İman Güvenle Büyür: Hak ile Batılı Ayırmak

13 Mart 2023

Bir insana neden güveniriz? Çünkü onu tanır, ne yaptığını görür ve sözünün arkasında durduğuna şahit oluruz.

İman da sadece dilde söylenen bir cümle değildir. Hûd Suresi’nde Rabbinden açık bir delil üzerinde olanla olmayan insanın aynı olmadığı hatırlatılıyor. Kur’an’ın ve daha önce gönderilen vahyin şahitliği üzerinden insanın bilgi, güven ve iman ilişkisi düşünmeye çağrılıyor.

Güven Bilgiyle Beslenir

Soru: Hiç tanımadığımız birine neden sınırsız güvenelim?

Güven çoğu zaman bir bilgi üzerine kurulur.

Bir ustaya arabamızı teslim ederiz; çünkü daha önce yaptığı işi görmüşüzdür. Bir arkadaşımızı bir işe tavsiye ederiz; çünkü onun dürüstlüğüne ve emeğine şahit olmuşuzdur. Bir insanın sözünü önemseriz; çünkü baskı altında nasıl davrandığını görmüşüzdür.

İman da emek ister.

Kur’an’ı okumadan, anlamaya çalışmadan, ayetlerle hayat arasında bağ kurmadan “neden imanım güçlenmiyor?” diye sormak eksik kalır.

Toprağa tohum atıp hiç sulamadan ürün bekleyemeyiz. Hayvan besleyen insan her gün emek vermek zorundadır. İş, eğitim, aile, ticaret… Hayatta değer verdiğimiz her şey bir bedel ve çaba ister.

İman da ilgilenilmeyen bir alan olarak bırakılırsa zayıflar.

Hak ile Batılı Ayırmak

İnsan önüne gelen her bilgiyi kabul ederse kendi ölçüsünü kaybedebilir.

Bir fikir, bir video, bir söz, bir tavsiye, bir ticaret yöntemi… Hepsi için aynı soru gerekir: Bu beni doğruya mı yaklaştırıyor, yoksa yolumu mu eğri gösteriyor?

Hûd Suresi’nde Allah’ın yolundan alıkoyan, onu eğri göstermeye çalışan insanlardan söz edilir.

Bu sadece açık bir düşmanlık şeklinde gelmeyebilir. Bazen yanlış bir bilgi çok güzel anlatılır. Bazen haram, normal ve zararsız gösterilir. Bazen yanlış olan şey “herkes böyle yapıyor” denilerek sıradanlaştırılır.

Soru: Bir bilgi hoşumuza gidiyor diye doğru mudur?

Hayır.

Nefsimizin hoşuna giden şey ile hak olan şey her zaman aynı değildir.

Bu yüzden insan kendisini de sorgulamalıdır. “Ben bu sözü neden kabul etmek istiyorum? Gerçek olduğu için mi, işime geldiği için mi?”

Hakikat bazen can acıtır. Çünkü alışkanlıklarımızdan vazgeçmemizi, hatamızı kabul etmemizi, daha fazla emek vermemizi isteyebilir.

Batıl ise çoğu zaman kolay bir yol sunar.

Uyarı Almak da Uyarabilmek de Bedel İster

Bir insana doğru bildiğimiz şeyi söylemek kolay değildir.

Karşı taraf kızabilir. Küçümseyebilir. Dinlemek istemeyebilir.

Nefsimiz de hemen devreye girer: “Bana ne, niye uğraşıyorum?”

Fakat faydalı bir sözün karşılığını sadece alkışla ölçersek ilk tepkiyle vazgeçeriz.

İnsan bazen bir şeyi anlatırken de kendisini sınamalıdır.

“Beni beğensinler” diye mi konuşuyorum?

“Ben biliyorum” demek için mi?

Yoksa karşı tarafın gerçekten ihtiyacını gidermek için mi?

Fayda niyeti, benlik niyetinden daha ağır basmalıdır.

Bu yüzden çıraklık dönemini kabul etmek gerekir. İnsan ilk başta heyecanlanabilir, kelimeleri karıştırabilir, istediği kadar güzel anlatamayabilir.

Ama emek verdikçe gelişir.

Fıtratlar Aynı Değildir

İnsanların kabiliyetleri de aynı değildir.

Bir çocuk daha küçük yaşta bir engeli kolayca aşabilirken diğeri aynı şeyi daha yavaş öğrenebilir. Bir insan çok hızlı karar verir; bir diğeri daha temkinlidir. Biri ticarette pratik olabilir, diğeri daha az hareketli ama daha sabırlıdır.

Burada büyük bir sınav var.

Soru: Bizim hızlı olmamız, yavaş olanı küçümseme hakkı verir mi?

Hayır.

Çünkü sahip olduğumuz zekâ, hız, cesaret, çalışma gücü ve fırsatlar da bize verilmiş özelliklerdir.

Başarılı olan insan arkasındakilere tepeden bakarsa başarı onu kibirli yapar.

Geride kalan insan da öndekine bakıp kendisini tamamen bırakırsa kendi sınavını kaybeder.

İkisi de birbirine ihtiyaç duyar.

Hızlı olan bazen yavaşlamayı öğrenir. Yavaş olan bazen adım atma cesaretini kazanır.

İnsanlar birbirini sadece kıyaslamak için değil, tamamlamak için de vardır.

Ahiret Bilinci Ölçüyü Değiştirir

Dürüstlük neden önemlidir?

Çünkü yalnızca bugün ne kazanacağımıza değil, yaptığımızın hesabını vereceğimize inanırız.

Bir insan sadece anlık kazanca bakarsa yalanı, haksızlığı veya kolay yolu kendisine makul gösterebilir.

Ahiret bilinci ise soruyu değiştirir.

“Bundan ne kazanırım?” yerine “Bunun hesabını nasıl veririm?” diye düşündürür.

Bu düşünce ticareti de, aileyi de, arkadaşlığı da, bilgiyi de değiştirir.

Soru: Bugün yaptığımız seçimler bizi daha güvenilir bir insan mı yapıyor, daha belirsiz bir insan mı?

İman, güven ve dürüstlük birbirinden kopuk değildir.

Rabbine güvenen insan, elinden gelen bedeli öder. Bildiğini uygular. Yanlışını fark ettiğinde dönmekten utanmaz.

Ve sahip olduğu kabiliyeti kendinden bilip kibirlenmez.

Bilgi Neden Tek Başına Yetmez?

Bir insan çok şey okuyabilir, çok şey dinleyebilir ve yine de hayatında hiçbir şey değiştirmeyebilir.

Bilginin güvene dönüşmesi için denenmesi, yaşanması ve davranışa çevrilmesi gerekir.

Dürüstlük hakkında yüzlerce söz bilmek kolaydır. Asıl sınav, zarar etme ihtimali varken dürüst kalmaktır. Sabır hakkında konuşmak kolaydır. Asıl sınav, işler geciktiğinde ölçüyü bozmamaktır. İnfakı anlatmak kolaydır. Asıl sınav, sevdiğimiz paradan verebilmektir.

İman da bu yüzden sadece zihinsel bir bilgi değildir. İnsan bildiği şeyin hayatındaki karşılığını gördükçe güveni derinleşir.

Soru: Bizim imanımız hangi davranışımızda görünür hâle geliyor?

Sözümüzde mi?

Kazancımızda mı?

Ailemizle ilişkimizde mi?

Baskı geldiğinde verdiğimiz kararda mı?

İnsan bir şeyi doğru bildiği hâlde sürekli tersini yaparsa bir süre sonra bildiği şey de kalbinde zayıflayabilir. Bu nedenle amel, bilginin korunmasına yardım eder.

Başarıyı Kendinden Bilmemek

Kabiliyetlerimizin farklı olması insanın kibir sınavını daha da görünür yapar.

Birisi çok hızlı öğrenebilir. Bir diğeri aynı şeyi tekrar tekrar çalışmak zorunda kalabilir. Bir insan kolay para kazanır, diğeri aynı para için çok daha fazla emek verir.

Burada adalet, herkesten aynı sonucu beklemek değildir. Her insanın kendisine verilen imkânla ne yaptığına bakmaktır.

Hızlı olanın yüz adımı, yavaş olanın on adımından daha değerli olmak zorunda değildir. Çünkü yavaş olan o on adımı atmak için çok daha fazla iç mücadele vermiş olabilir.

Bu bakış bizi iki hatadan korur.

Birincisi, başarılı olduğumuz için başkasını küçümsemek.

İkincisi, başkası bizden ileride diye tamamen vazgeçmek.

Soru: Allah’ın bize verdiği kabiliyeti başkalarına üstünlük kurmak için mi, fayda üretmek için mi kullanıyoruz?

İnsan bu soruya cevap verdiğinde başarı anlayışı değişir.

Doğru Bilgi Bizi Daha Merhametli Yapmalı

Hak ile batılı ayırmak sertleşmek demek değildir.

İnsanın yanlışını görmek, onu değersiz görmek değildir.

Doğru bilgi bizi kibirli yapıyorsa orada yeniden niyet kontrolü gerekir. Çünkü bildiğimiz şey de bize verilmiş bir nimettir.

Bir insan bugün anlamıyor olabilir. Yarın anlayabilir. Bugün çok hata yapıyor olabilir. Yarın dönebilir.

Bizim görevimiz, elimizden geldiğince doğruyu güzel biçimde ulaştırmak; insanların kalplerini zorla yönetmeye çalışmak değil.

Bu yüzden ilim arttıkça dua da artmalıdır.

“Rabbim bildiğimle kibirlenmekten beni koru.”

“Bildiğimi yaşamayı nasip et.”

“Yanlışımı fark ettiğimde dönmeyi nasip et.”

Bu dualar bilgiyi kuru bir üstünlükten çıkarıp kulluğa dönüştürür.

Çoğunluğun Peşinden Gitmek Kolaydır

İnsan kalabalığın içinde kendisini daha güvende hisseder.

“Herkes böyle yapıyor” cümlesi sorumluluğu hafifletiyor gibi gelir.

Fakat Hûd Suresi’nde insanların çoğunun iman etmeyebileceğinin hatırlatılması, çoğunluğu tek başına ölçü kabul etmememiz gerektiğini gösterir.

Soru: Bir davranışı doğru kabul etmemizin tek sebebi yaygın olması mı?

Eğer öyleyse kendi düşüncemizi başkasına teslim etmiş oluruz.

Hakikati aramak bazen yalnız kalma ihtimalini de göze almaktır.

Ama bu yalnızlık kibir üretmemelidir. “Herkes yanlış, sadece ben doğruyum” demek de başka bir tuzaktır.

Ölçü yine delil, doğruluk, dürüstlük ve insanın kendisini sorgulayabilmesidir.

Soru: Bugün bildiğimiz ama uygulamadığımız tek bir doğru nedir?

Bazen bütün hayatı değiştirmek yerine bir doğruyu uygulamak yeterli bir başlangıçtır. Bir borcu ödemek, bir sözü tutmak, bir haksızlığı bırakmak veya bir ibadeti düzene koymak bilgiyi amele dönüştürür.

İman büyüdükçe insanın dili de daha güvenilir olmalıdır. Sözüne sadakat, borca sadakat, emanete sadakat, ailede ve işte dürüstlük… Bunlar görünür delillerdir. İnsan çevresine “inanıyorum” demeden önce davranışıyla güven vermeye başladığında inancın hayatla bağı güçlenir.

Hakikate yaklaşmak, daha çok bilgi toplamak kadar o bilgiyi doğru bir hayata dönüştürmektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir