Sorunun Sebebini Arıyor muyuz? Emek, Sorumluluk ve Allah’a Güven

27 Ekim 2021

Soru: Bir işimiz ters gittiğinde ilk olarak ne yapıyoruz?

Sebebini araştırıyor muyuz?

Yoksa başımıza geleni hemen başka bir güce, başka bir insana mı bağlıyoruz?

Bakara suresinin 102. ayeti üzerinde düşünürken çok önemli bir ayrımla karşılaşıyoruz.

İnsana fayda vermeyen, zarar doğuran şeylerin peşinden gitmekle doğru bilgiye yönelmek aynı şey değildir.

Bunu anlamak için hayatın içinden örneklere bakalım.

Pilav kendiliğinden pişmez

Bir tencere pilav yapmak istiyoruz.

Pirinci hazırlayacağız, suyu ayarlayacağız, ocağı yakacağız.

Ne kadar su koyacağımızı, ne zaman altını kapatacağımızı öğrenmemiz gerekiyor.

Bir defa yanlış yapabiliriz. Sonraki denemede hatamızı düzeltiriz.

Soru: Pilav lapa olduğunda suyu mu inceleriz, yoksa başımıza açıklayamadığımız bir şey geldiğini mi söyleriz?

Bu soru kulağa basit geliyor.

Yemeği hazırlarken kullandığımız ateşe dokunmadığımızı düşünelim.

Çünkü ısının zarar verebileceğini biliyoruz.

Bu bilgiye göre davranmak için her seferinde yeni bir kanıt beklemiyoruz.

Aynı şekilde bir işte çok yüksek borçlanmanın riskini biliyorsak bu bilgiyi hesaba katmalıyız.

Yanlış bir tercihin sonucunu gördüğümüzde tekrar aynı hataya yönelmek bizi zorlayabilir.

Soru: Gündelik işlerde kullandığım aklı, zor kararlarımda neden bazen kullanamıyorum?

Belki de o kararlar nefsimize daha çok dokunuyor.

Bir harcamayı yapmak istiyoruz. Bir ilişkiyi bitirmek ya da sürdürmek istiyoruz.

Bazen sonucunu düşünmekten kaçıyoruz.

Böyle durumlarda yapılacak ilk iş, sebebi ve sonucu sakin biçimde yeniden düşünmek olabilir.

Yanlış yaptığımızda kararımızı değiştirebilmek de öğrenmenin parçasıdır.

Ne ateşin yakmasını inkâr etmek ne de zarar veren bir borcu görmezden gelmek bize yardım eder.

Çünkü mutfakta sebep ile sonuç arasındaki ilişkiyi hemen kabul ediyoruz.

Fakat aynı yaklaşımı hayatın her alanına taşımakta zorlanabiliyoruz.

Bir otomobil bozulduğunda tamire götürüyoruz.

Bir telefon çalışmadığında arızasını araştırıyoruz.

İşimiz zarar ettiğinde neden aynı açıklığı göstermeyelim?

Yanlış ürün seçmiş olabiliriz.

Gereğinden fazla borçlanmış olabiliriz.

Müşterinin ne istediğini yeterince dinlememiş olabiliriz.

Bunlar insanı rahatsız eden ihtimallerdir.

Çünkü böyle düşününce sorumluluk almamız gerekir.

Ama sorumluluk almak, bütün olayların bizim kontrolümüzde olduğunu söylemek değildir.

Sadece kontrol edebildiğimiz kısmı dürüstçe incelemektir.

Bir tencere pilav için emek gerektiğini kabul ederken hayatımızın bütün meselelerinin zahmetsiz çözüleceğini sanamayız.

Emek vermeyi kabul ettiğimiz yerde öğrenme başlar.

Bütün suçu başkasına atmak

İnsan kendisini suçlu görmek istemeyebilir.

İflas etmiş bir iş insanını düşünelim.

Uzun yıllar çalışmış, şirketini belli bir noktaya getirmiş.

Sonra işler bozulmuş.

Bu durumda başkalarının etkisi olabilir. Piyasa koşulları değişmiş olabilir.

Fakat verilen kararları incelemek de gerekir.

Bir insan bir iş yerinden ayrılmayı düşünebilir.

Şu an çalıştığı yerde sorunlar olabilir. Başka yerde daha iyi imkânlar da bulunabilir.

Ama “Başka yerde mutlaka daha mutlu olacağım” düşüncesi bütün ayrıntıları görmesini engelleyebilir.

Yeni işin de farklı sorumlulukları olacaktır.

Benzer biçimde ilişkilerde sürekli daha iyi birini aramak, mevcut ilişki içindeki kendi davranışımızı sorgulamamıza engel olabilir.

Soru: Değiştirmek istediğim şey gerçekten içinde bulunduğum durum mu, yoksa benim bazı alışkanlıklarım mı?

Elbette zarar veren bir ortamdan uzaklaşmak gerekebilir.

Ama karar verirken yalnızca hayal ettiğimiz güzel tarafı değil, yeni durumun yükünü de düşünelim.

Bir sorun karşısında kaçmakla çözüm aramak aynı şey değildir.

Sorunu anlamak, bazen bulunduğumuz yeri değiştirmekten önce kendi tutumumuzu düzeltmeyi gerektirir.

Yanlış yatırım yapıldı mı? Ödenemeyecek borçlar alındı mı?

Üretim, müşteri veya giderler ihmal edildi mi?

Soru: Bunların hiçbirini konuşmadan, yalnızca “Birileri bana zarar verdi” demek çözüm olabilir mi?

Böyle bir açıklama bir süre rahatlatabilir.

Ama şirketin gerçek sorunlarını çözmez.

Bazen insanın kendi nefsine ağır gelen gerçek tam da buradadır.

“Ben de hata yaptım” diyebilmek zor gelir.

Aynı durum evlilikte olabilir.

Eşler arasında iletişim kopmuşsa bunun nasıl başladığını anlamaya çalışmak gerekir.

Bir söz mü kırdı? Bir ilgisizlik mi büyüdü?

Sorunu büyüten davranışlarımız var mı?

Hiçbirini düşünmeden bütün suçu görünmeyen bir nedene bağlamak, bizi gerekli değişimden uzaklaştırabilir.

Elbette bir insanın uğradığı haksızlığı yok sayamayız.

Karşı tarafın sorumluluğu varsa o da görülmelidir.

Ancak bu, kendi kararlarımızı incelememize engel olmamalı.

Çünkü gerçeği ararken istediğimiz cevapla yetinemeyiz.

Hakikat bizi rahatsız etse de ondan uzaklaşmayalım.

Bilmediğimizi büyü gibi görmek

Teknolojiyi düşünelim.

Bugün görüntülü konuşma yapmak sıradan bir iş gibi geliyor.

Oysa bu işin nasıl gerçekleştiğini bilmeyen biri için çok şaşırtıcı olabilir.

Sesin ve görüntünün başka bir yere ulaşması, bilgi ve emekle anlaşılabilen bir süreçtir.

Bir şeyi henüz anlayamıyor olmamız, onu açıklamayı bırakmamız gerektiği anlamına gelmez.

Aynı yaklaşımı korkularımız için de düşünebiliriz.

Çevremizde gördüğümüz bütün korkular birbirine benzemez.

Kimi insan bir hayvandan korkar. Kimi insan karanlıktan, kimi insan da işini kaybetmekten korkabilir.

Bu korkuların hepsi aynı biçimde ortaya çıkmayabilir.

O yüzden bir başkasının yaşadığını dinlemeden onun adına kesin bir açıklama üretmeyelim.

Soru: Karşımdaki insanın sıkıntısını gerçekten anlamaya çalışıyor muyum?

Bir insanın korkusunu küçümsemek, ona yardımcı olmayabilir.

Ama onu daha çok korkutacak söylentiler de sorunu çözmez.

Önce ne yaşandığını ve neyin bilindiğini ayıralım.

Gerektiğinde konuya uygun bilgiyi ve desteği arayalım.

İnsanın sınırlarını kabul etmesi, doğru adım atmasına engel değildir.

Bilmediğimiz bir konuda yardım almak, sorumluluğu bırakmak değil, onu daha bilinçli biçimde üstlenmektir.

Bir insanın küçük yaşta yaşadığı olay, yıllar sonra belli durumlarda korku hissetmesine yol açabilir.

Bu korkuyu anlamak için yaşanmış deneyimi ve kişinin durumunu dikkate almak gerekir.

Korkunun kendisini küçümsemek doğru olmaz.

Ama onun tek ve değişmez bir açıklaması varmış gibi davranmak da doğru değildir.

Soru: Korkumun nedenini anlamaya mı çalışıyorum, yoksa korkunun beni yönetmesine mi izin veriyorum?

İnsan bir konuda eksik bilgisi olduğunda başkalarının iddialarına daha kolay kapılabilir.

Bu nedenle her duyduğumuzu gerçek bilgi olarak kabul etmeyelim.

Bakara suresinin 102. ayetinde Hz. Süleyman hakkında yayılan iddialar ve insanlara zarar veren öğrenmeler anlatılır.

Bir peygamberin adını kullanarak ortaya atılan suçlamayı sorgulamadan kabul etmek, ayetin uyarısıyla bağdaşmaz.

Ayetin doğrudan söyledikleriyle bu konudaki yorumları da birbirinden ayırmalıyız.

Önümüze gelen her anlatıyı dinî hüküm gibi sunamayız.

Söylentinin korkumuzu artırması onun doğru olduğunu göstermez.

Bir insanın duyduğu şeyden etkilenmesi mümkündür. Fakat etkilenmekle bilginin doğrulanması aynı şey değildir.

Allah’a güvenmek ve harekete geçmek

Allah’a sığınmak önemli. Dua etmek önemli.

Fakat bu bağlılık bizi hareketsiz bırakmamalı.

Pilav yaparken su koymadan yalnızca iyi bir sonuç beklemeyiz.

Bir iş kurarken hiçbir hazırlık yapmadan başarılı olacağımızı düşünmeyiz.

Ailemizle aramızdaki ilişki bozulduğunda hiç konuşmadan yakınlığın kendiliğinden geri gelmesini beklemek de doğru olmaz.

Soru: Allah’tan yardım istediğim konuda kendim hangi doğru adımı atıyorum?

İşte asıl yüzleşme burada.

Bir insan hayatını yalnızca tüketmek üzerine kurduğunda da zamanla zorluk yaşayabilir.

Kazancından çok harcıyor, sürekli yeni bir isteğin peşinden gidiyor olabilir.

Sonra bunun sonucunda borçları artınca yalnızca şansının kötü olduğunu söyleyebilir.

Soru: Bu sonuca götüren günlük alışkanlıklarımı görebiliyor muyum?

Burada kendimizi suçlamak için değil, daha doğru bir yön seçmek için düşünelim.

Hatalarımızı görmek ağır gelebilir.

Ama emek vererek değiştirebileceğimiz bir davranışı fark etmek önemli bir başlangıçtır.

Her sorunun hemen düzeleceğini söyleyemeyiz. Yine de gerekli adımı atmayı ertelemeyebiliriz.

İyi bir sonuç istiyorsak gerekli bilgiye yönelmeliyiz.

Yanlış yaptıysak bunu görmeliyiz.

Başkasının hakkını ihlal ettiysek davranışımızı düzeltmeliyiz.

İbadet ederken dürüst olmayı, çalışırken adaletli olmayı da önemsemeliyiz.

Yalnızca “İnanıyorum” demek, salih ameli hayatımıza taşıdığımızı göstermez.

Bilgi, inanç ve davranış birbirinden kopmamalı.

Bir çocuk eğitiminde sabır gerekiyorsa sabır göstermeye çalışmalıyız.

Bir işte uzmanlaşmak gerekiyorsa öğrenmeye devam etmeliyiz.

Bir ilişkide sınır koymak gerekiyorsa bunu kırmadan, açıkça yapabilmeliyiz.

Her insanın önüne farklı bir sınav gelir.

Kimi için para büyük bir istektir. Kimi için mevki, kimi için beğenilme arzusu.

Nefsimize hoş gelen şeyin her zaman bizim için doğru olmadığını fark etmek gerekir.

Daha iyi bir iş, daha büyük ev veya daha fazla imkân isteyebiliriz.

Fakat her isteği kendi hayatımızın tek ölçüsü hâline getirirsek mevcut sorumluluklarımızı unutabiliriz.

Daha iyi imkân ararken şükretmeyi de kaybedebiliriz.

Bu yüzden hem sebepleri araştırmalı hem de sahip olduklarımızın değerini bilmeyi öğrenmeliyiz.

Soru: Bugün başıma gelen bir olayda, değiştirebileceğim tek doğru davranış nedir?

Bunu belirleyelim.

Sorunun bütün yükünü tek başımıza çözemeyebiliriz. Ama kendi payımıza düşen adımı atabiliriz.

Rabbimizden yardım isterken çalışmayı, öğrenmeyi ve düzeltmeyi ihmal etmeyelim.

Çünkü güven, sorumluluktan kaçmak değil; doğru bildiğimiz yolda gayret etmeye devam etmektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir