Bilgi Sahibi Olmak Yetiyor mu? Hz. Âdem, Tevazu ve Seçim
10 Eylül 2021
Bir bilgiyi öğrendiğimizde ne değişiyor?
Bir insan yeni bir şey öğrendiğinde yalnızca zihnine bir bilgi eklenmiş olmaz. Önceden fark etmediği bir ayrıntıyı görmeye, başka türlü sorular sormaya ve farklı seçimler yapmaya başlayabilir. Fakat bu değişim kendiliğinden tamamlanmaz. Bildiğimizi söylediğimiz şeyle nasıl yaşadığımız arasında hâlâ bir mesafe olabilir. Bakara suresinin otuzuncu ayetinden başlayan bu derste Âdem’e isimlerin öğretilmesini düşünürken, bilginin değerini ve sorumluluğunu birlikte ele alıyoruz. Öğrenmek bizi daha dikkatli kılıyor mu, yoksa yalnızca daha üstün hissetmemize mi yarıyor?
Bu soruyu başkalarını değerlendirmek için sormuyoruz. Kendi hayatımıza bakalım. Bir konuda tecrübe kazandığımızda daha çok dinlemeye mi başlıyoruz, yoksa artık kimseye ihtiyacımız olmadığını mı düşünüyoruz? Bilmediğimiz bir şey sorulduğunda bunu kabul edebiliyor muyuz? Öğrendiğimiz bilgiyi başkasına faydalı olmak için kullanabiliyor muyuz? Kur’an’daki anlatımı günlük hayatımıza taşımak, bu soruların yanından geçmemeyi gerektirir. Bir kıssayı bilmekle ondan öğüt almak arasındaki fark, bazen kendi davranışımıza bakmaya razı olduğumuz yerde belirir.
Ayetleri bir bütün içinde okumak
Dersin başında, ayetlerin bulundukları sure içindeki bağlantılarına dikkat çekiliyor. Bakara suresinde önce farklı insan tutumları anlatılır; ardından yaratılış ve Âdem’le ilgili bölüm gelir. Bu geçişi düşünmek, her cümleyi birbirinden kopuk okumamızı önleyebilir. Önceki bölümde hangi davranış sorgulanmıştı? Şimdi hangi örnekle karşılaşıyoruz? Aynı kavram başka bir yerde nasıl kullanılıyor? Böyle sorular, okuduğumuz metnin akışını daha dikkatli izlememizi sağlar. Bir kelimeye bakarken cümlenin, cümleye bakarken anlatımın bütününü unutmayalım.
Derste bunun için basit bir okuma örneği veriliyor. Bir anlatımın ortasında bir kişinin hapse girdiğini görürsek, başını okumadan onun suçlu olduğuna hükmedebiliriz. Oysa önceki bölüm, ona iftira edildiğini anlatıyor olabilir. Yusuf peygamberin kıssası da bağlamı bilmenin önemini hatırlatır. Bir cümleden bütün hayat hakkında kesin sonuç çıkarmak kolaydır; anlamaya çalışmak ise daha çok emek ister. Bu dikkat yalnızca kitap okurken değil, insanlar hakkında duyduğumuz sözleri değerlendirirken de gereklidir. Bilginin bir parçasını, tamamı sanmayalım.
Halifelik çağrısı ve yeryüzündeki sorumluluk
Otuzuncu ayette yeryüzünde bir halife kılınmasından söz edilir. Meleklerin bozgunculuk ve kan dökme hakkındaki sorusu, ardından gelen cevapla birlikte anlatılır. Burada insanın dünyadaki varlığı yalnızca sahip olmak üzerinden düşünülmez. Yaptıklarının etkisi ve taşıdığı sorumluluk da gündeme gelir. Yeryüzünde yaşayabilmek, onu dilediğimiz gibi tüketme hakkımız olduğu anlamına gelmez. Başka insanlarla, canlılarla ve kullandığımız imkânlarla kurduğumuz ilişki önemlidir. Gücümüz arttıkça neye hizmet ettiğimizi de daha dikkatli düşünmemiz gerekir.
Ders bu anlatımı, insanın öğrenebilme ve öğrendiğiyle hareket edebilme imkânıyla ilişkilendiriyor. Bir şeyi kullanabiliyor olmakla onu doğru kullanmak aynı değildir. Elimizde bir araç, bilgi veya yetki bulunabilir; fakat bununla ne yapacağımıza dair bir ölçüye de ihtiyacımız vardır. Başkasına zarar verebileceğimiz bir alanda sadece yapabiliyorum demek yeterli olmaz. Yapmalı mıyım, kimin hakkını etkiler, sonucunda ne olur diye de soralım. Sorumluluk, yapabildiğimiz her şeyi yapmak değil; gücümüzü hangi yönde kullanacağımızı değerlendirmektir.
İsimlerin öğretilmesi bize ne düşündürüyor?
Otuz birinci ayette Âdem’e isimlerin öğretilmesi anlatılır. Bu bölüm üzerinde dururken, öğrenmenin insanın hayatında oluşturduğu farkı düşünelim. Bir çocuğun karşılaştığı bir nesneyi adlandırması, onu ayırt etmesine ve hakkında konuşmasına yardım eder. Bir mesleği öğrenen kişi de önceden yalnızca gördüğü ayrıntıların anlamını çözmeye başlar. Bilgi, çevremizle kurduğumuz ilişkiyi değiştirir. Fakat burada anlatılan ilmi kendi tahminlerimizle bütünüyle kuşattığımızı da sanmayalım. Metnin bildirdiğiyle, bizim açıklamak için verdiğimiz örneği birbirinden ayıralım.
Derste öğretmenin ve eğitimin önemine ilişkin günlük bir örnek de vardır. Bazen bir öğrenci bir konuyu anlamakta zorlanır; başka bir anlatım biçimiyle karşılaşınca ilerler. Demek ki öğrenmede hem gösterilen çaba hem de bilginin nasıl aktarıldığı önemlidir. Birine yardımcı olurken onun anlamadığını hemen ilgisizlik saymayalım. Belki farklı bir açıklamaya veya zamana ihtiyacı vardır. Kendimiz öğrenirken de ilk güçlükte ben bunu yapamam demeyelim. Soru sormak, tekrar etmek ve daha açık bir anlatım aramak, öğrenmenin doğal parçalarıdır.
Bilmediğini söyleyebilmek
Otuz ikinci ayette meleklerin, kendilerine öğretilenden başka bilgileri olmadığını ifade etmeleri üzerinde durulur. Bu cevapta kendi sınırını kabul eden bir tutum görüyoruz. İnsan da bir konuda bilgili olabilir; fakat bilgisi her şeyi kapsamaz. Bir meslekte uzmanlaşmak, bütün alanlarda kesin konuşma hakkı vermez. Bilmediğim bir soruya hemen cevap yetiştirmek yerine araştırabilirim. Bilmiyorum demek, düşünmeyi bırakmak değildir. Daha doğru bir cevaba ulaşmak için nereden başlamam gerektiğini dürüstçe kabul etmektir.
Bu tevazu gündelik ilişkilerde de işe yarar. Karşımdakinin bütün niyetini bildiğimi sanırsam onu dinlememe gerek kalmadığını düşünürüm. Oysa söylediğiyle kastettiği arasındaki farkı ancak sorarak anlayabilirim. Bir olayı uzaktan gördüğümde, görmediğim şartlar da bulunabilir. Kendi yorumumu kesin bilgi gibi sunduğumda başkasına haksızlık edebilirim. Bu yüzden kanaatimizle bildiğimiz olguyu ayıralım. Bir şey bize öyle görünüyor olabilir; bu, başka bir açıklama ihtimalinin kalmadığı anlamına gelmez. Öğrenmeye açık olmak, insanlara daha adaletli yaklaşmamıza yardımcı olur.
Gizli olanı da bildiğimizi sanmayalım
Otuz üçüncü ayette göklerin ve yerin gaybı ile açıklanan ve gizlenen şeyler hatırlatılır. Ders burada insanın sınırlı bilgisi üzerinde yeniden duruyor. Biz çoğu zaman yalnızca görünen bir davranışı fark ederiz. Bir insanın içinde yaşadığı her kaygıyı, geçmişinin bütün ayrıntılarını veya yarın hangi seçimi yapacağını bilemeyiz. Bu sınırı unutursak kolayca kesin hükümler veririz. Bir insan hiç değişmez, bunun sonu mutlaka böyle olur veya ben her şeyi anladım demek, bildiğimizin ötesine geçmek olabilir.
Geleceği bütünüyle bilmemek, bugün plan yapmamıza engel değildir. Araştırır, hazırlık yapar ve ihtimalleri değerlendiririz. Ancak tahminimizin bir tahmin olduğunu da biliriz. Kendi seçimimiz dışında başka insanların kararları ve beklemediğimiz şartlar vardır. Allah’a yönelmek üzerine düşünürken bu sınırlılığı da hatırlayalım. Her şeyi ben yönetmeliyim baskısı yerine, bugün yapabileceğim doğru işi arayabilirim. Böyle bir yaklaşım, sorumluluğu bırakmak değil; sorumluluğumla gücümü aşan tarafı birbirinden ayırmaya çalışmaktır.
Kibir, bildiğimizin önüne geçerse
Otuz dördüncü ayette secde emri ve İblis’in yüz çevirip büyüklük taslaması anlatılır. Burada kibir yalnızca dışarıdan görülen bir tavır değildir; doğruyla karşılaştığında kendi üstünlük iddiasını öne koymaktır. İnsan bir şeyi kabul etmenin kendisini küçülteceğini düşündüğünde gerçeğe karşı direnebilir. Ben daha eskiyim, daha çok biliyorum veya bu kişiden bir şey öğrenmem diyebilir. Oysa bilginin kimden geldiğiyle uğraşırken onun doğru tarafını kaçırmak mümkündür. Birinin yaşının, konumunun veya görünüşünün bütün bilgisini belirlediğini sanmayalım.
İş hayatında yeni bir yöntem veya yöneticiyle karşılaşıldığında da benzer bir gerilim yaşanabilir. Her yeniliği sorgusuz kabul etmek gerekmez; fakat yalnızca kendi yerimizi korumak için faydalı bir şeyi reddetmek de doğru değildir. Gerekçeyi konuşabilir, bilgi isteyebilir ve eleştirimizi açıklayabiliriz. Bunu yaparken kişiyi küçümsemeye ihtiyacımız yok. Kibir, öğrenmeyi bir yenilgi gibi gösterir. Tevazu ise doğru bir şeyi kabul etmenin bizi eksiltmediğini hatırlatır. Hatta gerektiğinde fikrimizi değiştirebilmek, daha sağlam bir anlayışa ilerlediğimizi gösterebilir.
Nimetin yanında bir sınır da var
Otuz beşinci ayette Âdem ve eşinin cennetteki imkânları ile yaklaşmamaları istenen ağaç birlikte anlatılır. Bolluk içinde bir sınırın hatırlatılması dikkat çekicidir. İnsan çok şeye sahipken bazen yalnızca kendisine açık olmayan tek şeye odaklanabilir. Elindeki nimetler görünmez olur, aklı hep eksik saydığı yerde kalır. Bu düşünceyi kendi hayatımızda da yoklayabiliriz. Bütün değerimizi ulaşamadığımız bir hedefe bağladığımızda, bugün gerçekten sahip olduklarımızı görmez hâle geliyor muyuz?
Sınır, hayatın bütün güzelliklerini inkâr etmek değildir. Bir isteğin başkasının hakkını aşmaması, bir kazancın haksızlığa dayanmaması veya bir ilişkinin zorlamayla sürdürülmemesi gerektiğini bilmek de sınırdır. Seçim yaparken yalnızca o anki isteğimizi değil, davranışımızın sonuçlarını düşünelim. Bana şimdi iyi geliyor olması, bunun her yönüyle doğru olduğunu göstermez. Bir kısa rahatlama daha sonra başka bir sorunu büyütebilir. Biraz beklemek, sormak ve değerlendirmek ise ilk anda zor görünse de daha dikkatli davranmamıza yardımcı olabilir.
Bir davranışın etkisi yalnızca bize kalmaz
Derste bir ekranın görüntüsünü bozan küçük noktalar üzerinden de örnek verilir. Bir bölgedeki bozulma, bütün görüntünün niteliğini etkileyebilir. Bunu insan ilişkilerinde düşündüğümüzde, bir yanlışın etkisinin yalnızca yapan kişide kalmadığını görürüz. Bir işte saklanan eksik, müşteriye zarar verebilir; o zarar başka sorumlulukları da etkileyebilir. Evde söylenen kırıcı bir söz, gün boyunca taşınabilir. Bu yüzden davranışlarımızı yalnızca kendi niyetimiz açısından değil, başkasında oluşturabileceği sonuç açısından da değerlendirelim.
Aynı şekilde iyilik de çevremize ulaşabilir. Bir bilgiyi açıkça paylaşmak, bir yanlışı düzeltmek veya kendi hakkımızı savunurken başkasının hakkını da korumak ilişkilerin güvenini artırabilir. Her etkinin tamamını bilemeyiz. Fakat küçük diye hiçbir davranışın önemsiz olmadığını anlayabiliriz. Şükür de burada yalnızca söz olarak kalmasın. Kullandığımız imkânı israf etmemek, bize emek veren insanı görmek ve nimeti sorumlulukla değerlendirmek bu bilincin parçalarıdır. Yapmadığımız bir haksızlık da bazen yaptığımız bir iyilik kadar belirleyici olabilir.
Hata yaptıktan sonra hangi yöne gidiyoruz?
Ders, Âdem’in hatasıyla İblis’in tutumu arasındaki ayrımı düşünmeye çağırıyor. İnsan yanlış yaptığında onu savunmak için yeni gerekçeler üretebilir. Ya da durup yanlışını fark edebilir ve bağışlanma isteyebilir. Bu iki tutumun yönü farklıdır. Hata yaptım demek zor gelebilir; fakat değişebilmenin kapısını açar. Ben zaten haklıydım diyerek her şeyi kapattığımızda ise aynı davranışı sürdürme ihtimalimiz artar. Kendi sözümüzü korumaya çalışırken hayatımızdaki zararı büyütmeyelim.
Yanlışımızı kabul etmek, bütün suçun bize ait olduğunu söylemek değildir. Başkasının yaptığı haksızlık onun sorumluluğudur. Biz kendi payımızda neyi düzeltebileceğimizi arıyoruz. Bir söz verdiysek yerine getirmek, birini incittiysek özür dilemek ve bir bilgiyi yanlış aktardıysak düzeltmek mümkündür. Dua da bu çabanın yanında yer alsın. Rabbimizden yalnızca sıkıntının bitmesini değil, doğru davranabilecek anlayışı ve gücü de isteyelim. Öğrendiğimizin hayatımızda yer etmesi, samimi bir dönüşü günlük davranışlarla sürdürmemize bağlıdır.
Öğrenilen bilgiyi hayata taşımak
Bu anlatımın sonunda kendimize çok somut bir soru yöneltebiliriz: Bugün bildiğim hangi doğruyu uygulayacağım? Birini dinlemeden hüküm vermemek olabilir. Bilmediğim bir konuda kesin konuşmamak olabilir. Bir isteğin beni ölçüsüz davranmaya ittiğini fark edip durmak olabilir. Büyük bir değişimi bir anda tamamlamak zorunda değiliz. Küçük ama gerçek bir davranışla başlayabiliriz. Okumaya ve düşünmeye devam ederken bu davranışı da izleyelim. Nerede zorlandık, neyi öğrendik ve bir sonraki sefer neyi daha dikkatli yapabiliriz?
Rabbimiz bize öğrenebildiğimiz bilgi için şükretmeyi, bilmediğimizi kabul edecek tevazuyu ve doğruyu uygulayacak kararlılığı nasip etsin. Bilgimizi kendimizi yüceltmek için değil, daha sorumlu yaşamak için kullanalım. Nimet içindeyken sınırları unutmayalım; zorlandığımızda yardıma kapalı durmayalım. İnsanları tek bir davranışa veya dış görünüşe indirgemeden anlamaya çalışalım. Kendi hatamızı fark ettiğimizde de ümitsizliğe düşmeden dönelim. Bilgi bizi yalnızca konuşan değil, daha dikkatli düşünen ve daha adaletli davranan insanlar hâline getirsin.


