Dua Ettikten Sonra Ne Yapıyoruz? Niyet, Seçim ve Samimi Dönüş

6 Mart 2023

Soru: Sıkıntımız büyüdüğünde Allah’a yöneliyoruz. Peki, rahatlığa kavuştuğumuzda aynı yakınlığı koruyor muyuz?

Borçlarımız arttığında, işimiz bozulduğunda, çıkış bulamadığımızda duaya daha çok sarılabiliyoruz. Sonra işler düzeliyor ve bizi ayakta tutan yönelişi yavaşça unutuyoruz.

Oysa peygamberlerin duaları yalnızca bir isteğin nasıl söyleneceğini göstermiyor. İnsanın kendisini nerede gördüğünü, neye ihtiyaç duyduğunu ve nasıl yaşamak istediğini de gösteriyor.

Furkân suresinin 77. ayetindeki dua vurgusu bizi bu ihtiyaçla yüzleştiriyor. Kendimizi yeterli görmek yerine Rabbimize yönelmeye çağırıyor.

Ama bir soru daha var: Duamız bitince hayatımızda ne başlıyor?

Dua, neye ihtiyacımız olduğunu hatırlatır

Hz. Musa’nın cahillerden olmaktan Allah’a sığınmasını düşünelim. Bu sığınma, bizim de bilgimizden fazla konuşabildiğimizi hatırlatır. (Bakara, 2:67)

Bazen bir mesele hakkında birkaç şey biliriz. Sonra bütün ayrıntıları biliyormuş gibi davranırız.

Yanılabileceğimizi kabul etmek, küçülmek değildir. Bilmediğimiz yerde durabilmenin başlangıcıdır.

“Allah’ım, bilmeden konuşmaktan sana sığınıyorum” dediğimizde, dilimize de bir sorumluluk yükleriz. Bildiğimizle bilmediğimizi ayırmaya çalışırız.

Bakara suresinin 128. ayetinde teslimiyet, neslin iyiliği, ibadetin öğrenilmesi ve tövbenin kabulü birlikte istenir. İnsan yalnızca kendisi için değil, ardından gelecekler için de dua eder.

Çocuğumuzun iyi bir insan olmasını istiyoruz. Peki, onun yanında yaşadığımız hayat bu isteğimize uyuyor mu?

Bakara suresinin 201. ayetinde dünyada da ahirette de iyilik istenir. Böylece günlük ihtiyaçlarımızla ahiret sorumluluğumuzu birbirinden koparmadan düşünebiliriz.

Yalnızca bugünkü rahatlığımızı aramakla, hem bugünümüzün hem sonumuzun hayrını istemek aynı değildir.

Sabır isteyen dualar da var. Bağışlanma, merhamet ve gücümüzün yetmeyeceği yüklerden korunma isteyen dualar da var. (Bakara, 2:250, 286)

Bunları okurken kendimizi kusursuz ilan etmiyoruz. Unutabileceğimizi, yanılabileceğimizi ve yardıma ihtiyaç duyduğumuzu kabul ediyoruz.

Âl-i İmrân suresinin 8. ayetinde, hidayetten sonra kalplerin eğrilmemesi istenir. Demek ki doğruyu bulduğunu düşünmek, artık dikkat etmeye gerek olmadığı anlamına gelmez.

Bugün iyi bir niyetle yola çıkmış olabiliriz. Yarın aynı niyeti korumak için yeniden kendimize bakmamız gerekir.

Hûd suresinin 47. ayetindeki sığınma da önemlidir. İnsan, bilmediği bir şeyi istemiş olabileceğini fark ederek bağışlanma ve merhamet ister.

Her arzumuzun mutlaka hayırlı olduğunu nereden biliyoruz?

İşte dua, sadece istemek değildir. İsteğimizi de sorgulayarak Allah’a yönelmektir.

Âl-i İmrân suresinin 147. ayetinde günahların ve işlerdeki taşkınlıkların bağışlanması istenir. Ayakların sağlam kalması için de Allah’a yönelinir.

Burada yalnızca dışarıdan gelecek bir yardım beklemiyoruz. Kendi aşırılıklarımızı kabul etmeyi de öğreniyoruz.

Bir işi yaparken ölçüyü kaçırmış olabiliriz. Konuşurken, kazanırken veya bir kararın peşinden giderken hataya düşmüş olabiliriz.

Duada kendi yanlışımızı dile getirmek, sürekli başkasını suçlamaktan farklıdır. Önce kendimize dönüp bakmamızı sağlar.

Rahatladığımızda bu ihtiyacın bittiğini sanmayalım. Borcumuzun azalması, hayatımızdaki bütün seçimlerin kendiliğinden doğru olacağı anlamına gelmez.

Dua ederken aczimizi kabul eder, yaşayacağımız hayatın yönünü de düşünürüz.

Seçimden kaçmak yerine sorumluluk almak

Soru: Yanlış yapma ihtimalimiz var diye bütün kararlarımızı ertelemeli miyiz?

Bir insan evlenmek ister, fakat her ihtimali düşünerek yıllarca bekler. Bir başkası meslek seçmek ister, ama olumsuz ihtimallerin içinden çıkamaz.

İş kurmayı düşünürken de aynı şey olabilir. Henüz adım atmadan, zihnimizde bütün kapıları kapatabiliriz.

Burada aklı kullanmakla evhama kapılmak arasındaki farkı görmemiz gerekiyor. Düşünmek gereklidir; sadece korkuların içinde dönmek ise bizi hareketsiz bırakabilir.

Karşımızdaki insanı, yapacağımız işi ve içinde bulunduğumuz şartları değerlendirelim. Elimizden geldiğince doğruyu seçmeye çalışalım.

Fakat insan olduğumuzu unutmayalım. Bütün geleceği göremeyiz ve her sonucu önceden belirleyemeyiz.

Doğru başladığımız bir işte sonradan yanlış yapabiliriz. Yanlış bir başlangıcın ardından da hatamızı görüp yönümüzü değiştirebiliriz.

Önemli olan, hiçbir zaman yanılmayacağımızı sanmak değil; yanıldığımızda nasıl davranacağımızdır.

İsrâ suresinin 80. ayetindeki doğrulukla girme ve doğrulukla çıkma duası burada hayatımıza dokunuyor. Allah’tan yardımcı bir güç isterken başlangıcımızın ve sonumuzun doğruluğunu da gözetiyoruz.

Bir işe yalnızca kazanç sağlamak için değil, dürüst kalarak başlamak istiyoruz. İş biterken de aynı dürüstlüğü korumayı diliyoruz.

Bu dua, seçimimizi bizim yerimize yapmaz. Seçim yaparken hangi ölçüyü aradığımızı bize hatırlatır.

“Ya kötü olursa?” sorusunun yanında başka bir soru daha dursun: “Doğru davranmak için bugün ne yapabilirim?”

Çünkü hayat, bütün ihtimaller ortadan kalkınca başlamıyor. Elimizdeki bilgiyle, gücümüzle ve niyetimizle karar verdiğimiz yerde ilerliyor.

Allah’a sığınmak, kendi sorumluluğumuzu terk etmek değildir.

Niyetimiz geçici olana mı bağlandı?

Bir evliliğin başlangıcındaki niyeti düşünelim. Sadece güzellik, para veya birlikte alınacak bir ev üzerine kurulmuşsa ne olur?

Güzellik zamanla değişebilir. Para azalabilir, işler bozulabilir, birlikte hedeflenen ev alınabilir.

O zaman ilişkiyi taşıyan şey ne olacak?

Bu soru, her evliliğin aynı şekilde sonuçlanacağı anlamına gelmez. Niyetimizin ne kadar dar veya kalıcı bir zemine dayandığını sorgulatır.

Eşimiz yalnızca bir ihtiyacımızı karşılayan kişi olarak mı görülüyor? Yoksa kendisine karşı sorumluluk taşıdığımız bir emanet olarak mı?

İlk niyetimiz eksik olabilir. Ama onu ömür boyu değiştirmeden taşımak zorunda değiliz.

“Başlangıçta böyle düşündüm, artık başka türlü düşünemem” demeyelim. İnsan, evliliğinin ve ailesinin anlamını yeniden değerlendirebilir.

Aynı soru iş hayatında da karşımıza çıkar. Bir şirket kurarken yalnızca kendimize sağlayacağı rahatlığı mı düşünüyoruz?

Yaptığımız işin dürüstlüğünü, emeğimizi ve insanların ihtiyacını da hesaba katıyor muyuz?

Enfâl suresinin 67. ayetinde geçici dünya menfaatiyle ahiret hedefi karşı karşıya getirilir. Savaş ve esirler bağlamındaki bu uyarı, niyetin yönü üzerinde düşünmeye çağırır.

Ayetin bağlamını koruyarak kendimize de sorabiliriz: Benim gayretim neyin peşinde?

İnsan ihtiyaç sahibi bir varlıktır. Geçinmek, huzur bulmak, ailesiyle iyi yaşamak ister.

Mesele, ihtiyacımızın bulunması değil; bütün hayatı anlık kazanca indirgemektir. Bugün kazanırken sonunda neyi kaybedebileceğimizi de düşünmeliyiz.

Yıllarca çalışıp bir şeyler biriktirmiş olabiliriz. Fakat bütün emeğimizin hangi amaca hizmet ettiğini hiç sormadıysak önemli bir noktayı atlamışızdır.

İnsan, verdiği emeğin boşa gitmesini istemez. Öyleyse yalnızca ne kadar çalıştığına değil, ne için çalıştığına da bakmalıdır.

Bir evi, bir geliri veya bir rahatlığı hayatın son hedefi yaptığımızda yeni istekler bitmez. Her kazanımın ardından başka bir eksik belirir.

Niyetimizi Allah’ın rızasına yöneltmek ise yaptığımız işi başka bir ölçüyle değerlendirmeyi gerektirir. Evliliğimizi, ticaretimizi ve günlük seçimlerimizi bu gözle yeniden düşünürüz.

İnşirah suresindeki, bir işten sonra yeniden gayrete yönelme çağrısını da hatırlayalım. Çalışmayı bırakmadan, çabamızın yönünü doğru belirlemek üzerinde düşünelim.

Bir hedefe ulaşınca bütün sorumluluğumuz bitmiyor. Önümüzde yine ailemiz, işimiz ve insanlarla kurduğumuz ilişkiler bulunuyor.

Huzurlu bir hayat istememiz anlaşılır bir ihtiyaçtır. Fakat bu huzuru ararken hangi davranışlarla ilerlediğimizi de önemsemeliyiz.

Yalnızca sonunda rahat etmeyi düşünmek, yol boyunca yaptığımız yanlışları önemsiz hâle getirmez. Başlangıç niyetimizi korumak kadar gerektiğinde düzeltmek de sorumluluğumuzdur.

Niyet, sadece başladığımız yerde değil, devam ettiğimiz her adımda önemlidir.

Doğru sözün zamanı da önemlidir

Bir yakınımıza yanlış gördüğümüz bir şeyi anlatmak isteriz. Fakat konuşma hemen karşılıklı üstün gelme çabasına dönüşebilir.

Herkes kendi bildiğini savunur. Söylenen sözler çoğalırken birbirini dinleme isteği azalır.

Sonunda mesele aydınlanmaz, ilişki yıpranır. Biz de “Anlattım ama anlamadı” diyerek uzaklaşırız.

Soru: Amacımız anlaşılmak mı, yoksa tartışmayı kazanmak mı?

Bu ayrımı yapmadığımızda iyi niyetle başladığımız bir konuşmayı öfkeyle bitirebiliriz.

Her konu her anda konuşulamayabilir. Karşımızdaki insanın dinlemeye hazır olduğu bir zamanı gözetmek gerekir.

Bazen ailedeki bir huzursuzluğu, bazen işindeki bir güçlüğü anlatır. Böyle bir anda ihtiyacına dokunan bir söz, uzun bir tartışmadan daha anlamlı olabilir.

Burada önemli olan, gerçekten faydalı olmaya çalışmaktır. Kendi söylemek istediğimizi zorla kabul ettirmek değildir.

Doğru şeyi, doğru zamanda ve doğru miktarda söylemeye çalışalım. Bir cümle yeterliyken konuşmayı uzatıp yeni bir gerilim üretmeyelim.

Bazen susmak, konudan vazgeçmek değildir. Daha uygun bir konuşma imkânını beklemektir.

İlişki devam ettiğinde insan birbirinin derdini daha iyi görebilir. Her görüşmede aynı tartışmayı açmak yerine, dinleyebileceğimiz bir alan bırakabiliriz.

Biz de anlatılanı duymaya açık olalım. Çünkü sadece karşı taraf değil, bizim de yanılma ihtimalimiz var.

Duanın başında cahillikten Allah’a sığındıysak, konuşurken de bu sığınmayı hatırlayalım. Bildiğimiz bir doğruyu aktarırken ölçüyü kaybetmeyelim.

Samimi dönüş, hayatımızda görünür olsun

Hata yaptığımızda önümüzde iki yol belirir. Ya kendimizi haklı çıkarmaya uğraşırız ya da yanlışımızı kabul edip dönmeye çalışırız.

Enfâl suresinin 68–69. ayetlerinde uyarı, bağışlanma ve sakınma birlikte düşünülür. Yapılmış bir yanlışın ardından aynı yanlışta ısrar etmemek önem kazanır.

Bağışlanmayı dilemek, yaptığımızı önemsiz saymak değildir. Allah’ın merhametine yönelirken kendi davranışımızı da ciddiye almaktır.

Soru: “Beni affet” dedikten sonra neyi değiştirmeye hazırız?

Daha önce yanlış bir işe zaman ayırmış olabiliriz. Şimdi zamanımızdan bir payı iyi bir iş için ayırabiliriz.

Bir çocuğun kitabına veya defterine katkı sunmak, ihtiyaç sahibine yardım etmek, yaşlı bir insanı ziyaret etmek önümüzdeki imkânlardandır.

Akrabamızın hâlini sormak da bir emektir. Yemeğimizi, kıyafetimizi veya imkânımızı paylaşmak da.

Bunları sadece büyük kazançlar elde ettikten sonraya ertelemeyelim. Bazen küçük bir imkânla yapabileceğimiz iyilik, gözümüzün önündedir.

İnsan yardım etmek istediğini söyleyebilir. Fakat ihtiyacı olan biri karşısına çıktığında bu karşılaşmayı bir yük olarak da görebilir.

İşte o anda sözümüzle davranışımız arasındaki mesafe ortaya çıkar. Dilediğimiz iyiliğe kendi hayatımızda yer açıyor muyuz?

Bir öğrenci başarı isterken sorulardan tamamen kaçamaz. Çalışma hayatında da emeğin yerini yalnızca istemek tutmaz.

Bu örnekler bize samimiyetin çabasını düşündürüyor. Dönüş isteğimizi yalnızca dilimizde bırakmamamız gerektiğini hatırlatıyor.

Allah’a yönelirken hem bağışlanmayı hem doğru davranabilmeyi isteyelim. Sonra önümüzdeki iyiliği görmeye çalışalım.

İyilik için ayıracağımız şey her zaman para olmayabilir. Birine zaman ayırmak, dinlemek ve yanında bulunmak da kendi rahatımızdan bir pay vermektir.

Bazen yardım isteyen kişi, kendimizi en meşgul hissettiğimiz anda karşımıza çıkar. Böyle bir karşılaşmada vereceğimiz cevap, üzerinde düşünmemiz gereken bir tercihtir.

İmkânımızı görmeden yalnızca yakınmakla, yapabileceğimiz kadarını üstlenmek aynı şey değildir. Elimizden geleni dürüstçe değerlendirelim.

Geçmişteki yanlışlarımıza ayırdığımız gayreti, artık doğru olana yöneltmeye çalışalım. Dönüşümüzü görünür kılan da bu çabadır.

Çünkü insan bazen doğruyu söylediği için bütün görevini yaptığını sanabilir. Oysa önündeki sorumluluğu yerine getirmek, söylediği sözün hayatındaki karşılığını göstermek ve yanlışında ısrar etmemek için yeniden gayret etmesi de gerekir.

Bugün niyetimize bakalım, ertelediğimiz sorumluluğu fark edelim ve yapabileceğimiz bir iyiliğe emek verelim.

Baştaki soruya dönelim: Duamız bittiğinde eski alışkanlığımıza mı döneceğiz, yoksa dilediğimiz doğruluğu yaşamaya mı başlayacağız?

Duamızın samimiyeti, sözümüzden sonra attığımız adımlarda da görünür olsun.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir