Kolay Olanı mı, Hak Olanı mı Seçeceğiz?

6 Şubat 2024

Hayatın önümüze iki yol çıkardığı zamanlar vardır. Biri kolay görünür. Hemen sonuç verir. Diğeri zordur. Cesaret ve emek ister. Biz hangisini seçiyoruz? Sadece bugünü kurtaranı mı, yoksa doğruluğuna inandığımız yolu mu? Enfâl suresinin Bedir bağlamı bu soruyu yeniden düşündürür.

Medine’ye hicretin ardından Müslümanlar tehdit altındaydı. Şam’dan dönen ticaret kervanı ve onu korumak üzere ilerleyen kuvvetli ordu, iki farklı ihtimal olarak karşılarına çıktı. Enfâl suresinin yedinci ayetinde iki topluluktan birinin vaat edildiği ve daha güçsüz olanın istendiği anlatılır. Fakat ilahi iradenin hakkı ortaya çıkarmaya yönelik olduğu bildirilir. Bazen kolay görünen yolu seçmek isteriz. Oysa kolaylık, doğruluğun tek ölçüsü değildir.

Bunu kendi hayatımıza taşıyalım. Bir öğrenci öğrenmeden sınavı geçmek istiyor. Bir çalışan emek vermeden yükselmek istiyor. Bir aile huzurlu olmak istiyor ama birbirini dinlemeye zaman ayırmıyor. Hep sonuca hemen ulaşmak istiyoruz. Oysa beceri, güven ve karakter sabırla gelişir. Burada her zorluğu iyi saymıyoruz. Zulüm karşısında katlanmak zorunda değiliz. Fakat doğru bir amaç uğruna gerektiğinde emek vermekten de kaçınmamalıyız.

Enfâl suresi savaş gelirleri hakkında bir soruyla açılır. İlk ayette tasarruf yetkisinin Allah’a ve Resulüne ait olduğu, kırk birinci ayette de paylaşımın ölçüsü anlatılır. Burada birbiriyle çelişen iki hüküm değil, yetki ve dağıtımın farklı yönleri vardır. Elde ettiğimiz imkânı yalnız ‘benim’ diye görürsek bencilleşebiliriz. Emanet bilinciyle bakarsak sorumluluğumuzu hatırlarız.

Para kazanmak kötü değildir. Çalışmak kıymetlidir. Ama başarılı olduğumuzda her şeyi sadece kendimiz yapmışız gibi davranmak bizi yanıltabilir. Bize kimler öğretti? Kimler destek oldu? Hangi imkânlar önümüze açıldı? Şükür, emeğimizi inkâr etmeden kendi sınırlarımızı bilmemizi sağlar.

Surenin başında ilişkilerin düzeltilmesi de emredilir. Bu çağrı önemlidir. Maddi paylaşım yüzünden kardeşliğimiz bozuluyorsa kendimize bakmalıyız. Miras, ortaklık, borç ve kazanç meselelerinde yalnız kendi hakkımızı değil başkasının hakkını da düşünmeliyiz. Hakikati savunmak yalnız lehimize olduğunda doğruyu söylemek değildir.

Gerçek müminlerin özellikleri arasında Allah anıldığında kalplerinin etkilenmesi, ayetlerle imanlarının artması, namazı dosdoğru kılmaları ve rızıktan harcamaları sayılır. İnanç yalnız sözde kalmaz; davranışa da yansır. İnfak maddi yardımı içerir. Paylaşma ahlakı zamanımıza, bilgimize ve ilgimize de yansımalıdır. Anne babamıza ne kadar vakit ayırıyoruz? Bir yakınımızın derdini gerçekten dinliyor muyuz?

Ekranlarla çok vakit geçiriyoruz. Uzaklarla iletişimimiz kolaylaştı fakat yanımızdaki insanı ihmal edebiliriz. Aynı odada bulunmak, bir insanla ilgilenmek değildir. Mutluluğu yalnız daha çok eşyada aramak da bize yetmeyebilir. Sahip olduklarımız arttıkça yakınlığımız azalıyorsa önceliklerimizi yeniden düşünmeliyiz.

Bir diğer sorumluluğumuz verdiğimiz sözlerdir. Erken kalkacağım, okuyacağım, çalışacağım deriz. Sonra rahatımızı korumak için ertelemeye başlarız. Heyecan her zaman aynı kalmaz. Sorumluluk bilinci ise yeniden devam etmemize yardım eder. Gerçek engelleri görmezden gelmeden, gücümüzün yettiği yerde sözümüze sadık kalmalıyız.

Hak ile batıl arasındaki ayrım günlük hayatta da görünür. Çıkarımız için bir gerçeği saklamak, yakınımızın yanlışını görmezden gelmek veya başkasını haksız yere suçlamak bizi güvenilir yapmaz. Güven, doğruluğu tekrar tekrar seçmekle kazanılır. Emaneti korumak, yanlışı kabul etmek ve hakkı gözetmek bu güvenin parçalarıdır.

Doğruyu söylemenin de hikmeti vardır. Her bildiğimizi sertçe söylemek doğru değildir. Önce araştırmalıyız. Karşımızdakini dinlemeliyiz. Doğru zamanda, doğru sözle, kırmadan ve hakkı gözeterek konuşmaya gayret etmeliyiz. İnsanların güvenini kazanmak yalnız sözümüzün doğruluğuna değil, üslubumuza da bağlıdır.

Bedir bağlamında Rabbimizden yardım dilemenin önemini görüyoruz. Dua ile gayret birbirinden kopmamalıdır. Bir yanlış alışkanlıktan kurtulmak istiyorsak somut adımlar da atmalıyız. Öfkemiz varsa onu yönetmek için çalışmalıyız. Gerekirse yardım istemeliyiz. Her sıkıntıyı doğrudan bir günahın cezası olarak yorumlayamayız. Olayların bütün anlamını bilemeyiz. Fakat kendi sorumluluğumuzu görebiliriz.

Planlar bazen işlemez. Çünkü sonuçları etkileyen birçok sebep vardır. Sabır, aynı yanlışı sonsuza kadar tekrarlamak değildir. Öğrenmek, yöntem değiştirmek ve destek almak da hikmettir. Bugünkü tercihlerimizin yarın çocuklarımızı, ailemizi ve çevremizi etkileyebileceğini unutmamalıyız.

Şimdi son kez soralım. Kolay olanı mı istiyoruz, hak olanı mı? Yalnız kazancı mı, yoksa kazancımızla yapacağımız iyiliği mi düşünüyoruz? Zamanımızı kiminle paylaşıyoruz? Doğru bildiğimiz bir davranışı sırf zor geldiği için ne zamandır erteliyoruz? Bu sorulara cevap verebildiğimizde hayatımızdaki bazı tercihlerin değişmesi mümkün olabilir.

Rabbimiz, hakkı hak olarak görmeyi ve ona uymayı nasip et. Batılı batıl olarak görmeyi ve ondan uzaklaşmayı kolaylaştır. Verdiğin nimetleri şükürle, emanet bilinciyle ve paylaşarak kullanmayı öğret. Sözümüzde dürüst, davranışımızda güvenilir eyle. Öfkemizi yenmeyi, yanlışlarımızı düzeltmeyi, mazlumlara yardım etmeyi, insanlara merhametle yaklaşmayı nasip et. Başlangıcımızı ve sonumuzu hayırlı eyle. Âmin.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir