Türkiye’de Aile Neden Zayıflıyor? Doğurganlık, Boşanma ve Mizan Kaybı

Türkiye’de doğurganlık oranının düşmesi ve boşanma oranlarının artması sadece ekonomik bir mesele değildir. Evet, ekonomi önemli bir sebeptir. Ev fiyatları yükseldi, kiralar ağırlaştı, çocuk bakımı pahalılaştı, eğitim masrafları arttı. Gençler evlenmekten korkuyor, evlenenler çocuk yapmayı erteliyor, çocuk sahibi olanlar ikinci çocuğu düşünmekte zorlanıyor.

Ama mesele sadece para değildir.

Çünkü eskiden insanlar daha mı zengindi?

Hayır.

Eskiden evler daha mı büyüktü?

Hayır.

Eskiden hayat daha mı kolaydı?

Hayır.

Ama aileye, sabra, kanaate, şükre, fedakârlığa ve bedel ödemeye dair bilinç daha güçlüydü. Bugün ise modern insanın zihninde şu düşünce büyüdü:

“Ben rahat etmeliyim.”

“Ben özgür olmalıyım.”

“Ben yorulmamalıyım.”

“Benim hayatım zorlaşmamalı.”

“Benim keyfim bozulmamalı.”

İşte aile tam burada yara almaya başlıyor.

Aile Haz Değil, Emanettir

Modern dünya evliliği çoğu zaman romantik bir haz alanı gibi anlatıyor. Sosyal medyada mutlu çiftler, lüks düğünler, pahalı tatiller, gösterişli evler, kusursuz fotoğraflar gösteriliyor. Gençler de evliliği bu görüntüler üzerinden hayal ediyor.

Ama evlilik sadece fotoğraf değildir.

Evlilik; kira ödemektir.

Evlilik; hasta olunca yanında durmaktır.

Evlilik; çocuğun gece ateşi çıktığında uykusuz kalmaktır.

Evlilik; bazen kendinden kısmaktır.

Evlilik; bazen susmayı, bazen konuşmayı, bazen affetmeyi bilmektir.

Evlilik; sadece “seni seviyorum” demek değil, o sevginin bedelini ödemektir.

Kur’an, evliliği sadece bedenî bir birliktelik olarak değil; sevgi, merhamet ve sükûnet alanı olarak anlatır. Rum Suresi 21. ayette eşler arasında sevgi ve merhamet yaratıldığı bildirilir. Demek ki aile, sadece iki kişinin aynı evde yaşaması değil; iki insanın birbirine sığınak olmasıdır.

Bugün ise evlilik çoğu zaman sığınak olmaktan çıkıp beklenti savaşına dönüşüyor.

Kadının Çalışması Değil, Mizan Kaybı Problemdir

Bugün bazı insanlar doğurganlığın düşmesini ve boşanmaların artmasını sadece kadınların eğitimine, çalışmasına veya ekonomik bağımsızlığına bağlıyor. Bu eksik bir bakıştır.

Kadının okuması kötü değildir.

Kadının ilim öğrenmesi kötü değildir.

Kadının üretmesi, çalışması, topluma faydalı olması kötü değildir.

Asıl problem, kadın veya erkek fark etmeksizin insanın mizanı kaybetmesidir.

Bir kadın kariyeri ilah edinirse aile zarar görür.

Bir erkek parayı ilah edinirse aile zarar görür.

Bir anne çocuğunu başarı putuna kurban ederse aile zarar görür.

Bir baba eve sadece para getirip sevgi, ilgi, merhamet getirmezse aile zarar görür.

Bir eş kendi nefsini merkeze koyup “hep ben” derse aile zarar görür.

Yani mesele kadın-erkek kavgası değildir. Mesele mizan meselesidir.

Kur’an bize ölçüyü, dengeyi, sınırı ve sorumluluğu öğretir. Ailede de bu böyledir. Erkek de haddini bilecek, kadın da haddini bilecek. Eşler birbirinin rakibi değil, birbirinin tamamlayıcısı olacak.

Ekonomik Baskı Aileyi Neden Zorluyor?

Bugün gençlerin evlilikten korkmasının önemli sebeplerinden biri ekonomidir. Çünkü evlilik artık büyük bir maliyet gibi görülüyor. Düğün masrafı, ev kurma masrafı, kira, mobilya, beyaz eşya, çocuk masrafı derken gençler daha baştan yoruluyor.

Ama burada bir soru sormamız lazım:

Biz evliliği gerçekten bu kadar pahalı yapmak zorunda mıyız?

Bir yuva kurmak için illa gösterişli düğün mü gerekir?

İlla en pahalı mobilya mı gerekir?

İlla herkesin beğeneceği bir ev mi gerekir?

İlla sosyal medyada paylaşılacak bir hayat mı gerekir?

Bugün birçok insan evlenemiyor, çünkü evliliği sade bir yuva kurmak değil, gösterişli bir proje gibi görüyor. Batıl hedefler, gerçek ihtiyacın önüne geçiyor.

Gerçek ihtiyaç nedir?

Güven.

Merhamet.

Sadakat.

Helal rızık.

Sakin bir yuva.

Birbirine destek olan iki insan.

Sahte ihtiyaç nedir?

Gösterişli düğün.

Lüks mobilya.

Pahalı tatil.

Sosyal medya beğenisi.

Başkalarının onayı.

İnsan gerçek ihtiyaç ile sahte ihtiyacı karıştırınca evlilik de çocuk da ağır gelmeye başlar.

Çocuk Neden Yük Gibi Görülmeye Başladı?

Doğurganlık oranının düşmesinin en acı tarafı şudur: Çocuk artık birçok insanın gözünde nimet değil, maliyet gibi görülmeye başladı.

“Çocuk yaparsam hayatım biter.”

“Çocuk yaparsam özgürlüğüm gider.”

“Çocuk yaparsam kariyerim aksar.”

“Çocuk yaparsam masraflarım artar.”

Evet, çocuk sorumluluktur. Evet, çocuk emek ister. Evet, çocuk uykusuzluk, sabır, fedakârlık ister. Ama zaten değerli olan her şey bedel ister.

Bir insan ev almak için yıllarca çalışıyor.

Araba almak için krediye giriyor.

Kariyer yapmak için gece gündüz uğraşıyor.

Ama çocuk yetiştirmeye gelince “zor” diyor.

İşte burada modern insanın çelişkisi ortaya çıkıyor. Dünya için bedel ödüyor ama aile için bedel ödemek istemiyor. Kariyer için yoruluyor ama çocuk için yorulmak istemiyor. Para için sabrediyor ama evlat için sabretmek istemiyor.

Kur’an’da İsra Suresi 31. ayette çocukları rızık korkusuyla öldürmeyin buyrulur. Bugün insanlar çocuklarını fiziksel olarak öldürmüyor belki ama bazen korkularıyla, kaygılarıyla, hesaplarıyla daha doğmadan hayatlarından siliyorlar.

“Bakamam.”

“Yetiştiremem.”

“Masrafı çok.”

“Dünya kötü.”

Bu korkular insanın kalbini daraltıyor. Oysa rızkı veren Allah’tır. Elbette insan tedbir alacak, çalışacak, plan yapacak. Ama tedbir başka, korkuyu ilah edinmek başkadır.

Boşanmaların Artması Ne Anlatıyor?

Boşanmanın artması sadece “insanlar artık daha özgür” diye açıklanamaz. Bazen boşanma gerçekten zulümden kurtuluştur. Şiddet, ihanet, ağır haksızlık, sürekli aşağılanma varsa insanın korunması gerekir. Hiç kimse zulme mahkûm değildir.

Ama bugün birçok evlilik küçük problemleri büyüterek yıkılıyor.

Çünkü sabır azaldı.

Tahammül azaldı.

Özür dilemek zorlaştı.

Teşekkür etmek azaldı.

Ego büyüdü.

Kıyas arttı.

Sosyal medya beklentileri şişirdi.

İnsan kendi eşini gerçek haliyle değil, başkasının vitrindeki hayatıyla kıyaslamaya başladı.

“Onun eşi böyle yapıyor.”

“Onlar tatile gidiyor.”

“Onların evi daha güzel.”

“Onun kocası daha çok kazanıyor.”

“Onun hanımı daha anlayışlı.”

Bu kıyas aileyi içeriden çürütür. Çünkü kıyasın sonunda çoğu zaman şükür değil, nankörlük doğar. İnsan elindekini görmez, başkasındakine bakar. Sonra kendi evindeki nimeti küçümser.

Ailede Şükür Bitince Sevgi de Zayıflar

Bir evde teşekkür yoksa, o evde sevgi zamanla yorulur.

Kadın yemek yapar, kimse teşekkür etmez.

Erkek çalışır, kimse emeğini görmez.

Çocuk güzel bir davranış yapar, anne baba sadece hatasını görür.

Eşlerden biri fedakârlık yapar, diğeri bunu görev sayar.

Böyle evlerde zamanla gönül kırılır.

Oysa şükür sadece Allah’a karşı değil, insan ilişkilerinde de bereket kapısıdır. İnsan eşine teşekkür etmeyi bilmeli. Çocuğuna güzel söz söylemeyi bilmeli. Anne babasına vefa göstermeyi bilmeli. Hata yaptığında özür dilemeyi bilmeli.

Zorla teşekkür olmaz. Zorla sevgi olmaz. Zorla aile olmaz. Aile, bilinçle, emekle, merhametle ve gönüllü fedakârlıkla ayakta kalır.

Çözüm Sadece Para Yardımı Değildir

Devlet elbette aileyi desteklemelidir. Kreş desteği, konut desteği, annelere ve babalara esnek çalışma imkânı, çocuk bakım desteği, gençlerin evlenmesini kolaylaştıracak politikalar önemlidir.

Ama sadece para vererek aile kurtulmaz.

Çünkü mesele sadece ekonomik değildir.

Aileyi ayakta tutacak şey aynı zamanda ahlaktır.

Sorumluluktur.

Sadakattir.

Kanaattir.

Şükürdür.

Helal rızıktır.

Dürüstlüktür.

Sabırdır.

İnsanın kendi nefsine sınır koyabilmesidir.

Eğer insanın zihni tüketimle, hazla, gösterişle, kıyasla, ego ile doluysa; ona ne kadar destek verilirse verilsin yine yetmeyecektir. Çünkü doyumsuz nefis, aldığı her şeyi kısa sürede normalleştirir ve daha fazlasını ister.

Yeniden Aile Bilinci İnşa Edilmeli

Bugün Türkiye’nin asıl ihtiyacı sadece nüfus artışı değildir. Asıl ihtiyaç kaliteli, merhametli, bilinçli, sorumluluk sahibi ailelerin çoğalmasıdır.

Çünkü çocuk sayısı artabilir ama bilinç artmazsa toplum yine düzelmez.

Çocuk çok olur ama ahlak olmazsa yine sorun büyür.

Evlilik çok olur ama merhamet olmazsa yine yuvalar dağılır.

O yüzden mesele sadece “daha çok çocuk yapın” demek değildir. Mesele şudur:

Daha bilinçli anne baba olmak.

Daha sorumlu eş olmak.

Daha sade yaşamak.

Daha az tüketmek.

Daha çok şükretmek.

Daha az kıyas yapmak.

Daha çok emek vermek.

Daha çok dua etmek.

Furkan Suresi 74. ayette müminlerin duası çok anlamlıdır: “Rabbimiz, eşlerimizden ve çocuklarımızdan bize göz aydınlığı ver ve bizi takva sahiplerine önder kıl.”

Bu dua bize şunu öğretir: Aile sadece biyolojik çoğalma değildir. Aile göz aydınlığı olacak bir bilinç, ahlak ve takva meselesidir.

Sonuç: Aile Çökerse Toplum da Çöker

Doğurganlık oranının düşmesi, boşanmaların artması ve gençlerin evlilikten uzaklaşması bize büyük bir işaret veriyor.

Aile yoruldu.

Gençler korkuyor.

Eşler birbirine tahammül edemiyor.

Çocuk nimet değil, masraf gibi görülüyor.

Ev kurmak ibadet değil, ekonomik yük gibi algılanıyor.

Bu tabloyu sadece modernleşme diye geçiştiremeyiz. Evet, dünya değişiyor. Ama insanın fıtratı değişmiyor. İnsan hâlâ sevgiye muhtaç. İnsan hâlâ aileye muhtaç. İnsan hâlâ güvene, merhamete, sadakate, duaya, şükre ve huzura muhtaç.

Modern dünya bize çok şey verdi ama aile huzurunu garanti edemedi.

Daha çok teknoloji geldi ama daha çok yalnızlık da geldi.

Daha çok özgürlük konuşuldu ama daha çok dağılmış yuva ortaya çıktı.

Daha çok tüketim geldi ama daha az kanaat kaldı.

Bu yüzden yeniden mizanı hatırlamamız gerekiyor.

Ailede mizan.

Ekonomide mizan.

İstekte mizan.

Kariyerde mizan.

Çocukta mizan.

Özgürlükte mizan.

Allah’ın koyduğu ölçü kaybolduğunda insan önce kendi içinde dağılır, sonra ailesi dağılır, sonra toplum dağılır.

Aileyi yeniden kurmak istiyorsak önce insanı yeniden inşa etmemiz gerekiyor.

Aklı açık, kalbi diri, nefsi kontrol altında, şükrü bilen, bedel ödemekten kaçmayan, hak ile batılı ayırabilen insanlar yetiştirmemiz gerekiyor.

Çünkü aile sadece iki kişinin imzasıyla kurulmaz.

Aile; emekle, sabırla, merhametle, sadakatle, şükürle ve Allah’ın koyduğu mizanla ayakta kalır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir