Ankebût 20–21: Yeryüzünde Gezin, Ama Kur’an’ın Gözüyle Bakın

Değerli dostlar…

Bugün Ankebût Suresi’nin 20 ve 21. ayetleri üzerinde duracağız.

Allah bu ayetlerde bize çok güçlü bir çağrı yapıyor:

“Yeryüzünde dolaşın, Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını görün. Sonra Allah âhiret yaratılışını da gerçekleştirecektir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. Dilediğine azap eder, dilediğine merhamet eder. O’na döndürüleceksiniz.”

Bu ayet bize sadece “gezin, dolaşın” demiyor.

Bugün zaten insanlar çok geziyor.

Tatile gidiyor.
Uçağa biniyor.
Otellere gidiyor.
Deniz kenarına gidiyor.
Dağlara çıkıyor.
Şehir şehir dolaşıyor.
Fotoğraf çekiyor.
Video paylaşıyor.
Sosyal medyada konum bildiriyor.

Ama Kur’an’ın istediği gezmek sadece bedenle yapılan bir gezi değildir.

Kur’an bize diyor ki:

Yeryüzünde gezin ama gözünüz açık olsun.
Bakın ama düşünerek bakın.
Görün ama ibret alarak görün.
Sadece fotoğraf çekmeyin, hakikati görün.

Çünkü insan bazen dünyanın en güzel manzarasına bakar ama hiçbir şey anlamaz.

Denizi görür, sadece tatil düşünür.
Dağı görür, sadece manzara der.
Güneşi görür, sadece hava güzel der.
Yağmuru görür, sadece trafik der.
Baharı görür, sadece piknik der.
Bir bebeği görür, sadece ne kadar tatlı der.

Ama Kur’an insana şunu sorar:

Bütün bunları kim başlattı?
Bu düzeni kim kurdu?
Kuru toprağı kim diriltti?
Karanlık geceden sonra gündüzü kim getirdi?
Bir damla sudan insanı kim var etti?
Seni yoktan var eden Allah, seni tekrar diriltmeye güç yetiremez mi?


İnsan Sadece Kendi Küçük Dünyasına Çakılıp Kalmamalı

Bugün insanın en büyük problemlerinden biri, kendi küçük dünyasına hapsolmasıdır.

Telefon ekranı kadar bir dünyaya sıkışıyoruz.

Sabah kalkıyoruz, ekrana bakıyoruz.
Gün içinde ekrana bakıyoruz.
Yatmadan önce yine ekrana bakıyoruz.

Kim ne almış?
Kim nereye gitmiş?
Kim hangi yemeği yemiş?
Kim hangi arabaya binmiş?
Kim hangi evi almış?

Sürekli başkalarının hayatına bakıyoruz ama Allah’ın ayetlerine bakmayı unutuyoruz.

Gökyüzüne bakmıyoruz.
Toprağa bakmıyoruz.
Kendimize bakmıyoruz.
Kalbimizin atışını düşünmüyoruz.
Anne karnında nasıl var edildiğimizi düşünmüyoruz.
Kıştan sonra baharın nasıl geldiğini düşünmüyoruz.
Her sabah uyanmanın küçük bir diriliş olduğunu fark etmiyoruz.

İşte Ankebût 20 bize diyor ki:

Sadece kendi küçük dünyana çakılıp kalma.
Yeryüzüne bak.
Yaratılışa bak.
Allah’ın ayetlerini oku.


Kur’an’ın Gözüyle Bakmak

Burada çok önemli bir nokta var.

İnsan Kur’an’ı tanımazsa, kâinatın ayetlerini de doğru okuyamaz.

Kur’an’ı bilmezse güneş ona sadece ışık verir ama mesaj vermez.

Kur’an’ı bilmezse dağ ona sadece manzara olur ama ibret olmaz.

Kur’an’ı bilmezse yağmur sadece hava olayı olur ama rahmet olarak görülmez.

Kur’an’ı bilmezse tohum sadece biyoloji olur ama diriliş dersi olmaz.

Kur’an’ı bilmezse tarih sadece bilgi olur ama uyarı olmaz.

Kur’an’ı bilmezse Firavun sadece eski bir kral olur, Karun sadece zengin bir adam olur, Nemrut sadece bir hükümdar olur.

Ama Kur’an’ın gözüyle bakınca her şey konuşmaya başlar.

Güneş der ki:

Ben kendi kendime doğmuyorum. Beni doğduran var.

Gece der ki:

Ben tesadüfen gelmiyorum. Bana hükmeden var.

Yağmur der ki:

Ben gökten boşuna inmiyorum. Rahmeti gösteriyorum.

Toprak der ki:

Ben ölü gibi görünürüm ama Allah dilerse yeniden dirilirim.

Tohum der ki:

Beni toprağa gömülmüş sanırsın ama Allah isterse beni hayat yapar.

Tarih der ki:

Saltanatlar geçti, saraylar yıkıldı, krallar öldü, zenginler gitti; sen de gideceksin.

İşte mesele budur.

Kur’an’la bakarsan kâinat ayet olur.
Kur’an’sız bakarsan her şey sıradanlaşır.


Kıştan Bahara: Diriliş Dersi

Bir kış günü düşünelim.

Ağaçlar kupkuru.
Dallar çıplak.
Toprak sert.
Hava soğuk.
Her şey sanki ölmüş gibi.

Sonra bahar gelir.

Toprak yumuşar.
Yağmur iner.
Ağaçlar yeşerir.
Çiçekler açar.
Kuşlar ötmeye başlar.
Hayat yeniden ortaya çıkar.

İnsan buna her yıl şahit olur.

Ama Allah bize sadece mevsim değişimini göstermiyor. Bize ahireti hatırlatıyor.

Nasıl ki ölü görünen tabiat yeniden canlanıyorsa, insan da ölümden sonra yeniden diriltilecektir.

Bir tohumu toprağa bırakıyorsun.
Üzeri kapanıyor.
Karanlıkta kalıyor.
Kayboldu zannediyorsun.

Ama bir gün o tohum çatlıyor.
Toprağı yarıyor.
Güneşe doğru çıkıyor.
Dal oluyor.
Yaprak oluyor.
Meyve oluyor.

Peki toprağın altındaki tohumu çıkaran Allah, kabirdeki insanı çıkaramaz mı?

Kuruyan ağacı yeşerten Allah, ölen insanı diriltemez mi?

Bir damla sudan insan yaratan Allah, ölümden sonra insanı tekrar yaratamaz mı?

Ayetin cevabı çok net:

Allah her şeye kadirdir.


Modern Teknoloji Çağında Bile Aczimiz Devam Ediyor

Bugün teknoloji çok gelişti.

Telefonlarımız yüzümüzü tanıyor.
Yapay zekâ sorularımıza cevap veriyor.
Arabalar kendi kendine gidebiliyor.
Evler akıllı sistemlerle yönetiliyor.
Doktorlar ameliyat robotları kullanıyor.
Uzaya araçlar gönderiliyor.

Ama bütün bu teknolojiye rağmen insan hâlâ ölümü durduramıyor.

En gelişmiş telefonun şarjı bitiyor.
En pahalı arabanın motoru bozuluyor.
En büyük şirketler batabiliyor.
En güçlü beden yaşlanıyor.
En güzel yüz değişiyor.
En zengin insan hastalanıyor.
En popüler insan bir süre sonra unutuluyor.

İnsan teknolojiyle çok şey yapabiliyor ama kendine bir saniye daha ömür yazamıyor.

İşte burada insan haddini bilmeli.

Teknoloji imkândır ama ilah değildir.
Para imkândır ama ilah değildir.
Tıp imkândır ama ilah değildir.
Bilgi imkândır ama ilah değildir.
Yapay zekâ imkândır ama ilah değildir.

İnsan ne kadar ilerlerse ilerlesin, hâlâ Allah’a muhtaçtır.


Ahireti Unutunca Mizan Bozulur

Bu ayetlerin asıl amacı sadece yaratılışı anlatmak değildir. Bu ayetler hayatımızı düzeltmek içindir.

Çünkü insan Allah’a döneceğini unutunca mizanı kaybeder.

Daha önce derslerde sık sık söylediğimiz gibi:

Mizan, denge, sınır ve haddini bilmek salih amelin olmazsa olmazıdır.

İnsan ahireti unutunca dünya büyür.

Ev büyür.
Araba büyür.
Para büyür.
Makam büyür.
Sosyal medya büyür.
İnsanların beğenisi büyür.
Çocuğun başarısı büyür.
Eşin sevgisi büyür.
Patronun sözü büyür.

Ama Allah’a dönüş bilinci küçülür.

İşte o zaman insan haddi aşar.

Ev almak için faiz normalleşir.
İş almak için yalan normalleşir.
Para için hile normalleşir.
Aile için haksızlık normalleşir.
Çocuk için merhametsiz baskı normalleşir.
Sosyal medya için gösteriş normalleşir.
Eş için bağımlılık normalleşir.

Sonra insan bunlara bahane bulur:

“Bu devirde böyle.”
“Herkes yapıyor.”
“Mecburum.”
“Çocuklarım için.”
“İş dünyası böyle.”
“Devlet izin veriyor.”
“Bir şey olmaz.”

Ama ayet bize şunu hatırlatıyor:

O’na döndürüleceksiniz.

Yani hayat başıboş değil.
Dünya sahipsiz değil.
İnsan hesapsız değil.
Yaratılış tesadüf değil.
Ölüm son değil.


Dilediğine Azap Eder, Dilediğine Merhamet Eder

  1. ayette Allah şöyle buyuruyor:

“Dilediğine azap eder, dilediğine merhamet eder. O’na çevrileceksiniz.”

Bu ayeti doğru anlamak gerekir.

Allah rastgele azap etmez. Rastgele merhamet etmez.

Allah’ın rahmeti de adaleti de hikmet üzeredir.

Rahmete yönelen rahmet bulur.
Hidayeti isteyen hidayet kapısına yaklaşır.
Salih amel işleyen rahmete yürür.
Tövbe eden rahmete yürür.
Mizanı koruyan rahmete yürür.
Haddini bilen rahmete yürür.

Ama insan bile bile zulmü seçerse, haksızlığı seçerse, günahı normalleştirirse, hakikati örterse, Allah’a dönüşü unutarak yaşarsa, kendi seçimiyle azabın yoluna girmiş olur.

Yani mesele şudur:

İnsan hangi yola yönelirse, sonucuyla karşılaşır.

Allah insana akıl verdi.
Vicdan verdi.
İrade verdi.
Kitap verdi.
Peygamberler gönderdi.
Ayetler gösterdi.
Yeryüzünü ibretle doldurdu.

Artık insan kendi tercihini yapar.


Salih Amel Bu Ayetlerin Neresinde?

Bu ayetler bize sadece “gez, bak, düşün” demiyor. Aynı zamanda “hayatını düzelt” diyor.

Çünkü yaratılışı ve dirilişi gerçekten düşünen insanın davranışı değişir.

Yalan söylemeden önce durur.
Faize girmeden önce düşünür.
İftira atmadan önce titrer.
Kul hakkına girmeden önce korkar.
Eşini aldatmadan önce utanır.
Çocuğuna baskı yapmadan önce merhameti hatırlar.
Kibirlenmeden önce haddini bilir.
Haset etmeden önce Allah’ın taksimine razı olur.

İşte ahiret bilinci salih ameli güçlendirir.

Salih amel sadece ibadet listesi değildir.

Salih amel; iyi, güzel, temiz, dürüst, ahlaklı, dengeli ve faydalı iştir.

Doğru konuşmak salih ameldir.
Helal kazanmak salih ameldir.
Emanete sahip çıkmak salih ameldir.
Mizanı korumak salih ameldir.
Sınırı bilmek salih ameldir.
Haddi aşmamak salih ameldir.


Kapanış Soruları

Şimdi bu ayetlerin bize bıraktığı sorularla bitirelim.

Ben yeryüzüne gerçekten ibretle bakıyor muyum, yoksa sadece tüketmek ve eğlenmek için mi yaşıyorum?

Gezdiğim yerler beni Allah’a yaklaştırıyor mu, yoksa daha çok dünyaya mı bağlıyor?

Kur’an’ın gözüyle bakıyor muyum, yoksa sadece ekranların gösterdiği kadar mı görüyorum?

Güneş, yağmur, toprak, tohum, gece, gündüz bana bir şey söylüyor mu?

Bir bebeğin yaratılışına bakınca Allah’ın kudretini düşünüyor muyum?

Kıştan sonra baharın gelişini görünce dirilişi hatırlıyor muyum?

Yoksa bütün bunlar bana sıradan mı geliyor?

Ben rızkı Allah katında mı arıyorum, yoksa yalanın, faizin, hilenin içinde mi arıyorum?

Dünya hayatını büyütüp ahireti küçültüyor muyum?

Teknoloji beni bilinçli mi yapıyor, yoksa daha da gaflete mi sürüklüyor?

Ben Allah’ın rahmetine mi yöneliyorum, yoksa kendi tercihlerimle azaba giden yolları mı seçiyorum?

Ve en önemlisi:

Ben O’na döndürüleceğimi gerçekten hatırlayarak mı yaşıyorum?

Rabbim bizi bakan ama görmeyenlerden etmesin.

Rabbim bizi gören ama düşünmeyenlerden etmesin.

Rabbim bizi Kur’an’ın rehberliğiyle yeryüzünü okuyabilenlerden eylesin.

Rabbim bizi mizanı koruyan, salih amelle yaşayan, rahmetine yönelen ve O’na dönüşünü unutmayan kullarından eylesin.

Âmin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir