A’râf 46–49: Selam, Adalet ve İnsanların Seçimleri
24 Ocak 2021
Selam verdiğimizde ne söylüyoruz?
Bir ortama girdiğimizde selam veririz. Bazen bu söz o kadar alışıldık olur ki anlamını düşünmeden söyleriz. Karşımızdaki de aynı alışkanlıkla karşılık verir ve konuşma başka bir konuya geçer. Oysa selamın içinde bir iyilik dileği vardır. Güven, esenlik ve barış düşüncesini hatırlatır. Bu derste Araf suresinin kırk altıncı ayetindeki selamlaşma üzerinde dururken, kendi günlük davranışımızı da düşünmeye çalışıyoruz. Bir insana esenlik dilediğimde, onun benden ne göreceğine dair nasıl bir sorumluluk taşıyorum?
Selamı yalnızca karşılaşmayı haber veren bir ses olarak bırakmayalım. Ben senin iyiliğini istiyorum diyebilmenin sade bir yolu olarak da düşünelim. Bunu söylediğimiz kişinin sadece o anki rahatlığını değil, hayrını da dileriz. Bu bakış, konuşmaya nasıl başladığımızı değiştirebilir. Önce kendi isteğimizi söylemek yerine karşımızdakinin varlığını ve hakkını fark ederiz. Bir kelimenin anlamını yeniden düşünmek küçük görünebilir; fakat onu bilinçle kullandığımızda ilişkilerimize de bir ölçü getirebilir. Dilin söylediği, davranışın gösterdiğiyle buluşsun.
Bir iyilik dileğine nasıl karşılık veriyoruz?
Derste Nisa suresinin seksen altıncı ayetindeki selamı daha güzeliyle veya aynı biçimde karşılama hatırlatılır. Burada karşılaşmanın karşılıklı tarafını düşünelim. Bir insan bize saygı ve iyilikle yaklaştığında onun sözünü nasıl karşılıyoruz? Dikkatimiz tamamen kendi meşguliyetimizdeyken bazen başkasını görmeden geçebiliriz. Biraz durmak, yüzümüzü dönmek ve içten bir karşılık vermek ilişkinin dilini değiştirir. Bu davranış büyük bir maddi imkân istemez; fakat karşımızdakine değer verdiğimizi hissettirebilir.
Elbette selamın samimiyetini yalnızca sesin yüksekliği veya belli bir görünüş üzerinden ölçemeyiz. İnsan yorgun olabilir, çekingen olabilir veya o an zorlanıyor olabilir. Buradaki soruyu başkasını yargılamak için değil, kendi dikkatimizi geliştirmek için soralım. Alışkanlıkla söylediğim sözün anlamını hatırlıyor muyum? Birini dinlerken gerçekten orada mıyım? Esenlik dilediğim kişiye az sonra kırıcı davranıyor muyum? Selamın güzelliği, günlük hayatın geri kalanından ayrı bir yerde durmasın. Küçük bir saygı, devam eden bir özenin başlangıcı olabilir.
İzin istemek de esenliğin bir parçasıdır
Ders, Nur suresindeki başkasının evine izin alarak ve selam vererek girme hatırlatmasını da ele alır. Selam burada yalnızca söz olarak görünmez; başka bir insanın alanına saygıyla yaklaşmayla birlikte düşünülür. Bir evin kapısından girebiliyor olmak, her an girmemiz gerektiği anlamına gelmez. Karşı tarafın hazır olup olmadığını gözetmek gerekir. Mahremiyete saygı, insanın kendisini güvende hissetmesinin önemli bir parçasıdır. İyilik dileğimiz, onun sınırlarını görmezden gelen bir yakınlığa dönüşmesin.
Bu ölçüyü günlük iletişimde de düşünebiliriz. Birini sürekli aramak, cevap vermediğinde zorlamak veya kendisine ait bir bilgiyi izinsiz paylaşmak, yakın olduğumuz için kendiliğinden doğru olmaz. Herkesin dinlenmeye, yalnız kalmaya ve kendi zamanını düzenlemeye ihtiyacı olabilir. Saygı, sadece mesafeli olduğumuz insanlara gösterilmez. En yakınlarımızın sınırlarını da görebilmeliyiz. Bir iyilik yapmak istediğimizde bile nasıl karşılanacağını düşünmek, niyetimizi daha özenli bir davranışa dönüştürür. Karşımızdaki için hayır istemek, onu gerçekten dinlemeyi de içerir.
İki taraf arasındaki perde
Araf suresinin kırk altıncı ayetinde iki taraf arasında bir perde ve Araf üzerinde bulunan kişiler anlatılır. Bu kişilerin cennet ehline selam vermesi, henüz girmemiş olmalarına rağmen girmeyi ummaları üzerinde durulur. Derste anlatımı zihinde canlandırmak için bir çizimden faydalanılır. Fakat böyle bir çizimi, ahiretin bütün ayrıntılarını bildiğimiz anlamına getirmeyelim. Bir örnek anlamaya yardımcı olabilir; bildirilmeyen tarafları kendi hayalimizle kesinleştirmemiz gerekmez. Okurken hem verilen bilgiyi önemseyelim hem de bilgimizin sınırını koruyalım.
Bu sahnenin bizi çağırdığı sorulardan biri, bugünkü seçimlerimizin hangi yöne gittiğidir. Hayatımızdaki kararları yalnızca anlık sonuçlarıyla değerlendirmeye alışabiliriz. Şimdi işime yarıyor, şimdi beni rahatlatıyor veya şimdi bana güç veriyor diye düşünebiliriz. Ahiret üzerine düşünmek ise daha geniş bir hesap hatırlatır. Bir davranışın başkasına etkisi, hakkaniyeti ve uzun vadeli sonucu da önemlidir. Seçim yapabilmek sorumluluk taşır. Bugün küçük gördüğümüz bir sözün veya kararın önemsiz olduğunu hemen varsaymayalım.
Yüzlerdeki işaretler bize ne hatırlatıyor?
Ayetlerde insanların simalarından tanınması üzerinde durulurken, derste başka surelerdeki nur ve yüz tasvirleri de hatırlatılır. Bunlar aydınlık, sevinç, korku ve pişmanlık gibi farklı hâlleri düşündürür. Bu anlatımları okurken, dünyadaki bir insanın yüzünden onun imanını veya sonunu bildiğimizi sanmayalım. Görünüş üzerinden hüküm vermek bizi haksızlığa götürebilir. Buradaki öğüdü önce kendimize çevirelim. İçimizde hangi tutumu büyütüyoruz? Söylediklerimiz, verdiğimiz kararlar ve tekrar ettiğimiz davranışlar hayatımızda nasıl iz bırakıyor?
Bir insan dışarıdan iyi görünmeye çok emek harcayabilir. Fakat görünüşü korumakla içtenlikle doğru davranmak aynı şey değildir. Bir hata yaptığında onu saklamaya mı çalışıyor, yoksa düzeltmeye mi yöneliyor? İnsanlara güzel sözler söylerken haklarını da gözetiyor mu? Bu soruları kendi hayatımızda canlı tutmak önemlidir. Bilgi ve ibadet üzerine konuşurken günlük davranışın sorumluluğunu dışarıda bırakmayalım. İyilik yalnızca gösterdiğimiz yüz olmasın; başkası görmediğinde yaptığımız seçimin de bir ölçüsü olsun.
Başkasının nurunu ödünç almak mümkün mü?
Derste Hadid suresindeki müminler ve münafıklar arasındaki konuşma da hatırlatılır. Nurdan pay isteme anlatımı, bize sorumluluğun kişisel tarafını düşündürebilir. Bir insanla yakın olmak, onun emeğini kendi adıma yapmış olmam anlamına gelmez. Ailemizden veya çevremizden iyi örnekler görebiliriz; fakat kendi kararımızı da vermemiz gerekir. Bir topluluğun içinde bulunmakla, o topluluğun güzel gördüğü ilkeyi kendi hayatımızda uygulamak aynı şey değildir. Başkasının doğruluğunu anlatırken kendi sorumluluğumuzu unutmayalım.
Bu düşünce bizi yalnız bırakmak için değildir. İnsanlar birbirine öğretebilir, yardımcı olabilir ve doğru bir adımı kolaylaştırabilir. Yardım almak değerlidir. Fakat yardımın bize ulaşması, hiçbir şey yapmadan aynı yerde kalmamızı gerektirmez. Öğrendiğimizle ne yapacağımızı düşünelim. Birinin sabrından örnek alıyorsak kendi tartışmamızda da dinlemeyi deneyebiliriz. Birinin dürüstlüğünü beğeniyorsak kendi sözümüzde aynı ölçüyü arayabiliriz. Örneklerin değeri, bizi harekete geçirmelerinde de görünür. Hayranlıkla bakmak, uygulamanın yerini bütünüyle tutmaz.
Zalimlerle birlikte olmama duası
Kırk yedinci ayette cehennem ehli tarafına dönüldüğünde zalimler topluluğuyla birlikte bulunmama duası anlatılır. Bu duayı okurken zulmü yalnızca çok uzaklarda işlenen büyük kötülükler olarak düşünmeyelim. Birinin hakkını eksiltmek, gücümüzü onu susturmak için kullanmak veya zararını gördüğümüz bir davranışı sürdürmek de kendi sorumluluğumuzu sorgulatır. Adalet istediğimizde yalnızca kendimiz için istemeyelim. Başkasının hakkı bizim çıkarımızla karşı karşıya geldiğinde de aynı ölçüyü korumaya çalışalım. Duamızın yönü, seçimlerimizin yönüne de ulaşsın.
Bir yanlışa şahit olduğumuzda her zaman aynı güce sahip olmayabiliriz. Bazen doğrudan müdahale edebilir, bazen yardım isteyebilir, bazen de doğru bilgiyi uygun yere ulaştırabiliriz. Yapabileceğimizi değerlendirirken kendimizi gereksiz tehlikeye atmak zorunda değiliz. Ancak bana dokunmuyor diye bir haksızlığı bütünüyle önemsiz görmek de doğru değildir. Kendi imkânımızı ve sınırımızı dürüstçe düşünelim. Bir insanın yalnız kalmaması için göstereceğimiz destek bile kıymetli olabilir. Esenlik dilemek, acıyı görmezden gelmekle değil, ona karşı duyarlılıkla da ilgilidir.
Güvendiğimiz güç ne kadar kalıcı?
Kırk sekizinci ayette biriktirilenlerin ve büyüklük taslamanın fayda vermemesi hatırlatılır. Dünyada bazen malımızı, çevremizi veya sahip olduğumuz konumu kesin bir güvence gibi görebiliriz. Bunlar hayatımızda imkân sağlar; fakat bütün değerimizi açıklamaz. Bir insanın çok şeye sahip olması, onun her davranışını doğru yapmaz. Aynı şekilde az imkânı olması da değersiz olduğunu göstermez. Kıssadaki uyarı, görünür gücü son ölçü saymamamız için bizi düşündürür. Sahip olduğumuzla nasıl davrandığımız da önemlidir.
Bu düşünce, çalışmayı veya gelişmeyi bırakmamızı istemez. Bilgi üretmek, iyi bir iş yapmak ve ihtiyaçları karşılamak değerlidir. Mesele, kazandığımız gücü neye dönüştürdüğümüzdür. Onunla başkasını küçümsüyor muyuz? Sözümüz geçiyor diye hakkı görmezden mi geliyoruz? Yoksa daha fazla sorumluluk taşıdığımızı mı düşünüyoruz? Nimet arttığında şükrümüzün ve özenimizin de artması gerekir. İnsanların bize gösterdiği saygıyı, onları incitme izni saymayalım. Güzel bir imkân, adaletle kullanıldığında çevremize de fayda sağlayabilir.
Rahmeti kendi ölçümüze hapsetmeyelim
Kırk dokuzuncu ayette, kendilerine rahmet erişmeyeceği söylenen kimseler hakkındaki hitap ve cennete giriş müjdesi üzerinde durulur. Bu bölüm, başkasının sonunu kesin biçimde bildiğimizi sanmanın tehlikesini düşündürür. İnsan görünene bakarak birini küçümseyebilir, onun için iyilik kapısını kapatabilir veya kendisini herkesten daha güvende görebilir. Oysa başka bir insanın bütün hayatını bilmiyoruz. Kendi kanaatimizi Allah’ın hükmü yerine koyamayız. Bize düşen, kendi sorumluluğumuzu ciddiye alırken başkası hakkında haksız hükümden sakınmaktır.
Bir insanın yanlışı varsa davranışı konuşabiliriz. Haksızlığa sınır koyabilir ve zarar göreni korumaya çalışabiliriz. Fakat bunu yaparken bütün geleceğini bildiğimizi iddia etmeyelim. İnsan değişebilir, hatasını fark edebilir ve telafi yoluna girebilir. Bizim için de aynı dönüş ihtimali önemlidir. Rahmet umudu, yanlışın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Yanlıştan dönebilme imkânının açık olduğunu hatırlatır. Kendimizi başkasından üstün göstermek yerine, bugün neyi daha adaletli yapabileceğimize odaklanmak daha faydalı bir başlangıçtır.
Maddi rahatlıkla hayatın tamamını açıklamayalım
Derste maddi imkânlarla iç dünyamız arasındaki ilişki de tartışılır. Bir insanın veya toplumun dışarıdan görünen refahı, bütün insanların içinden geçenleri bize anlatmaz. Ekonomik güvenlik önemlidir; adaletli bir düzen ve temel ihtiyaçların karşılanması da önemlidir. Ancak insanın anlam, yakınlık ve güven arayışını yalnızca sahip oldukları üzerinden açıklamak eksik kalır. Aynı zamanda birinin yaşadığı ruhsal sıkıntıdan onun inancına veya ahlakına dair hüküm de çıkaramayız. İnsan hayatını tek bir göstergeye indirgemeden anlamaya çalışalım.
Kendi hayatımıza döndüğümüzde şu soruyu sorabiliriz: Elimdeki imkânları yalnızca tüketmek için mi kullanıyorum, yoksa bir iyiliğe de vesile oluyorlar mı? Bir aileye güven, bir işe dürüstlük ve bir ilişkiye merhamet katmak, maddi olanı nasıl kullandığımızla ilgilidir. İyi bir hayat kurmak sadece daha fazlasına sahip olmak değildir. İnsanların yanında kendisini güvende hissettiği biri olabilmek de kıymetlidir. Selamın anlamı burada yeniden karşımıza çıkar: Dilediğimiz esenliği davranışlarımızla da sunabiliyor muyuz?
Dersin selamla ilgili başlangıcını günün sonuna da taşıyabiliriz. Sabah iyilik dilediğim insana akşam nasıl davrandım? Bir menfaatim olmadığında da aynı saygıyı gösterebildim mi? Cevabımız her zaman istediğimiz gibi olmayabilir. Bunu fark ettiğimiz yerde yeni bir adım atabiliriz. Sözümüzle davranışımız arasındaki mesafeyi azaltmak, anlamını öğrendiğimiz selamı gerçekten yaşamaya başlamaktır.
Bugünkü hayatımıza taşınan selam
Öyleyse bir selamı yeniden bilinçle söyleyerek başlayabiliriz. Karşımızdaki insanın hayrını istediğimizi hatırlayalım. Konuşurken onu dinleyelim, iş yaparken hakkını koruyalım ve bir anlaşmazlıkta onurunu incitmemeye çalışalım. Yanlış yaptıysak özür dilemekten kaçmayalım. Bir iyilik dileğinin davranışa dönüşmesi, bazen çok küçük bir adımla olur. Bir kişinin sözünü kesmemek, bir bilgiyi izinsiz paylaşmamak veya bir borcu zamanında hatırlamak bu adımlardan olabilir. Büyük ifadelerimiz, günlük özenimizle desteklensin.
Rabbimiz bize esenlik dilerken esenlik verebilmeyi, adalet isterken adaletli davranmayı ve rahmet umarken merhameti unutmamayı nasip etsin. Dünyadaki imkânlarımızı kalıcı bir üstünlük sanmayalım. Öğrendiğimiz ayetler, yalnızca hakkında konuştuğumuz bir konu değil, kendi seçimlerimize tuttuğumuz bir ayna olsun. Ahireti düşünürken bugünün sorumluluğunu da ciddiye alalım. Kimin nasıl sonuçla karşılaşacağını kesinleştirmek yerine, bugün doğruyu seçmeye gayret edelim. Selamın taşıdığı iyilik dileği, hem dilimizde hem de hayatımızda yer bulsun.


