Allah’ı Anmak ve Şükretmek: Sabırla Ayakta Kalmak
15.12.2021
Hatırlamak, hayatın içinde bir yön bulmaktır
Allah’ı anmak dediğimizde zihnimizde yalnız belli sözleri tekrar etmek canlanabilir. Bu derste ise Bakara suresinin 152. ayetinden hareketle, hatırlamanın gündelik hayatımızla ilişkisi üzerinde duruluyor. Bir söz dilimizde bulunurken davranışlarımızda onunla ilgisi olmayan bir yol izleyebiliriz. Bu yüzden kendimize yalnız ne söylediğimizi değil, söylediğimizin kararlarımızda nerede durduğunu da sormalıyız. Allah’ı hatırlamak, işimizin, ailemizin ve ihtiyaçlarımızın dışında kalan ayrı bir uğraş değildir. Bütün bunlarla ilgilenirken neyi gözettiğimizi, kime yöneldiğimizi ve neyi unuttuğumuzu düşünmemize yardım eden bir bilinçtir.
Kur’an’ın bir öğüt ve hatırlatma oluşu, derste üzerinde çalışmakla birlikte ele alınıyor. Okuduğumuz kelimelerin yanından geçip gitmek yerine anlamlarını düşünmek, onları yaşadıklarımızla ilişkilendirmek gerekiyor. Bazen dinlediğimiz bir şey bize bütünüyle yabancı gelmez; zaten bildiğimiz ama unuttuğumuz bir ölçüyü yeniden hatırlar gibi oluruz. Fakat tanıdık gelmesi, o bilgiyi kullandığımızı göstermez. Onun üzerine emek vermek, kendi hayatımızdaki karşılığını araştırmak ve yanlışımızı görmeye açık olmak gerekir. Hatırlamanın değeri, yalnız zihnimizde belirmesinde değil, bizi nasıl bir davranışa çağırdığında da ortaya çıkar.
Şükür, nimetin kaynağını unutmamaktır
Derste insan ilişkilerinden verilen bir örnek, hatırlamayı anlaşılır hâle getiriyor. Bir arkadaşımızı düzenli olarak arar, hâlini sorar ve onunla ilgilenirsek aramızdaki bağ canlı kalır. Yüz yüze görüşmek ve birlikte zaman geçirmek de bu ilgiyi somutlaştırır. Bu örnek, Allah’la ilişkiyi insan ilişkisine eşitlemek için değil, sürekli yönelişin hayatımızdaki yerini düşünmek için anlatılıyor. Yalnız sıkıştığımızda hatırlamakla, rahat zamanımızda da yönümüzü korumak aynı değildir. Dua ederken, çalışırken ve bir karar verirken Allah’ı hatırlamak, sözümüzle hayatımız arasındaki bağı güçlendirir.
Şükretmek için yalnız büyük bir kazanç veya beklemediğimiz bir başarı aramamıza gerek yoktur. Nefes alabilmek, düşünebilmek, hareket edebilmek ve ihtiyacımızı karşılayacak bir çaba gösterebilmek de üzerinde durabileceğimiz nimetlerdir. Alıştığımız için bunları kendiliğinden varmış gibi görebiliriz. Oysa hayatımızı sürdürürken kullandığımız imkânların hiçbirini bütünüyle kendi başımıza oluşturmuş değiliz. Ders, bu farkındalığı kuru bir teşekkürden daha geniş düşünmeye çağırıyor. Sahip olduğumuzu nasıl kullandığımız, onun için nasıl emek verdiğimiz ve başkasına karşı nasıl davrandığımız da şükrümüzle ilgilidir.
Sıcak bir yatak, başımızı koyabildiğimiz bir yastık veya yediğimiz bir yemek günlük telaşın içinde görünmez olabilir. Derste bunları hatırlatmanın amacı, başka insanların sıkıntısını kullanarak kendi duygularımızı susturmak değildir. Önümüzde duran nimeti fark etmektir. Çok büyük imkânlar içinde olup yine de huzursuz yaşayan insanlar bulunabilir. Bu nedenle şükrü yalnız sahip olduklarımızın miktarına bağlayamayız. Az veya çok, elimizdeki imkânı görüp onunla ne yaptığımızı düşünmeliyiz. Sürekli eksik olanı sayarken, hayatımızda bulunan şeylerle ilişkimizi kaybedip kaybetmediğimize de bakmalıyız.
İnsanın yiyeceğe, barınmaya, çalışmaya, sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı vardır. Ders, bu ihtiyaçlardan kaçarak hayatın dışında bir yerde durmayı önermiyor. Asıl mesele, bu ihtiyaçlarla ilgilenirken Allah’ı hatırlayabilmektir. Günlük sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz anlar da niyetimizi görme imkânı taşır. Böyle bakınca şükür yalnız işimiz bittikten sonraya bırakılan bir söz olmaz. İşin içindeki seçimimize, başkasına davranışımıza ve elimizdeki imkânı kullanma biçimimize eşlik eden bir yöneliş olur.
İyilik yaparken kendimizi merkeze koymamak
İblis’in Hz. Âdem karşısındaki tutumu derste kibir ve şükür ilişkisi bakımından ele alınıyor. Kendini daha hayırlı görmesi, sahip olduğu niteliği üstünlük gerekçesine dönüştürmesi üzerinde duruluyor. Bu anlatımın bize dönük sorusu şudur: Bir iyilik yaptığımızda veya bir imkâna ulaştığımızda kendimizi hangi yere koyuyoruz? İnsanın bilgisi, geçmişteki emeği veya yaptığı faydalı işler, başkasını küçümseme hakkı vermez. İyilik yapabilmiş olmak da kendi başına böbürlenme gerekçesi değildir. Nimetin kaynağını hatırlamak, yaptığımız iyiliği kendimizi büyütmek için kullanmamızı sorgulatır.
Doğru yola yönelmek, artık hiç zorlanmayacağımız anlamına da gelmez. Derste A’râf suresindeki anlatımla birlikte, insanın dürüst kalmaya çalışırken de baskı ve vesveseyle karşılaşabileceği hatırlatılıyor. Biri bize haksızlık yaptığında aynı haksızlıkla karşılık vermek isteyebiliriz. İftira duyduğumuzda öfkemiz, uzun zaman önce yaşadığımız bir olayda ise kinimiz öne çıkabilir. Burada sınanan yalnız başkasının davranışı değildir; bizim o davranış karşısındaki seçimimizdir. Doğru olanı bildiğimiz hâlde uygulamakta zorlandığımız yeri görmek, kendimizi bütünüyle doğru ilan etmekten daha faydalıdır.
Sözü düşünerek söylemek
Ders, zikirle ilgili konuşurken kullanılan sözlerin anlamına dikkat çekiyor. Bir ağacı, bir meyveyi veya yediğimiz pirinci gördüğümüzde yaratılış üzerinde düşünmekten söz ediliyor. Sübhanallah derken kusursuz yaratılışı, Elhamdülillah derken bize verilen nimeti ve onu fark edebilmeyi düşünmek; Allahu ekber derken Allah’ı kendi sınırlı ölçülerimize sığdırmamayı hatırlamak öne çıkarılıyor. Buradaki çağrı, dildeki sözü bilinçli bir yönelişle birleştirmektir. Sözü tekrar ederken anlamını tamamen unutursak, onun hayatımıza taşıması gereken düşünceyi de gözden kaçırabiliriz. Önemli olan, söylediğimizin içini düşünce ve davranışla doldurabilmektir.
Öğrenmenin başlangıcındaki araçlarla daha sonra kuracağımız ilişki de bu çerçevede anlatılıyor. Bir çocuk saymayı öğrenirken boncuklardan veya abaküsten yararlanabilir; fakat bütün öğrenmesi hep aynı basamakta kalmaz. Dersin verdiği bu örnek, insanın kullandığı yöntemi son hedefe dönüştürmemesi gerektiğini düşündürüyor. Bir uygulama bize başlangıçta yardımcı olmuş olabilir. Yine de anlayışımızı geliştirmek ve öğrendiğimizi hayatla ilişkilendirmek için emek vermeye devam etmeliyiz. Aracın kendisine bağlanıp niçin yola çıktığımızı unutursak, bizi ilerletecek soruları sormayı bırakabiliriz. Öğrenmek, elde tuttuğumuz yöntemi de gerektiğinde düşünmeyi gerektirir.
Öğretenden yararlanmak, ona bağımlı kalmamak
Bir öğretmen veya bir ders, anlamadığımız bir şeyi görmemize vesile olabilir. Bu yardımın kıymetini bilmek gerekir. Fakat o kişi olmadan hiçbir şeyi anlayamayacağımızı düşünmek, öğrenmeyi daraltabilir. Derste dinleyenin zamanla Kur’an’ı kendisinin de okuyup anlamaya çalışması isteniyor. Öğretenden faydalanmakla onu değişmez ölçü hâline getirmek aynı değildir. Duyduğumuzu araştırmalı, metinle ilişki kurmalı ve kendi anlayışımız için emek vermeliyiz. Hidayeti bir kişiye ait güç gibi düşünmeden, öğrenmeye yardım eden insana teşekkür edebiliriz. Böylece vesileyi gözetirken yönümüzü de korumuş oluruz.
Anlamak bazen uzun bir emek ister. Derste ilk okumalarında zorlanma, farklı mealler arama ve bazı ayetler arasında ilişki kuramama tecrübesi de anlatılıyor. İnsan hemen anlayamadığında suçu yalnız kitaba, çeviriye veya anlatana yükleyebilir. Oysa kendi hazırlığını ve verdiği emeği de düşünmelidir. Bu, her açıklamayı sorgusuz kabul etmek demek değildir. Tam tersine, sorgulayabilmek için de öğrenmeye ihtiyaç vardır. Bir kelimeyi tanımakla bir konunun bütününü anlamak arasındaki mesafeyi kabul ettiğimizde, acele hüküm vermeden çalışmaya devam etmek daha mümkün olur.
Sabır ve salât üzerinde düşünmek
Bakara suresinin 153. ayetinde sabır ve salâtla yardım isteme çağrısı ele alınırken, dersin anlatıcısı salât kavramını namazın yanı sıra ayetleri anlamak, anlatmak ve doğruya destek olmak boyutuyla da yorumluyor. Bu, dersin kavrama ilişkin açıklamasıdır. Burada hayatımıza dönük vurgu, bildiğimiz doğruyu davranışa taşırken karşılaşabileceğimiz güçlüklerdir. Bir gerçeği duymak her zaman hoşumuza gitmeyebilir. Kendi alışkanlığımızı sorgulayan bir sözden rahatsız olabiliriz. Bu yüzden anlatırken de dinlerken de acele tepki vermemek, sözü ve kendi tutumumuzu düşünmek önemlidir.
Doğruyu söylemek, karşımızdaki insanı küçümseme veya kendimizi üstün gösterme fırsatı değildir. Derste sabır üzerinde durulmasının bir nedeni, alışılmış bir davranışın sorgulanmasının ilişkide gerilim oluşturabilmesidir. Yakınımız dinlemek istemeyebilir, söylediğimizi yanlış anlayabilir veya bize karşı çıkabilir. Böyle bir durumda kendi öfkemizi doğruluğun yerine koymamalıyız. Anlatmaya çalıştığımız ölçüyü kendi davranışımızda da korumamız gerekir. Bir sözün haklı olduğunu düşünmek, onu nasıl söylediğimizin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Sabır, yalnız cevabı beklemek değil, karşılık verirken kendi ahlakımızı da gözetmektir.
Dua ile seçimimizin aynı yöne bakması
İnsan zayıf olduğu bir konuda Allah’tan yardım isteyebilir. Kibirden, kinden, yalandan veya kendisini yanlış davranışa sürükleyen bir isteğinden uzaklaşmayı dileyebilir. Derste bu duanın ardından davranışımıza da bakmamız gerektiği anlatılıyor. Bir alışkanlıktan kurtulmak istediğimizi söylerken bizi sürekli o alışkanlığa götüren ortamı kendimiz arıyorsak, sözümüzle seçimimiz arasında çelişki vardır. Yardım istemekle birlikte, değiştirebileceğimiz adımı da atmalıyız. Dua, niyetimizi dile getirirken seçimimiz de o niyeti sınar. İkisini ayrı yollarda bırakmadan, gerçekten hangi yönde yürümek istediğimize bakmamız gerekir.
Bir kez doğru seçim yapmış olmak da öğrenmenin sonu değildir. Benzer bir durum yeniden önümüze gelebilir ve aynı ölçüyü tekrar korumamız gerekebilir. Derste oyunlardaki aşamalar üzerinden, bir güçlüğü geçerken edinilen tecrübenin sonraki güçlükte işe yarayabileceği anlatılıyor. Bu benzetme, hayatın bütün ayrıntılarının basit bir oyuna indirgenmesi için değildir. Öğrendiklerimizin sonraki seçimlerimize nasıl taşındığını düşünmek içindir. İnsan bir alışkanlığını değiştirmeye çalışırken zaman ve tekrar gerekebileceğini kabul etmelidir. Hemen sonuç alamayınca bütün çabasını değersiz saymak, yolun devamını görmesini zorlaştırır.
Bilmediğimizin sınırını kabul etmek
154. ayet konuşulurken Allah yolunda öldürülenler hakkında, bizim algımızın sınırını hatırlatan ifadeye dikkat çekiliyor. Dersin bu bölümünde önemli olan, bilmediğimiz bir alanı kesin ayrıntılarla doldurmaya çalışmamaktır. Bir şeyi kendi duyularımızla kavrayamıyor olmamız, onun hakkında her istediğimizi söyleyebileceğimiz anlamına gelmez. İman ile bildiğimizi iddia etmek aynı şey değildir. Metnin söylediğini anlamaya çalışırken, söylemediği ayrıntılar hakkında kesin konuşmaktan kaçınmalıyız. Böylece öğrenme isteğimizi korurken bilgimizin sınırını da kabul ederiz. Bu sınır, insanın tevazuyla düşünmesi için bir hatırlatmadır.
Sınanırken birbirimize nasıl destek oluyoruz?
155. ayette korku, açlık ve çeşitli kayıplarla sınanma hatırlatılıyor. Hayatımızın rahat dönemindeki tutumumuzla baskı altındaki tutumumuz aynı olmayabilir. Kaygı, yoksunluk veya bir yakınımızın kaybı bizi zorlayabilir. Ders, bu farklı durumları sayarken insanların imtihanlarının tek biçimde olmadığını da düşündürüyor. Bu yüzden karşımızdaki insanın sıkıntısını hemen küçük görmekten kaçınmalıyız. Onun yaşadığını dinlemek, kendi durumuyla ilgili neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışmak önemlidir. Birine sabrı hatırlatmak, yaşadığı acıyı hiç yokmuş gibi davranmak değildir; zorlanırken doğru davranıştan kopmamasına destek olmaktır.
Öfkeyle bir haksızlığa karşılık vermek isteyen kişiye durmasını hatırlatmak, derste bu desteğin örneklerinden biri olarak anlatılıyor. Canı yandığı için başka insanlara zarar vermeyi düşünen birini teşvik etmek yerine, öfkesine hâkim olmasına yardımcı olmak gerekir. Yaşadığı acıyı kabul etmekle, yapacağı her şeyi haklı görmek aynı değildir. Yakınımızın yanında dururken onun daha büyük bir yanlışın içine girmesine engel olmaya çalışabiliriz. Böyle bir destek, sadece teselli sözü söylemekten ibaret değildir. Kişiyi dinlemekle birlikte, öfkenin kararı yönetmesine karşı doğruyu hatırlatmaktır.
Sabredenleri müjdeleme çağrısı da bu dayanışmayla birlikte düşünülebilir. İyilikten yorulmuş, dürüst kalmanın bedeli altında bunalmış birine umudunu kaybetmemesini hatırlatabiliriz. Fakat bunu yaparken kendimizi onun bütün hayatını bilen kişi yerine koymamalıyız. Dinlemek, anlamaya çalışmak ve faydalı bir söz söylemek de emek ister. Her sıkıntıya aynı hazır cümleyi vermek yerine, söylediğimizin o insan için nasıl bir karşılığı bulunduğunu düşünmeliyiz. Destek olmak, onun yerine bütün kararları almak değildir. Doğru yoldan vazgeçmemesi için yanında sorumlulukla durmaktır.
Hatırlamak, şükretmek ve uygulamak
Dersin sonunda bütün bu konular yeniden birbirine bağlanıyor. Allah’ı hatırlamak, nimeti görmek, şükretmek, sabretmek ve doğruyu hayata taşımak birbirinden kopuk davranışlar değildir. Birini yalnız sözde bırakıp ötekini unutursak, öğrendiğimizin hayatımızdaki karşılığı zayıflar. Bugün elimizde bulunan bir nimeti nasıl kullandığımızı, zorlandığımızda kime yöneldiğimizi ve öfkelendiğimizde hangi sınırı koruduğumuzu düşünebiliriz. Kendimizi kusursuz ilan etmeden hatamız için bağışlanma ister, öğrenmeye ve uygulamaya devam ederiz. Rabbimizden faydalı ilim, güçlenen bir iman ve öğrendiklerimizi davranışa taşıyabilme imkânı dileriz. En doğrusunu Allah bilir.

