Rûm Suresi 7–8. Ayetler: Görüneni Bilmek, Hakikati Unutmak
“Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Ahiretten ise tamamen gafildirler.”
(Rûm Suresi, 7. ayet)
“Onlar kendi içlerinde hiç düşünmediler mi? Allah gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır. Fakat insanların birçoğu Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedir.”
(Rûm Suresi, 8. ayet)
Bu iki ayet, 6. ayetin devamıdır. Önceki ayette:
“Allah’ın vaadinden dönmeyeceği fakat insanların çoğunun bilmediği”
bildirilmişti.
- ayet ise onların neyi bildiklerini, neyi bilmediklerini açıklıyor:
Dünyanın görünen yüzünü biliyorlar; fakat hayatın anlamından, ahiretten ve hesabından habersiz yaşıyorlar.
7. Ayet: Bilgi var, bilinç yok
Ayet, insanların dünya hakkında hiçbir şey bilmediğini söylemiyor. Tam tersine dünya hayatının zâhirini, yani görünen, ölçülebilen ve hesaplanabilen yönünü bildiklerini söylüyor.
İnsan şunları biliyor:
- Nasıl para kazanacağını,
- Nasıl üretim yapacağını,
- Nasıl bina inşa edeceğini,
- Teknolojiyi nasıl geliştireceğini,
- Sosyal medyada nasıl görünür olacağını,
- Hangi yatırımın daha fazla kazandıracağını,
- İnsanların dikkatini nasıl çekeceğini.
Fakat aynı insan şu soruların cevabını bilmiyor olabilir:
- Ben neden yaratıldım?
- Kazandığım para beni nasıl bir insana dönüştürüyor?
- Bu teknolojiyi hak için mi, batıl için mi kullanıyorum?
- Gücümün sınırı nedir?
- Yaptıklarımın hesabını verecek miyim?
- Rabbime nasıl döneceğim?
Demek ki insanın sorunu bilgi sahibi olmaması değil; bilgisinin istikametinin olmamasıdır.
Dünya bilgisini ayet kötülemiyor
Burada önemli bir mizan kurmalıyız. Ayet, dünyayı öğrenmeyi, bilimle uğraşmayı veya teknoloji geliştirmeyi kötülemiyor.
Sorun, insanın yalnızca görünen dünyayı bilmesi ve hayatı bundan ibaret zannetmesidir.
Bir doktor insan bedenini inceleyebilir. Bu faydalı bir ilimdir. Fakat insanı yalnızca etten, kemikten ve hücrelerden oluşan bir varlık olarak görürse hayatın manevi boyutunu gözden kaçırabilir.
Bir mühendis çok güçlü makineler üretebilir. Fakat yaptığı şeyin insanlığa fayda mı zarar mı verdiğini sorgulamazsa bilgi, salih amele dönüşmeyebilir.
Bir insan çok para kazanabilir. Fakat parasının helal mi haram mı olduğunu, paylaşması gereken insanların bulunup bulunmadığını ve o paranın kendisini kibirli yapıp yapmadığını düşünmezse yalnızca dünyanın görünen yüzünü öğrenmiş olur.
Kur’an bize:
“Dünyayı bırakın.”
demiyor.
Şunu söylüyor:
“Dünyayı öğrenirken onun neden yaratıldığını ve seni nereye götürdüğünü unutma.”
Modern insanın büyük çelişkisi
Bugün insanlık geçmişe göre çok daha fazla bilgiye sahip. Uzaya araç gönderiyoruz, insan bedeninin genetik yapısını inceliyoruz, yapay zekâ geliştiriyoruz ve dünyanın öbür ucundaki insanla anında konuşabiliyoruz.
Fakat bütün bu ilerlemeye rağmen:
- Kaygı artıyor,
- Yalnızlık büyüyor,
- Aile bağları zayıflıyor,
- İnsanlar birbirine güvenemiyor,
- Ruhsal huzursuzluk çoğalıyor,
- İnsan hayatının anlamını bulmakta zorlanıyor.
Teknoloji mesafeleri kısalttı; fakat kalpler arasındaki mesafeyi her zaman azaltmadı.
İletişim araçlarımız çoğaldı; fakat birbirimizi dinleme yeteneğimiz zayıfladı.
Bilgiye ulaşmak kolaylaştı; fakat hak ile batılı ayırmak zorlaştı.
İnsan dünyanın görünen yüzünde ilerledi; fakat kendi iç dünyasında aynı ilerlemeyi gösteremedi.
İşte 7. ayet tam olarak bu bilinç sorununa dikkat çekiyor:
Bilgi çoğalabilir; fakat insan ne için yaşadığını bilmiyorsa hakikate ulaşmış sayılmaz.
Sosyal medyada görünen yüz
Sosyal medya da dünyanın görünen yüzüne benzer.
İnsanların:
- Mutlu fotoğraflarını,
- Başarılarını,
- Tatillerini,
- Arabalarını,
- Güzel evlerini,
- Kutlamalarını görüyoruz.
Fakat korkularını, borçlarını, aile içindeki sorunlarını, geceleri yaşadıkları yalnızlığı ve içlerindeki huzursuzluğu göremiyoruz.
Sonra gördüğümüz bu küçük parçayı hakikatin tamamı zannediyoruz.
Kendimizi başkalarıyla kıyaslıyor ve:
“Herkes mutlu, sadece ben mutsuzum.”
diyoruz.
Oysa gördüğümüz şey zâhirdir; insanın hayatının yalnızca dışarıya gösterdiği yüzüdür.
Burada hak ile görüntüyü, gerçek ile gösterileni ayırabilmek gerekir.
Ahiret bilinci neden önemlidir?
Ahiret bilinci yalnızca ölümden sonra nereye gideceğimizi düşünmek değildir. Ahiret bilinci, bugünkü davranışlarımızın karşılıksız kalmayacağını bilmektir.
Bu bilinç insana şunu söyler:
- Yaptığın iyilik kaybolmaz.
- İşlediğin haksızlık hesapsız kalmaz.
- Kimse görmese de Allah görür.
- Dünyada karşılığını alamadığın emeğin boşa gitmez.
- Güçlü olmak, hesap vermeyeceğin anlamına gelmez.
- Mağdur olmak, hakkının sonsuza kadar kaybolduğu anlamına gelmez.
Ahiret bilinci dünyanın mizanını düzeltir.
Eğer ahiret yoksa güçlü olanın yaptığı yanına kalabilir. Zalim, dünyada cezalandırılmadan ölebilir. Mazlum da hakkını alamadan hayattan ayrılabilir.
Ahiret, yarım kalan adaletin tamamlanacağı yerdir.
8. Ayet: “Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi?”
“Onlar kendi içlerinde hiç düşünmediler mi?”
Bu ifade iki güçlü anlam taşır.
Birincisi:
İnsan kendi yaratılışı hakkında düşünmelidir.
İkincisi:
İnsan kendi kendine, samimi ve derin bir şekilde düşünmelidir.
Modern insan sürekli dışarıya bakıyor:
“Kim ne paylaşmış?”
“Kim ne kazanmış?”
“Kim nereye gitmiş?”
“Kim benden ileride?”
Kur’an ise insanın yönünü içine çeviriyor:
“Biraz da kendine bak. İçinde neler oluyor? Seni yöneten şey hakikat mi, korkuların mı? Nefsinin istekleri mi, bilincin mi?”
İnsan bütün dünyayı araştırıyor ama kendisini araştırmıyorsa en önemli bilgiyi ihmal etmiş olabilir.
Başkalarının hatalarını kolayca görüyor ama kendi kibrini, hasedini ve yanlışlarını fark etmiyor olabilir.
Bu yüzden gerçek tefekkür, yalnızca gökyüzüne bakmak değildir. Kendi niyetlerimize, seçimlerimize ve davranışlarımıza da bakmaktır.
İnsan kendi yaratılışını düşünse…
İnsan kendi bedenine baktığında bile büyük bir ölçü görür.
Kalbi sürekli çalışıyor. Nefes alıyor, hücreleri yenileniyor, yaraları iyileşiyor. Bunların çoğu insanın bilinçli yönetimi olmadan gerçekleşiyor.
İnsan bir telefon yaptığında onu yapan bir mühendis bulunduğunu kabul ediyor. Fakat telefondan çok daha karmaşık olan kendi bedeninin ve bilincinin amaçsız meydana geldiğini düşünebiliyor.
Ayet insanı kendi varlığı üzerinden sorgulamaya çağırıyor:
Seni kim yarattı? Sana aklı, iradeyi ve bilinci kim verdi? Bunlar sana neden verildi? Bu hayat başıboş olabilir mi?
“Allah gökleri ve yeri ancak hak ile yarattı”
Ayette geçen “hak ile” ifadesi çok önemlidir.
Evren:
- Boş yere,
- Amaçsız,
- Anlamsız,
- Eğlence olsun diye,
- Karmaşa ve tesadüf üzerine yaratılmamıştır.
“Allah hak ile yarattı” demek; yaratılışta hikmet, ölçü, adalet ve amaç bulunduğunu kabul etmektir.
Burada sizin derslerinizdeki mizan kavramı karşımıza çıkıyor.
Geceyle gündüz arasında ölçü vardır. İnsan bedeninde ölçü vardır. Tabiatta sınırlar vardır. Her şeyin bir hududu ve işleyiş yasası bulunur.
İnsan da bu düzenin içinde sınırsız değildir.
Özgür iradesi vardır; fakat yaptıklarının sonuçlarından bağımsız değildir. İstediğini seçebilir; fakat seçiminin bedelini ve sorumluluğunu taşır.
Hak ile yaratılmış bir dünyada, batıl davranışların sonuçsuz kalması beklenemez.
İnsan yalan söylerse güven kaybolur. Ailesine ilgisiz kalırsa ilişkileri zayıflar. Bedeninin sınırlarını aşarsa sağlığı bozulur. Haksız kazanç elde ederse toplumun adalet duygusu zarar görür.
Bazen buna “Allah neden böyle yaptı?” diyoruz. Oysa bazı sonuçlar, insanın Allah’ın koyduğu sınırları aşmasının ardından geliyor.
“Belirlenmiş bir süre için yarattı”
Ayet, göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin belirlenmiş bir süreye kadar yaratıldığını söylüyor.
Yani dünyada hiçbir şey sonsuz değildir:
- İnsan ömrü sonsuz değildir.
- Gençlik kalıcı değildir.
- Sağlık sürekli değildir.
- Para kalıcı değildir.
- Makam kalıcı değildir.
- Devletler ve medeniyetler sonsuz değildir.
- Dünya hayatının kendisi bile sonsuz değildir.
Modern insan, geçici olan şeyleri kalıcıymış gibi biriktiriyor. Bütün ömrünü mala, kariyere ve görünürlüğe ayırabiliyor. Fakat ölüm sanki başka insanlara aitmiş gibi yaşıyor.
“Ecel-i müsemma”, insana sınırını hatırlatıyor:
Vaktin sınırlıdır. Öyleyse sana verilen zamanı neye harcıyorsun?
Telefonumuzun şarjı azaldığında hemen telaşlanıyoruz. Fakat ömrümüzün her gün azaldığını çoğu zaman düşünmüyoruz.
Takvimde bir gün daha geçmesi, yalnızca yeni bir güne ulaşmak değildir. Aynı zamanda ömürden bir günün eksilmesidir.
Bu gerçek insanı karamsarlığa değil, bilinçli yaşamaya çağırır.
Emek, bedel ve ahiret
Eğer hayat hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratılmışsa insanın emeği de amaçsız değildir.
Her seçimin bir sonucu, her nimetin bir sorumluluğu vardır.
Rızık verildiyse paylaşma sorumluluğu vardır.
Bilgi verildiyse onu hak yolunda kullanma sorumluluğu vardır.
Güç verildiyse zulmetmeme sorumluluğu vardır.
Zaman verildiyse onu salih amelle değerlendirme sorumluluğu vardır.
Ahiret bilinci insana:
“Nasıl olsa öleceğim, hiçbir şeyin anlamı yok.”
dedirttirmez.
Tam tersine:
“Ömrüm sınırlı olduğu için yaptığım her seçimin değeri var.”
bilincini kazandırır.
7 ve 8. ayetlerin ortak mesajı
- ayet insanın dışarıdaki dünyayı bildiğini fakat ahireti unuttuğunu söylüyor.
- ayet ise çözümü gösteriyor:
Dışarıya bakarken içine de bak. Yaratılış üzerinde düşün. Evrenin hak, hikmet ve ölçüyle yaratıldığını fark et. Ömrünün sınırlı olduğunu ve Rabbine döneceğini unutma.
Bu iki ayet modern insana şöyle sesleniyor:
Teknolojiyi öğren ama kendini unutma.
Dünyayı imar et ama iç dünyanı harap etme.
Para kazan ama rızkın sahibini unutma.
Bilgi edin ama hak ile batılı ayıracak bilinç kazan.
Gelecek planı yap ama ahirete hazırlanmayı ihmal etme.
Özgür olduğunu bil ama sınırlarının ve sorumluluğunun bulunduğunu unutma.
Şimdi kendimize soralım:
Dünyanın görünen yüzünü öğrenirken kendi iç dünyamızdan uzaklaşıyor muyuz?
Çok şey biliyor fakat neden yaşadığımızı bilmiyor olabilir miyiz?
Teknolojiyi biz mi kullanıyoruz, yoksa teknoloji dikkatimizi ve ömrümüzü mü yönetiyor?
Kazandığımız bilgiler salih amele dönüşüyor mu?
Bu dünyanın hak ve ölçüyle yaratıldığını kabul ediyorsak kendi hayatımızda hangi sınırları aşıyoruz?
Ve bugün Rabbimize döneceğimizi gerçekten bilseydik, hayatımızda neyi değiştirirdik?
