Allah’ın Yarattığı Dengeyi Kaybetmek: Hayvanlar, Tabiat ve Modern İnsanın Yanılgısı
Modern insan kendini çok ilerlemiş zannediyor. Teknoloji gelişti, şehirler büyüdü, fabrikalar çoğaldı, marketler her köşe başına açıldı. Artık insanlar yumurtayı kümesten değil market rafından alıyor. Sütü ineğinden değil kutudan içiyor. Eti hayvanın doğal hayatından değil paketlenmiş reyonlardan tanıyor.
Fakat burada çok önemli bir soru var:
Gerçekten ilerledik mi, yoksa Allah’ın kurduğu doğal dengeden uzaklaştık mı?
Kur’an bize hayvanlardan bahsederken sadece “etinizi yiyin, sütünüzü için” demiyor. Daha derin bir ders veriyor. Nahl Suresi’nde Allah, hayvanların insanlar için yaratıldığını; onlarda ısınma, fayda, yiyecek, yük taşıma ve güzellik olduğunu bildirir. Hatta sabah salıverilirken, akşam getirilirken onlarda insanlar için bir güzellik bulunduğunu söyler.
Bu çok dikkat çekicidir.
Demek ki hayvan sadece et değildir.
Sadece süt değildir.
Sadece yumurta değildir.
Sadece ekonomik kazanç değildir.
Hayvanla insan arasında bir emek, bir bağ, bir sorumluluk, bir merhamet ilişkisi vardır.
Modern Sistem Bizi Doğaldan Kopardı
Bugün çoğu insan tavuk beslemiyor, inek beslemiyor, koyun-keçiyle ilgilenmiyor. Her şey marketten geliyor. Fakat markete gelen ürünün arkasında nasıl bir sistem var, çoğu zaman düşünmüyoruz.
Tavuklar dar alanlarda büyütülüyor. Hayvanlar gezmeden, güneş görmeden, doğal hayatlarını yaşamadan yumurtlamaya ve et vermeye zorlanıyor. Hastalanmasınlar diye antibiyotikler, ilaçlar, katkılar devreye giriyor. Sonra biz bu yumurtayı, bu tavuğu, bu eti “gıda” diye soframıza koyuyoruz.
Aynı durum büyükbaş hayvanlarda da var. Hayvan doğal otlakta gezmiyor, tabiatla temas etmiyor, suni yemlerle büyütülüyor. Sonra biz bu sisteme bağımlı hale geliyoruz.
Burada sadece sağlık meselesi yok.
Burada ahlak meselesi var.
Burada merhamet meselesi var.
Burada kul hakkı gibi, hayvan hakkı da var.
Allah’ın yarattığı hayvanı sadece üretim makinesi gibi görmek, insanın kalbindeki merhameti zayıflatır.
Hayvana Bakmak İnsanı da Terbiye Eder
Eskiden bir evde tavuk varsa çocuk da sorumluluk öğrenirdi. Sabah kümese giderdi, yem verir, yumurta toplar, kapısını açar, akşam kapatırdı. İnek varsa ahırı temizlenirdi. Koyun varsa otlatılırdı. İnsan emek verirdi.
Bugün çocuklarımızın çoğu bunlardan uzak büyüyor. Her şey hazır geliyor. Hazır gelen şeyin de kıymeti bilinmiyor.
Oysa emek insanı terbiye eder.
Sorumluluk insanı olgunlaştırır.
Toprakla, hayvanla, suyla temas insanı fıtrata yaklaştırır.
Allah’ın yarattığı düzen böyledir. İnsan sadece tüketici olmak için yaratılmadı. İnsan bakmak, korumak, üretmek, paylaşmak ve şükretmek için yaratıldı.
Teknoloji Her Zaman İlerleme Değildir
Bugün insanlar “Artık teknoloji çağındayız, hayvanla yük taşımaktan mı bahsediyoruz?” diyebilir. Fakat burada mesele geçmişe körü körüne dönmek değildir. Mesele şudur:
Allah’ın kurduğu doğal denge mi daha hikmetlidir, yoksa insanın kurduğu yapay sistem mi?
Elektrik giderse birçok teknoloji durur. Fabrikalar durur, sistemler çöker, cihazlar çalışmaz. Ama toprak yine topraktır. Su yine sudur. Hayvan yine hayvandır. Tohum yine tohumdur.
Allah’ın yarattığı düzen kalıcıdır.
İnsanın yaptığı düzen ise kırılgandır.
Bu yüzden Kur’an’ın hayvanlardan, sudan, topraktan, gece ve gündüzden, güneş ve aydan bahsetmesi basit bir anlatım değildir. Bunlar insanın aklını uyandıran büyük ayetlerdir.
İletişim Arttı Ama İlişki Azaldı
Modern dünyanın başka bir yanılgısı da iletişim teknolojileridir. Telefonlar, mesajlaşmalar, sosyal medya, görüntülü konuşmalar arttı. Ama gerçek bağlar azaldı.
İletişim başka şeydir, ilişki başka şeydir.
Bir fırına girip ekmek almak iletişimdir. Ama o fırıncıyı tanımak, derdini bilmek, ailesini tanımak, zamanla güven kurmak ilişkidir.
Bugün insanlar çok konuşuyor ama az bağ kuruyor.
Çok mesajlaşıyor ama az ziyaret ediyor.
Çok takip ediyor ama az sahip çıkıyor.
Çok görüyor ama az hissediyor.
Halbuki sevgi bedel ister.
Dostluk bedel ister.
Akrabalık bedel ister.
Komşuluk bedel ister.
Gidip gelmeden, hâl hatır sormadan, sofraya oturmadan, beraber yorulmadan gerçek ilişki kurulmaz.
Su, Toprak ve Allah’ın Gizli Rahmeti
Kur’an’da Allah gökten su indirdiğini, o suyla ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve türlü meyveler bitirdiğini bildirir. Bu ayetlerin üzerinde derin düşünmek gerekir.
Aynı toprakta farklı bitkiler yetişiyor. Aynı yağmur suyu düşüyor ama biri zeytin oluyor, biri üzüm, biri domates, biri biber, biri elma, biri incir oluyor. Renkleri farklı, kokuları farklı, tatları farklı, vitaminleri farklı.
Bunu sadece “toprak ve su” deyip geçmek büyük gaflettir.
Allah suya bir rahmet koymuş.
Toprağa bir sır koymuş.
Tohuma bir program koymuş.
Güneşe bir hizmet görevi vermiş.
Geceye dinlenme, gündüze çalışma vakti kılmış.
Bunların hiçbiri tesadüf değildir.
Her Şey İnsan İçin, İnsan da Allah İçin
Allah geceyi, gündüzü, güneşi, ayı ve yıldızları insanın hizmetine verdiğini bildirir. Bu çok büyük bir ikramdır.
Bir düşünelim:
Renkleri kim yarattı?
Kokuları kim yarattı?
Tatları kim yarattı?
Sevmeyi kim verdi?
Sarılmayı kim öğretti?
Anne-baba şefkatini kim koydu?
Eş sevgisini kim verdi?
Evlat muhabbetini kim yarattı?
Allah dileseydi dünya tek renk olabilirdi.
Tek tat olabilirdi.
Tek koku olabilirdi.
Ama böyle yaratmadı.
Milyonlarca renk, koku, tat, duygu ve güzellik yarattı. Çünkü insan bunları fark edebilen bir varlıktır. Hayvan gökyüzünün maviliğini bizim gibi tefekkür etmez. Bir kuzu çiçeğin renginden bizim gibi mana çıkarmaz. Ama insan çıkarır.
Demek ki insan sadece yemek, içmek, çalışmak, para kazanmak için yaratılmadı. İnsan bakıp düşünsün, düşünüp şükretsin, şükredip Allah’ı sevsin diye yaratıldı.
Sevginin Kaynağını Unutmamak
İnsan eşini sever, çocuğunu sever, annesini, babasını, kardeşini sever. Fakat çoğu zaman bu sevginin kaynağını unutur.
Eşini sevmeden önce şunu düşünebilmelidir:
“Allah’ım, Sen dilemeseydin ben eşimi sevemezdim.”
Çocuğuna sarılırken şunu hissedebilmelidir:
“Allah’ım, Sen dilemeseydin bu evlat bana verilmezdi.”
Annesine babasına bakarken şunu anlayabilmelidir:
“Allah’ım, bu merhameti de, bu bağı da Sen yarattın.”
İnsan sevgiyi yaratmadı.
Merhameti yaratmadı.
Kalbi yaratmadı.
Gözyaşını yaratmadı.
Sarılma ihtiyacını yaratmadı.
Bunların hepsi Allah’ın lütfudur.
Sonuç: Fıtrata Dönmeden Huzur Bulamayız
Bugün insanın en büyük problemi imkânsızlık değil, kopuştur. İnsan Allah’tan kopuyor, tabiattan kopuyor, hayvandan kopuyor, topraktan kopuyor, sudan kopuyor, ailesinden kopuyor, komşusundan kopuyor, hatta kendinden kopuyor.
Sonra da huzur arıyor.
Oysa huzur, Allah’ın kurduğu dengeye dönmekle başlar.
Daha doğal yaşamak, daha az tüketmek, daha çok düşünmek, daha çok şükretmek, daha çok emek vermek, daha çok paylaşmak gerekir.
Hayvana merhamet etmeyen insan, insana da merhameti kaybeder.
Toprağı unutan insan, kökünü unutur.
Suyu sıradan gören insan, rahmeti fark edemez.
Allah’ın nimetlerini göremeyen insan, şükrün kapısından içeri giremez.
Bu yüzden mesele sadece hayvan beslemek değildir.
Mesele sadece doğal gıda değildir.
Mesele sadece köy hayatı değildir.
Mesele insanın yeniden düşünmesidir.
Allah’ın yarattığı her şeyde bir ayet vardır.
Hayvanda ayet vardır.
Suda ayet vardır.
Toprakta ayet vardır.
Güneşte ayet vardır.
Gecede ayet vardır.
İnsanın kendi bedeninde, kalbinde ve sevgisinde ayet vardır.
Yeter ki insan baksın.
Yeter ki akletsin.
Yeter ki sahte olanla gerçek olanı ayırabilsin.
Yeter ki Allah’ın verdiği nimetlerin kıymetini bilsin.
En doğrusunu Allah bilir.
