Aynı Hataya Tekrar Düşmek: Kasas Suresi Bize Ne Öğretiyor?

Aynı Hataya Tekrar Düşmek: Kasas Suresi’nden Hayatı Okuma Dersi

İnsan bazen hayatında aynı çukura tekrar tekrar düşer.

Kardeşiyle problem yaşar, kardeşini suçlar.
Sonra evlenir, eşiyle aynı problemleri yaşar.
Çocuğu büyür, bu defa çocuğuyla benzer sıkıntılar başlar.
İş hayatına girer, patronuyla, çalışanıyla, ortağıyla yine benzer döngüler yaşar.

İsimler değişir ama problem değişmez.

O zaman insanın durup kendine şu soruyu sorması gerekir:

Ben neden aynı hatayı tekrar ediyorum?

Bu soru kolay bir soru değildir. Çünkü insan genelde kendini sorgulamak istemez. Suçu dışarıda aramak daha kolay gelir.

“Kardeşim böyle.”
“Eşim şöyle.”
“Çocuğum yanlış.”
“Patronum kötü.”
“İnsanlar bozuk.”

Elbette bazen gerçekten karşı taraf yanlış yapabilir. Ama mesele sadece karşı tarafın yanlış yapması değildir. Asıl mesele şudur:

Ben bu olaylardan ne öğreniyorum?

Çünkü öğrenmediğimiz ders, hayatımızda tekrar tekrar karşımıza çıkar.

Kasas Suresi bu yönüyle sadece geçmişte yaşanmış bir kıssayı anlatmaz. Bize hayatı nasıl okuyacağımızı öğretir. Musa’yı, Musa’nın annesini, ablasını, Şuayb’ı, Şuayb’ın kızlarını, Harun’u, Firavun’u, Firavun’un halkını, İsrailoğulları’nı, Karun’u ve Karun’a özenen halkı anlatarak insanın nerede yükseldiğini, nerede düştüğünü gösterir.

Bu surede herkes bir ders gibidir.

Kimi teslimiyeti öğretir.
Kimi sabrı öğretir.
Kimi aklı kullanmayı öğretir.
Kimi kibrin sonunu gösterir.
Kimi malın insanı nasıl sarhoş ettiğini gösterir.
Kimi de yanlışa özenmenin nasıl büyük bir gaflet olduğunu gösterir.

Musa: Hata Eden Ama Ders Alan İnsan

Kasas Suresi’nde Hz. Musa güçlü, cesur ama aynı zamanda öğrenen bir insandır.

Bir olayın içine girer. Kendi kavminden olan birine yardım etmek isterken istemeden bir adamın ölümüne sebep olur. Sonra hemen kendini temize çıkarmaya çalışmaz. Bahane üretmez. Suçu başkasına atmaz.

Rabbine döner ve şöyle der:

“Rabbim! Ben kendime zulmettim, beni bağışla.”
Kasas, 16

İşte insanın öğrenme kapısı burada açılır.

Musa bize şunu öğretir:

Hata yapabilirsin.
Yanlış karar verebilirsin.
Bir olayın içinde ölçüyü kaçırabilirsin.
Ama hatadan sonra kibirlenme.
Kendini sorgula.
Rabbine dön.
Ders çıkar.

Bugün birçok insanın problemi hata yapması değildir. Hatasını kabul etmemesidir.

Eşini kırıyor, “beni o sinirlendirdi” diyor.
Çocuğunu dinlemiyor, “bu çocuk zaten sorunlu” diyor.
Kardeşine haksızlık ediyor, “o da bana böyle yaptı” diyor.
Çalışanına adil davranmıyor, “insanlarda sadakat kalmadı” diyor.

Ama Musa’nın ahlakında ilk cümle şudur:

“Rabbim, ben kendime zulmettim.”

Bu cümleyi kurabilen insan değişebilir.
Bu cümleyi kuramayan insan aynı hataları tekrar eder.

Musa’nın Annesi: Tedbir Alan Ama Sonucu Allah’a Bırakan İnsan

Kasas Suresi’nde Musa’nın annesi çok büyük bir imtihandan geçer. Evladını kaybetme korkusu yaşar. Firavun erkek çocukları öldürmektedir. Bir anne için bundan daha ağır ne olabilir?

Allah ona vahyeder:

“Onu emzir. Ona zarar gelmesinden korktuğunda onu nehre bırak. Korkma, üzülme. Biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız.”
Kasas, 7

Bu ayet bize çok büyük bir hayat dersi verir.

Musa’nın annesi hiçbir şey yapmadan beklemedi.
Çocuğunu emzirdi.
Tedbir aldı.
Sandığa koydu.
Nehre bıraktı.
Ama sonucu Allah’a teslim etti.

İşte hayat da böyledir.

Anne baba çocuğu için tedbir alır ama onun kaderini yaratamaz.
İnsan iş kurar ama sonucu garanti edemez.
Bir mümin dua eder, çalışır, çabalar ama kapıyı açan Allah’tır.

Musa’nın annesi bize şunu öğretir:

Tedbir kuldan, takdir Allah’tandır.

Bugün biz çoğu zaman iki uç arasında gidip geliyoruz. Ya hiç tedbir almadan “Allah’a bıraktım” diyoruz ya da her şeyi kendimiz kontrol edebileceğimizi sanıyoruz.

Oysa doğru yol ikisinin arasındadır:

Çalışacaksın.
Öğreneceksin.
Tedbir alacaksın.
Sonra sonucu Allah’a bırakacaksın.

Musa’nın Ablası: Akıllı Takip ve Sessiz Hizmet

Musa’nın annesi evladını nehre bırakınca, Musa’nın ablasına da onu takip etmesini söyler. Ablası uzaktan izler. Dikkat eder. Acele etmez. Kendini belli etmez. Sonra Firavun’un sarayında Musa’ya sütanne arandığında akıllıca devreye girer.

Kur’an onun bu takibini şöyle anlatır:

“Musa’nın kız kardeşine, ‘Onu takip et’ dedi. O da onlar fark etmeden uzaktan onu gözetledi.”
Kasas, 11

Musa’nın ablası bize şunu öğretir:

Her iyilik bağırarak yapılmaz.
Her hizmet gösterişle yapılmaz.
Bazen akıllı olmak, sessiz kalmayı bilmektir.
Bazen doğru zamanı beklemek gerekir.

Bugün aile içinde, iş hayatında, toplumda birçok problem acelecilikten çıkar. İnsan hemen konuşmak ister. Hemen müdahale etmek ister. Hemen kendini göstermek ister.

Ama Musa’nın ablası bize sabırlı aklı öğretir.

O ne panikledi ne de dikkatsiz davrandı.
Hem takip etti hem de gizliliği korudu.
Hem sorumluluk aldı hem de doğru zamanı bekledi.

Demek ki öğrenmek sadece kitap okumak değildir. Hayatı doğru zamanda, doğru tavırla okumaktır.

Şuayb’ın Kızları: Edep, Sorumluluk ve Ölçülü Davranış

Musa Medyen’e vardığında iki kız görür. Onlar hayvanlarını sulamak için beklemektedir. Erkeklerin arasına karışıp itişip kakışmazlar. Kenarda beklerler. Musa onlara neden beklediklerini sorar. Onlar da babalarının yaşlı olduğunu, bu yüzden hayvanları kendilerinin suladığını söylerler.

Bu sahnede çok büyük dersler vardır.

Şuayb’ın kızları sorumluluk sahibidir.
Babaları yaşlıdır, işten kaçmazlar.
Edeplidirler, ölçülüdürler.
İhtiyaçlarını söylerler ama tavırlarını bozmazlar.

Bugün bazı insanlar sorumluluktan kaçıyor. Evde anne babaya destek olmuyor. İş hayatında yük almıyor. Ailede sadece hak istiyor ama görevini unutuyor.

Şuayb’ın kızları bize şunu öğretir:

Edep, pasiflik değildir. Sorumluluk almak, hayâya engel değildir.

İnsan hem edepli olabilir hem güçlü olabilir.
Hem çalışabilir hem sınırını koruyabilir.
Hem ihtiyaç içinde olabilir hem şahsiyetini kaybetmeyebilir.

Şuayb: Hikmetli Baba ve Adil İşveren

Musa, Şuayb’ın kızlarına yardım eder. Sonra kızlardan biri babasına gidip Musa’dan bahseder. Şuayb, Musa’yı çağırır. Musa ona başından geçenleri anlatır. Şuayb onu dinler ve güven verir.

Sonra kızlardan biri şöyle der:

“Babacığım, onu ücretle tut. Çünkü ücretle tutacağın en hayırlı kişi güçlü ve güvenilir olandır.”
Kasas, 26

Bu ayet iş hayatı için çok büyük bir ölçüdür:

Güç ve güven.

Sadece güçlü olmak yetmez.
Sadece yetenekli olmak yetmez.
Sadece bilgili olmak yetmez.
Güvenilir olmak da gerekir.

Bugün nice insan bilgili ama güvenilmez.
Nice insan çalışkan ama ahlaksız.
Nice insan güçlü ama merhametsiz.
Nice insan zeki ama kibirli.

Şuayb’ın ailesi bize doğru insan seçmenin ölçüsünü öğretir:

İş verirken sadece yeteneğe bakma.
Evlilikte sadece dış görünüşe bakma.
Dost seçerken sadece menfaate bakma.
İnsanın gücüne de bak, güvenilirliğine de bak.

Şuayb aynı zamanda adil bir işveren gibidir. Musa’ya şartları açık söyler. Zorlama yapmaz. Sözleşmeyi net kurar. Haksızlık etmez.

Bu da bize şunu öğretir:

Hayatta bereket, açık sözlülük ve adaletle gelir.

Harun: Yardım İstemeyi Bilen Peygamber Ahlakı

Kasas Suresi’nde Musa, Firavun’a gitme göreviyle karşılaşınca Rabbinden kardeşi Harun’u yardımcı ister. Çünkü Harun’un dil bakımından kendisinden daha açık ve düzgün konuştuğunu söyler.

Musa şöyle der:

“Kardeşim Harun’un dili benden daha düzgündür. Onu da benimle beraber yardımcı olarak gönder.”
Kasas, 34

Bu ayet çok önemli bir tevazu dersidir.

Musa peygamberdir ama “ben her şeyi tek başıma yaparım” demiyor.
Kardeşinin üstünlüğünü kabul ediyor.
Yardım istiyor.
Eksik olduğu alanı görüyor.

Bugün insanlar çoğu zaman yardım istemeyi zayıflık sanıyor. Bir işte eksik olduğunu kabul etmek istemiyor. “Ben bilirim, ben yaparım” diyor.

Ama Musa bize şunu öğretiyor:

İnsan kendi eksiğini bilirse güçlenir.

Ailede de böyledir.
İş hayatında da böyledir.
Dinde de böyledir.
Toplumda da böyledir.

Bir baba her şeyi bilemez.
Bir anne her şeyi bilemez.
Bir öğretmen her şeyi bilemez.
Bir yönetici her şeyi bilemez.

Akıllı insan, nerede eksik olduğunu bilen ve doğru kişiden destek alandır.

Firavun: Kibir, Zulüm ve Öğrenmeyi Reddetmek

Kasas Suresi Firavun’u insanlık tarihinin büyük ibretlerinden biri olarak anlatır.

Firavun sadece güçlü değildir. Gücünü zulme çeviren biridir. Halkı sınıflara ayırır. Bir grubu zayıflatır. Erkek çocukları öldürür, kadınları sağ bırakır.

Kur’an şöyle der:

“Şüphesiz Firavun yeryüzünde büyüklük tasladı ve halkını gruplara ayırdı.”
Kasas, 4

Firavun’un en büyük problemi şudur:

Kendini sorgulamaz.
Gücünü hak zanneder.
Zulmünü düzen zanneder.
Uyarıyı tehdit görür.
Hakkı dinlemez.

İşte insanın aynı hataya tekrar düşmesinin en büyük sebeplerinden biri de budur:

Kibir.

Kibirli insan öğrenemez.
Kibirli insan özür dileyemez.
Kibirli insan nasihat dinleyemez.
Kibirli insan hatasını göremez.

Bugün evde küçük Firavunluklar olabilir.
İş yerinde küçük Firavunluklar olabilir.
Devlette, ailede, cemaatte, ticarette Firavun ahlakı görülebilir.

Bir insan “ben güçlüyüm, benim dediğim olur” diyorsa, orada Firavun ahlakı başlamış demektir.

Kasas Suresi bize şunu öğretir:

Güç imtihandır. Güç adaletle birleşmezse zulme dönüşür.

Firavun’un Halkı: Yanlış Sisteme Sessiz Kalmak

Kasas Suresi’nde sadece Firavun yoktur. Firavun’un halkı da vardır. Firavun tek başına zulmetmez. Onun zulmünü taşıyan, destekleyen, seyreden, alkışlayan bir düzen vardır.

Bu çok önemli bir noktadır.

Çünkü bozuk düzenler sadece zalimlerle ayakta kalmaz. Sessiz kalanlarla, menfaat için susanlarla, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenlerle de ayakta kalır.

Firavun halkı bize şunu öğretir:

Yanlışa alışan toplum, zamanla yanlışı normal görür.

Bugün de insanlar bazen şöyle diyor:

“Herkes böyle yapıyor.”
“Düzen böyle.”
“Ben karışmam.”
“Devlet izin veriyorsa sorun yok.”
“Beni ilgilendirmez.”

Ama Kur’an bize şunu öğretir:

Bir şeyin yaygın olması onu doğru yapmaz.
Bir şeye izin verilmesi onu helal yapmaz.
Bir toplumun alışması, zulmü meşru kılmaz.

Firavun halkı, bize toplumsal gafletin ne kadar tehlikeli olduğunu gösterir.

İsrailoğulları: Mazlumiyet Yetmez, Bilinç de Gerekir

Kasas Suresi’nde İsrailoğulları zulüm altında ezilen bir toplumdur. Firavun onları zayıflatmıştır. Çocukları öldürülmüş, kadınları sağ bırakılmış, toplum parçalanmıştır.

Allah ise onları kurtarmak ister. Zayıf düşürülenleri önderler yapmak ister.

“Biz ise yeryüzünde zayıf bırakılanlara lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyorduk.”
Kasas, 5

Bu ayet mazlumlar için büyük bir umuttur.

Ama burada önemli bir nokta vardır:

Mazlum olmak tek başına yetmez. Mazlumun da bilinçlenmesi, öğrenmesi, ayağa kalkması, Allah’ın gösterdiği yola yönelmesi gerekir.

Bir insan sürekli “bana haksızlık yapıldı” diyebilir. Bu doğru da olabilir. Ama sadece mağduriyet diliyle hayat ilerlemez.

Şu sorular da sorulmalıdır:

Ben buradan ne öğreniyorum?
Nasıl güçleneceğim?
Nasıl bilinçleneceğim?
Hangi ahlakı kuşanacağım?
Zulümden kurtulunca ben de zalime dönüşecek miyim?

İsrailoğulları bize şunu öğretir:

Zulümden kurtulmak önemlidir. Ama zulüm ahlakından da kurtulmak gerekir.

Karun: Nimeti Kendinden Bilmek

Kasas Suresi’nin en çarpıcı karakterlerinden biri Karun’dur.

Karun, Musa’nın kavmindendir. Yani dışarıdan bir düşman değildir. İçeriden biridir. Ama servet onu azdırmıştır.

Ona nasihat edilir:

“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap. Yeryüzünde bozgunculuk isteme.”
Kasas, 77

Bu ayet insanın mal ile ilişkisini ölçer.

Allah sana verdiyse, sen de ver.
Allah sana iyilik yaptıysa, sen de iyilik yap.
Allah sana imkân verdiyse, onu sadece nefsin için kullanma.
Dünyadan nasibini unutma ama ahireti de unutma.

Karun ise bu nasihati dinlemez ve şöyle der:

“Bu bana ancak bendeki bilgi sayesinde verildi.”
Kasas, 78

Bu cümle modern insanın da cümlesidir:

“Ben kazandım.”
“Ben yaptım.”
“Benim zekâm.”
“Benim emeğim.”
“Benim şirketim.”
“Benim başarım.”

Elbette insan çalışır. Emek verir. Öğrenir. Sebep oluşturur. Ama nimeti veren Allah’tır. Bereketi veren Allah’tır. Kapıyı açan Allah’tır.

Karun’un hatası zengin olması değildi.
Karun’un hatası, zenginliği kendinden bilmesiydi.

Bugün bir insan ailesini, parasını, makamını, bilgisini, çevresini Allah’tan bağımsız görürse Karunlaşmaya başlar.

Karun’a Özenen Halk: Yanlışa Hayran Olmak

Kasas Suresi’nde Karun ihtişam içinde halkının karşısına çıkar. Dünya hayatını isteyenler ona özenirler:

“Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten o çok büyük pay sahibidir.”
Kasas, 79

Bu ayet bugünü anlatır.

Bugün de insanlar çoğu zaman ahlaka değil, gösterişe bakıyor.
Dürüstlüğe değil, servete bakıyor.
Takvaya değil, şöhrete bakıyor.
Helal kazanca değil, lüks hayata bakıyor.

Sosyal medyada da bu çok görülüyor.

Adamın parası var diye ona hayran olunuyor.
Lüks arabası var diye başarılı zannediliyor.
Büyük evi var diye mutlu sanılıyor.
Kalabalık takipçisi var diye değerli görülüyor.

Ama Kur’an bize perde arkasını gösterir.

Karun’a özenenler, onun sonunu görünce şöyle derler:

“Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı genişletir de daraltır da. Allah bize lütfetmiş olmasaydı bizi de yerin dibine geçirirdi.”
Kasas, 82

Demek ki insan sadece görünen zenginliğe bakmamalı. O zenginliğin arkasındaki ahlaka bakmalı.

Her paraya özenilmez.
Her başarı taklit edilmez.
Her şöhret hayır değildir.
Her yükseliş bereket değildir.

Bazen insanın özenerek baktığı şey, aslında onun helak sebebidir.

Aynı Hataya Düşmemek İçin Hayatı Doğru Okumak

Kasas Suresi’ndeki bütün bu karakterler bize hayatı okumayı öğretir.

Musa bize hatadan sonra tevbe etmeyi öğretir.
Musa’nın annesi tedbir ve teslimiyeti öğretir.
Musa’nın ablası akıllı takip ve sabrı öğretir.
Şuayb’ın kızları edep ve sorumluluğu öğretir.
Şuayb adaletli iş ve hikmetli aile yönetimini öğretir.
Harun yardımlaşmayı ve eksikleri tamamlamayı öğretir.
Firavun kibrin ve zulmün sonunu gösterir.
Firavun’un halkı yanlışa sessiz kalmanın tehlikesini gösterir.
İsrailoğulları mazlumiyetin bilinçle birleşmesi gerektiğini gösterir.
Karun nimeti kendinden bilmenin felaketini gösterir.
Karun’a özenen halk ise yanlış kişiye hayran olmanın insanı nasıl körleştirdiğini gösterir.

İşte insan bu sureyi böyle okuyunca kendi hayatını da okumaya başlar.

Kardeşimle neden aynı problemi yaşıyorum?
Eşimle neden aynı döngüye giriyorum?
Çocuğumla neden iletişim kuramıyorum?
İş yerinde neden sürekli aynı sorunlar çıkıyor?
Neden öfkemi kontrol edemiyorum?
Neden para yönetiminde hep zarar ediyorum?
Neden insanları kırıyor, sonra yalnız kalıyorum?

Bu soruları sormadan insan değişmez.

Çünkü değişim, insanın kendini sorgulamasıyla başlar.

Kasas Suresi’nin Son 10 Ayeti: Bütün Dersin Özeti

Kasas Suresi’nin son 10 ayeti bu yazının kalbi gibidir. Bu ayetler Karun kıssasının sonucunu, dünyanın geçiciliğini, ahiret yurdunun kimlere verileceğini ve insanın en sonunda Allah’a döneceğini anlatır.

1. Dünya Gösterişine Aldanmamak

Karun ihtişamla halkının karşısına çıkar. Dünya hayatını isteyenler ona özenir. “Keşke bize de onun gibi verilseydi” derler.

Bu, insanın en büyük imtihanlarından biridir.

Çünkü insan çoğu zaman hakikate değil, parıltıya bakar.
Ahlaka değil, gösterişe bakar.
Helale değil, çokluğa bakar.
Huzura değil, görüntüye bakar.

Ama ilim verilenler şöyle der:

“Yazıklar olsun size! İman edip salih amel işleyenler için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır.”
Kasas, 80

Demek ki gerçek akıl, görünen servete aldanmamaktır.

2. Karun’un Sonu: Kibir Yükseltmez, Batırır

Karun malıyla böbürlenir. Nasihati dinlemez. Sonunda Allah onu da sarayını da yere geçirir.

Bu bize şunu öğretir:

Mal insanı kurtaramaz.
Makam insanı kurtaramaz.
Çevre insanı kurtaramaz.
Kibir insanı yükseltmez, batırır.

Bugün de bir insan parasına, gücüne, makamına güvenip hakkı unutursa Karun’un yoluna girmiş olur.

3. Dün Özenenler, Bugün Uyanır

Karun’a özenen halk, onun yere geçirildiğini görünce uyanır. Daha dün “keşke bizim de onun gibi malımız olsaydı” diyenler, bugün “Allah bize lütfetmiş” derler.

Bu çok acı bir derstir.

İnsan bazen özenerek baktığı şeyin felaket olduğunu ancak sonucu görünce anlar.

Bu yüzden Kur’an bize sonucu beklemeden aklımızı kullanmayı öğretir.

Her zengine özenme.
Her güçlüye hayran olma.
Her ünlüyü örnek alma.
Her parıltıyı nimet sanma.

Önce bak:

Bu mal helal mi?
Bu güç adaletli mi?
Bu hayat Allah’a yaklaştırıyor mu, uzaklaştırıyor mu?
Bu insan iyilik mi taşıyor, bozgunculuk mu?

4. Kasas 83: Ahiret Yurdu Kime Verilir?

Kasas Suresi’nin 83. ayeti bütün sureyi özetleyen büyük bir ölçüdür:

“İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk istemeyenlere veririz. Güzel sonuç takva sahiplerinindir.”

Bu ayet bize net bir ölçü verir.

Ahiret yurdu kibirlenenlerin değildir.
Bozgunculuk çıkaranların değildir.
İnsanları ezenlerin değildir.
Nimeti kendinden bilenlerin değildir.
Yanlışa özenenlerin değildir.

Ahiret yurdu, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk istemeyenlerindir.

Evde büyüklük taslama.
İş yerinde büyüklük taslama.
Ailede büyüklük taslama.
Paranla büyüklük taslama.
Bilginle büyüklük taslama.
Dindarlığınla bile büyüklük taslama.

Çünkü güzel sonuç takva sahiplerinindir.

5. İyilik ve Kötülüğün Karşılığı

Kasas 84. ayette Allah iyilikle gelenin daha hayırlı karşılık göreceğini, kötülükle gelenlerin ise yaptıklarıyla karşılaşacağını bildirir.

Bu ayet bize şunu öğretir:

Hayatta hiçbir şey kaybolmaz.

Bir iyilik de kaybolmaz.
Bir haksızlık da kaybolmaz.
Bir merhamet de kaybolmaz.
Bir zulüm de kaybolmaz.
Bir dua da kaybolmaz.
Bir kul hakkı da kaybolmaz.

İnsan bugün unutur ama Allah unutmaz.

6. Kur’an’a Sarılmak ve Geri Dönüş Bilinci

Kasas 85. ayette Allah, Kur’an’ı insana farz kılan Rabbin onu dönüş yerine döndüreceğini bildirir.

Bu bize şunu hatırlatır:

İnsan bu dünyada kalıcı değildir.
Her yolculuğun bir dönüşü vardır.
Her hayatın bir hesabı vardır.
Her emanetin bir sahibi vardır.

Musa nasıl Mısır’dan çıktı, Medyen’e gitti, sonra tekrar göreve döndüyse, insan da hayat yolculuğunda nice duraklardan geçer. Ama en büyük dönüş Allah’adır.

7. Hidayet Allah’ın Lütfudur

Kasas 86. ayet bize Kur’an’ın bir rahmet olarak verildiğini hatırlatır. İnsan hidayeti kendi gücüyle elde etmiş gibi kibirlenemez.

Bu yüzden insan şöyle demelidir:

Rabbim, bana öğrettin.
Rabbim, beni uyandırdın.
Rabbim, beni korudun.
Rabbim, beni doğru yola yönelttin.

Hidayet de Allah’ın lütfudur. Öğrenmek de Allah’ın lütfudur. Uyanmak da Allah’ın lütfudur.

8. Allah’ın Ayetlerinden Alıkonmamak

Kasas 87. ayette Allah, insanın kendisine indirilen ayetlerden alıkonmamasını ve müşriklerden olmamasını bildirir.

Bugün insanı ayetlerden alıkoyan sadece eski putlar değildir.

Para da alıkoyabilir.
Eğlence de alıkoyabilir.
Ego da alıkoyabilir.
Sosyal medya da alıkoyabilir.
Çevre baskısı da alıkoyabilir.
Dünya hırsı da alıkoyabilir.

İnsan dikkat etmelidir:

Beni Kur’an’dan ne uzaklaştırıyor?
Beni düşünmekten ne alıkoyuyor?
Beni tevbeden ne uzaklaştırıyor?
Beni aynı hataya tekrar tekrar ne düşürüyor?

9. Son Söz: Allah’tan Başka İlah Yoktur

Kasas Suresi’nin son ayeti çok büyük bir hakikatle biter:

“Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma. O’ndan başka ilah yoktur. O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.”
Kasas, 88

Bu ayet bütün sahte dayanakları yıkar.

Para kalıcı değil.
Makam kalıcı değil.
Gençlik kalıcı değil.
Güzellik kalıcı değil.
Şöhret kalıcı değil.
Güç kalıcı değil.
İnsanların övgüsü kalıcı değil.

Kalıcı olan Allah’tır.

O zaman insan hayatı Allah’ın adıyla okumalıdır.

Hatasını Allah’ın huzurunda görmeli.
Nimetini Allah’tan bilmeli.
Gücünü Allah’ın emaneti saymalı.
Acısından ders çıkarmalı.
Yanlışa özenmemeli.
Kibirden uzak durmalı.
Bozgunculuk istememeli.
Takva ile yaşamalıdır.

Sonuç: Hangi Karaktere Benziyoruz?

Kasas Suresi bize sadece geçmişi anlatmaz. Bize kendimizi sorar.

Sen Musa gibi hatadan ders mi çıkarıyorsun?
Musa’nın annesi gibi tedbir alıp Allah’a mı güveniyorsun?
Musa’nın ablası gibi akıllı ve sabırlı mı davranıyorsun?
Şuayb’ın kızları gibi edepli ve sorumluluk sahibi misin?
Şuayb gibi adil ve hikmetli misin?
Harun gibi kardeşinin yükünü hafifleten biri misin?
Yoksa Firavun gibi güçle mi kibirleniyorsun?
Firavun’un halkı gibi zulme sessiz mi kalıyorsun?
İsrailoğulları gibi mazlumiyetinden ders çıkarıp bilinçleniyor musun?
Karun gibi nimeti kendinden mi biliyorsun?
Karun’a özenen halk gibi sadece parıltıya mı bakıyorsun?

İşte insan bu soruları sormadan değişemez.

Aynı hataya tekrar düşmemek için hayatı okumak gerekir.
Olayları okumak gerekir.
İnsanları okumak gerekir.
Kendi nefsini okumak gerekir.
Kur’an’ı okumak gerekir.

Ama en önemlisi:

Hayatı Allah’ın adıyla okumak gerekir.

Çünkü hayatı Allah’ın adıyla okumayan insan, aynı çukura tekrar tekrar düşer.

Ama hayatı Allah’ın adıyla okuyan insan, Musa gibi hatasından ders çıkarır, annesi gibi teslim olur, ablası gibi akıllı davranır, Şuayb gibi adil olur, Harun gibi destek olur, Karun gibi kibirlenmez, Firavun gibi zulmetmez ve en sonunda şunu bilir:

Her şey fanidir. Hüküm Allah’ındır. Dönüş Allah’adır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir