik bahanesiyle bastırmak.
Kendi zulmünü meşru göstermek için propaganda üretmek.

Kasas Suresi bize şunu öğretir:

Güç büyüdükçe hesap bilinci de büyümelidir.
Ama güç hesap bilincinden koparsa Firavunlaşır.


3. Amerika ve Trump: Zulme Verilen Küresel Destek

Gazze’deki zulüm sadece İsrail’in askeri gücüyle yürümüyor. Bu zulmün arkasında Amerika’nın askeri, siyasi ve diplomatik desteği de vardır.

Amerika yıllardır İsrail’in en büyük destekçilerinden biridir. Silah desteği, diplomatik koruma, Birleşmiş Milletler’de veto gücü, ekonomik ve askeri anlaşmalar; bütün bunlar İsrail’in elini güçlendirmiştir.

Trump yönetimi döneminde de İsrail’e verilen destek daha görünür hale gelmiştir. Trump, Netanyahu ile yakın bir siyasi çizgi izlemiş; İsrail’e milyarlarca dolarlık silah satışları ve askeri destek politikaları gündeme gelmiştir.

Bu yüzden Gazze’ye düşen bombaya sadece İsrail açısından bakmak eksik olur. O bombanın arkasında silah üreten şirketler, satış izni veren yönetimler, diplomatik kalkan sağlayan devletler ve bunu finanse eden sermaye düzeni de vardır.

Kasas Suresi’nde Firavun tek başına değildir. Yanında Haman vardır. Yanında Karun vardır. Yani zulüm bir sistemdir.

Bugün de İsrail tek başına değildir.
Netanyahu yalnız değildir.
Amerika’nın desteği vardır.
Trump yönetiminin politik desteği vardır.
Silah şirketlerinin çıkarı vardır.
Küresel medyanın dili vardır.
Sermayenin sessiz ortaklığı vardır.

Bu yüzden Gazze meselesi sadece İsrail-Filistin meselesi değildir.

Gazze, küresel güç düzeninin ahlaki iflasıdır.


4. Hamanlaşan Bürokrasi: “Ben Sadece Görevimi Yapıyorum” Diyenler

Kasas Suresi’nde Haman, Firavun’un düzeninde önemli bir figürdür. O, zulmün teknik ve bürokratik tarafını temsil eder.

Haman tipi insan, zalimin emrini sorgulamaz. Yanlışı kitabına uydurur. Zulmü sistemli hale getirir. Kule yapar, rapor yazar, emir uygular, imza atar, düzeni çalıştırır.

Bugün Gazze’de de zulüm sadece bir siyasi kararla yürümüyor. Onu planlayanlar, uygulayanlar, raporlayanlar, savunanlar, meşrulaştıranlar var.

Bir bombanın atılması için sadece pilot yetmez.
Silah gerekir.
İstihbarat gerekir.
Onay gerekir.
Bütçe gerekir.
Lojistik gerekir.
Diplomatik koruma gerekir.
Medya dili gerekir.

İşte Hamanlaşma budur.

“Ben sadece görevimi yaptım” demek, insanı ahlaki sorumluluktan kurtarmaz. Eğer yapılan iş zulme hizmet ediyorsa, o işi yapan kişi de kendi payına düşen hesabı düşünmek zorundadır.

Kur’an kör itaati değil, adaleti öğretir.
Kur’an makamı değil, hakkı üstün tutar.
Kur’an güce yaranmayı değil, mazlumun yanında durmayı ister.


5. Karunlaşan Sermaye: Gazze’de Kan Akarken Kâr Hesabı Yapmak

Kasas Suresi’nde Karun, servetin ahlaktan kopmuş halidir. Malı çoktur. Gücü vardır. Fakat nimeti Allah’ın emaneti olarak görmez. “Bu bana bendeki bilgi sayesinde verildi” diyerek kibirlenir.

Bugün Gazze’de çocuklar açlıktan, bombalardan ve hastalıktan ölürken bazı şirketler kâr hesabı yapmaya devam ediyor. Bazı markalar, bazı silah şirketleri, bazı finans çevreleri ve bazı siyaset bağlantılı sermaye grupları bu düzenin parçası oluyor.

Karunlaşma tam da budur:

Serveti sorumluluktan koparmak.
Kârı vicdandan üstün görmek.
Piyasayı insan hayatından değerli saymak.
Mazlumun kanı üzerinden ekonomik düzen kurmak.

Gazze bize şunu soruyor:

Malın var mı?
İmkânın var mı?
Şirketin var mı?
Makamın var mı?
Takipçin var mı?
Sesin var mı?

O zaman bunların hepsi imtihandır.

Karun gibi “Ben kazandım, bana ne?” mi diyeceğiz?
Yoksa “Allah verdi, ben bunu mazlum için kullanmalıyım” mı diyeceğiz?

Mümin için para sadece para değildir.
Alışveriş sadece alışveriş değildir.
Tüketim sadece tüketim değildir.

Her harcama bir tercihtir.
Her tercih bir şahitliktir.
Her şahitlik bir gün insanın önüne gelir.


6. Boykot: Vicdanın Ekonomik Duruşu

Bugün bazı insanlar şöyle diyor:

“Devlet izin veriyor.”
“Marketlerde satılıyor.”
“Benim almamla ne olacak?”
“Herkes alıyor.”
“Beni ilgilendirmez.”

Ama bu çok eksik bir bakıştır.

Devletin izin verdiği her şey doğru değildir. Devlet alkole izin verebilir. Faize izin verebilir. Kumara izin verebilir. Zinaya karışmayabilir. Fakat devletin izin vermesi, o şeyin Allah katında doğru olduğu anlamına gelmez.

Mümin sadece “serbest mi?” diye sormaz.
“Helal mi?” diye sorar.
“Vicdani mi?” diye sorar.
“Bunun bedelini kim ödüyor?” diye sorar.
“Benim param kime güç veriyor?” diye sorar.

Boykot bu yüzden sadece ekonomik bir tercih değildir. Boykot bir ahlak duruşudur.

Boykot, “Ben bu zulmün finansmanına gönüllü ortak olmayacağım” demektir.
Boykot, “Benim param çocukların üzerine bomba olarak dönmesin” demektir.
Boykot, “Ben mazlumun acısını alışveriş sepetimde unutmayacağım” demektir.

Herkes her şeyi yapamayabilir. Ama herkes bir şey yapabilir.

Alternatif ürün arayabilir.
Bilinçli tüketebilir.
Çocuklarına tüketimin ahlakını öğretebilir.
Markaların arkasındaki ilişkileri araştırabilir.
Zalime güç veren ekonomik düzenlere mesafe koyabilir.

Çünkü müminin cüzdanı da imtihandadır.


7. Gazze’nin Çocukları ve Kasas Suresi’ndeki Çocuk Katli

Kasas Suresi’nde Firavun erkek çocukları öldürüyordu. Bu sadece çocuklara karşı bir şiddet değildi; bir toplumun geleceğine saldırıydı.

Çocuk öldürmek, geleceği öldürmektir.
Bebek öldürmek, insanlığın utanma duygusunu öldürmektir.
Bir annenin kucağındaki yavruyu hedef almak, bütün insanlık vicdanını yaralamaktır.

Bugün Gazze’de çocukların yaşadığı acı, Kasas Suresi’ndeki bu sahneyi bize yeniden düşündürüyor.

Bir çocuk ne hükümettir, ne ordu, ne örgüt, ne savaş stratejisidir.
Bir bebek hiçbir savaşın tarafı olamaz.
Bir çocuğun aç bırakılması hiçbir gerekçeyle savunulamaz.
Bir çocuğun enkaz altında can vermesi güvenlik politikası diye açıklanamaz.

İsrail ve Netanyahu hükümeti, Gazze’deki çocukların yaşadığı bu büyük acının sorumluluğundan kaçamaz. Amerika ve Trump yönetimi de İsrail’e verdiği askeri ve siyasi destek nedeniyle bu tabloyu sadece dışarıdan izleyen bir güç değildir; bu düzenin destekleyici aktörlerinden biridir.

Kasas Suresi bize şunu öğretir:

Çocukların hedef alındığı yerde artık siyaset değil, insanlık imtihanı vardır.


8. Musa’nın Annesi ve Gazze Anneleri

Hz. Musa’nın annesi çocuğunu ölüm korkusu içinde suya bırakmak zorunda kaldı. Kalbi bomboş kaldı. Neredeyse sırrı açığa vuracaktı. Fakat Allah onun kalbini pekiştirdi.

Bugün Gazze anneleri de evlatlarını ölüm korkusu içinde büyütmeye çalışıyor. Ama çoğu zaman ellerinde güvenli bir ev yok. Temiz su yok. İlaç yok. Sağlam hastane yok. Yeterli yiyecek yok. Bombadan kaçacak güvenli yer yok.

Hz. Musa’nın annesi evladını Nil’e bırakırken Allah’a emanet etti.
Gazze anneleri de evlatlarını enkazın, açlığın, korkunun ve bombaların ortasında Allah’a emanet ediyor.

Bu benzerlik çok sarsıcıdır.

İkisinde de anne var.
İkisinde de çocuk var.
İkisinde de korku var.
İkisinde de zalim bir düzen var.
İkisinde de Allah’a sığınma var.

Fakat bugün bizim sorumluluğumuz daha da büyüktür. Çünkü biz sadece izleyenler değiliz. Bizim paramız, sesimiz, duamız, boykotumuz, tepkimiz ve duruşumuz var.

Gazze anneleri sadece ağlamıyor. Bize de soruyor:

Neredesiniz?
Ne yapıyorsunuz?
Kimin yanında duruyorsunuz?
Kime para kazandırıyorsunuz?
Hangi markayı, hangi siyaseti, hangi sessizliği destekliyorsunuz?


9. Hz. Musa’nın Medyen Yolculuğu ve Gazze’nin Sabrı

Hz. Musa saraydan çıktı. Yalnız kaldı. Medyen’e yürüdü. Açlık, yorgunluk, gurbet ve belirsizlik yaşadı.

Ama bu süreç onu yok etmedi. Onu olgunlaştırdı.

Gazze halkı da yıllardır büyük bir Medyen yürüyüşü yaşıyor. Evinden oluyor, ailesini kaybediyor, açlık görüyor, kuyrukta bekliyor, çadırda yaşıyor, evladını toprağa veriyor.

Bu acıyı romantikleştirmek doğru değildir. Zulüm zulümdür. Ölüm ölümdür. Açlık açlıktır. Bir halkın acısı “imtihan” denilerek hafife alınamaz.

Ama şu da bir hakikattir:

Allah mazlumun sabrını görür.
Allah annenin gözyaşını görür.
Allah çocuğun korkusunu görür.
Allah zalimin hesabını da bilir.

Firavun güçlü görünüyordu ama boğuldu.
Karun zengin görünüyordu ama yere geçirildi.
Musa yalnız görünüyordu ama Allah onunlaydı.

Bugün de Netanyahu güçlü görünebilir.
İsrail ordusu yenilmez görünebilir.
Amerika’nın desteği aşılmaz görünebilir.
Trump’ın siyasi gücü büyük görünebilir.
Silah şirketleri, medya düzeni ve sermaye ağı çok güçlü görünebilir.

Ama Kur’an bize şunu öğretir:

Allah’ın adaleti gecikebilir gibi görünür, ama kaybolmaz.


10. Biz Bu Hikâyenin Neresindeyiz?

Kasas Suresi’ni sadece Hz. Musa’nın kıssası olarak okumak yetmez. Asıl soru şudur:

Bugün biz bu hikâyenin neresindeyiz?

İsrail’in zulmünü açıkça görüyor muyuz?
Netanyahu hükümetinin Gazze’deki sorumluluğunu söyleyebiliyor muyuz?
Amerika’nın ve Trump yönetiminin İsrail’e verdiği desteği sorgulayabiliyor muyuz?
Karunlaşan sermayeye karşı cüzdanımızla tavır alabiliyor muyuz?
Hamanlaşan bürokrasinin “ben sadece görevimi yapıyorum” bahanesini reddedebiliyor muyuz?
Gazze çocuklarının acısını kendi evladımızın acısı gibi hissedebiliyor muyuz?

Gazze sadece İsrail’in imtihanı değildir.
Gazze sadece Amerika’nın imtihanı değildir.
Gazze sadece Netanyahu ve Trump’ın siyasi imtihanı değildir.

Gazze bizim de imtihanımızdır.

Ne tükettiğimizle imtihan oluyoruz.
Neye sustuğumuzla imtihan oluyoruz.
Kimi alkışladığımızla imtihan oluyoruz.
Kime para kazandırdığımızla imtihan oluyoruz.
Çocuklarımıza hangi vicdanı öğrettiğimizle imtihan oluyoruz.


Sonuç: Gazze Bugünün Kasas Aynasıdır

Kasas Suresi bize geçmişi anlatırken bugünün aynasını da tutar.

Firavun bize zalim siyaseti gösterir.
Haman bize sorgusuz bürokrasiyi gösterir.
Karun bize ahlaksız sermayeyi gösterir.
Musa’nın annesi bize teslimiyeti gösterir.
Hz. Musa bize sabrı, hicreti ve mazlumdan yana durmayı gösterir.

Bugün Gazze’de bu hakikatleri açıkça görüyoruz.

İsrail ve Netanyahu hükümeti, modern dünyanın Firavunî siyasetini temsil eden ağır bir zulüm pratiği ortaya koymaktadır. Amerika ve Trump yönetimi ise İsrail’e verdiği askeri, siyasi ve diplomatik destekle bu zulmün arkasındaki küresel güç düzeninin önemli bir parçası olarak durmaktadır.

Gazze’de sadece bombalar düşmüyor.
İnsanlığın maskesi de düşüyor.
Siyasetin samimiyeti ortaya çıkıyor.
Sermayenin ahlakı test ediliyor.
Müslümanların vicdanı tartılıyor.
Bizim tüketim alışkanlıklarımız sorgulanıyor.

Kasas Suresi’nin diliyle söylersek:

Zalimler fırkalara ayırır.
Allah mazlumlara lütfetmeyi murat eder.
Firavun plan yapar.
Allah’ın takdiri galip gelir.
Karun servetine güvenir.
Musa Rabbine güvenir.

Bugün bize düşen bellidir:

Zalimin yanında değil, mazlumun yanında durmak.
Sessizliğin değil, hakkın tarafında olmak.
Tüketimin değil, vicdanın sesini dinlemek.
Konforun değil, adaletin bedelini göze almak.

Çünkü Gazze sadece bir coğrafya değildir.
Gazze çağımızın vicdan imtihanıdır.

Ve bu imtihanda tarafsızlık çoğu zaman taraf olmaktır.

Mazlumun yanında durmayan, farkında olmadan güçlülerin kurduğu sessiz düzene hizmet eder.
Kasas Suresi bize bunu öğretir: Güç geçicidir, makam geçicidir, servet geçicidir; ama adaletin hesabı kalıcıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir