Ankebut 12-13 Kimse Kimsenin Günahını Taşıyamaz
Kimse Kimsenin Günahını Taşıyamaz
Ankebût Suresi 12–13. Ayetlerden Günümüze Bir Ders
Kur’an insanı sadece inanmaya değil, düşündüğü, söylediği ve yaptığı şeylerin sorumluluğunu almaya çağırır. Çünkü iman sadece dilde kalan bir söz değildir. İman, hayatın içinde sınanan bir hakikattir.
Ankebût Suresi’nin ilk ayetleri bize bunu çok açık bir şekilde öğretir:
“İman ettik” demek yetmez. İnsan mutlaka imtihan edilir.
Bu imtihan bazen para ile olur.
Bazen aile ile olur.
Bazen eş ile olur.
Bazen çocuk ile olur.
Bazen ticaret ile olur.
Bazen yalan söyleme fırsatıyla olur.
Bazen faizle ev alma veya iş büyütme imkânıyla olur.
Bazen iftira, haset ve kibirle olur.
İşte Ankebût Suresi 12 ve 13. ayetler, bu imtihanın çok önemli bir yönünü bize gösterir:
İnsan kendi günahını başkasına yükleyemez.
Başkasını günaha çağıran kişi ise kendi yüküne ek yük alır.
Ankebût 12. Ayet: “Günahı Benim Boynuma” Aldatmacası
Allah Ankebût Suresi 12. ayette şöyle buyurur:
“İnkâr edenler, iman edenlere dediler ki: Bizim yolumuza uyun, sizin hatalarınızı biz yüklenelim. Oysa onlar, onların hatalarından hiçbir şeyi yüklenemezler. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.”
Bu ayet, insanlık tarihi boyunca devam eden büyük bir aldatmayı ortaya çıkarır.
Birileri her zaman insanı kendi yoluna çağırır:
“Bizim gibi yaşa.”
“Bizim gibi kazan.”
“Bizim gibi düşün.”
“Bizim gibi harca.”
“Bizim gibi eğlen.”
“Bizim gibi yalan söyle.”
“Bizim gibi kredi çek.”
“Bizim gibi haksızlığa sus.”
“Bizim gibi dünyaya dal.”
Sonra da insanı rahatlatmak için şöyle der:
“Bir şey olmaz.”
“Günahı benim boynuma.”
“Sorumluluk bende.”
“Herkes yapıyor.”
“Bu devirde başka türlü olmaz.”
Fakat Kur’an bu sözü reddeder.
Kimse kimsenin günahını taşıyamaz.
Kimse kimsenin hesabını veremez.
Kimse kimsenin amel defterini temizleyemez.
Bir insan günah işlediğinde bunun hesabını kendisi verir.
Herkes Kendi Tercihinin Hesabını Verecek
Bir patron çalışanına:
“Müşteriye yalan söyle, işi alalım. Sorumluluk bende.”
diyebilir.
Ama yalanı söyleyen dil kiminse, hesabı da onun önüne gelir.
Bir baba oğluna:
“Kredi çek, ev al. Herkes çekiyor. Günahsa benim boynuma.”
diyebilir.
Ama faiz yükünü kimse onun üzerinden alamaz.
Bir arkadaş diğer arkadaşına:
“Aldatıyorsan yakalanma, herkes yapıyor.”
diyebilir.
Ama ihanetin hesabını kimse başkasının yerine veremez.
Bir akraba:
“Kardeşin için haksızlığa göz yum. Aile için olur böyle şeyler.”
diyebilir.
Ama kul hakkı aile bağıyla ortadan kalkmaz.
Bir toplum:
“Devlet izin veriyor, o zaman sorun yok.”
diyebilir.
Ama devletin izin verdiği her şey doğru olmaz.
Devlet sigaraya izin veriyor diye sigara faydalı olmaz.
Devlet alkole izin veriyor diye alkol helal olmaz.
Devlet faize izin veriyor diye faiz masum olmaz.
Devlet zinaya ceza vermiyor diye zina temiz olmaz.
İnsan sadece kanunla değil, vicdanla, akılla, vahiy ile ve ahiret bilinciyle yaşamak zorundadır.
Ankebût 13. Ayet: Yük Üstüne Yük
Allah Ankebût Suresi 13. ayette şöyle buyurur:
“Onlar mutlaka kendi yüklerini taşıyacaklar; kendi yükleriyle beraber başka yükleri de taşıyacaklar. Kıyamet günü uydurup durdukları şeylerden mutlaka sorguya çekileceklerdir.”
Bu ayet, 12. ayetteki yalan vaadin sonucunu gösterir.
Birileri “sizin günahınızı biz yükleniriz” diyor. Ama Allah bildiriyor ki:
Onlar başkasının günahını onun üzerinden alamazlar. Fakat başkasını günaha çağırdıkları için kendi yüklerine ek yük alırlar.
Yani bir insan sadece kendi günahını işlerse kendi yükünü taşır.
Ama günahı yayarsa, normalleştirirse, başkasına öğretirse, başkasına cesaret verirse, o zaman kendi yüküne başka yükler de eklenir.
Günahı İşlemek Ayrı, Günahı Normalleştirmek Ayrıdır
İnsan hata yapabilir.
Düşebilir.
Nefsine yenilebilir.
Yanlış bir iş yapabilir.
Ama sonra utanır, pişman olur, tövbe eder, Allah’a dönerse bu başka bir şeydir.
Fakat insan günahı işler, sonra da onu normalleştirirse iş değişir.
“Faizsiz olmaz.”
“Ticarette biraz yalan olur.”
“Herkes aldatıyor.”
“İftira değil, sadece duyduğumu söyledim.”
“Haset değil, gerçekleri söylüyorum.”
“Kibir değil, ben değerimi biliyorum.”
“Devlet izin veriyor.”
“Bu devirde böyle yaşanır.”
İşte bunlar günaha mazeret üretmektir.
Ankebût 13. ayetin sonunda geçen ifade çok önemlidir:
“Uydurup durdukları şeylerden sorguya çekileceklerdir.”
Demek ki insan sadece günahından değil, günahına uydurduğu bahaneden de sorguya çekilecektir.
Faiz: Ev Almak, İş Büyütmek ve Dünya İmtihanı
Bir insan ev almak isteyebilir. Bu kötü değildir.
Bir insan işini büyütmek isteyebilir. Bu da kötü değildir.
İnsan çalışsın, üretsin, helal kazansın, ailesine baksın, insanlara faydalı olsun. Bunlar güzel şeylerdir.
Ama hedef güzel diye yol haram olamaz.
Ev almak güzel diye faiz helal olmaz.
İş büyütmek güzel diye haram meşru olmaz.
Çocuklara gelecek hazırlamak güzel diye Allah’ın hududu çiğnenmez.
İşte burada imtihan başlar.
Çevre şöyle der:
“Bu zamanda faizsiz ev alınmaz.”
“Herkes kredi çekiyor.”
“İşini büyütmek istiyorsan mecbursun.”
“Bir şey olmaz.”
“Allah affeder.”
“Günahı benim boynuma.”
Ankebût 12. ayet burada bize ölçüyü verir:
Kimse kimsenin günahını taşıyamaz.
Ankebût 13. ayet ise daha ağır bir uyarı yapar:
Bir insan başkasını faize teşvik ederse, kendi yüküne ek yük alır.
Bu yüzden bir baba oğluna faizli kredi tavsiye ederken dikkat etmeli.
Bir eş diğer eşini faize zorlarken dikkat etmeli.
Bir arkadaş “çek gitsin” derken dikkat etmeli.
Bir büyük, bir akraba, bir danışman, bir hoca “bu devirde mecbur” derken çok dikkat etmeli.
Çünkü insan sadece kendi yaptığından değil, başkasına açtığı yoldan da sorumludur.
Yalanla İş Almak
İş hayatında da bu ayetlerin karşılığı çoktur.
Bir insan müşteriyle görüşür. Ürünün eksiği vardır ama söylemez.
Teslim tarihi yetişmeyecektir ama “yetişir” der.
Kalite düşüktür ama “en iyisi budur” der.
Yapamayacağı işe “yaparım” der.
Sonra da bunu şöyle savunur:
“İş dünyası böyle.”
“Ticarette biraz abartı olur.”
“Doğru konuşursan para kazanamazsın.”
“Bu kadar dürüstlükle şirket büyümez.”
İşte bu, yalanı normalleştirmektir.
Yalan söylemek bir yüktür.
Yalanı ticaretin gereği gibi göstermek başka bir yüktür.
Çalışanlara yalan söyletmek daha büyük bir yüktür.
Çocuklara “iş dünyası böyle” diyerek ahlaksızlığı öğretmek çok daha ağır bir yüktür.
Rızık yalandan gelmez.
Bereket hileden gelmez.
İzzet iftiradan gelmez.
Güven sahtekârlıkla kurulmaz.
Kaybetme ihtimali varken doğru kalmak salih ameldir.
Aldatan Eş ve Sadakat İmtihanı
Evlilik bir emanettir. Nikâh bir ahittir. Sadakat salih ameldir.
Bir insan eşini aldatıyorsa, sadece eşine ihanet etmiş olmaz. Aynı zamanda Allah’ın koyduğu sınırı da çiğnemiş olur.
Bugün bazıları bunu normalleştirmeye çalışıyor:
“Herkes yapıyor.”
“Erkektir yapar.”
“Kadındır, duygusal boşluk yaşamış.”
“Yakalanmadıysan sorun yok.”
“Bu özel hayat.”
Hayır.
İhanet özel hayat değil, emanete ihanettir.
Bir de insan başkasına:
“Takılma, hayatını yaşa.”
“Yakalanmadıktan sonra sorun yok.”
“Herkesin gizli hayatı var.”
derse, artık sadece kendi günahını değil, başkasının günahına verdiği cesareti de yüklenmiş olur.
Ankebût 13. ayet tam burada insanı sarsar:
“Kendi yükleriyle beraber başka yükler de taşıyacaklar.”
İftira: Dilin Silaha Dönüşmesi
İftira, insanın dilini silaha çevirmesidir.
Bir insan hakkında bilmediğin şeyi konuşmak, görmediğin şeyi yaymak, duyduğun bir sözü kesin bilgi gibi anlatmak çok ağır bir sorumluluktur.
İnsan bazen şöyle der:
“Ben sadece duydum.”
“Bana da söylediler.”
“Herkes konuşuyor.”
“Benim kötü niyetim yoktu.”
Ama bilmediğin şeyi konuşmak masum değildir.
Duyduğun her şeyi yaymak ahlak değildir.
Bir insanın onurunu, ailesini, evliliğini, işini ve itibarını sözle yıkmak ağır bir yüktür.
Bir söz bazen bir kişiden çıkar, on kişiye yayılır. Oradan yüz kişiye ulaşır.
Sen “Ben sadece bir kişiye söyledim” dersin. Ama o söz bir ateş gibi yayılır.
İşte bu yüzden insan diline sahip çıkmalıdır.
Konuşmadan önce sormalıdır:
Bu doğru mu?
Bunu gerçekten biliyor muyum?
Bu sözü söylemek faydalı mı?
Bu söz birinin hakkına girer mi?
Bu söz Allah’ın huzurunda karşıma çıkar mı?
Haset: Allah’ın Taksimine Razı Olmamak
Haset, insanın içindeki gizli yangındır.
Birinin evi olur, huzursuz olur.
Birinin işi büyür, rahatsız olur.
Birinin çocuğu başarılı olur, içi daralır.
Birinin itibarı artar, üzülür.
Haset eden insan aslında Allah’ın taksimine razı olmamaktadır.
Diliyle söylemese bile kalbiyle şöyle demektedir:
“Keşke ona verilmeseydi.”
Bu çok tehlikeli bir bilinçtir. Çünkü nimeti veren Allah’tır.
Bir de haset eden kişi başkalarını kışkırtırsa yükü daha da artar:
“Onun işi zaten hileli.”
“O kadar iyi biri değil.”
“O parayı hak etmedi.”
“O başarı normal değil.”
“O aile göründüğü gibi değil.”
Böylece haset iftiraya dönüşür.
İftira kul hakkına dönüşür.
Kul hakkı ağır bir yüke dönüşür.
Kibir: Haddini Unutmak
Kibir, insanın haddini unutmasıdır.
Bir insan biraz para kazanır, kendini büyük görür.
Bir makam sahibi olur, insanları küçük görür.
Biraz ilim öğrenir, herkesi cahil görür.
Bir aileye, soya, çevreye, markaya veya diplomaya yaslanır, başkalarını değersiz görür.
Oysa Ankebût 6. ayette Allah bize çok büyük bir hakikat öğretmişti:
Allah El-Ganiyy’dir. Âlemlerden müstağnidir.
Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.
İnsan ise her şeye muhtaçtır.
Nefese muhtaçtır.
Suya muhtaçtır.
Uykuya muhtaçtır.
Kalbinin atmasına muhtaçtır.
Affa muhtaçtır.
Hidayete muhtaçtır.
Allah dilemese insan bir saniye ayakta duramaz.
O halde insan neyin kibrini yapıyor?
Mal emanet.
Beden emanet.
Akıl emanet.
Evlat emanet.
Makam emanet.
Bilgi emanet.
Emanetle kibirlenilmez. Emanetin hakkı verilir.
Kibirlenen insan sadece kendi yükünü artırmaz; çevresine de kibir öğretir. Çocuk babasından kibir öğrenir. Çalışan patronundan kibir öğrenir. Talebe hocasından kibir öğrenir. Arkadaş arkadaşından kibir öğrenir.
Bu da yük üstüne yüktür.
Mizan: Ölçüyü Kaybedince Her Şey Bozulur
Mizan sadece terazide eksik tartmamak değildir. Mizan hayatın ölçüsüdür.
Sevgide mizan gerekir.
Ticarette mizan gerekir.
Ailede mizan gerekir.
Evlilikte mizan gerekir.
Çocuk yetiştirirken mizan gerekir.
Anne babaya hürmette mizan gerekir.
Kardeşlikte mizan gerekir.
Para kazanırken mizan gerekir.
Konuşurken mizan gerekir.
Susarken mizan gerekir.
İnsan mizanı kaybedince haddi aşar.
Anne babasını sever ama ilah edinir.
Eşini sever ama bağımlı olur.
Çocuğunu sever ama onun için haksızlık yapar.
Parayı kazanır ama paraya kul olur.
İşini büyütür ama helal-haram sınırını unutur.
Kardeşini sever ama adaleti çiğner.
Salih amel mizan ister.
Salih amel; iyi, güzel, temiz, dürüst, ahlaklı, faydalı ve dengeli ameldir.
Ölçüsüz iyilik bile zarar verebilir.
Ölçüsüz sevgi bağımlılığa dönüşür.
Ölçüsüz merhamet adaletsizliğe dönüşür.
Ölçüsüz hırs harama dönüşür.
Ölçüsüz dünya sevgisi ahireti unutturur.
Dünya Oyun ve Eğlence Olunca Bilinç Kapanır
İnsan neden bu hakikatleri uygulayamıyor?
Çünkü Allah’a döneceğini unutuyor.
Ahireti unutuyor.
Hesabı unutuyor.
Ölümü unutuyor.
Dünyanın geçici olduğunu unutuyor.
Dünya ona büyük görünmeye başlıyor.
Ev büyük görünüyor.
Araba büyük görünüyor.
Makam büyük görünüyor.
Para büyük görünüyor.
Eş büyük görünüyor.
Çocuk büyük görünüyor.
İnsanların ne diyeceği büyük görünüyor.
Ama Allah’ın huzurunda hesap vermek küçük görünmeye başlıyor.
İşte bilinç burada kapanıyor. Kur’an’ın “dalalet” dediği şey budur: yolu kaybetmek.
İnsan Allah’a inandığını söyleyebilir ama yolu kaybedebilir.
Namaz kılabilir ama parayı ilah edinebilir.
Kur’an okuyabilir ama çocuğu için haksızlık yapabilir.
Dindar görünebilir ama ailesinin baskısını Allah’ın ölçüsünün önüne koyabilir.
“Ben Müslümanım” diyebilir ama iş almak için yalanı normalleştirebilir.
İşte Ankebût Suresi’nin ilk ayetleri bu yüzden insanı uyandırır:
İman ettik demekle bırakılacağınızı mı sandınız?
Kimse Kimsenin Arkasına Saklanamaz
Ankebût 12–13 bize şunu öğretir:
Kimse kimsenin arkasına saklanamaz.
Evlat babasının arkasına saklanamaz.
Eş eşinin arkasına saklanamaz.
Çalışan patronunun arkasına saklanamaz.
Patron piyasanın arkasına saklanamaz.
Genç arkadaşlarının arkasına saklanamaz.
Toplum devletin arkasına saklanamaz.
Herkes kendi amelinin hesabını verir.
Bu yüzden insan aklını kiraya vermemelidir.
Vicdanını başkasına teslim etmemelidir.
İradesini çevreye bırakmamalıdır.
“Bana böyle söylediler” demek yetmez.
“Beni böyle yönlendirdiler” demek yetmez.
“Herkes yapıyordu” demek yetmez.
Allah insana akıl verdi.
Allah insana vicdan verdi.
Allah insana vahiy verdi.
Allah insana irade verdi.
O halde insan kendi tercihini yapacak ve hesabını verecektir.
Günahı Yaymak Toplumu Çürütür
Günah bireysel kalabilir. İnsan düşer, pişman olur, tövbe eder.
Ama günah normalleşirse toplum çürür.
Faiz normalleşirse ekonomi çürür.
Yalan normalleşirse ticaret çürür.
İftira normalleşirse güven çürür.
Aldatma normalleşirse aile çürür.
Haset normalleşirse kardeşlik çürür.
Kibir normalleşirse merhamet çürür.
Kul hakkı normalleşirse adalet çürür.
Bu yüzden Ankebût 13 çok ağır bir uyarıdır.
Sadece günah işleyen değil; günahı yol yapan, günahı sistem yapan, günahı kültür yapan, günahı gençlere normal gösteren kişi de büyük bir yük taşır.
Sonuç: Yanlışı Yapma, Yanlışı Yayma
Ankebût 12–13. ayetler bize çok net bir ölçü verir:
Kimse kimsenin günahını taşıyamaz.
Ama başkasını günaha çağıran kişi kendi yükünü artırır.
O halde insan çok dikkatli yaşamalıdır.
Diline dikkat etmelidir.
Aklına dikkat etmelidir.
Vicdanına dikkat etmelidir.
Çocuklarına ne öğrettiğine dikkat etmelidir.
Eşine ne tavsiye ettiğine dikkat etmelidir.
Arkadaşına ne dediğine dikkat etmelidir.
Çalışanına ne emrettiğine dikkat etmelidir.
Sosyal medyada neyi normalleştirdiğine dikkat etmelidir.
Çünkü söz uçar sanıyoruz ama Allah katında kaybolmuyor.
Davranış geçer sanıyoruz ama amel defterinde kalıyor.
İnsan unutur sanıyoruz ama Allah unutmuyor.
Bugün birine “bir şey olmaz” dediğimiz günah, yarın bizim omzumuza yük olabilir.
Bugün hafif gördüğümüz yalan, yarın ağır bir yük olabilir.
Bugün normalleştirdiğimiz faiz, yarın ağır bir yük olabilir.
Bugün yaydığımız iftira, yarın bizi susturacak bir hesap olabilir.
Bu yüzden kendimize şu sözü vermeliyiz:
Yanlışı yapmayacağız.
Yanlışı yaymayacağız.
Yanlışa mazeret üretmeyeceğiz.
Kimseye “günahı benim boynuma” demeyeceğiz.
Kimsenin “bir şey olmaz” sözüne aldanmayacağız.
Mizanı koruyacağız.
Hududu bileceğiz.
Haddimizi aşmayacağız.
Salih amelle yükümüzü hafifleteceğiz.
Allah’a döneceğimizi unutmayacağız.
Çünkü dünya geçicidir.
Ev geçicidir.
Para geçicidir.
Makam geçicidir.
İnsanların alkışı geçicidir.
Ama Allah’a dönüş gerçektir.
Hesap gerçektir.
Amel gerçektir.
Yük gerçektir.
Kurtuluş, sözü salih amelle ispatlayanlarındır.
Rabbim bizi sözü güzel, ameli salih, mizanda dengeli, hududa riayet eden, kimseyi günaha çağırmayan, kimsenin günahına ortak olmayan, yükünü tövbe ve salih amelle hafifleten kullarından eylesin.
Âmin.
