Kardeşlikte Mesafe, Ceza ve Merhamet: Yusuf’un Öğrettiği Denge

20 Ocak 2023

Kardeşlerin Karşılaşmasında Görünen İki Ayrı Bakış

Yusuf’un kardeşleri yiyecek almak için onun huzuruna geldiklerinde Yusuf onları tanır; onlar ise karşılarındaki kişinin kardeşleri olduğunu anlayamazlar. Bu karşılaşma yalnızca yıllar sonra gerçekleşen bir aile buluşması değildir. Aynı olayın içinde bulunan insanların neyi gördüğünü, neye dikkat ettiğini ve hangi amaçla hareket ettiğini de gösterir. Kardeşler ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken Yusuf geçmişi, bugünü ve önündeki imkânları birlikte değerlendirmektedir. İnsan yalnızca o anda elde edeceği kazanca yöneldiğinde karşısındaki olayın başka yönlerini kaçırabilir. İhtiyacın baskısı, düşünmeden kabul etmeye ve kendisine sunulan imkânın sebebini sorgulamamaya yol açabilir.

Kardeşlerin durumunu değerlendirirken kendimizi onların dışında tutmamak gerekir. Bir teklif hoşumuza gittiğinde yalnızca sağlayacağı faydaya mı bakıyoruz, yoksa bizden ne istendiğini de anlamaya çalışıyor muyuz? Derste verilen iş teklifi örneğinde, yüksek bir ücret duymak insanı hemen memnun edebilir. Fakat yapılacak iş, beklenen sorumluluk ve teklifin sebebi anlaşılmadan sadece kazanca sevinmek yeterli değildir. Benzer şekilde kardeşlerin dikkati buğdaya, geri verilen bedellere ve yeniden elde edecekleri imkâna yönelir. Yusuf ise bir sonraki adımı düşünerek hareket eder. Kıssa, ihtiyaçlarımızın düşünme kabiliyetimizi nasıl daraltabildiğini fark etmemize yardım eder.

Geçmişin Acısı ve Bugünün Gücü

Yusuf, kendisini kuyuya atan kardeşleri karşısında artık güç sahibidir. Onların ihtiyacını karşılayabilecek durumdadır; aynı zamanda geçmişte yapılanların hesabını sormak için de elinde imkân bulunmaktadır. Burada düşünülmesi gereken, yalnızca ne yapabileceği değil, hangi yolu seçtiğidir. İsterse onları geri çevirebilir, cezalandırabilir veya kendisine yapılanları hemen yüzlerine vurabilir. Buna rağmen ilk karşılaşmayı bir intikam fırsatına dönüştürmez. Kardeşlerini tanıması, eski acısını hiç yaşamamış gibi davranması anlamına gelmez. Onları doyururken ve sonraki gelişmeleri hazırlarken ölçülü, dikkatli bir yol izler. Merhamet ile düşünerek hareket etmek birlikte görünür.

Bu tutumu kendi aile ilişkilerimizle karşılaştırınca mesele daha yakına gelir. Bazen bir kardeşin kırıcı sözü, hakkımızda konuşması, borcunu ödememesi veya bir anlaşmazlıkta bize karşı durması yüzünden bütün ilişkiyi bitirmek isteriz. Yaşadığımız haksızlık gerçektir; fakat bundan sonra nasıl davranacağımız ayrı bir sorumluluktur. Yusuf’un uğradığı kötülüğü düşünmek, her kırgınlıkta neden hemen silmeye ve cezalandırmaya yöneldiğimizi sorgulatır. Haklı olmak, öfkenin vereceği bütün kararları doğru yapmaz. Geçmişte yapılan yanlışın ardından bizim tercihimiz de değerlendirilmelidir. Güç elimize geçtiğinde gösterdiğimiz tavır, hangi ölçüye bağlı olduğumuzu ortaya çıkarır.

Cezanın Amacını Sorgulamak

Bir insana ceza verebilmek, o insanın hatasını anlayacağını garanti etmez. Yusuf kardeşlerini hemen cezalandırsaydı onların iç dünyasında ne değişeceğini kesin olarak bilemeyiz. Korkmaları, incinmeleri veya daha fazla öfkelenmeleri mümkündür. Bu nedenle cezanın yalnızca karşı tarafı üzme yönüne bakmak eksik kalır. Asıl soru, verilen karşılığın neye hizmet ettiğidir. Haksızlığı önlemek, kendini korumak ve ölçüyü göstermek başka; içimizde biriken öfkeyi boşaltmak başka bir amaçtır. Aynı davranışın arkasında farklı niyetler bulunabilir. İnsan kendi niyetini incelemeden sadece haklılığına dayanırsa ölçüyü aştığını fark etmeyebilir.

Derste ceza ve mesafe konusunda yapılan kişisel değerlendirme de bu noktaya dayanır. Daha önce ilişkiyi tamamen kesmeyi doğru gören bir yaklaşım, Yusuf ve Yakup’un tavrı üzerinde düşünülünce yeniden ele alınır. Buradan çıkan sonuç, her durumda aynı yakınlığın sürdürülmesi değildir. Mesafenin de cezanın da bir mizanı olduğu anlaşılır. Öğrenmek, yalnızca başkalarının yanlışlarını daha iyi görmekten ibaret kalmamalıdır. Kendi uygulamamızı da sorgulayabilmeli, doğru sandığımız bir tutumda aşırılık bulunduğunu kabul edebilmeliyiz. Kur’an üzerinde düşünmenin hayata etkisi, insanın önceden verdiği kararları yeni bir ölçüyle gözden geçirebilmesinde de belirir.

Mesafe Koymak ve Bağı Tamamen Koparmak

Bir haksızlıktan hemen sonra duygular çok güçlü olabilir. Böyle bir zamanda aynı yakınlığı sürdürmek veya her şey geçmiş gibi davranmak kolay değildir. Mesafe, öfkenin durulması ve insanın kendi durumunu değerlendirmesi için gerekli olabilir. Fakat bu mesafenin ne için konulduğu unutulmamalıdır. Kendini toparlamak ve sınırlarını belirlemek için zaman tanımakla, karşı tarafı sonsuza kadar yok saymak aynı şey değildir. İlişkiyi yeniden düşünürken eski düzenin bütün ayrıntılarına dönmek zorunda da değiliz. Geçmişte zarar veren alışkanlıklar sürerken yakınlığı aynen yeniden kurmak, aynı sorunu tekrar yaşatabilir.

Sınır, ilişkinin içinde neye izin verdiğimizi belirler. Borç verdiğimiz hâlde karşılığını alamıyorsak her yeni istekte yeniden borç vermek zorunda değiliz. Sürekli tek taraflı fedakârlık yapılan bir ilişkide verdiğimizi azaltabilir, daha dikkatli davranabiliriz. Bununla birlikte bütün iletişimi aynı ölçüde kapatmak ayrı bir tercihtir. Derste selamlaşmayı sürdürmek ile eski yakınlığın bütün yüklerini yeniden üstlenmek arasındaki fark özellikle vurgulanır. İnsan bir sınır koyduğunda bunu koruyabilir; sırf konuşmaya başladığı için önceki yanlış düzeni kabul etmiş sayılmaz. Merhamet, tecrübeden öğrendiklerimizi silmeyi gerektirmez.

Zamanın ilişkilere etkisini anlatmak için evden ayrılan bir çocuğun yaşadığı değişim üzerinde de durulur. Evde önüne konulanı beğenmeyen çocuk, başka bir yerde kaldığında evin rahatlığını ve ailesinin emeğini daha farklı görebilir. Araya giren mesafe, alışılmış olanın değerini fark ettirebilir. Ancak bu örnek, her insanın mutlaka değişeceği anlamına gelmez. Mesafe karşı tarafa düşünme imkânı sağlayabilir; onun nasıl karşılık vereceğini biz belirleyemeyiz. Bu yüzden kendi tutumumuzu yalnızca beklediğimiz değişime bağlamamak gerekir. Bizim sorumluluğumuz, duygularımızı ve davranışlarımızı ölçülü bir hâle getirmektir.

Yakup’un Tedbiri ve Allah’a Güveni

Yakup’un durumu, aile ilişkilerinin daha başka bir yönünü gösterir. Yusuf konusunda ağır bir acı yaşamıştır. Buna rağmen diğer çocuklarını tamamen hayatından çıkarmaz. Bu tavır, onların yaptıklarını önemsiz görmek veya yeniden aynı dikkatsizliği göstermek değildir. Bünyamin’in gönderilmesi gündeme geldiğinde güvence ister; çocuklarına yolculuklarıyla ilgili öğüt verir. Geçmişin tecrübesini dikkate alır, fakat ailesiyle arasındaki bağı bütünüyle yok etmez. Tedbir almak ile Allah’a güvenmek birbirinin karşısına konulmaz. İnsan kendi imkânı içinde dikkat eder, gerekli şartları konuşur ve sonucu Allah’a bırakır.

Yakup’un tutumunu anlamak için yalnızca kendi acısını değil, ailedeki bütün ilişkileri de düşünmek gerekir. Bir kardeşle yaşanan sorun anne ve babayı, diğer kardeşleri, eşleri ve çocukları etkileyebilir. İki kişi arasındaki kopuş zamanla bütün aileye yayılabilir. Çocuklar birbirinden uzaklaşır; akrabalık ilişkileri zayıflar; ortak buluşmalar yeni gerginliklerin konusu olur. Böylece başlangıçtaki haksızlığın çevresinde başka kayıplar oluşur. Bir ilişkiyi değerlendirirken bu etkileri görmek, kendimizi korumaktan vazgeçmek anlamına gelmez. Kararımızın yalnızca o anki öfkemize değil, daha geniş sonuçlarına da bakmamızı sağlar.

İlk Adımı Atmanın İki Muhtemel Sonucu

Kırgınlık yaşayan insanın en büyük çekincelerinden biri, yeniden konuşursa bir kez daha incitileceği düşüncesidir. Karşı tarafın sert cevap vermesi gerçekten mümkündür. Derste bu ihtimal saklanmaz. Bir yakınını arayan kişi iyi karşılanabilir; fakat beklemediği suçlamalarla da karşılaşabilir. Bu nedenle ilk adımı atmak, mutlaka güzel bir sonuç alacağını düşünerek yapılan bir işlem olmamalıdır. İnsan ne için aradığını, neyi kabul edip neyi etmeyeceğini ve olumsuz bir cevap karşısında nasıl davranacağını önceden düşünmelidir. Hazırlıksız bir görüşme, eski tartışmayı daha güçlü biçimde yeniden başlatabilir.

Diğer ihtimalde ise karşı taraf özlemini, üzüntüsünü veya ilişkiyi sürdürme isteğini ifade edebilir. Derste, uzun zamandır oğluyla görüşmeyen bir babayla yapılan konuşma bu çerçevede aktarılır. Baba, telefon açarsa yeniden kırılacağını düşünmektedir. Görüşmede hem olumsuz hem olumlu ihtimal ele alınır. Sonunda aradığında oğlunun sevindiği ve duygulandığı anlatılır. Bu örneğin değeri, her aramanın aynı sonucu vereceğini göstermesinde değildir. Bazen zihnimizde kesinleştirdiğimiz olumsuz beklentinin gerçekleşmeyebileceğini hatırlatır. Bunun ardından da sınırların korunması, ilişkinin eski sorunları doğuran biçime dönmemesi gerektiği vurgulanır.

Benzer biçimde, miras anlaşmazlığı yaşayan akrabalar arasında ilişkiyi toparlamaya çalışan bir kişinin kapıdan çevrilmesi de anlatılır. Bu ikinci örnek, iyi niyetli bir adımın hemen kabul görmeyebileceğini gösterir. Kabul edilmemek, insanın bütün çabasını anlamsız yapmaz. Burada sonuçtan önce niyet, sabır ve kişinin kendi tutumunu düzeltmesi üzerinde durulur. Aynı zamanda zamanın önemi unutulmaz. Her şeyi tek görüşmede çözmeye çalışmak, karşı tarafın hazır olmadığı bir anda ısrar etmek veya anında yakınlık beklemek yeni bir gerilim oluşturabilir. İlişkilerin yeniden kurulması bazen uzun bir süreç gerektirir.

Vermek Yalnızca Para Vermek Değildir

Veren el olmayı sadece maddi yardımla sınırlamak, ilişkilerdeki başka imkânları görünmez kılar. Bir selam, hâl hatır sorma, öfkeyi büyütmeme veya kendini haklı çıkarmak için karşıdakini ezmekten vazgeçme de insandan bir emek ister. Özellikle kendisini haksızlığa uğramış gören kişi için bu emek ağır gelebilir. Çünkü içinden önce karşı tarafın gelmesini, özür dilemesini ve hatasını kabul etmesini bekler. Oysa kendi davranışımızı bütünüyle başkasının adımına bağladığımızda yıllarca aynı kırgınlığın içinde kalabiliriz. Kendi sorumluluğunu yerine getirmek, karşı tarafın yanlışını doğru kabul etmek demek değildir.

Bununla birlikte vermenin de bir dengesi vardır. Bir ilişkide sürekli aynı kişi veriyor, diğeri hiçbir sorumluluk almıyorsa verilenin biçimini ve miktarını yeniden düşünmek gerekir. Derste bu denge, gerektiğinde daha az vermek ve ilişkiyi daha sınırlı tutmak üzerinden açıklanır. Bütün yakınlığı aynı anda geri getirmek şart değildir. İnsan kendi imkânını, gördüğü karşılığı ve yaşadığı zararı dikkate almalıdır. Böylece iki uçtan uzaklaşır: Bir yanda hiçbir ölçü olmadan kendini yıpratmak, diğer yanda bütün bağları öfkeyle ortadan kaldırmak. Denge, bu farklı durumları ayırt edebilme çabasında aranır.

Kırgınlığın sürekli canlı tutulması, yalnızca sorun yaşanan kişiyle görüşülen anları etkilemez. İnsan evinde, işinde ve başka ilişkilerinde de aynı meseleyi düşünüp durabilir. Böylece bir kardeşle yaşanan anlaşmazlık hayatın tamamında ağırlık kazanmaya başlar. Derste, iyi niyetli kişinin bu kopuştan bazen karşı taraftan daha fazla rahatsız olması üzerinde durulur. Çünkü kin taşımak, onun yaşamak istediği ilişki biçimi değildir. Bu rahatsızlığı fark etmek, hemen bütün mesafeleri kaldırmak anlamına gelmez. Önce geçmiş olayı her gün yeniden yaşamaktan uzaklaşmak, sonra hangi sınırlı ilişkinin mümkün olduğunu düşünmek gerekir. İnsanın huzur arayışı, karşıdakini cezalandırma isteğinin arkasında kaybolmamalıdır.

Kendi Sınavımıza Dönmek

İlişkideki bütün çabayı karşı tarafı değiştirme hedefiyle yürütürsek, onun her davranışı bizim huzurumuzu belirlemeye başlar. Oysa Yusuf kıssası üzerinde düşünürken esas alınan soru, bizim nasıl bir insan olacağımızdır. Karşımızdaki hatasında ısrar edebilir; bizim niyetimizi anlamayabilir. Buna rağmen kendi sınırımızı, sabrımızı ve adalet duygumuzu geliştirme sorumluluğumuz sürer. Allah’ın rızasını gözetmek, yalnızca olumlu karşılık gördüğümüzde iyi davranmakla sınırlı değildir. Kendi öfkemizin yönetimine girmeden doğru bildiğimiz ölçüyü uygulamaya çalışmaktır. Sonucu bütünüyle kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek de bu çabanın bir parçasıdır.

Bu yaklaşımın uygulanması kolay değildir. Duygular çok güçlüyken sadece barışmayı öğütlemek yeterli olmaz. İnsan önce niyetini anlamalı, sınırını belirlemeli ve karşılaşabileceği tepkileri düşünmelidir. Derste bu hazırlığın önemi, yalnızca bir cümleyle verilen tavsiyelerin neden işe yaramayabildiği üzerinden açıklanır. Sabır, neye sabredildiğini bilmekle; merhamet, neyi korumaya çalıştığını görmekle anlam kazanır. Kardeşlikte ölçü, geçmişi inkâr etmeden bugünkü davranışımızı seçebilmektir. Yusuf ve Yakup’un tavrı, cezalandırma isteğini, mesafeyi ve aile bağlarını aynı anda düşünmeye çağırır. İnsan kendi kararını da bu mizan içinde yeniden değerlendirebilir.

Benzer Gönderiler