Her His Hakikat Değildir: Fıtrat, Mizan ve Aile Üzerine Bir Konuşma

 

Aziz dostlar,

Bugün çok zor, çok hassas ama konuşulması gereken bir konudan bahsedeceğiz.

Ama baştan söyleyeyim:

Bizim derdimiz insanları aşağılamak değil.
Bizim derdimiz kimseye zulmetmek değil.
Bizim derdimiz kimseyi hor görmek değil.

Bizim derdimiz hak ile batılı ayırmak.
Gerçek ile sahteyi ayırmak.
Duygu ile hakikati ayırmak.
İstek ile ihtiyacı ayırmak.
Fıtrat ile heva-hevesi ayırmak.

Çünkü insan bazen bir şey hisseder. Ama hissettiği şey doğru olmayabilir.

İnsan öfke hisseder.
Ama öfkesine teslim olursa zalim olur.

İnsan kıskançlık hisseder.
Ama kıskançlığını hak kabul ederse haset eder.

İnsan hırs hisseder.
Ama hırsına teslim olursa Karunlaşır.

İnsan güç ister.
Ama gücü ilahlaştırırsa Firavunlaşır.

İşte mesele budur.

Her his hakikat değildir.
Her istek ihtiyaç değildir.
Her arzu hak değildir.
Her yönelim fıtrat değildir.

Kur’an bize bu yüzden gelmiştir.

Kur’an insanın içindeki karmaşayı düzenlemek için gelmiştir.
Kur’an insanın hevasını, arzusunu, öfkesini, hırsını, cinselliğini, mal sevgisini, makam isteğini mizanla ölçmesi için gelmiştir.

Allah Rahman Suresi’nde şöyle buyurur:

“Göğü yükseltti ve mizanı koydu. Sakın mizanda taşkınlık etmeyin.”
Rahman 7-8

Bakın, Allah mizan koydu.

Mizan ne demek?

Ölçü demek.
Denge demek.
Sınır demek.
Hudut demek.
Haddini bilmek demek.

İnsan haddini bilmezse, duygu ilah olur.
İnsan haddini bilmezse, nefis ölçü olur.
İnsan haddini bilmezse, toplumun dengesi bozulur.

Bugün modern dünyada bize şunu söylüyorlar:

“Ne hissediyorsan osun.”

Hayır.

İnsan sadece hislerinden ibaret değildir.

İnsan akıldır.
İnsan iradedir.
İnsan sorumluluktur.
İnsan imtihandır.
İnsan emanettir.
İnsan fıtrattır.

Allah Rum Suresi 30. ayette şöyle buyurur:

“Yüzünü Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur.”

Demek ki insanın bir fıtratı var.
Bir yaratılış ölçüsü var.
Bir düzeni var.
Bir mizanı var.

Peki modern insan ne yapıyor?

Fıtratı değil, hissi merkeze alıyor.
Vahyi değil, arzuyu merkeze alıyor.
Ahlakı değil, nefsin isteğini merkeze alıyor.

Sonra da diyor ki:

“Ben böyle hissediyorum, herkes buna saygı duymak zorunda.”

Peki soralım:

Bir insan öfke hissedince herkes onun öfkesine saygı duymak zorunda mı?
Bir insan kıskançlık hissedince kıskançlığı meşru mu olur?
Bir insan hırs hissedince hırsı doğru mu olur?
Bir insan başkasının hakkını yemek istese, “Ben böyle hissediyorum” dedi diye bu hak mı olur?

Olmaz.

O zaman mesele hissetmek değil, hissi neyle ölçeceğimizdir.

İşte Kur’an burada devreye girer.

Kur’an bize der ki:

Duygunu inkâr etme, ama duygunu ilah da edinme.
Nefsini yok sayma, ama nefsine teslim de olma.
Arzunu fark et, ama arzunu ölçüsüz bırakma.

Casiye Suresi 23. ayette Allah şöyle buyurur:

“Hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü?”

Bu ayet çok sarsıcıdır.

Çünkü insan bazen puta tapmaz ama hevasına tapar.
Taştan putu olmaz ama içindeki arzuyu putlaştırır.
Heykeli olmaz ama “ben böyle hissediyorum” cümlesini ilah yapar.

İşte çağımızın en büyük problemi budur:

İnsan artık “Allah ne diyor?” diye sormuyor.
“Fıtrat ne diyor?” diye sormuyor.
“Aile ne olur?” diye sormuyor.
“Çocuklar nasıl etkilenir?” diye sormuyor.
“Toplumun mizani bozulur mu?” diye sormuyor.

Sadece şunu soruyor:

“Ben ne hissediyorum?”

Aziz dostlar,

Bir toplum sadece bireyin hissiyle ayakta kalamaz.

Toplumu ayakta tutan şey ölçüdür.
Ailedir.
Nikâhtır.
Anne-baba sorumluluğudur.
Çocuğun güven duygusudur.
Kadın-erkek fıtratının korunmasıdır.
Haddin, hududun, sınırın bilinmesidir.

Allah Araf Suresi’nde Lut kavmiyle ilgili şöyle buyurur:

“Siz kadınları bırakıp erkeklere şehvetle mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.”
Araf 81

Bakın ayetin merkezinde ne var?

“Haddi aşmak.”

Yani mesele sadece bir davranış meselesi değil.
Mesele sınır meselesi.
Mesele mizan meselesi.
Mesele fıtrat meselesi.
Mesele toplumun nereye gittiği meselesi.

Şuara Suresi’nde de şöyle geçer:

“Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da insanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Doğrusu siz haddi aşan bir toplumsunuz.”
Şuara 165-166

Yine aynı kelime: haddi aşmak.

Demek ki Kur’an bize şunu öğretiyor:

İnsan fıtratın sınırını aşarsa, sadece kendi hayatını değil, toplumun dengesini de bozar.

Şimdi bir sahne düşünelim.

Bir çocuk var. Ailesinde güven arıyor.
Anne kavramına tutunmak istiyor.
Baba kavramına tutunmak istiyor.
Evinde düzen arıyor.
Kimlik arıyor.
Sınır arıyor.
Güven arıyor.

Ama ona sürekli şunu söylüyorlar:

“Kim ne hissediyorsa odur.”
“Bugün böyle hisseder, yarın başka hisseder.”
“Anne değişebilir, baba değişebilir, cinsiyet değişebilir, aile tanımı değişebilir.”

Peki bu çocuk neye tutunacak?

Çocuk akşam yatağa yattığında kendini nasıl güvende hissedecek?

Çocuk şunu bilmek ister:

Benim annem kim?
Benim babam kim?
Benim ailem neresi?
Ben hangi düzene doğdum?
Ben hangi sınırlar içinde büyüyorum?

Çocuk sınırsızlıkla büyüyemez.

Çünkü sınır çocuğu boğmak için değil, korumak içindir.

Yola bariyer koyarlar. Niye?
Araba uçuruma yuvarlanmasın diye.

Elektrik panosuna kapak koyarlar. Niye?
Çocuk çarpılmasın diye.

İlaç kutusuna uyarı koyarlar. Niye?
İnsan yanlış kullanmasın diye.

Peki insanın nefsine sınır koymayacak mıyız?
Aileye sınır koymayacak mıyız?
Cinselliğe sınır koymayacak mıyız?
Kimlik meselesine sınır koymayacak mıyız?

Sınır düşmanlık değildir.
Sınır merhamettir.

Hudut zulüm değildir.
Hudut korumadır.

Mizan baskı değildir.
Mizan dengedir.

Bakın bir çaydanlığı ocağa koyuyorsunuz. Altını açıyorsunuz. Sonra çıkıp gidiyorsunuz.

Ev hemen yanmaz.

Önce su buharlaşır.
Sonra çaydanlık kızarır.
Sonra ocak zarar görür.
Sonra mutfak tutuşur.
Sonra ev yanar.

Kimse ilk dakikada “ev yanıyor” demez.

Ama süreç başlamıştır.

Toplumlar da böyle bozulur.

Bir anda bozulmaz.

Önce kavramlar bozulur.
Sonra sınırlar gevşer.
Sonra aile zayıflar.
Sonra çocuklar yönsüz kalır.
Sonra herkes kendi duygusunu kural yapar.
Sonra toplum döner ve şunu sorar:

“Biz nasıl bu hale geldik?”

İşte Kur’an bu yüzden bizi erken uyarır.

Kur’an bize sadece sonuçları değil, süreci de gösterir.

Lut kavmi de bir günde o hale gelmedi.
Firavun da bir günde Firavun olmadı.
Karun da bir günde Karunlaşmadı.
İblis de bir anda kibirlenmedi.

Önce ölçü bozuldu.
Önce kıyas bozuldu.
Önce sınır aşıldı.
Önce nefis hakikatin önüne geçti.

İblis ne dedi?

“Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın.”
Araf 12

Bakın, İblis de kendince bir ölçü kurdu.
Ama ölçüsü Allah’ın ölçüsü değildi.
Kendi nefsinin ölçüsüydü.

Bugün de insan aynı hatayı yapıyor.

“Ben böyle hissediyorum.”
“Benim doğrum bu.”
“Benim bedenim, benim kararım.”
“Ben ne dersem hak odur.”

Peki Allah ne diyor?
Fıtrat ne diyor?
Aile ne diyor?
Çocuk ne yaşıyor?
Toplum nereye gidiyor?

Bunlar sorulmuyor.

Aziz dostlar,

Bizim dilimizde merhamet olmalı. Ama merhamet hakikati terk etmek değildir.

Bir insan yanlış yöne gidiyorsa ona hakaret etmeyiz.
Ama “bu yol doğrudur” da demeyiz.

Bir insan nefsinin baskısıyla mücadele ediyorsa onu aşağılamayız.
Ama nefsi meşrulaştırmayız.

Bir insan imtihan yaşıyorsa ona zulmetmeyiz.
Ama imtihanı kimlik ve hakikat diye topluma dayatmayız.

Kur’an bize ne öğretiyor?

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav.”
Fussilet 34

Demek ki biz kaba olmayacağız.
Zalim olmayacağız.
Hakaret etmeyeceğiz.
Ama hakkı da gizlemeyeceğiz.

Çünkü hakikati gizlemek de merhamet değildir.

Bir çocuk uçuruma doğru yürüyorsa, ona “kendini özgür hissediyorsan devam et” denmez.
Ona “dur” denir.

O “dur” kelimesi baskı değildir.
O “dur” kelimesi merhamettir.

Bugün çocuklarımızı korumak zorundayız.

Çünkü çocuk daha kimliğini, duygusunu, bedenini, dünyayı yeni tanıyor.
Ergenlikte duygu değişir.
Merak olur.
Kafa karışıklığı olur.
Arkadaş etkisi olur.
Sosyal medya etkisi olur.
Dizi, film, reklam, algoritma etkisi olur.

Bugün telefon ekranı, eskiden mahallenin tamamından daha güçlü hale geldi.

Bir çocuk evin içinde oturuyor ama dünyanın bütün propagandası cebinde.
Bir genç odasında yalnız ama algoritmalar onun zihnine sürekli bir şey fısıldıyor.

Peki biz ne yapacağız?

Çocuğa sadece internet mi öğretmenlik yapacak?
Algoritma mı rehber olacak?
Sosyal medya mı fıtrat öğretecek?
Dizi karakterleri mi aile tanımı yapacak?

Hayır.

Aile konuşacak.
Öğretmen konuşacak.
Hukuk sınır koyacak.
Devlet çocukları koruyacak.
Toplum fıtratı savunacak.
Kur’an ölçü olacak.

Ama bunu öfkeyle değil, akılla yapacağız.
Hakaretle değil, hikmetle yapacağız.
Zulümle değil, adaletle yapacağız.

