Rûm Suresi 6. Ayet ve Günümüz İnsanı

Rûm Suresi 6. Ayet ve Günümüz İnsanı

“Bu, Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
(Rûm Suresi, 6. ayet)

Bu ayeti sadece “Romalılar yeniden galip gelecek” şeklinde okursak mesajını geçmişte bırakırız. Oysa ayet, bugünün modern insanının yaşadığı büyük bir bilinç sorununu da anlatıyor:

İnsan çok şey biliyor ama hakikati bilmiyor.

Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Elimizde akıllı telefonlar, internet, sosyal medya ve yapay zekâ var. Dünyanın öbür ucundaki gelişmeyi birkaç saniyede öğrenebiliyoruz. Ekonomik verileri, seçim sonuçlarını, savaşları ve piyasa hareketlerini anlık olarak takip ediyoruz.

Fakat bütün bu bilgiye rağmen insan geleceğe dair büyük bir korku yaşıyor.

“Nereden rızık bulacağım?”

“İşimi kaybedersem ne olacak?”

“Çocuğumun geleceği nasıl olacak?”

“Bu hastalıktan kurtulabilecek miyim?”

“Hayatım yeniden düzelebilir mi?”

İnsan dünyada olup bitenleri biliyor fakat hayatın kimin hükmü altında olduğunu unutabiliyor.

Modern insan neye güveniyor?

Modern insan güvenliğini çoğunlukla şunlara bağlıyor:

  • Parasına,
  • Mesleğine,
  • Diplomasına,
  • Teknolojiye,
  • Güçlü insanlarla kurduğu ilişkilere,
  • Sosyal medyadaki görünürlüğüne,
  • Sağlığına ve gençliğine.

Bunların hepsi önemlidir. İnsan çalışmalı, eğitim almalı, birikim yapmalı ve tedbirli olmalıdır. Fakat bunları mutlak güven kaynağına dönüştürdüğünde mizan bozulur.

İnsan bazen rızkı vereni unutup işverenini rızkın sahibi zannediyor. Şifayı vereni unutup doktoru mutlak güç sahibi görüyor. Başarı imkânını vereni unutup yalnızca kendi zekâsına güveniyor.

Sonra bu sebeplerden biri elinden alındığında tamamen yıkılıyor.

İşte ayet, insana sebeplerin arkasındaki hakikati hatırlatıyor:

“Allah vaadinden dönmez.”

Yani insanlar değişebilir, kurumlar değişebilir, ekonomi bozulabilir, devletler güç kaybedebilir, bugün açık olan bazı kapılar yarın kapanabilir. Fakat Allah’ın sözü, adaleti ve koyduğu ölçü değişmez.

Allah’ın vaadi tembellik değildir

Bu ayeti yanlış anlayarak:

“Allah’ın vaadi var, benim bir şey yapmama gerek yok.”

diyemeyiz.

Romalılar ağır bir yenilgi yaşadıktan sonra oturup zafer beklemedi. Ordularını yeniden düzenlediler, ekonomik hazırlık yaptılar, strateji geliştirdiler ve yıllarca mücadele ettiler.

Demek ki Allah’ın vaadine güvenmek, sorumluluktan kaçmak değildir.

Tevekkül, çalışmadan beklemek değil; gereken emeği verdikten sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.

Modern insan bazen iki uç arasında kalıyor:

Bir tarafta hiçbir çaba göstermeden mucize bekliyor. Diğer tarafta ise bütün sonucu yalnızca kendi emeğine bağlayarak “Her şeyi ben yaptım” diyor.

Ayet bu iki aşırılığın arasında bir mizan kuruyor:

Çalış ama emeğini ilahlaştırma.
Tedbir al ama tedbirini mutlak güvence zannetme.
Dua et ama sorumluluğunu terk etme.
Kazandığında kibirlenme, kaybettiğinde ümidini kesme.

“İnsanların çoğu bilmezler”

Buradaki “bilmezler” ifadesi çok düşündürücüdür.

Çünkü ayet “İnsanların çoğunun bilgisi yoktur” demiyor; hakikati kavrayamadıklarını söylüyor.

Bir insan ekonomi bilebilir ama rızkın anlamını bilmeyebilir.

Psikoloji bilebilir ama kendi nefsini tanımayabilir.

Teknolojiyi kullanabilir ama teknolojinin kendisini nasıl kullandığını fark etmeyebilir.

Dünyadaki savaşları analiz edebilir ama kendi içindeki kibir, haset ve korkuyla mücadele edemeyebilir.

Binlerce kişiye ulaşabilir ama neden yalnız olduğunu bilemeyebilir.

Çok şey bilmek ile bilinç sahibi olmak aynı değildir.

Modern insan çoğu zaman dünyanın görünen yüzünü biliyor. Hangi yatırımın kazandıracağını, hangi mesleğin geleceğinin olduğunu, hangi paylaşımın daha fazla beğeni alacağını hesaplıyor. Fakat bütün bunların kendisini hakka mı, batıla mı götürdüğünü sorgulamıyor.

Bilgi artıyor ama huzur artmıyor.

İletişim araçları çoğalıyor ama insanlar birbirini anlamıyor.

Evler büyüyor ama aileler dağılıyor.

Seçenekler artıyor ama insan ne istediğini bilmiyor.

Çünkü araçları biliyoruz fakat amacı unutuyoruz.

Geciken şey, gerçekleşmeyecek demek değildir

Romalılar yenildiğinde Allah’ın vaadi hemen gerçekleşmedi. Ayette birkaç yıllık bir süreçten söz edildi.

Bu da modern insana sabrı öğretir.

Biz dua ediyor ve sonucunu hemen görmek istiyoruz. Bir işe başlıyor, birkaç haftada başarı bekliyoruz. Bir yanlış alışkanlığı bırakıyor, hayatımızın hemen değişmesini istiyoruz. Bir paylaşım yapıyor, anında beğeni bekliyoruz.

Dijital dünya bizi hızlandırdı; fakat hayatın yasaları her zaman bu hızla çalışmıyor.

Bir tohumun meyve vermesi zaman ister.

Bir karakterin olgunlaşması zaman ister.

Bir yaranın iyileşmesi zaman ister.

Bir toplumun değişmesi zaman ister.

Duamızın hemen gerçekleşmemesi, reddedildiği anlamına gelmeyebilir. Gecikme bazen hazırlanma süresidir. Fakat insan, beklerken de üzerine düşen emeği vermeye devam etmelidir.

Sosyal medya ve sahte zaferler

Bugün zaferi çoğu zaman görünürlükle ölçüyoruz:

“Kaç kişi beni takip ediyor?”

“Paylaşımım kaç beğeni aldı?”

“İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor?”

“Başkalarından daha başarılı görünüyor muyum?”

Oysa görünen başarı, gerçek zafer olmayabilir. İnsan milyonlarca kişiye ulaşırken kendisini kaybedebilir. Çok para kazanırken ailesini, huzurunu ve doğruluğunu kaybedebilir. Tartışmayı kazanırken bir insanın kalbini kırabilir.

Gerçek zafer sadece başkasını geçmek değildir.

Gerçek zafer:

  • Kibre karşı mütevazılığı,
  • Hırsa karşı kanaati,
  • Hasete karşı şükrü,
  • Yalana karşı doğruluğu,
  • Ümitsizliğe karşı umudu,
  • Batıla karşı hakkı tercih edebilmektir.

Ahiret bilinci olmadan dünya zaferlerini nihai sonuç zannederiz. Oysa dünyadaki alkış, Allah katında kabul anlamına gelmeyebilir. Dünyadaki kayıp da Allah katında kaybettiğimiz anlamına gelmez.

Ayetin günümüze söylediği söz

Rûm Suresi’nin 6. ayeti modern insana şöyle sesleniyor:

Her gördüğünü son gerçek zannetme.
Bugünün güçlüsünü mutlak güçlü görme.
Bugünkü yenilgini hayatının sonu sayma.
Kapılar kapandığında Allah’ın rahmetinden ümidini kesme.
Çalış, emek ver, bedel öde; fakat sonucu yalnızca kendinden bilme.

Allah’ın vaadine güvenen insan pasifleşmez. Tam tersine daha bilinçli çalışır. Çünkü emeğinin kaybolmayacağını, yapılan her salih amelin bir karşılığı bulunduğunu bilir.

Şimdi kendimize soralım:

Güvenimizi Allah’a mı, yoksa sahip olduğumuz geçici imkânlara mı bağlıyoruz?

Bir kapı kapandığında rızkın sahibini mi hatırlıyoruz, yoksa her şeyin bittiğini mi düşünüyoruz?

Allah’tan yardım beklerken üzerimize düşen emeği, bedeli ve çabayı gösteriyor muyuz?

Bilgimiz çoğalırken bilincimiz, şükrümüz ve salih amellerimiz de çoğalıyor mu?

Ve gerçekten biliyor muyuz; yoksa yalnızca dünyanın görünen yüzünü mü biliyoruz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir