Ankebut 22, 23 Allah’tan Kaçış Yok

Değerli dostlar…

Ankebût Suresi 20 ve 21. ayetlerde Allah bize yeryüzünde gezip dolaşmayı, yaratılışa bakmayı, kâinatı Kur’an’ın gözüyle okumayı öğretmişti.

Toprağa bakın dedi.
Tohuma bakın dedi.
Kıştan sonra baharın gelişine bakın dedi.
Yaratılış nasıl başlamış, bunu görün dedi.

Sonra da çok büyük bir hakikati hatırlattı:

“O’na döndürüleceksiniz.”

Yani bu hayat başıboş değil.
Bu dünya sahipsiz değil.
Bu yolculuk hesapsız değil.

Şimdi 22 ve 23. ayetlerde bu hakikat daha da netleşiyor.

Allah şöyle buyuruyor:

“Siz ne yeryüzünde ne de gökte Allah’ı âciz bırakabilirsiniz. Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır. Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler var ya, işte onlar Benim rahmetimden umutlarını kesmişlerdir. Onlar için acı bir azap vardır.”

Bu ayetler insana çok net bir şey söylüyor:

Allah’tan kaçış yok.
Allah’ı aciz bırakmak yok.
Allah’ın hükmünden saklanmak yok.
Allah’a dönüşten kurtulmak yok.


İnsan Kaçabileceğini Zannediyor

Bugün insan çok güçlü olduğunu zannediyor.

Teknoloji gelişti.
Şehirler büyüdü.
Uçaklar hızlandı.
Uzaya araçlar gönderildi.
Yapay zekâ üretildi.
Veriler bulut sistemlerinde saklanıyor.
Kameralar, uydular, dijital sistemler, bankalar, devletler, büyük şirketler…

İnsan sanki her şeyi kontrol ediyormuş gibi bir havaya giriyor.

Ama bütün bu gücün içinde insan hâlâ çok aciz.

Bir virüs bütün dünyayı durdurabiliyor.
Bir deprem şehirleri yıkabiliyor.
Bir hastalık insanın bütün planlarını değiştirebiliyor.
Bir ekonomik kriz servetleri eritebiliyor.
Bir ölüm haberi bütün hayatı susturabiliyor.

İnsan gökdelen yapıyor ama ölümü durduramıyor.

İnsan uzaya uydu gönderiyor ama kendi kalbinin son atışını engelleyemiyor.

İnsan yapay zekâya soru soruyor ama kendi eceline cevap yazamıyor.

İnsan dünyayı harita üzerinde bölebiliyor ama Allah’ın mülkünden çıkamıyor.

İşte ayet diyor ki:

“Siz ne yerde ne gökte Allah’ı aciz bırakabilirsiniz.”

Yani nereye gidersen git, Allah’ın mülkündesin.

Yerin altına insen de.
Göğe çıksan da.
Denizin dibine insen de.
Uzaya gitsen de.
Kalabalıkların arasına karışsan da.
Telefon kayıtlarını silsen de.
Kameradan kaçsan da.
İnsanları aldatsan da.

Allah’tan kaçamazsın.


Silinen Mesaj Silinmiş Sayılmaz

Bugün modern insanın ilginç bir yanılgısı var.

Bir mesajı siliyor, “bitti” zannediyor.
Bir hesabı kapatıyor, “iz kalmadı” zannediyor.
Bir yalanı kimse fark etmedi, “kurtuldum” zannediyor.
Bir kul hakkını kimse görmedi, “hesap kapandı” zannediyor.
Bir ihaneti gizledi, “kimse bilmedi” zannediyor.

Ama Allah’ın katında hiçbir şey kaybolmaz.

Telefon hafızasından silinen şey, amel defterinden silinmiş olmaz.

İnsanlardan saklanan şey, Allah’tan saklanmış olmaz.

Mahkemeden kaçan, ilahi hesaptan kaçamaz.

Dünyada dosya kapanabilir ama ahirette hesap kapanmamış olabilir.

İşte bu ayet insanı uyandırıyor:

Sen yeryüzünde de olsan, gökte de olsan, Allah’ı aciz bırakamazsın.

Bu tehdit gibi duyulabilir ama aslında bu ayet mümin için büyük bir tesellidir.

Çünkü zalim de kaçamaz.
Haksızlık yapan da kaçamaz.
Mazlumun hakkını yiyen de kaçamaz.
İftira atan da kaçamaz.
Gücüyle insanları ezen de kaçamaz.

Dünyada adalet gecikebilir ama Allah’ın hesabı şaşmaz.


Allah’tan Başka Dost ve Yardımcı Yoktur

Ayetin devamında çok sarsıcı bir ifade var:

“Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır.”

İnsan bazen yanlış dostlar edinir.

Parayı dost zanneder.
Makamı dost zanneder.
Çevresini dost zanneder.
Akrabasını dost zanneder.
Siyasi gücü dost zanneder.
Sosyal medyadaki kalabalığı dost zanneder.

Ama zor gün geldiğinde hepsi sınırlıdır.

Para bir yere kadar yardım eder.
Makam bir yere kadar korur.
Akraba bir yere kadar gelir.
Doktor bir yere kadar çabalar.
Avukat bir yere kadar savunur.
Teknoloji bir yere kadar destek olur.

Ama insan Allah’ın huzuruna çıktığında, yanında sadece ameli vardır.

Ne banka hesabı konuşur.
Ne takipçi sayısı konuşur.
Ne tapular konuşur.
Ne şirket tabelası konuşur.
Ne insanların alkışı konuşur.

O gün insan şunu anlar:

Allah’tan başka gerçek dost yok.
Allah’tan başka gerçek yardımcı yok.

Ama bunu sadece ölüm anında anlamamak lazım.

Bugün anlamak lazım.

Bugün anlamazsak dünyada yanlış kapılara bağlanırız.

Rızkı yanlış yerde ararız.
Güveni yanlış yerde ararız.
Değeri yanlış yerde ararız.
Kurtuluşu yanlış yerde ararız.

Oysa Kur’an bize baştan beri şunu öğretiyor:

Rızkı Allah katında ara.
Kulluğu Allah’a yap.
Şükrü Allah’a yönelt.
Yardımı Allah’tan bil.
Dönüşün Allah’a olduğunu unutma.


Allah’ın Ayetlerini İnkâr Etmek

  1. ayette Allah şöyle buyuruyor:

“Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler…”

Burada iki şey birlikte anılıyor:

Allah’ın ayetlerini inkâr etmek.
Allah’a kavuşmayı inkâr etmek.

Bu çok önemli.

Çünkü insan Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, Allah’a dönüş bilinci de zayıflar.

Ayet sadece Kur’an ayetleri değildir.
Kâinattaki deliller de ayettir.

Güneş ayettir.
Gece ayettir.
Gündüz ayettir.
Yağmur ayettir.
Toprak ayettir.
Tohum ayettir.
İnsanın yaratılışı ayettir.
Tarih ayettir.
Helak olan kavimler ayettir.
Kendi hayatımızdaki imtihanlar bile ayettir.

Ama insan bunlara Kur’an’ın gözüyle bakmazsa, hepsi sıradanlaşır.

Güneş sadece ışık olur.
Yağmur sadece hava olayı olur.
Toprak sadece arazi olur.
Bebek sadece biyoloji olur.
Ölüm sadece doğal süreç olur.
Tarih sadece eski olay olur.

İşte bilinç burada kapanır.

Daha önce derslerde söylediğimiz gibi: Kur’an okumak sadece harf okumak değildir; bilinç kazanmaktır. Hak ile batılı ayırmayı öğrenmektir.

Kur’an insanın gözünü açar.

Kur’an olmadan insan bakar ama görmez.
Duyar ama anlamaz.
Yaşar ama ibret almaz.


Allah’a Kavuşmayı İnkâr Etmek

Ayetin ikinci kısmı:

“O’na kavuşmayı inkâr edenler…”

İnsan Allah’a kavuşacağını unutursa hayatın ölçüsü bozulur.

Ahiret bilinci gidince mizan bozulur.

Mizan bozulunca insan haddi aşar.

Ev için faiz normalleşir.
İş için yalan normalleşir.
Para için hile normalleşir.
Makam için kibir normalleşir.
Aile için haksızlık normalleşir.
Çocuk için baskı normalleşir.
Sosyal medya için gösteriş normalleşir.
Haz için haram normalleşir.

Sonra insan kendini şu cümlelerle rahatlatır:

“Herkes yapıyor.”
“Bu devirde böyle.”
“Bir şey olmaz.”
“Mecbur kaldım.”
“Dünya böyle dönüyor.”
“Kimse görmedi.”

Ama Allah’a kavuşmayı bilen insan böyle yaşayamaz.

Çünkü bilir:

Kimse görmese de Allah görüyor.
Kimse duymasa da Allah duyuyor.
Kimse hesap sormasa da Allah soracak.
Dünyada kapansa da ahirette açılacak.

İşte bu bilinç insana mizan kazandırır.


Rahmetten Umudu Kesmek Ne Demek?

  1. ayette çok dikkat çekici bir ifade var:

“İşte onlar Benim rahmetimden umutlarını kesmişlerdir.”

Bu ifade ilk bakışta şöyle anlaşılabilir:

“Sanki Allah onları rahmetinden uzaklaştırmış.”

Ama burada derin bir hakikat var.

İnsan Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, Allah’a kavuşmayı yok sayarsa, rahmet kapısından kendi eliyle uzaklaşır.

Çünkü rahmetin yolunu kapatan Allah değildir; insanın kendi inkârıdır.

Bir insan güneşe arkasını dönerse karanlıkta kalır.
Bu güneşin cimriliğinden değil, insanın yönünü yanlış çevirmesindendir.

Bir insan musluğu açmazsa sudan faydalanamaz.
Bu suyun yokluğundan değil, insanın kapıyı kapatmasındandır.

Bir insan Kur’an’ın rehberliğine sırtını dönerse rahmetten uzaklaşır.
Bu rahmetin yokluğundan değil, insanın tercihindendir.

Allah rahmeti geniş olandır.
Tövbe kapısı açıktır.
Dönene kapı vardır.
Pişman olana kapı vardır.
Hatalarından uyanana kapı vardır.

Ama insan bile bile inkârı, zulmü, haksızlığı, kibri, isyanı seçerse, rahmet yolundan kendisi uzaklaşmış olur.


Günümüz Dünyasında Bu Ayetin Karşılığı

Bugün dünyaya baktığımızda bu ayetlerin ne kadar canlı olduğunu görüyoruz.

Bazı insanlar güçlerine güveniyor.

Devlet gücüne güveniyor.
Para gücüne güveniyor.
Medya gücüne güveniyor.
Teknoloji gücüne güveniyor.
Silah gücüne güveniyor.
Şirket gücüne güveniyor.

Zannediyor ki kimse hesap soramayacak.

Ama ayet diyor ki:

Yerde de olsanız, gökte de olsanız Allah’ı aciz bırakamazsınız.

Bu, mazlumlar için büyük bir umuttur.

Çünkü bazen dünyada adalet işlemiyor.
Bazen haklı olan eziliyor.
Bazen güçlü olan kazanıyor gibi görünüyor.
Bazen zalim alkışlanıyor.
Bazen doğru söyleyen yalnız kalıyor.

Ama Kur’an bize şunu söylüyor:

Allah’tan kaçış yok.
Hesaptan kaçış yok.
Mazlumun ahı boşa gitmez.
Kul hakkı kaybolmaz.
Zulüm unutulmaz.

İşte bu yüzden ahiret inancı sadece bireysel bir inanç değildir; adaletin en büyük dayanağıdır.

Eğer ahiret yoksa, güçlü olanın yaptığı yanına kalır zannedilir.

Ama ahiret varsa, hiçbir haksızlık kaybolmaz.


Bu Ayet Bizi Nasıl Değiştirmeli?

Bu ayetleri sadece korku ayeti olarak okumayalım.

Bu ayetler bizi toparlayan ayetlerdir.

Bize haddimizi bildirir.
Bize gerçek gücün Allah’a ait olduğunu hatırlatır.
Bize yanlış kapılara bağlanmamayı öğretir.
Bize rahmet kapısına yönelmeyi öğretir.
Bize salih amele dönmeyi öğretir.

Bir insan bu ayeti gerçekten anlarsa, hayatında bazı şeyler değişir.

Yalanı hafife almaz.
Kul hakkını küçük görmez.
Faizi normalleştirmez.
Aldatmayı sıradanlaştırmaz.
İftirayı kolay söylemez.
Kibri büyütmez.
Hasetle yaşamaz.
Mazlumu ezmez.
Gücüne güvenmez.
Allah’a dönüşü unutmaz.

Çünkü bilir:

Allah’tan kaçamam.
Hesaptan kaçamam.
Amelimden kaçamam.
Kendi nefsimden bile kaçamam.

Ama aynı zamanda şunu da bilir:

Allah’ın rahmeti var.
Tövbe kapısı var.
Dönüş kapısı var.
Islah kapısı var.
Salih amel kapısı var.


Kapanış Soruları

Şimdi bu ayetlerin bize bıraktığı sorularla bitirelim.

Ben gerçekten Allah’tan kaçamayacağımı bilerek mi yaşıyorum?

Yoksa insanlardan saklanınca kurtulduğumu mu zannediyorum?

Telefonumdan sildiğim şeyin Allah katında da silindiğini mi sanıyorum?

İnsanlardan gizlediğim hataları Allah’tan da gizleyebileceğimi mi düşünüyorum?

Ben Allah’tan başka hangi şeyleri kendime dost ve yardımcı zannediyorum?

Param mı?
Makamım mı?
Çevrem mi?
Takipçilerim mi?
Ailem mi?
Gücüm mü?

Allah’ın ayetlerine gerçekten Kur’an’ın gözüyle bakıyor muyum?

Yoksa bakıyor ama görmüyor muyum?

Allah’a kavuşacağımı düşündüğümde hayatımda değiştirmem gereken ilk şey ne?

Ben rahmete mi yöneliyorum, yoksa kendi tercihlerimle rahmetten uzak mılaşıyorum?

Bir haksızlık yaptığımda hemen tövbe edip düzeltiyor muyum, yoksa “bir şey olmaz” diyerek üzerini mi kapatıyorum?

Ve en önemlisi:

Bugün Allah’ın huzuruna çıkarılsam, beni ne karşılar: sakladığım günahlar mı, yoksa samimi tövbem ve salih amelim mi?

Rabbim bizi Allah’tan kaçabileceğini zannedenlerden etmesin.

Rabbim bizi dünyadaki güçlere aldanıp ahiret hesabını unutanlardan etmesin.

Rabbim bizi ayetlere bakan ama görmeyenlerden, Kur’an’ı duyan ama hayatına indirmeyenlerden etmesin.

Rabbim bizi rahmetine yönelen, tövbe eden, mizanı koruyan ve salih amelle yaşayan kullarından eylesin.

Âmin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir