Dürüstlük, Kul Hakkı ve Gerçek Emeğin Değeri
1 Mart 2024
İnsan kendisine ne kadar dürüst davranıyor? Başkasının emeğine bakarken, bir söz verirken, kazanç elde ederken gerçekten hakkı gözetiyor muyuz? Yoksa işimize geldiğinde yanlışları normal mi görmeye başlıyoruz?
Bir şeyi herkesin yapıyor olması onu doğru yapmaz. Bir davranışın toplumda yayılması, o davranışın hesabını ortadan kaldırmaz. Bazen yanlışın içinde o kadar uzun kalırız ki artık yanlış olduğunu söyleyen kişiye şaşırırız. Oysa asıl üzerinde düşünmemiz gereken, alıştığımız şeyin kendisidir.
Bir ürün düşünün. Bir insan onu tasarlamış. Zamanını vermiş, emeğini ortaya koymuş, tekrar tekrar denemiş. Başka biri ise o tasarımı olduğu gibi alıp üretmeye başlamış. Üstelik bunu bir ustalık ve başarı göstergesi sayıyor. Peki ortada gerçekten kimin emeği var? Kim düşünmüş, kim geliştirmiş, kim yalnızca hazır olanı çoğaltmış?
Ticarette başkasının tasarımını taklit etmeyi olağan gören bir anlayış var. Birçok sektörde, başka ülkelerdeki fuarlarda yeni çıkan ürünlerin fotoğrafları çekiliyor; sonra aynı ürünlerin benzerleri üretiliyor. İnsanlar bununla gurur bile duyabiliyor. Fakat bir ürünün aynısını yapabilmekle özgün bir ürün ortaya koymak aynı şey değildir.
Bir zamanlar aydınlatma sektöründe başkalarının tasarımlarına dayalı özel üretim yapılırken buna çok yönlü üretim kabiliyeti olarak bakılıyordu. Fakat bir yandan da şu rahatsızlık vardı: Başkasının yaptığına dayanarak ilerlemek doğru değil. Tasarlayanın hakkı ne olacak? Bu rahatsızlık, kişinin kendi işiyle yüzleşmesine sebep oldu.
İtalya’da karşılaşılan bir üretici, taklit ederek güçlü bir marka kurulamayacağını söyledi. İlk duyulduğunda bu söz anlaşılmayabilir. Çünkü taklit ürün de satılır. Hatta çok sayıda satılabilir. Ama satış miktarıyla gerçek bir marka ortaya koymak aynı şey midir?
Özgün tasarım yapan kişi sadece bir ürün satmaz. O ürünün gelişimini düşünür. Rengini, ölçüsünü, malzemesini, biçimini yeniden ele alır. Bir sorun çıktığında onu çözmeye çalışır. Ürünün geleceğini planlar. Çünkü ortaya koyduğu işin arkasında kendi düşüncesi, emeği ve sorumluluğu vardır.
Taklitte ise kolayca başka bir bakış oluşabilir: Ürün zaten hazırdır. Yap, sat ve yeni işe geç. Bu her durumda kaçınılmaz değildir; fakat hazır bir tasarıma bağımlı kalmanın düşünceyi ve özgün üretme isteğini sınırlaması mümkündür. Burada anlatılan, kişinin kendi ticari tecrübesinden çıkardığı bir sonuçtur.
Bir ürünün sahibi olmak yalnızca bir belge taşımak değildir. Bir fikrin sorumluluğunu üstlenmektir. Tasarlamak, geliştirmek, kusurlarını görmek, emek harcamaktır. Kendi emeğiyle ortaya çıkan işin üzerine yeniden düşünmek, insanın önünde başka yollar açar.
Başkasının emeğini gözetmek ise yalnızca ticari bir tercih değildir. Kul hakkına karşı duyarlılıkla ilgilidir. İnsan kazandığı paraya bakarken, o kazanca nasıl ulaştığını da sorgulamalıdır. Kazanç güzel görünebilir. Fakat o kazancın içinde bir başkasına karşı haksızlık varsa, iç huzuru da zedelenebilir.
Bazen insan yanlış gördüğü bir işi bırakmak ister, fakat bırakmayı sürekli erteler. ‘Biraz daha devam edeyim. Bu işten kazandığımla kendi ürünümü geliştiririm. Sonra tamamen bırakırım’ der. Ne var ki her yeni sipariş eski alışkanlığı biraz daha sürdürür. Çıkılmak istenen döngü uzayıp gider.
İşte asıl karar böyle bir anda gelir. Yalnızca yanlış olduğunu söylemek yeterli midir? Yoksa o yanlıştan uzaklaşmak için bir bedel ödemeyi de göze almak mı gerekir? Alışılmış üretimi durdurmak, müşterilere artık o işleri yapmayacağını söylemek ve eski kazanç düzeninden çıkmak kolay değildir.
Fakat bazen insan için dönüm noktası tam da budur. Yanlış gördüğü işi bırakmaya karar verdikten sonra kendi tasarımı olan bir ürünün satışa başlaması, yeni bir yolun mümkün olabileceğini gösterir. Bu yaşanmışlık, her insanın aynı sonucu kesinlikle yaşayacağına dair bir garanti değildir. Ama hak bildiği yöne geçmekte kararlı olmanın ne demek olduğunu gösterir.
Üzerinde durulması gereken bir başka mesele de alışkanlıklarımızdır. İnsan bir davranışı tekrar ettikçe o davranış kolaylaşabilir. Bir işte ustalaşmak için de tekrar ederiz. İlk gün zorlandığımız şeyi zamanla daha az düşünerek yapmaya başlarız. Ticarette, zanaatta, günlük işlerde bu böyledir.
Ama tekrar yalnızca iyi davranışlarda gerçekleşmez. Yalan söylemeyi alışkanlık hâline getiren biri, yeni bir yalanı daha kolay söyleyebilir. Öfkelenmeyi alışkanlık edinmiş biri, daha sabırlı bir tepki vermekte zorlanabilir. Başkasının hakkını küçümseyen biri, zamanla bunu hiç sorgulamamaya başlayabilir.
Şimdi kendimize soralım: Biz hangi konuda ustalaşıyoruz? Doğru sözlü olmada mı, yoksa işimizi kurtarmak için bahane üretmede mi? Hoşgörüde mi, yoksa öfkeye hemen teslim olmada mı? Başkasının emeğine saygıda mı, yoksa kendi çıkarımızı öncelemede mi?
Günlük hayatın küçük görünen seçimleri birikiyor. Trafikte sıraya girmek yerine ön tarafa geçmek, birine söz verip arkasından başka bir şey yapmak, işimizi kolaylaştırmak için doğru olmayan bilgi vermek… Her biri tek başına önemsiz görülebilir. Fakat insanın nasıl biri olacağını bu tekrarlar da etkiler.
İbadet ettiğimizi söylememiz, insanlara karşı sorumluluklarımızı ortadan kaldırmaz. Bir insan namaz kılıyor, oruç tutuyor olabilir. Ama insanlar onunla ticaret yaparken doğru sözlü olup olmadığına, sözünü tutup tutmadığına, aldatıp aldatmadığına bakar. Güven işte burada ortaya çıkar.
Bir kişinin güvenilirliği, yalnızca kendi hakkında söyledikleriyle kurulmaz. Onunla muhatap olan insanların gördüğü davranışlarla kurulur. ‘Ben iyi bir insanım’ demek kolaydır. Başkalarının hakkını gözetmek, verdiği sözü yerine getirmek ve çıkarına ters düşse de gerçeği söylemek ise daha ciddi bir sınavdır.
Bir evlilik ilişkisini düşünün. Eşine söz vermiş bir insan, o sözü gizlice bozmak yerine dürüstçe karar vermekle sorumludur. Bir ortaklık düşünün. Kişi, ortağının arkasından iş çevirmek yerine ortaklığı açıkça konuşabilir. Mesele, insanın her istediğini elde etmesi değil; istediği şeye hangi yoldan ulaştığıdır.
Bazen yalanı ‘hayırlı bir sonuç’ bahanesiyle savunuruz. Örneğin bir evlilik görüşmesinde kişinin düzenli bir işi yokken, karşı tarafın kabul etmesi için ‘var’ denmesini kolay görebiliriz. ‘Sonuçta evlilik olacak; güzel bir iş’ diyebiliriz. Ama iyi görünen bir amaç, söylenen yalanı doğru hâle getirir mi?
İnsanın kendisini kandırdığı yer burasıdır. Niyetimizin iyi olduğunu söyleyerek yöntemin yanlışlığını gizleyebiliriz. Oysa dürüstlük sadece işimize geldiğinde seçtiğimiz bir davranışsa, zor durumdaki dürüstlüğümüzün değeri ne olacak?
Kur’an’ın insana yönelttiği ahlaki çağrı, hayatın yalnızca belirli anlarıyla sınırlı değildir. İnsan doğru, güvenilir, iyilik yapan bir kul olmakla da sorumludur. İbadetle insan ilişkilerini birbirinden koparıp birini diğerinin eksiklerini örten bir mazeret hâline getiremeyiz.
Geçmişte yanlış yapmış olmak da ümitsizliğe kapılmak için sebep değildir. İnsan yanlışını görür, tövbe eder, Allah’tan yardım ister ve davranışını değiştirir. Fakat tövbeyi yalnızca dille söylenen bir söz olarak bırakmamak gerekir. Aynı yanlışa çağıran fırsatlar tekrar karşısına çıktığında nasıl davranacağı önemlidir.
Bir kişi taklit ürün üretimini bırakmış olabilir. Yıllar sonra karşısına çok büyük bir sipariş çıkar; iyi para teklif edilir. Eski işi yeniden yapması istenir. İşte o anda geçmişte verdiği karar yeniden sınanır. Daha önce bırakılan bir davranışın cazip bir teklif hâlinde geri gelmesi şaşırtıcı değildir.
Başka yanlışlarda da benzer bir durum yaşanabilir. İnsan bir alışkanlıktan uzaklaşır; sonra o alışkanlığı hatırlatan bir durumla karşılaşır. Her sınavın mutlaka aynı biçimde geleceğini kimse bilemez. Ama geçmişte bırakılmış bir yanlışa yeniden dönmemek için uyanık olmak gerekir.
Bu yüzden insanın yalnızca ‘Ben artık düzeldim’ diyerek kendinden emin olması yeterli değildir. Kendi zayıflıklarını bilmesi, nefsinin isteklerini hafife almaması ve Allah’tan yardım istemeye devam etmesi gerekir. Doğru yolda kalabilmek için gösterilen çaba, doğru yola yönelme kararı kadar önemlidir.
Yanlış alışkanlıkların zihnimizde iz bırakması üzerine de düşünelim. İnsan bazen söylediği bir yalanı başkaları unuttuğu hâlde kendisi unutamaz. Bazen yaptığı bir haksızlığı hatırladığında rahatsız olur. Bunları herkesin yaşayacağı değişmez bir psikolojik sonuç gibi söylemek doğru olmaz. Ancak kendi vicdanımızla yüzleşmek, davranışımızın gerçeğini görmemize yardımcı olabilir.
Yanlış veri girilmiş bir muhasebe programı gibi düşünün. Hesapların düzelmesi için hatanın fark edilmesi gerekir. Hata yokmuş gibi davranıldığında gerçek kayıt kendiliğinden değişmez. İnsanın kendi hayatıyla yüzleşmesi de böyledir: Nerede yalan söyledim, nerede başkasının hakkına girdim, nerede kendimi haklı göstermek için gerçeği eğip büktüm?
Bütün bunları Allah’a arz etmek, tövbe etmek ve yanlış yoldan dönmek, insanın içtenlikle aradığı bir çıkış olabilir. Bunun yanında zarar verdiği kişilerin hakkını gözetme sorumluluğu da unutulmamalıdır. Yalnızca içimizde pişmanlık duymakla dışarıda sürdürdüğümüz haksızlığı aynı anda devam ettiremeyiz.
İnsan zor zamanlarda ne yapabileceğini de her zaman önceden bilemez. Açlık, korku ve ihtiyaç gibi durumlar, normal zamanda kolay görünen kararları güçleştirebilir. Bu yüzden kendi gücümüzle övünmek yerine acizliğimizi kabul etmemiz ve doğru kalmak için yardım dilememiz anlamlıdır.
Önemli olan sadece rahat olduğumuz günlerde dürüst görünmek değildir. Zor bir kazanç teklif edildiğinde, büyük bir fırsat kaçacak gibi olduğunda, gerçeği söylemek bizi mahcup edecek gibi göründüğünde de doğruyu seçebilmektir.
Sonuçta hayatımızın pek çok alanı aynı soruya bağlanıyor: Gerçeğin yanında mı duracağız, yoksa çıkarımıza göre gerçeği mi değiştireceğiz? Bir tasarımda, bir ticarette, bir evlilikte, bir ortaklıkta, bir sözde bu sorunun farklı yüzleriyle karşılaşıyoruz.
Başkalarının emeğini gözetelim. Kendi emeğimizi dürüstçe ortaya koyalım. Yanlışımızı alışkanlık hâline getirip sonra onu normal diye savunmayalım. Güvenilir olmayı yalnızca bir sıfat değil, her gün yeniden verilen bir karar olarak görelim.
Ve kendimize son kez soralım: Bugün elde ettiğim şeyler için hangi bedeli ödüyorum? Bu bedel kendi emeğim mi, yoksa bir başkasının hakkı mı? İnsanların benim hakkımda güvenle konuşabilmesi için bugün hangi davranışımı değiştirmem gerekiyor?
Allah’ım, bize doğruyu doğru olarak görmeyi, yanlıştan uzaklaşmayı, tövbemizde samimi olmayı ve doğru yolda kalmayı nasip et. Faydalı olan bilgiyi hayatımıza geçirmeyi; başkalarının hakkına saygı göstermeyi; dürüst, güvenilir ve güzel ahlaklı kullarından olmayı bize kolaylaştır.
