Ankebût 19: İlk Yaratılışı Gören İnsan, Yeniden Dirilişi Nasıl Unutur?

 Değerli dostlar…

Bugün size çok uzak bir konudan değil, hepimizin her gün yaşadığı bir hakikatten bahsetmek istiyorum.

Sabah gözümüzü açıyoruz. Telefon elimizde. Bildirimlere bakıyoruz. Mesajlara bakıyoruz. Sosyal medyaya giriyoruz. Kim ne yapmış, kim nerede, kim ne almış, kim nereye gitmiş, kim ne paylaşmış…

Daha güne başlamadan zihnimiz doluyor.

Birisi yeni araba almış.
Birisi yeni eve taşınmış.
Birisi tatilde.
Birisi işini büyütmüş.
Birisi çocuğunun başarısını paylaşmış.
Birisi lüks bir masada yemek yiyor.
Birisi “hayatını yaşıyor” gibi görünüyor.

Sonra insan kendi hayatına bakıyor.

Kirasını düşünüyor.
Borcunu düşünüyor.
İşini düşünüyor.
Çocuğunun geleceğini düşünüyor.
Eşini, ailesini, geçimini düşünüyor.

Ve içinden bir ses yükseliyor:

“Ben ne yapıyorum?”
“Ben geride mi kaldım?”
“Benim hayatım neden böyle?”
“Ben de almalıyım.”
“Ben de görünmeliyim.”
“Ben de yetişmeliyim.”
“Ben de bir şeyler başarmalıyım.”

İşte modern insanın imtihanı burada başlıyor.

Eskiden insan sadece mahallesindeki insanlarla kendini kıyaslardı. Bugün bütün dünya cebimizin içinde. Telefon ekranı, insanın kalbini sürekli dürtüyor. Bir ekran var ama o ekran bazen aynaya dönüşüyor. İnsan orada kendi eksikliğini görüyor zannediyor.

Ama Kur’an o kalabalığın içinde, o ekranların, o bildirimlerin, o reklamların, o hızın, o gösterişin içinde bize çok sade bir soru soruyor.

Ankebût Suresi 19. ayette Allah şöyle buyuruyor:

“Onlar Allah’ın yaratmayı nasıl başlattığını, sonra onu nasıl tekrar edeceğini görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah’a kolaydır.”

Bu ayet bize şunu soruyor:

Ey insan, sen ilk yaratılışı görmüyor musun?
Seni yoktan var eden Allah’ın, seni tekrar diriltmeye gücünün yetmeyeceğini mi sanıyorsun?


İnsan Görüyor Ama Düşünmüyor

Ayetin başında çok dikkat çekici bir ifade var:

“Görmediler mi?”

Aslında insan görüyor.

Güneşin doğuşunu görüyor.
Toprağın canlanmasını görüyor.
Bir bebeğin anne karnında oluştuğunu biliyor.
Bir tohumun toprağı yarıp çıktığını görüyor.
Kışın kupkuru kalan ağaçların baharda yeniden yeşerdiğini görüyor.
Her gece uyuyup her sabah yeniden uyandığını görüyor.

Ama mesele görmek değil.

Mesele fark etmek.

İnsan bazen bakıyor ama düşünmüyor.
Görüyor ama ibret almıyor.
Biliyor ama bilinç hâline getirmiyor.

Bugün modern teknoloji çağında insan her şeyi görüyor. Uzaydan dünyayı görüyor. Hücrenin içini görüyor. Anne karnındaki bebeğin görüntüsünü görüyor. Güneş sistemini, galaksileri, yıldızları, atomları, DNA’yı, yapay zekâyı, robotları görüyor.

Ama bütün bunların içinde bazen en basit hakikati unutuyor:

Ben yaratılmış bir varlığım.
Ben kendi kendime olmadım.
Ben bu dünyaya tesadüfen gelmedim.
Ben burada kalıcı değilim.
Ben Allah’a döneceğim.

İşte ayet bizi buna çağırıyor.


Bir Zamanlar Yoktun

Biraz durup kendimizi düşünelim.

Bir zamanlar yoktuk.

Adımız yoktu.
Sesimiz yoktu.
Bedenimiz yoktu.
Hatıramız yoktu.
Kimse bizi tanımıyordu.
Bu dünyada hiçbir izimiz yoktu.

Sonra Allah bizi var etti.

Bir damla sudan insan olduk.
Anne karnında karanlıklar içinde şekillendik.
Kalbimiz atmaya başladı.
Gözümüz oluştu.
Kulağımız oluştu.
Parmak izimiz oluştu.
Yüzümüz oluştu.
Aklımız, duygularımız, kalbimiz, ruhumuz bize emanet edildi.

Sonra dünyaya geldik.

Hiçbir şey bilmiyorduk.
Konuşmayı öğrendik.
Yürümeyi öğrendik.
Sevmeyi öğrendik.
Ağlamayı, gülmeyi, istemeyi, kaybetmeyi öğrendik.

Şimdi insan dönüp kendine sormalı:

Beni yoktan var eden Allah, beni tekrar diriltemez mi?

İlk defa yaratmak mı daha zor, yoksa yeniden yaratmak mı?

İnsan aklı bile bunu düşününce ayetin hakikatini anlıyor.

Allah diyor ki:

“Bu Allah’a kolaydır.”


Ahireti Unutunca Dünya Büyür

Bu ayet sadece dirilişi anlatmıyor. Aynı zamanda insanın hayat ölçüsünü düzeltiyor.

Çünkü insan tekrar dirileceğini unutunca dünyayı çok büyütüyor.

Ev büyüyor.
Araba büyüyor.
Para büyüyor.
Makam büyüyor.
İnsanların sözü büyüyor.
Sosyal medyanın beğenisi büyüyor.
Çocuğun sınav sonucu büyüyor.
Eşin sevgisi büyüyor.
Patronun iki dudağı büyüyor.
Müşterinin vereceği iş büyüyor.

Ama Allah’a dönüş bilinci küçülüyor.

İşte insan burada mizanı kaybediyor.

Daha önce derslerde sık sık söylediğimiz gibi: Mizan, denge, sınır, haddini bilmek salih amelin olmazsa olmazıdır.

İnsan ahireti unutunca sınırları zorlamaya başlıyor.

Ev için faiz normalleşiyor.
İş için yalan normalleşiyor.
Para için hile normalleşiyor.
Aile için haksızlık normalleşiyor.
Eş için bağımlılık normalleşiyor.
Çocuk için baskı normalleşiyor.
Başarı için merhametsizlik normalleşiyor.
Sosyal medya için gösteriş normalleşiyor.

Sonra insan bunlara güzel isimler buluyor.

“Bu devirde böyle.”
“Herkes yapıyor.”
“Mecburum.”
“Çocuklarım için.”
“İş dünyası böyle.”
“Devlet izin veriyor.”
“Bir şey olmaz.”

Ama Kur’an insanın karşısına dikiliyor ve diyor ki:

Sen tekrar dirileceksin.
Sen Allah’a döneceksin.
Sen yaptıklarınla karşılaşacaksın.

İşte Ankebût 19, insanın kapattığı ahiret bilincini yeniden açıyor.


Tohum Bize Her Yıl Dirilişi Anlatıyor

Bir tohumu düşünelim.

Küçücük, kuru, sessiz bir tohum…

Onu eline alsan, canlı gibi görünmez. Toprağın altına bırakılır. Üzeri kapanır. Sanki kaybolur. Sanki biter. Sanki yok olur.

Sonra yağmur iner.
Toprak yumuşar.
Tohum çatlar.
Karanlığın içinden bir filiz çıkar.
O filiz toprağı yarar.
Güneşe doğru uzanır.
Bir gün dal olur.
Yaprak olur.
Çiçek olur.
Meyve olur.

İnsan buna her yıl şahit olur.

Kış gelir, ağaçlar kuru dallara döner.
Sonra bahar gelir, her yer yeniden canlanır.

Toprak her yıl bize sessiz bir ders verir:

Ölü sandığın şey Allah’ın emriyle yeniden dirilir.

Peki insan toprağın dirilişini görüyor da kendi dirilişini neden uzak görüyor?

Asıl soru bu.

Belki de insan ahireti aklı almadığı için değil, ahiret bilinci hayatını değiştireceği için uzak görmek istiyor.

Çünkü insan gerçekten dirileceğine inanırsa, yalan söylerken durur.

Faize girerken düşünür.

İftira atarken titrer.

Eşini aldatırken utanır.

Kul hakkına girerken korkar.

Haset ederken kalbini kontrol eder.

Kibirlenirken haddini hatırlar.

Demek ki ahiret bilinci sadece ölümden sonrasını ilgilendirmez. Bugünkü hayatımızı düzeltir.


Teknoloji Çağında Ölümü Unutmak

Bugün teknoloji bize büyük imkânlar verdi.

Bir tuşla haberleşiyoruz.
Bir tuşla para gönderiyoruz.
Bir tuşla alışveriş yapıyoruz.
Bir tuşla görüntülü konuşuyoruz.
Yapay zekâya soru soruyoruz.
Telefonlarımız yüzümüzü tanıyor.
Arabalar kendi kendine gidebiliyor.
Evler akıllı sistemlerle çalışıyor.

Ama bütün bu teknolojiye rağmen insan hâlâ ölümü durduramıyor.

En gelişmiş telefonun şarjı bitiyor.
En pahalı arabanın motoru bozuluyor.
En büyük şirketler batabiliyor.
En güçlü beden yaşlanıyor.
En güzel yüz değişiyor.
En zengin insan hastalanıyor.
En popüler kişi unutuluyor.

İnsan teknolojiyle çok şey yapıyor ama kendine bir saniye daha ömür yazamıyor.

İşte Ankebût 19 bize bunu hatırlatıyor:

Seni başlatan Allah’tır.
Seni yeniden döndürecek olan da Allah’tır.

Bu çağda insanın en büyük yanılgısı, teknolojiyi güç zannetmesidir. Teknoloji imkândır; ilah değildir.

Telefon imkândır.
İnternet imkândır.
Yapay zekâ imkândır.
Para imkândır.
Bilgi imkândır.
Tıp imkândır.

Ama hiçbiri insanı ölümden kurtaramaz. Hiçbiri insanı Allah’a dönüşten kaçırmaz.


Salih Amel ve Diriliş Bilinci

Daha önce derslerde salih ameli çok konuştuk.

Salih amel sadece ibadet listesi değildir.

Salih amel; iyi, güzel, temiz, dürüst, ahlaklı, dengeli ve faydalı iştir.

Doğru konuşmak salih ameldir.
Emanete sahip çıkmak salih ameldir.
Helal kazanmak salih ameldir.
Eşine sadık kalmak salih ameldir.
Çocuğuna adaletli davranmak salih ameldir.
Anne babana iyilik etmek ama onları Allah’ın önüne koymamak salih ameldir.
İşini temiz yapmak salih ameldir.
Kul hakkından kaçmak salih ameldir.
Haset geldiğinde kalbini temizlemek salih ameldir.
Kibir geldiğinde haddini bilmek salih ameldir.

Peki insan bu salih amelleri nasıl diri tutacak?

Ahiret bilinciyle.

İnsan tekrar dirileceğini unutursa salih amel zayıflar. Çünkü dünya ona daha yakın görünür.

Ama insan Allah’a döneceğini hatırlarsa, davranışları değişir.

Bir iş insanı düşünün. Müşteri karşısında. İşi almak için biraz abartması lazım. Belki küçük bir yalan söyleyecek, işi alacak. O anda Ankebût 19’u hatırlasa ne olur?

“Ben bu sözü söyleyip geçmeyeceğim. Bu söz bir gün karşıma çıkacak.”

Bir eş düşünün. Gizli bir mesajlaşmanın içinde. Kimse bilmiyor zannediyor. O anda dirilişi hatırlasa ne olur?

“Telefon silinir ama amel silinmez. İnsan görmese de Allah görür.”

Bir anne baba düşünün. Çocuğuna baskı yapıyor. Sınav sonucu için kırıcı sözler söylüyor. O anda Allah’a dönüşü hatırlasa ne olur?

“Ben bu çocuğun kalbini kırıyorum. Başarı için merhameti yok ediyorum. Bu da bir hesap.”

Bir esnaf düşünün. Ürünün kusurunu saklıyor. O anda dirilişi hatırlasa ne olur?

“Bu para rızık gibi görünebilir ama yarın yük olabilir.”

İşte ahiret bilinci insanı durdurur. Dengeye çağırır. Mizanı düzeltir. Salih ameli güçlendirir.


İlk 18 Ayetle Bağlantısı

Ankebût Suresi’nin başından beri gelen çizgiye bakalım.

İlk ayetler bize dedi ki:

İman ettim demek yetmez. İnsan imtihan edilir.

  1. ayette denildi ki:

Kim mücadele ederse kendi nefsi için mücadele eder. Allah âlemlerden müstağnidir.

  1. ayette iman ve salih amel anlatıldı.

  2. ayette anne baba sevgisinde bile sınır olması gerektiği gösterildi.

  3. ayette insanların baskısını Allah’ın azabı gibi görenlerden bahsedildi.

12 ve 13. ayetlerde kimsenin kimsenin günahını taşıyamayacağı, başkasını saptıranın yük üstüne yük alacağı anlatıldı.

  1. ayette İbrahim’in diliyle rızkı Allah katında arayın, O’na kulluk edin, O’na şükredin, sonunda O’na döndürüleceksiniz denildi.

Ve şimdi 19. ayet geliyor:

Sizi ilk yaratan Allah, sizi yeniden diriltmeye de kadirdir. Bu Allah’a kolaydır.

Yani sure bizi sürekli aynı merkeze çağırıyor:

İman sözde kalmasın.
Salih amele dönüşsün.
Mizan korunsun.
Dünya büyütülmesin.
Rızık yanlış kapılarda aranmasın.
Günah normalleştirilmesin.
Allah’a dönüş unutulmasın.


Modern İnsan Neden Bu Kadar Yoruldu?

Bugün insanlar çok yorgun.

Bedeni yorgun değil sadece; kalbi yorgun.

Çünkü herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyor.

Daha iyi ev.
Daha iyi araba.
Daha iyi telefon.
Daha iyi iş.
Daha iyi tatil.
Daha iyi okul.
Daha iyi görünüş.
Daha fazla beğeni.
Daha fazla takipçi.
Daha fazla para.

Ama insan bu kadar şeye yetişmeye çalışırken kendini kaybediyor.

Bir gün bakıyor; evi var ama huzuru yok.

Parası var ama bereketi yok.

Takipçisi var ama dostu yok.

Ailesi var ama muhabbeti yok.

İşi var ama vicdanı yorgun.

Telefonu akıllı ama kalbi dalgın.

Her şeyi hızlı ama ruhu yavaşlamaya muhtaç.

İşte Ankebût 19 bu yorgun insana şöyle diyor:

Bir dur.
Nereden geldiğini düşün.
Nereye gideceğini düşün.
Seni kim başlattı?
Seni kim tekrar diriltecek?
Bu koşuşturmanın sonunda kimin huzuruna çıkacaksın?

Bu soru insanı kendine getirir.

Çünkü bazen insanın yeni bir bilgiye değil, eski hakikati yeniden hatırlamaya ihtiyacı vardır.


Duygusal Bir Örnek

Bir insan düşünün.

Yıllarca çalışmış. Ev almış. Araba almış. Çocuklarını büyütmüş. İnsanlar ona “başarılı” demiş. Herkes onu güçlü görmüş.

Ama bir gün hastane odasında yalnız kalmış.

O odada artık tapular konuşmuyor.
Banka hesapları konuşmuyor.
Arabalar konuşmuyor.
Sosyal medyadaki beğeniler konuşmuyor.
İnsanların alkışı konuşmuyor.

Orada insanın kalbi konuşuyor.

“Ben ne için yaşadım?”
“Kimi kırdım?”
“Kimin hakkına girdim?”
“Hangi günaha ‘mecburum’ dedim?”
“Hangi nimeti ilah edindim?”
“Allah’a döneceğimi hatırlayarak mı yaşadım?”

İşte o soruların cevabı ağırdır.

Ama güzel olan şu: Bu soruları hastane odasında değil, bugün sorabiliriz.

Hâlâ nefesimiz varken sorabiliriz.

Hâlâ tövbe kapısı açıkken sorabiliriz.

Hâlâ yanlışlarımızı düzeltebilecekken sorabiliriz.

Hâlâ salih amel işleyebilecekken sorabiliriz.

Hâlâ yükümüzü hafifletebilecekken sorabiliriz.


Heyecanlı Bir Uyarı

O zaman bugün kendimize gelelim.

Bir gün mutlaka döneceğiz.

Bir gün mutlaka dirileceğiz.

Bir gün mutlaka yaptıklarımızla karşılaşacağız.

O gün yalanlar bitecek.

Mazeretler bitecek.

“Bir şey olmaz” diyenler susacak.

“Herkes yapıyor” diyenler susacak.

“Günahı benim boynuma” diyenler susacak.

“Bu devirde böyle” diyenler susacak.

İnsan kendi ameliyle kalacak.

O yüzden bugün hâlâ vaktimiz varken, hayatımızı yeniden mizanla ölçelim.

Rızkımızı ölçelim.
Sevgimizi ölçelim.
Kulluk bilincimizi ölçelim.
İş hayatımızı ölçelim.
Aile hayatımızı ölçelim.
Dilimizi ölçelim.
Sosyal medya kullanımımızı ölçelim.
Çocuklarımıza verdiğimiz hedefleri ölçelim.
Dünyaya ne kadar bağlandığımızı ölçelim.

Çünkü ölçüsüz hayat, insanı haddi aşmaya götürür.

Mizan bozulursa salih amel de bozulur.


Kapanış Soruları

Şimdi bu dersi birkaç soruyla bitirelim.

Bu soruların cevabını hemen vermeyelim. Evimize giderken, arabada, işte, gece yatağa uzandığımızda düşünelim.

Ben gerçekten yeniden dirileceğime inanarak mı yaşıyorum?

Yoksa hiç ölmeyecekmiş gibi mi plan yapıyorum?

Allah beni ilk defa yaratmışken, yeniden dirilteceğini hayatımda ne kadar ciddiye alıyorum?

Bugün ölsem, peşinden koştuğum şeyler bana şahit mi olur, yük mü olur?

Telefonumda, konuşmalarımda, ticaretimde, ailemde, kalbimde Allah’ın huzuruna çıkaramayacağım neler var?

Ben rızkı Allah katında mı arıyorum, yoksa yalanın, faizin, hilenin, insanların beğenisinin içinde mi arıyorum?

Benim hayatımda putlaşan bir şey var mı?

Kaybetmekten en çok korktuğum şey ne?

Onu kaybetmemek için Allah’ın sınırını çiğner miyim?

Çocuğuma ahireti mi öğretiyorum, sadece başarıyı mı?

Eşime sevgiyi mi gösteriyorum, bağımlılığı mı?

İşimi büyütürken ruhumu küçültüyor muyum?

Teknoloji beni bilinçli mi yapıyor, yoksa daha da gaflete mi sürüklüyor?

Ben gerçekten Allah’a döneceğimi hatırlayarak mı yaşıyorum?

Ve en son şu soru:

Beni yoktan var eden Allah’a döneceğim günü düşününce, bugün değiştirmem gereken ilk şey nedir?

Rabbim bizi gören ama düşünmeyenlerden etmesin.

Rabbim bizi dünyaya dalıp ahireti unutanlardan etmesin.

Rabbim bizi rızkı yanlış kapılarda arayanlardan değil, rızkı Allah katında arayanlardan eylesin.

Rabbim bizi sözü güzel ama ameli eksik olanlardan değil; imanını salih amelle ispatlayanlardan eylesin.

Rabbim bize mizanı, sınırı, haddimizi bilmeyi nasip etsin.

Rabbim bizi ilk yaratılışı görüp yeniden dirilişi unutmayanlardan eylesin.

Âmin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir