Doğuştan Kör, Sağır ve dilsiz bir insan hangi dilde düşünür?
Dil Olmadan Düşünce Olur mu?
Doğuştan Kör, Sağır ve Konuşamayan Bir İnsan Nasıl Düşünür?
İnsan çoğu zaman düşünmeyi kelimelerle karıştırır. Çünkü biz genelde içimizden konuşarak düşünürüz. Bir mesele hakkında karar verirken, geçmişi hatırlarken, geleceği planlarken zihnimizde kelimeler dolaşır.
Bu yüzden bazı insanlar şöyle zanneder:
“Bir insan duymuyorsa, görmüyorsa, konuşamıyorsa nasıl düşünebilir?”
Ama burada çok önemli bir ayrım vardır:
Dil başka şeydir, düşünce başka şeydir.
Dil; düşüncenin taşıyıcısıdır.
Düşünce ise dilin kendisi değildir.
Bir yükü taşıyan kamyonu düşünelim. Kamyon yükü taşır ama yük kamyon değildir. Dil de böyledir. Ses, kelime, işaret, yazı, görüntü veya sembol düşünceyi taşır. Fakat düşüncenin tamamı bunlardan ibaret değildir.
İnsan sadece kelimeyle düşünmez. Bazen hisle düşünür. Bazen bedenin verdiği sinyallerle düşünür. Bazen korkuyla, bazen huzurla, bazen acıyla, bazen güven duygusuyla düşünür.
Bu yüzden doğuştan kör, sağır ve konuşamayan bir insan hiçbir insan dilinde düşünmeyebilir. Ama bu onun düşünemediği anlamına gelmez.
Çünkü dil yoksa bile bilinç vardır.
İnsan Sadece Göz, Kulak ve Dilden İbaret Değildir
Doğuştan kör olan biri görsel dünyayı bilmez.
Doğuştan sağır olan biri ses dünyasını bilmez.
Konuşamayan biri de kelimeleri sesli olarak ifade edemez.
Ama insan sadece görme, işitme ve konuşmadan ibaret değildir.
İnsanda beden vardır.
His vardır.
Acı vardır.
Rahatlık vardır.
Açlık vardır.
Tokluk vardır.
Sıcaklık vardır.
Soğukluk vardır.
Temas vardır.
Güven vardır.
Huzursuzluk vardır.
Var olduğunu hissetme vardır.
Bunların hepsi kelime istemez.
Göz istemez.
Kulak istemez.
Ses istemez.
Bir bebeği düşünelim. Bebek henüz kelime bilmez. Dil bilgisi yoktur. Cümle kuramaz. Mantıklı açıklamalar yapamaz. Ama açlığı bilir. Annesinin temasını ayırır. Rahatsızlıkla huzuru fark eder. Acı çekince ağlar. Rahatlayınca sakinleşir.
Demek ki düşüncenin en temel hali kelimeden önce başlar.
İşte buna “dil öncesi bilinç” diyebiliriz.
Yani insan daha kelimeleri öğrenmeden önce de bir farkındalığa sahiptir.
Peki Böyle Bir İnsan Nasıl Düşünür?
Doğuştan kör, sağır ve konuşamayan biri bizim gibi içinden kelimelerle konuşarak düşünmeyebilir. Zihninde görüntüler oluşmayabilir. Sesleri hatırlayamaz, çünkü hiç duymamıştır. Renkleri hayal edemez, çünkü hiç görmemiştir.
Ama yine de bir algı dünyası vardır.
Bu algı dünyası daha çok beden üzerinden kurulur.
Mesela:
Açlık bir mesajdır.
Acı bir mesajdır.
Rahatlama bir mesajdır.
Üşümek bir mesajdır.
Dokunulmak bir mesajdır.
Yalnız kalmak bir mesajdır.
Güvende olmak bir mesajdır.
Bunlar kelimesiz mesajlardır.
Bu insan dünyayı bizim gibi “elma, ağaç, mavi, ses, kuş, gökyüzü” gibi kelimelerle kurmaz. Ama kendi bedeninden ve temas ettiği çevreden gelen işaretlerle bir dünya kurar.
Onun düşüncesi daha çok şu temel ayrımlar üzerine kurulabilir:
Bu iyi.
Bu kötü.
Bu rahat.
Bu rahatsız.
Bu güvenli.
Bu tehlikeli.
Bu tanıdık.
Bu yabancı.
Bu tekrar ediyor.
Bu değişti.
Bunlar basit gibi görünür ama aslında bilincin temelidir.
Çünkü insan önce varlığı hisseder. Sonra isim verir.
Önce acıyı yaşar, sonra “acı” kelimesini öğrenir.
Önce huzuru yaşar, sonra “huzur” kelimesini öğrenir.
Önce açlığı yaşar, sonra “açlık” kelimesini öğrenir.
Yani kelime sonradan gelir.
Hakikat önce yaşanır.
Düşünce Sadece Soyut Kavramlardan İbaret Değildir
Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var.
Böyle bir insan bizim bildiğimiz anlamda soyut kavramları kolayca geliştiremeyebilir. Mesela “adalet”, “özgürlük”, “güzellik”, “mavi”, “ses”, “ağaç”, “gökyüzü” gibi kavramlar dış dünya deneyimiyle gelişir.
Ama bu, onun hiçbir kavram geliştiremeyeceği anlamına gelmez.
O kişi dokunma, tekrar, beden hissi, temas ve yaşantı üzerinden farklı bir kavram dünyası kurabilir.
Mesela annesinin ya da bakımını yapan kişinin dokunuşunu tanıyabilir. Belli bir temasın ardından rahatlama geldiğini öğrenebilir. Belli bir ortamın güven verdiğini fark edebilir. Bazı şeylerin tekrar ettiğini hissedebilir.
Yani onun dünyası kelimelerle değil; temas, his, beden ve tekrar üzerinden şekillenir.
Bizim dünyamızda kelimeler öndedir.
Onun dünyasında hisler ve temas öndedir.
Ama her iki durumda da merkezde bilinç vardır.
“Ben Varım” Hissi
İnsanın en temel farkındalığı şudur:
“Ben varım.”
Bu cümleyi kelime olarak söylemek gerekmez. İnsan bunu bazen kelimesiz olarak da yaşar.
Açlık geldiğinde “ben” bunu hisseder.
Acı geldiğinde “ben” bunu yaşar.
Rahatlama olduğunda “ben” bunu fark eder.
Korku oluştuğunda “ben” sarsılır.
Güven geldiğinde “ben” sakinleşir.
İşte bu “ben” hissi, kelimeden önceki bilinçtir.
Bir insan konuşmasa da, duymasa da, görmese de bu içsel varlık hissini tamamen yok sayamayız.
Bu yüzden “dili yoksa düşüncesi de yoktur” demek doğru değildir.
Daha doğru ifade şudur:
Dili bizim bildiğimiz dil değildir; ama bir bilinç hali vardır.
Kur’an Açısından Bakınca
Kur’an insanı sadece bedenden ibaret görmez. İnsan etten, kemikten, gözden, kulaktan ve dilden ibaret değildir.
İnsanda ruh vardır.
İdrak vardır.
Kalp vardır.
Bilinç vardır.
Sorumluluk vardır.
Kur’an’da Allah insanın yaratılışını anlatırken şöyle buyurur:
“Ona ruhumdan üflediğim zaman…”
Hicr Suresi 29. ayet
Bu ifade bize insanın sadece maddi bir varlık olmadığını hatırlatır. İnsanı insan yapan şey sadece organları değildir. Göz insanı insan yapmaz. Kulak insanı insan yapmaz. Dil insanı insan yapmaz.
Asıl mesele idraktir.
Kur’an’da A‘raf Suresi 179. ayette şöyle buyrulur:
“Onların kalpleri vardır, onunla kavramazlar; gözleri vardır, onunla görmezler; kulakları vardır, onunla işitmezler…”
Bu ayet çok derin bir hakikati gösterir.
Demek ki gözün olması görmek için yetmez.
Kulağın olması işitmek için yetmez.
Kalbin olması idrak etmek için yetmez.
Çünkü Kur’an’a göre asıl körlük sadece gözün körlüğü değildir. Asıl sağırlık sadece kulağın duymaması değildir. Asıl dilsizlik sadece ağzın konuşmaması değildir.
Asıl mesele hakikate kapalı olmaktır.
Hac Suresi 46. ayette de bu anlam çok açık şekilde ifade edilir:
“Gerçek şu ki gözler kör olmaz; fakat göğüslerdeki kalpler kör olur.”
Bu ayet bize şunu öğretir:
Bir insanın gözü sağlam olabilir ama hakikati görmeyebilir.
Kulağı sağlam olabilir ama hakikati duymayabilir.
Dili çok güçlü olabilir ama doğruyu konuşmayabilir.
Buna karşılık bazı insanların bedensel eksiklikleri olabilir; ama Allah’ın verdiği bilinç, his ve idrak büsbütün yok olmaz.
Bu yüzden mesele sadece organ meselesi değildir.
Mesele idrak meselesidir.
Dil Büyük Bir Nimettir Ama Mutlak Değildir
Dil Allah’ın büyük nimetlerinden biridir. İnsan dille anlatır, öğrenir, öğretir, dua eder, düşüncesini aktarır.
Ama dili putlaştırmamak gerekir.
Çünkü dil düşüncenin tek kaynağı değildir. Dil düşüncenin aracıdır.
Bazı hakikatler kelimeye sığmaz.
Mesela bir annenin evladına duyduğu merhameti tam olarak hangi kelime anlatabilir?
Bir insanın secdede yaşadığı teslimiyeti hangi cümle tamamen açıklayabilir?
Bir mazlumun içindeki sessiz acıyı hangi kelime eksiksiz taşıyabilir?
Kelimeler önemlidir ama sınırlıdır.
Bazen insanın içinde öyle bir hal olur ki dil susar.
Bazen acı o kadar derindir ki cümle yetmez.
Bazen huzur o kadar büyüktür ki kelime eksik kalır.
Demek ki hakikat, kelimeden büyüktür.
Sessizlik Yokluk Değildir
Biz çoğu zaman sessizliği boşluk zannederiz. Oysa sessizlik bazen yokluk değildir. Bazen sessizlik, kelimenin yetmediği yerdir.
Doğuştan kör, sağır ve konuşamayan bir insanın dünyası bizim dünyamızdan çok farklıdır. Ama farklı olması, yok olduğu anlamına gelmez.
Onun sessizliği bilinçsizlik değildir.
Onun kelimesizliği yokluk değildir.
Onun görüntüsüz dünyası anlamsızlık değildir.
O insan da Allah’ın yarattığı bir candır.
Onda da bir varlık hissi vardır.
Onda da acı ve rahatlık ayrımı vardır.
Onda da güven ve huzursuzluk farkı vardır.
Onda da bir bilinç çekirdeği vardır.
Bizim görevimiz böyle insanlara eksik, anlamsız veya değersiz gözüyle bakmak değil; Allah’ın yaratışındaki hikmeti, rahmeti ve insanın derinliğini fark etmektir.
Sonuç: İnsan Kelimeden İbaret Değildir
Doğuştan kör, sağır ve konuşamayan bir insan bizim bildiğimiz anlamda sesli, görsel ve kelimeli bir dille düşünmeyebilir.
Ama bu onun düşünemediği anlamına gelmez.
O; beden hissiyle, temasla, acıyla, rahatlıkla, güvenle, huzursuzlukla, tekrarlarla ve varoluş farkındalığıyla bir bilinç dünyası yaşar.
Bu bize çok önemli bir hakikati gösterir:
İnsan sadece kelimeden ibaret değildir.
Düşünce sadece dilden ibaret değildir.
Bilinç sadece konuşmak değildir.
Anlamak sadece duymak değildir.
Görmek sadece gözle olmaz.
Duymak sadece kulakla olmaz.
Kur’an’ın işaret ettiği gibi asıl mesele idraktir. Kalbin hakikate açık olup olmamasıdır.
Bu yüzden organları sağlam olduğu halde hakikati görmeyen insanlar olabilir. Aynı şekilde bazı organları eksik olduğu halde Allah’ın verdiği bilinçle varlığını yaşayan insanlar da olabilir.
Son söz şudur:
Dil düşüncenin elbisesidir; ama düşünce elbiseden ibaret değildir.
İnsan kelimelerden önce de insandır.
Hakikat, dilden büyüktür.
Sessizlik bazen yokluk değil; kelimenin bittiği yerde başlayan derin bir varoluştur.