Nahl Suresi 125. ayette Allah şöyle buyurur:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.”

Demek ki davet hikmetle olacak.
Güzel öğütle olacak.
Ama davet olacak.
Susmak değil.

Bugün bazı insanlar diyor ki:

“Kimse karışmasın. Herkes istediği gibi yaşasın.”

Peki çocuklar ne olacak?
Aile ne olacak?
Toplum ne olacak?
Fıtrat ne olacak?
Nesil ne olacak?

Kur’an bize nesil meselesini çok ciddi anlatır.

Bakara Suresi 205. ayette bozguncu tip için şöyle buyrulur:

“Yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.”

Bakın, “ekin ve nesil.”

Ekin ne? Geçim.
Nesil ne? Gelecek.

Bir toplumun ekini bozulursa ekonomisi bozulur.
Nesli bozulursa geleceği bozulur.

Bu yüzden aile meselesi sadece özel hayat meselesi değildir.
Nesil meselesidir.
Toplum meselesidir.
Ümmet meselesidir.
İnsanlık meselesidir.

Aziz dostlar,

İnsan imtihan varlığıdır.

Ankebut Suresi’nin başında Allah şöyle buyurur:

“İnsanlar sadece ‘iman ettik’ demekle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar?”
Ankebut 2

Demek ki her insanın imtihanı var.

Kiminin imtihanı para.
Kiminin imtihanı makam.
Kiminin imtihanı öfke.
Kiminin imtihanı şehvet.
Kiminin imtihanı aile.
Kiminin imtihanı yalnızlık.
Kiminin imtihanı beden.
Kiminin imtihanı duygu.

Ama imtihanın varlığı, imtihanı meşrulaştırmak değildir.

Bir insan harama meyil hissedebilir.
Ama haramı helal yapamaz.

Bir insan yanlış bir arzu hissedebilir.
Ama arzuyu fıtratın yerine koyamaz.

Bir insan iç dünyasında karışıklık yaşayabilir.
Ama karışıklığını topluma ölçü yapamaz.

Çünkü imtihan teslimiyet ister.
Bedel ister.
Emek ister.
Çaba ister.

Biz derslerimizde hep söylüyoruz:

“Seni seviyorum” demek yetmez.
Evlilikte kira ödemek, sorumluluk almak, sözünde durmak gerekir.

“Ben iman ettim” demek yetmez.
Salih amel gerekir.
Bedel gerekir.
Nefsine karşı mücadele gerekir.

Bir insan “Ben böyle hissediyorum” diyebilir.
Ama soru şu:

Bu hissi Allah’ın ölçüsüne mi teslim edecek, yoksa Allah’ın ölçüsünü kendi hissine mi teslim edecek?

İmtihan tam burada başlar.

Bakara Suresi 286. ayette Allah şöyle buyurur:

“Allah hiçbir nefse gücünün yetmeyeceği yükü yüklemez.”

Demek ki insanın mücadele gücü vardır.
İrade gücü vardır.
Sabır gücü vardır.
Dönüş gücü vardır.
Tevbe kapısı vardır.

Hiç kimse “Ben bittim” demesin.
Hiç kimse “Ben değişemem” demesin.
Hiç kimse “Benim nefsim benden güçlü” demesin.

Nefis güçlü olabilir ama Allah daha büyüktür.
Arzu baskın olabilir ama vahiy daha aydınlıktır.
Duygu karışık olabilir ama fıtrat daha derindir.

Yeter ki insan kendini kandırmasın.

Çünkü en tehlikeli şey, insanın yanlışını hakikat zannetmesidir.

Kur’an buna karşı bizi uyarır.

Kehf Suresi 103-104’te Allah şöyle buyurur:

“Amel bakımından en çok ziyana uğrayanları haber vereyim mi? Onlar dünya hayatında çabaları boşa gittiği halde kendilerinin güzel iş yaptıklarını sananlardır.”

İşte en büyük tehlike budur:

İnsan yanlış yolda olur ama kendini özgür zanneder.
Fıtrattan uzaklaşır ama kendini bulduğunu zanneder.
Nefsine uyar ama hakikate ulaştığını zanneder.
Sınırı aşar ama cesaret gösterdiğini zanneder.

Oysa özgürlük, her istediğini yapmak değildir.

Gerçek özgürlük, nefsinin kölesi olmamaktır.

Bir insan arzusuna “hayır” diyebiliyorsa özgürdür.
Bir insan öfkesine “dur” diyebiliyorsa özgürdür.
Bir insan harama “ben Allah için yaklaşmam” diyebiliyorsa özgürdür.

Yoksa her hissin peşinden gitmek özgürlük değil, savrulmaktır.

Aziz dostlar,

Toplumun bugün merhamete ihtiyacı var.
Ama ölçüsüz merhamete değil.

Merhamet, yanlışı doğru ilan etmek değildir.
Merhamet, günahı hak yapmak değildir.
Merhamet, çocuğu ideolojik karmaşaya teslim etmek değildir.

Merhamet şudur:

İnsana değer vermek.
Onu aşağılamamak.
Ona kapıyı kapatmamak.
Ama ona hakikati de söylemek.

Biz şunu diyebilmeliyiz:

Sana zulmedilmesine karşıyım.
Sana hakaret edilmesine karşıyım.
Seni aşağılamaya karşıyım.
Ama bu yönelimin topluma dayatılmasına da karşıyım.
Çocukların buna maruz bırakılmasına da karşıyım.
Fıtratın bozulmasına da karşıyım.
Ailenin belirsizleştirilmesine de karşıyım.

Çünkü insan onuru başka şeydir, her arzuyu meşrulaştırmak başka şeydir.

Saygı başka şeydir, teslimiyet başka şeydir.

Bir insana insan olduğu için saygı duyarız.
Ama her davranışı doğru kabul etmek zorunda değiliz.

Bir insanın hakkını koruruz.
Ama hakikat ölçüsünü kaybetmeyiz.

İşte mizan budur.

Ne zulüm, ne meşrulaştırma.
Ne hakaret, ne suskunluk.
Ne nefret, ne ölçüsüz kabul.

Hak, adalet, merhamet ve sınır.

Kur’an’ın dili budur.

Son olarak şunu söyleyelim:

Bir toplum çocuklarını koruyamazsa geleceğini koruyamaz.
Bir toplum ailesini koruyamazsa huzurunu koruyamaz.
Bir toplum fıtratını koruyamazsa dengesini koruyamaz.
Bir toplum mizanını kaybederse, her şey birbirine karışır.

O yüzden bugün sormamız gereken soru şudur:

Biz çocuklarımıza ne bırakıyoruz?

Sınırsız bir dünya mı?
Yoksa ölçülü bir hayat mı?

Her hissin hak sayıldığı bir karmaşa mı?
Yoksa akıl, vahiy ve fıtratla dengelenmiş bir bilinç mi?

Aile kavramının belirsizleştiği bir toplum mu?
Yoksa anne, baba, çocuk ve sorumluluk bilincinin korunduğu bir toplum mu?

Unutmayalım:

Hakikat bazen insanın nefsine ağır gelir.
Ama insanı iyileştiren şey her zaman hoşuna giden şey değildir.

Bazen ilaç acıdır ama şifa verir.
Bazen sınır zor gelir ama korur.
Bazen “dur” demek sert görünür ama merhamettir.

Rabbimiz bizi hevasını ilah edinenlerden değil, nefsini terbiye edenlerden eylesin.

Rabbimiz bize hak ile batılı ayıracak feraset versin.

Rabbimiz çocuklarımızı, ailelerimizi, neslimizi, fıtratımızı, ahlakımızı ve mizanımızı korusun.

Ve bizi şu duaya layık kullardan eylesin:

“Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan göz aydınlığı ver ve bizi takva sahiplerine önder kıl.”
Furkan 74

Amin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir