Hakikati Seçmenin Bedeli: İman, Salih Amel ve Çocuklarımızla Doğru İletişim
14 Eylül 2023
Hakikati Gördükten Sonra Yapılan Tercih
Tâhâ suresinde Musa ile Firavun’un sihirbazları arasındaki karşılaşma, insanın doğruyu gördükten sonra nasıl bir karar vereceğini düşündürür. Sihirbazlar Musa’nın getirdiği delil karşısında kendi yaptıklarıyla onun karşısındaki hakikat arasındaki farkı görürler. Harun’un ve Musa’nın Rabbine inandıklarını açıklarlar. Fakat bu kabulün hemen ardından ağır bir baskıyla karşılaşırlar. Firavun, kendisinden izin almadan iman etmelerini otoritesine karşı bir davranış olarak görür ve onları cezalandırmakla tehdit eder. Böylece mesele sadece neye inandıklarını söylemeleri olmaktan çıkar. İnandıklarını belirttikleri hakikatin yanında, tehdit altında da durup duramayacakları ortaya çıkar.
Sihirbazların cevabında iki farklı ölçü görülür. Firavun elindeki dünyevi güçle korkutmaktadır; onlar ise kendilerini yaratana ve gördükleri apaçık delillere yönelmektedir. Firavun’un vereceği hükmün dünya hayatıyla sınırlı olduğunu söylerler. Onun tehdidi yok sayılmaz; fakat bütün varlığın ve geleceğin ölçüsü olarak da kabul edilmez. Bu tavır, insanın önündeki geçici sonuçla kalıcı olanı birlikte düşünmesini sağlar. Yalnızca o gün karşılaşacağı zarara bakan kişiyle, ahireti de hesaba katan kişinin tercihi aynı olmayabilir. İmanın davranışa dönüşmesi, böyle zor bir karşılaşmada belirginleşir.
Sihirbazların geçmişte Firavun’un yanında bulunmuş olmaları, doğruyu gördüklerinde yön değiştirmelerini engellemez. Günahlarının ve kendilerine yaptırılan sihrin bağışlanmasını isterler. Bu yönelişte geçmişi inkâr etmek yerine yanlışın kabul edilmesi vardır. İnsan kendi hayatına baktığında da aynı soruyla karşılaşır: Yanlışımı gördüğümde onu savunmaya mı devam ediyorum, yoksa yönümü değiştirmeye mi çalışıyorum? Hatanın uzun zamandır sürmesi onu doğru yapmaz. Bir davranışa emek vermiş, onunla tanınmış veya ondan kazanç elde etmiş olmak da onu yeniden değerlendirme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Dönüş, önce bu kabulle başlar.
Geçici Olanın Hayatımızdaki Ağırlığı
Dünya hayatındaki hedefler gözümüzün önündedir. Ev, araba, eğitim, meslek ve gelir gibi konular her gün konuşulur. Ahiret ise günlük kararların içinde aynı ağırlıkla düşünülmeyebilir. Derste, başlangıçta geçinme endişesi olarak ortaya çıkan bir isteğin zamanla sürekli daha iyisine sahip olma yarışına dönüşmesi üzerinde durulur. İnsan artık yalnızca ihtiyacını karşılamak istemez; başkasıyla kıyasladığı bir seviyeye ulaşmaya çalışır. Böylece hedefin kendisi bütün dikkati toplayabilir. Onu elde etmek için hangi yollara başvurulduğu, neyin ihmal edildiği ve ne kadar taviz verildiği geri planda kalır.
Firavun kıssasındaki sihir konusu, bu noktada günümüzün aldatıcı cazibeleriyle ilişkilendirilir. Buradaki anlatım, geçici bir şeyin insana bütün hayatının anlamıymış gibi görünmesi üzerinedir. Alkış, şöhret ve kazanç çok güçlü göründüğünde insan bunların dışındaki ölçüleri duymakta zorlanabilir. Bir şeyi herkesin istemesi, onun kendi hayatımızdaki yerini sorgulamamızı gereksiz kılmaz. Hedeflerimizi düşünürken sadece ne kadar kazanacağımızı değil, nasıl bir insan olacağımızı da değerlendirmeliyiz. Kalıcı olduğunu sandığımız birçok imkânın bir gün biteceğini hatırlamak, bugün yaptığımız tercihe başka bir açıdan bakmamızı sağlar.
İman ile Salih Amelin Bağı
Tâhâ suresinin devamında Allah’ın huzuruna iman etmiş ve salih ameller işlemiş olarak varmak üzerinde durulur. Yüksek dereceler ve kalıcı mükâfat, inançla davranış arasındaki bağı hatırlatır. Derste salih amel, dürüstlük, güvenilirlik ve yararlı iş yapmak üzerinden açıklanır. İnsan yalnızca kendisi hakkında güzel sözler söyleyerek güvenilir olmaz. Onunla yaşayan, çalışan veya alışveriş yapan insanların gördüğü davranışlar da önemlidir. Sözüne güvenilip güvenilmediği, sorumluluğunu yerine getirip getirmediği ve başkasının hakkını gözetip gözetmediği günlük hayatın içinde anlaşılır. İnancın bu alandan ayrı düşünülmemesi gerektiği vurgulanır.
Sevgi sözü üzerinden verilen örnek, sözün tek başına neden yeterli olmadığını gösterir. Bir eş sürekli sevdiğini söylese fakat ortak hayatın yükünü taşımaktan kaçınsa, söz ile davranış arasında boşluk oluşur. Aynı şekilde bir insan ilk tanışmada güvenilir olduğunu ilan edebilir; fakat güven zaman içinde yaptıklarıyla oluşur. Salih amel vurgusu, insanın kendi iddiasını yaşayışıyla desteklemesini ister. Güzel bir niyetin günlük sorumluluklara yansıması gerekir. İbadet hakkında konuşurken de dürüstlüğü ve ahlakı hayatın dışında bırakmamak, bunları inancın yaşanan karşılığı olarak ciddiye almak gerekir.
İnsanın öğrenmesi de aynı ölçüyle değerlendirilir. Bir bilgiyi dinlemek, ona katıldığını söylemek ve daha sonra hiçbir davranışını değiştirmeden devam etmek farklı şeylerdir. Dersin ardından günlük hayata dönüldüğünde öğrenilenin kararlarımıza etkisi olup olmadığı önem kazanır. Bir hedefin bizi aşırı biçimde kendisine bağladığını fark ettiysek bunun gereğini düşünmeliyiz. Bir davranışımızın yanlışlığını kabul ettiysek yalnızca kabul cümlesiyle yetinmemeliyiz. Bilginin hayatla bağ kurması, insanın alışkanlıklarına ve tercihlerine bakmasıyla başlar. Kendimizi her zaman doğru tarafta varsaymak, bu incelemeyi daha başlamadan durdurabilir.
Çocuğun İsteğini Anlamadan Yönlendirmek
Dersin aile ilişkileriyle ilgili bölümünde, voleybolu sevip bunu profesyonel bir uğraşa dönüştürmek isteyen bir çocuk üzerinden örnek verilir. Başlangıçta ailesi çocuğun spor yapmasına izin vermiştir. Çocuk zamanla bu alanda gelişmiş, arkadaşlar edinmiş ve başarı göstermiştir. Daha sonra anne veya baba bu uğraşın meslek hâline gelmesini istemediğinde bir çatışma doğar. Çocuğa yalnızca vazgeçmesini söylemek, onun bu noktaya nasıl geldiğini anlamaya yetmez. Ailenin başlangıçtaki desteğiyle sonradan ortaya çıkan kaygısı arasındaki farkın da açıklanması gerekir. Aksi hâlde çocuk, sevdiği şeyin sebepsizce elinden alınmak istendiğini düşünebilir.
Örnekte önerilen ilk adım, isteğin arkasındaki sebepleri tek tek konuşmaktır. Çocuk yaptığı işi seviyor olabilir; yıllardır emek verdiği için ondan kopmak istemeyebilir. Spor yapmaktan, hareket etmekten ve arkadaş ortamından hoşlanabilir. Bunların her biri ayrı bir etkendir. Bir insanın isteğini yalnızca inat olarak adlandırmak, bu farklı sebepleri görünmez kılar. Onu anlamaya çalışmak ise hemen bütün tercihini onaylamak değildir. Önce neyin onu bu alana bağladığını öğrenmek, sonra kaygılarımızı buna göre ifade etmek gerekir. Dinlemeden verilen hüküm, karşı tarafta daha güçlü bir savunma oluşturabilir.
Alışkanlıkların insanlar üzerindeki etkisi de aynı değildir. Bazı insanlar yeni uğraşlara daha kolay yönelirken bazıları uzun zamandır yaptığı şeyi bırakmakta zorlanabilir. Bir çocuğun kolayca değiştirdiği tercihi başka bir çocuk hayatının önemli bir parçası sayabilir. Aynı ailede yetişmeleri bile bu farkı ortadan kaldırmaz. Bu nedenle birine işe yarayan yaklaşımı diğerine aynen uygulamak her zaman sonuç vermeyebilir. Çocuğun mizacını, verdiği emeği ve o uğraşta bulduğu anlamı bilmek gerekir. Değişmesini istediğimiz davranışın onun hayatında neyi karşıladığını görmeden konuşmak, meselenin önemli bölümünü eksik bırakır.
Başarı ve Takdir İhtiyacını Görmek
Bir uğraşa güçlü biçimde bağlanmanın arkasında yalnızca eğlence bulunmayabilir. Çocuk o alanda başarılı olduğunu, değer gördüğünü ve alkışlandığını hissedebilir. Başka alanlarda kendisini yetersiz görüyorsa burada kazandığı takdir daha da önemli hâle gelebilir. Derste, konuşma ilerledikçe bu ihtiyacın ortaya çıkarılması üzerinde durulur. Çocuğun isteğini anlamak için sadece görünen davranışa değil, o davranışın ona ne hissettirdiğine de bakılmalıdır. Vazgeçmesi istenen şey bazen yalnızca bir etkinlik değildir; kendisini başarılı gördüğü alanın kaybı anlamına gelebilir. Bu fark görülmeden yapılan konuşma eksik kalır.
Böyle bir durumda çocuğun değerini yalnızca tek başarısıyla sınırlamamak önemlidir. Ailesi onu başka özellikleriyle de gördüğünü ve takdir ettiğini ifade etmelidir. Ancak bu, gelişigüzel övgüyle geçiştirilecek bir konu değildir. Hangi özelliğini fark ettiğimizi, hangi alanda emek verdiğini ve başka hangi yeteneklerinin bulunduğunu düşünmeliyiz. Derste farklı ilgi alanlarının konuşulması bu nedenle gündeme gelir. Yazmak, resim veya matematik gibi uğraşlar örnek olarak anılır. Buradaki amaç çocuğun yerine rastgele yeni bir hedef seçmek değil, hayatını tek bir imkâna mahkûm görmemesine yardımcı olmaktır.
Spor Örneğinde Yapılan Ayrım
Örneğin ardından bir beden eğitimi öğretmeni söz alarak sporun eğitimdeki yerini ve insanlara sağlayabildiği yararı dile getirir. Bu itiraz, konuşulan konunun sınırlarını daha açık hâle getirir. Ders içinde spor yapmanın, beden eğitiminin ve insanlara bu alanda yol göstermenin başlı başına reddedilmediği açıklanır. Hareket etmek, çocukların sporla ilgilenmesi ve eğitmenlerin katkısı ayrı tutulur. Eleştirinin odağı, bir uğraşın insanın bütün hayatını kaplayan hedef hâline gelmesi ve başka ölçüleri geri plana itmesidir. Bu ayrım yapılmadan verilen örneği bütün spor faaliyetlerine yaymak, konuşmanın kendi içindeki açıklamayı eksik bırakır.
Bununla birlikte derste profesyonel spor örneği, konuşmacının dinî hassasiyetleri ve meslek tercihlerine ilişkin değerlendirmeleri çerçevesinde ele alınır. Özellikle giyim, içinde bulunulan ortam ve başkalarına örnek olma sorumluluğu üzerinde durulur. Bu bölümün merkezindeki soru, bir insanın seçtiği alanda kendi inandığı ölçüleri koruyup koruyamayacağıdır. Aynı soru ticaret ve başka meslekler için de gündeme getirilir. İnsan sevdiği işi yaparken şartlar değişirse neye göre karar vereceğini düşünmelidir. Yalnızca başarı veya kazancı ölçü almak, inandığı ilkelerle çatışan noktaları fark etmesini zorlaştırabilir.
Sorularla Düşünmeye Yer Açmak
Bir konuyu karşılıklı konuşurken istekleri ve gerekçeleri yazmak, karışan noktaları ayırmaya yardımcı olabilir. Önce ne istendiği, sonra bunun neden istendiği, ardından bu noktaya nasıl gelindiği ele alınır. İsteğin gerçekleşmesinin ve gerçekleşmemesinin muhtemel sonuçları da konuşulur. Derste bu yöntemin yalnızca çocuklarla değil, eş veya kardeşlerle yaşanan anlaşmazlıklarda da kullanılabileceği belirtilir. Soruların amacı karşı tarafı susturmak değil, kendi gerekçelerini fark etmesine imkân tanımaktır. Bazen insan ne istediğini söyler fakat neden bu kadar güçlü istediğini kendisi de tam olarak düşünmemiş olabilir.
Ailenin kendi gerekçesini açıklaması da bu konuşmanın parçasıdır. Çocuğun sadece itaat etmesini beklemekle, onun geleceği hakkında taşınan kaygıyı anlatmak aynı etkiyi doğurmaz. Başlangıçta desteklenen bir uğraşa sonradan neden farklı bakıldığı açıkça ifade edilmelidir. Bunun yanında sevgi, bir tarafın diğerine karşı kullandığı baskı cümlesine dönüşmemelidir. Her iki taraf da sevilmediğini söyleyerek kendi isteğini kabul ettirmeye çalıştığında asıl mesele kaybolur. Konuşmayı yeniden somut sebeplere, ihtiyaçlara ve değerlere döndürmek gerekir. İlişkideki yakınlığı koruyarak anlaşmazlığı ele almak, sadece kimin sözünün geçeceğine odaklanmaktan daha fazla emek ister.
Hedefin Hayatın Tamamını Kaplaması
Bir uğraşa ayrılan zaman arttığında başka beceriler ve ilişkiler için kalan alan azalabilir. Derste aşırılık üzerinde durulmasının sebeplerinden biri budur. İnsan sevdiği şeyin hayatındaki payını düşünmelidir. Aile ilişkileri, eğitim, başka yetenekler ve sorumluluklar bütünüyle geri plana düşüyorsa yalnızca o alandaki başarıya bakmak eksik kalabilir. Hayatın farklı yönlerini birlikte değerlendirmek gerekir. Bir hedefe sahip olmak değerlidir; fakat o hedefin insanın bütün değerini belirlediğini düşünmek ayrı bir durumdur. Kişi kendisini tek bir başarıyla tanımladığında, o alandaki her değişim bütün hayatını tehdit ediyor gibi görünebilir.
Fayda verme konusu da bu değerlendirmeye eklenir. Derste Allah’ın yarattıklarına saygı göstermek ve insanların ihtiyaçlarına katkı sunmak, rıza arayışıyla ilişkilendirilir. Üretmek, öğretmek ve bir ihtiyacı karşılamak üzerinden salih amelin hayata yansıması anlatılır. Böylece hedef seçerken yalnızca kendi alacağımız karşılığa değil, yaptığımız işin başkalarına etkisine de bakmamız istenir. Başarıyı sadece alkış veya gelirle tanımlamamak bu açıdan önemlidir. İnsan kendi isteğini değerlendirirken nasıl bir katkı sunduğunu da sormalıdır. Mesleğin adı kadar, o mesleğin içinde nasıl davranıldığı da ahlaki değerlendirmenin konusudur.
Yanlışı Kabul Etmek ve Yön Değiştirmek
Dersin sonunda yeniden sihirbazların yönelişine dönülür. Onlar geçmişte yaptıklarını örtmek yerine bağışlanma isterler. İnsan da kendi hayatındaki yanlışlarla yüzleşmeden yalnızca dışarıdaki kişileri suçlayarak ilerleyemez. Başkalarının hataları bulunabilir; fakat bu, bizim davranışlarımızı inceleme sorumluluğumuzu kaldırmaz. Tövbe, yalnızca yanlış olduğunu söylemekle sınırlı kalmamalı; mümkün olan değişiklikleri yapmaya yöneltmelidir. Bıraktığımızı söylediğimiz bir davranışı farklı gerekçelerle sürdürüyorsak sözümüzle uygulamamız arasındaki ayrılığı görmemiz gerekir. Dürüstlük, kişinin kendi kendisine anlattığı gerekçeleri de sorgulayabilmesidir.
Arınma, derste alışkanlıkları değiştirmeyi ve zor tercihler karşısında kararlılığı korumayı içeren bir süreç olarak ele alınır. Geçmişte emek verdiğimiz bir yoldan dönmek, elde ettiğimiz bazı imkânları bırakmak veya yanlışımızı kabul etmek kolay olmayabilir. Sihirbazların tehdide rağmen yönelişlerini korumaları bu bakımdan hatırlatılır. Günlük hayatın sınavları aynı biçimde yaşanmasa da temel soru sürer: İnandığımız doğru, seçimlerimize gerçekten yön veriyor mu? İman, salih amel ve aile içindeki iletişim bu noktada birleşir. Doğruyu aramak, hem kendi davranışımıza hem sevdiğimiz insanlarla kurduğumuz ilişkiye emek vermeyi gerektirir.


